Umberto Eco’ya Göre Faşizmin On Dört Ortak Özelliği
22 Mart 2019 Hayat İnsan

Umberto Eco’ya Göre Faşizmin On Dört Ortak Özelliği


Twitter'da Paylaş
0

“Tüm Nazi veya Faşist okul kitaplarında zayıflatılmış bir söz dağarcığı ve olabildiğince basit kelimeler kullanır. Böylelikle eleştirel bir muhakeme için gerekli olan vasıtalar sınırlandırılmış olur.”

Hem gazetecilerin hem de azınlıktaki muhalefetlerin cevaplamayı amaçladığı sorulardan biri, örtmece ve önemsizleştirmenin söyleme egemen olduğu günümüzde nasıl dürüst kalınacağıdır. Mesela “faşizm” gibi kelimeleri, bu kelimelerin dünya tarihinde sahip olduğu anlamlara sadık kalarak kullanabilir miyiz? Umberto Eco, 1995  yılında The New York Review of Books’ta yayımlanan “Ur-Fascism” isimli makalesinde, bu terimin II. Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte faşist domuz gibi basmakalıp bir tabire evrildiğini yazar. “Savaştan yaklaşık otuz yıl sonra Amerikalı radikaller tarafından sigara içme alışkanlıklarını onaylamayan polislere ithafen kullanıldı.” Öte yandan kırklı yıllarda faşizmle mücadele “Her iyi Amerikalı için ahlaki bir görevdi.” (Ve her iyi İngiliz ve Fransız partizan için, diye ekleyebilirdi)

Eco, Mussolini’nin, “Kuşkusuz bir diktatörlük olan ancak ılımlılığı dolayısıyla değil de ideolojisindeki felsefi noksanlık yüzünden tam anlamıyla totaliter sayılmayan,” faşist rejiminin gölgesinde büyüdü. “Yaygın kanının aksine İtalya’daki faşizmin özel bir felsefesi yoktu.” Yine de her nasılsa bir tarza sahipti, “giyinip kuşanmanın bir yolu –  siyah gömlekleriyle Armani, Benetton veya Versace’ın olabileceğinden çok daha etkili.” Yorumdaki kara mizah aslında faşizme ilişkin kabul görmüş önemli bir kanaatin göstergesidir. Hangi ulusal kültür tarafından üretildiğine bakılmaksızın faşizm, aşırı milliyetçiliğin bir biçimi olarak, üretildiği kültürün şeklini alır.

Avrupa ve hatta Güney Amerika’daki otoriter rejimlerin birbirinden oldukça farklı tezahürlerini izah edebilmek adına tek bir kelimenin üzerine yüklenilmiş gibi görünebilir. İtalya, “Bir Avrupa ülkesini egemenliği altına alan ilk sağcı diktatörlüktür” ve onu siyasal bir sistem olarak adlandırmıştır. Ne var ki bu noktada Eco’nun aklı karışır, “Niçin faşizm kelimesi, farklı totaliter hareketler için kullanılan bir kelime, bir kapsamlayış (synecdoche) hâline geldi?” Öncelikle, diye yazar Eco, faşizm belirgin sınırları olmayan bir totaliterlikti, farklı felsefi ve siyasi düşüncelerden oluşmuş bir kolaj, çelişki yuvasıydı.

Eco, “Sadece bir tane Nazizm vardı,” diyerek bu iddiasında ısrarcı olurken aynı zamanda da ekler: “Faşist oyun çok çeşitli biçimlerde oynanabilir, ve oyunun adı değişmez.” Eco, “Ur- Faşizm ya da Ebedi Faşizm,” olarak adlandırdığı kavramın niteliklerini 14 temel özelliğe indirger.  “Bu özellikler,” diye yazar romancı ve göstergebilimci, “bir sistem içinde düzenlenemezler; birçoğu birbiriyle çelişirken aynı zamanda despotluğun ve fanatikliğin öteki türleriyle benzeşirler. Fakat içlerinden birinin mevcut olması, faşizmin onun etrafında tutunmasına olanak sağlamak için yeterlidir.”

umberto eco

  1. Geleneğe olan sıkı bağlılık. “Kayda değer bir öneme sahip gelenekselci düşünürleri bulmak isteyen biri için faşist hareketlerin izlencesine bakmak yeterli. Nitekim Nazi dönemine hâkim gnostik düşünce de gelenekselci, senkretizmci ve okült unsurlardan beslendi.”
  2. Modernizmin reddi. “Aydınlanma ve Akıl Çağı modern ahlaki bozulmanın başlangıcı olarak görülür. Bu anlamda Ur-Faşizm irrasyonalizm olarak tanımlanabilir.”
  3. Eylem, eylem içindir inancı. “Eylem, kendi içinde kendiliğinden güzeldir dolayısıyla öncelikle ve herhangi bir derin düşünme olmaksızın gerçekleştirilmelidir. Düşünmek, –eylemi zayıflatmak için– bir nevi hadım yöntemidir.”
  4. Uzlaşmazlık ihanettir. “Eleştirel ruh ayrım yapar, ayırt etmekse modernizmin göstergesidir. Modern kültürde bilim camiası uzlaşmazlıkları bilgiyi geliştirmenin bir yöntemi olarak metheder.”
  5. Farklılık Korkusu. “Faşist ya da oluşum aşamasındaki faşist hareketlerin ilk söylemi, yabancılara yönelik itirazlardır. Böylelikle Ur-Faşizm, tanımı itibariyle ırkçıdır.”
  6. Toplumsal hezeyanlara başvurmak. “Tarihsel faşizmin en tipik özelliklerinden biri, ekonomik krizler ya da siyasi aşağılanmışlık duyguları yüzünden acı çeken, düşük sosyal grupların baskısından korkan hezeyan içerisindeki orta sınıfın desteğini aramasıdır."
  7. Komplo takıntısı. “Yandaşlar kendilerini kuşatma altında hissetmelidir. Komployu çözmenin en kolay yöntemiyse yabancı düşmanlığıdır.”
  8. Düşman hem güçlü hem zayıftır. “Söylemdeki odak sürekli değiştirilir ve bu sayede düşmanlar aynı zamanda hem çok güçlü hem de çok zayıftır.”
  9. Barış taraftarlığı düşmanla işbirliğidir. “Ur-Faşizm için yaşam mücadelesi diye bir şey yoktur, yaşam, mücadele için yaşanır.”
  10.  Zayıf olanı hakir görmek. “Elitizm her sağcı ideolojinin tipik bir özelliğidir.”
  11.  Herkes kahraman olmak için eğitilir. “Ur-Faşist ideolojide kahramanlık bir kuraldır. Kahramanlık tutkusuysa ölüm inancıyla sıkı sıkıya bağlıdır.”
  12.  Maçoluk ve silahlanma. “Maçoluk hem kadını aşağılamak hem de bekâretten eşcinselliğe kadar standart olmayan cinsel tercihlere karşı tahammülsüzlük ve kınama demektir.”
  13.  Seçici halkçılık. “Geleceğimizde, sadece seçilmiş bir grup vatandaşın duygusal tepkilerinin gösterildiği ve bunların Halkın Sesi olarak kabul edildiği bir internet veya televizyon popülizmi var.”
  14. Ur-Faşizm aldatıcı bir dille konuşur. “Tüm Nazi veya Faşist okul kitaplarında zayıflatılmış bir söz dağarcığı ve olabildiğince basit kelimeler kullanır. Böylelikle eleştirel bir muhakeme için gerekli olan vasıtalar sınırlandırılmış olur.”

Asıl listenin bu kısaltılmış versiyonu (tamamı The New York Review of Books’ta bulunabilir) Kottke’den, blog yazarı Paul Bausch vasıtasıyla bize gelmiştir.   “Otoriter rejimlere karşı duran güçlü bir tarihe sahibiz,” diyor Bausch, “Direnişin, gerektiğinde devreye giren bir bağışıklık sistemi cevabı olduğuna inanmak istiyorum.”

Eco’nun makalesinin genellikle üzerinde durulmayan ayrıntılarından biri, Eco’nun İtalyan muhalif hareketinin başarı olasılığı bulunmayan koalisyonlarını vasıflandırışıdır. Direniş, “Direnişi kendi şahsi malvarlıklarıymış gibi sömüren,” komünistleri ve Eco’nun çocukluk kahramanı olan Franchi gibi liderleri de kapsıyordu – “öylesine komünizm karşıtıydı ki, savaştan sonra radikal sağcı gruplara katıldı.” Totaliter hükümetler karşısında mukavemet gösteren öteki uluslarda görülmeyen bu durum, belki de İtalyan direnişinin belirgin bir özelliğidir. Nitekim taraflar arasındaki bu ortak menfaat noksanlığı için Eco, “Kimin umurunda,” der, “özgürleşme, farklı niteliklere sahip insanların ortak eylemidir.”

Çeviren: Fulya Kılnçarslan

(OpenCulture)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR