Uno Chiyo: 20. Yüzyıl Japon Edebiyatında Aykırı Bir İsim
12 Aralık 2019 Edebiyat

Uno Chiyo: 20. Yüzyıl Japon Edebiyatında Aykırı Bir İsim


Twitter'da Paylaş
0

“Gördüğün üzere, duruma bağlı olarak iki farklı kişiyi oynamada ustayım. Babam evdeyken davranışları son derece düzgün olan bir hanımefendiyim. Gittiğinde kimsenin kontrol edemeyeceği bir baş belasına dönüşüyorum.” – Uno Chiyo, Iro-zange

Japonya’da Meiji Dönemi sonrasında kadınlara edebiyatta seslerini duyurma hakkı tanınmaya başlandı. Batılılaşmanın da etkisiyle 1920’lerin ortasında yeni bir edebi tür olan “watakushi-shōsetsu” ortaya çıktı. Bu türü şöyle tanımlayabiliriz: Kurgusal öğeleri içeren ama yazarın içten bir ses kullandığı ve hiçbir şeyi saklamadığı, hatta normalde tabu sayılabilecek (özellikle o zamanların Japonyası’nda) olayları teker teker itiraf ettiği edebi tür. Bu tür sayesinde kadınlar erkek egemen edebiyat dünyasına tekrar giriş yaptı.

Japonya’nın ilk edebi eserlerinin (Murasaki Shikibu’nun Genji’nin Hikâyesi ve Sei Shonagon’un Makura no Soshi’si) kadın olmasına karşın, Heian Dönemi (794-1185) sonrası kadın yazarlara pek rastlanmıyor. Özellikle Edo Dönemi’nde (1600-1868) neo-Konfüçyanizm etkisiyle kadınlar edebiyattaki yerlerini yavaş yavaş kaybetti. Meiji Dönemi’nde (1868-1912) ise kendilerine Atarashii Onna (Yeni Kadın) diye hitap eden, entelektüel kadınlardan oluşan bir grup, kadın karakterlerin ve kadınların yazdığı edebi eserlerin erkekler tarafından eleştirilmesine karşı çıktı ve kadınların edebi eserler üretmekle kalmayıp toplumda daha fazla rol almaları için onları teşvik etti.

İşte böyle bir dönemde, Yeni Kadın figürünün ortaya çıkmasından yaklaşık on yıl sonra Batılı kıyafetleri, küt saçları ve hayat tarzı Meiji hükümetinin kadınlara dayatmaya çalıştığı “İyi eş, bilge anne” ideolojisine tamamen ters düşen moga (modern kız) adında bir kadın figürü ortaya çıktı. Bu terimi ilk kullanan Kitazawa Shūichi’ydi. 1923 yılında bir gazete yazısında İngiltere’deki işçi sınıfına ait kadınlara hitap etmek için moga terimini kullandı. Ortaya çıktığı yıllarda birçok yazarın ilgisini çeken ve Japon edebiyatının ünlü ismi Tanizaki Jun’ichirō tarafından Naomi eserinde ölümsüzleştirilen moga, başta bir moda ikonu olarak görülse de özgürlükçü hayat tarzı nedeniyle 1930’larda toplum tarafından dejenere bir figür olarak eleştirilmeye başlandı. Böylece edebi eserlerde karşımıza daha çok bir stereotip olarak çıkıyor: Hirotsu Kazuo’nun Jokyū (Garson, 1932) romanı çocuğuna bakmak için kafede çalışan bir annenin hikâyesini anlatıyor. Takeda Rintaro’nun Ginza Hacchome’sinde yazar bir adamla yaşayan bir garson yer alıyor ama adam onu terk ediyor. Kısaca, bu geçmini sağlamak için çalışan, güçlü kadınları romanlarda hiç de iyi bir son beklemiyor.

Uno Chiyo (1897-1996) moga’nın en dikkat çeken örneklerindendi ve yukarıda bahsi geçen durumu eserlerinde tersine döndürdü. Uno Chiyo çoğu otobiyografik sayılabilen eserlerinde toplumda aktif rol oynayan ve türlü işlerde çalışan kadınların korkularını ve deneyimlerini aktardı. 1897’de Iwakuni’de doğan Uno fırsatlarını kendisi yaratan bir bireydi. Köyde öğretmen olarak çalıştı, ancak kıyafetleri ve “abartı” makyajı yüzünden dikkatleri üzerine topladı ve sürekli uyarı aldı. Başka bir öğretmenle ilişki yaşadığı ortaya çıkınca kovuldu ve bunun üzerine Kore’ye gitti. Aşk hayatı onu şehirden şehire, ülkeden ülkeye sürükledi ve bir numaralı ilham kaynağı oldu. Dört kez evlendi ve boşandı, yazar ve sanatçı sevgilileri oldu. İlk evliliği, yazarlık kariyeri başlayınca son buldu: Uno Tokyo’daki editöründen haber alınca Hokkaido’daki evini ve eşini bırakıp soluğu Tokyo’da aldı. Hokkaido’daki yaşamıyla ilgili şöyle dedi: “Hokkaido’daki bir yıl sekiz aylık evlilik hayatım umutla doluydu. Yaşadığım tek normal hayat buydu.” Garson olarak çalıştığı yıllarda birçok editör ve yazarla tanışmıştı. Hatta Akutagawa Ryūnosuke’nin öykülerinden birine ilham verdi. Akutagawa’nın garson karakteri “sıradan bir garson değildi.” Onu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, kitap okumasıydı. 

Ancak Uno yalnızca bir karakter olarak kalmaya niyetli değildi, yazar olmanın hayalini kuruyordu. Tōgō Seiji ile kurduğu ilişki onu Iro-zange (Aşk İtirafları, 1935) yazmaya itti, yazar Kitahara Takeo ile süren yirmi beş yıllık evliliği boyunca Sasu, Kōfuku ve Ame no oto isimli üç eser yayımladı. Uno Chiyo’nun bazı eserlerini İngilizce’ye çeviren Phyllis Birnbaum’a göre, “Uno Chiyo kendi ilişkilerini eserlerini taşıyan ve bununla ünlenen, nadir kadın yazarlardandı. Çağdaşları eserlerinde sosyal konulara değinirken o, kalp kırıklarının küçük dünyasına tutundu.” Uno’nun yaşadığı ilişkiler kadar moda, makyaj ve birçok farklı ortamda çalışması, edebi kimliğinin oluşmasına yardımcı oldu. Uno’nun 1921 tarihli ilk eseri Shifun no kao (Boyalı Yüz) Osumi adında, kafede çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor ve modern kız figürünün o yıllarda nasıl tepkilerle karşılaştığını gözler önüne seriyor. Osumi’nin âşığı Hüber, Osumi’yi günlük kıyafetler içinde ve yüzünde makyaj olmadan gördüğünde ona olan ilgisini kaybediyor. Uno’nun eserlerinde makyaj, yalnızca fiziksel özelliklerin değil, ayrıca karakterlerdeki kusurların kapatılması görevini görüyor. Uno’nun kendi hayatını Kazue’nin sesiyle anlattığı Aru hitori no onna no hanashi’de (Yalnız Bir Kadının Hikâyesi) ise karakter koyu bir renge sahip teninden kurtulmak ve Japon ideal güzelliğine kavuşmak için makyaj yapıyor. 

Bu roman, aynı zamanda 1920’lerin Japon toplumunu gerçekçi bir şekilde tasvir ediyor ve romanda modern kız figürü farklı rollere bürünmek zorunda bırakılıyor. Okur, Uno’nun hem bir yazar hem de moga olarak yaşadığı hayatını gözlemleyebiliyor. Böylece zamanının en ses getiren kadın figürünü daha iyi anlama fırsatı doğuyor. Moga üzerine yazmış olan çoğu erkek yazarın aksine Uno, gerçekçi ve içten bir yaklaşımla bu figürün birçok özelliği olduğunu, iyi ya da kötü kategorisine konulamayacağını, kadınlara ve Japon toplumuna birçok şey öğretebileceği fikrini destekliyor. Yalnız Bir Kadının Hikâyesi Kazue’nin çocukluğundan başlıyor. İlk bölüm, evdeki dominant baba figürünü, Kazue’nin onu ve başkalarını sürekli memnun etmeye çalışmasını, ancak daha sonra kendi yolunu çizmeye karar verişini anlatıyor. Kahramanın Kore’ye yaptığı yolculuk fiziksel ve duygusal sınırların aşılmasının altını çiziyor. Kazue’nin yavaş yavaş “ideal Japon kadını”ndan uzaklaşmasına şahit oluyoruz. 

Uno Chiyo ve Tōgō Seiji

Uno chiyo diğer ünlü romanı Iro-zange’yi (Aşk İtirafları) yazdığında hem sosyal hayatı hem de yazarlık kariyeri sayesinde çoktan ünlenmişti. Romanın çıkış noktası, yazarın ressam Tōgō Seiji ile yaşadığı kısa ve tutkulu aşktı. Ancak romandaki hikâye ressamın hayatının bir kesitini sunuyordu. Uno, Tōgō Seiji ile tanıştığında adam, âşık olduğu kadınla intihara kalkışalı çok olmamıştı. Uno Chiyo bununla ilgili, “O zamanlar sevgililer birlikte intihar etmiyordu. Bu yüzden gazeteler çıldırdı. Şimdi böyle durumlar arttı, artık kimse heyecanlanmıyor,” dedi. Bu durumdan, hakkında bir roman yazacak kadar etkilenmişti. Aşk İtirafları’nın yazıldığı 1933 ve 1935 yılları arasında Japonya türlü değişimler geçiriyordu: Özgürlükçü görüşler bastırılıyordu, milliyetçiler güçlenmek istiyordu. Roman ve karakterleri bu zamanların neden olduğu karmaşa ve kafa karışıklığını yansıtıyor. Tōgō Seiji’nin hayat bulduğu Yuasa Jōji isimli karakter pasif, güçsüz ve bencil bir karakter olarak ele alınıyor. Uno olayları Yuasa’nın gözünden aktarıyor ve bir gerçeğin daha altını çiziyor: Böylesine baskıcı bir toplumda cinsiyet gözetmeksizin, insan roller oynamak zorunda bırakılmıştır. Romanın bir başka önemli özelliği, kadın karakterlerin kitap boyunca gelişim göstermesi, arka planda kalsa dahi karakterlerin tekdüze olmaması. Uno’nun olaylara ve kişilere kadın bakış açısı ile yaklaşması daha gerçekçi betimlemelerin ve tanımların yapılmasına olanak sağlıyor. 

Herhangi bir Meiji Dönemi eserine baktığımızda, çoğunlukla siyah ve beyaz, iyi ve kötü, anne ve kötü kadın şeklinde ikiye ayrıldığını gördüğümüz kadın karakterlerin çoğu, Uno’nun eserlerinde birçok şey olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin “hastalıklı, güçsüz bir kız çocuğu” gibi görünen Tomoko evlendirildiği adamı terk edip âşık olduğu kişiyle kaçıyor. Uno cinsel özgürlüğü destekleyen ve toplumun kurallarına uymak yerine kendi kurallarını kendi yaratan, yaşadığı toplumda tartışmalara yol açan bir şahsiyetti. Uno, kendine benzeyen ve yaşamlarını seçme özgürlüğünü teşvik eden kadın karakterler yaratarak, modern kızların yanlış tanıtılmasına karşı çıktı. Onların gerçek kimliklerini gözler önüne serdi ve sonraki kadın yazarlara ilham ve güç verdi. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR