Ursula K. Le Guin’den Olay Örgüsüne Dair
7 Temmuz 2019 Edebiyat Roman

Ursula K. Le Guin’den Olay Örgüsüne Dair


Twitter'da Paylaş
0

Dolaylı Anlatı ya da Ne Anlatıyor?

Kimi insanlar hikâyeyi olay örgüsü olarak yorumlar. Kimileri ise hikâyeyi eyleme indirger. Olay örgüsü meselesi edebiyatta ve yazım derslerinde öyle çok tartışıldı, eyleme o kadar çok değer atfedildi ki, ben artık buna denk başka bir fikir sunmak istiyorum.

Eylemden ve olay örgüsünden ibaret bir hikâye oldukça yetersizdir, bazı muhteşem hikâyelerde ikisi de yoktur. Bana göre, olay örgüsü bir hikâyeyi anlatma yollarından sadece biridir, olayları genellikle nedensellik zinciriyle birbirine sıkıca bağlar. Olay örgüsü gerçekten muazzam bir araçtır. Ama hikâyeden üstün değildir, hatta hikâye için gerekli bile değildir. Eyleme gelince, gerçekten de bir hikâye ilerlemeli, bir şeyler olmalıdır; ama bir eylem, yerine ulaşmayan bir mektuptan, dile getirilmeyen bir düşünceden, bir yaz gününün geçişinden farklı bir şey değildir. Bitmek tükenmek bilmeyen şiddetli bir eylem, esasında ortada anlatılan bir hikâyenin olmadığına delalettir.

E. M. Forster’ın yıllardır hem sevip hem kavga ettiğim Roman Sanatı kitabında, hikâyenin ne olduğuna dair ünlü bir örnekleme vardır: “Kral öldü ve sonra kraliçe öldü.” Olay örgüsünü ise şöyle örnekler: “Kral öldü, sonra kraliçe de kederinden öldü.”

Bana göre ikisi de tam olgunlaşmamış birer hikâye; ilki üstünkörü, ikincisi biraz olsun yapılandırılmış. İkisinin de bir olay örgüsü yok. “Kralın kardeşi kralı öldürüp kraliçeyle evlendiğinde, veliaht prens allak bullak oldu” – işte şimdi görünce ayırt edebileceğiniz bir olay örgüsü var.

Sınırlı sayıda olay örgüsü vardır (kimi yedi der, kimi on iki, kimi de otuz). Oysa hikâyelerin sayısında sınır yoktur. Dünyadaki herkesin kendi hikâyesi var; bir insanın başka biriyle bir araya gelmesi yeni bir hikâyeyi başlatabilir. Willie Nelson’a şarkılarını nasıl yazdığı sorulduğunda, “Gökyüzü melodilerle dolu, sadece uzanıp alıyorsunuz,” demişti. Dünya da hikâyelerle dolu, elinizi uzatmanız yeterli.

Bir hikâye yazmaya başlamadan önce, sağlam bir olay örgüsünün ayrıntılı planını yapmaları gerektiği fikrinden insanları uzaklaştırabilmek niyetiyle söylüyorum bunu. Tabii bu şekilde yazmaktan hoşlanıyorsanız devam edin. Ama bu hoşunuza gitmiyorsa, plan yapmayı veya olay örgüsü kurgulamayı sevmiyorsanız, endişelenmeyin. Dünya hikâyelerle dolu... İhtiyacınız olan bir veya iki karakter, bir diyalog, belki bir durum, belki de bir mekân olabilir; işte orada hikâyeyi bulacaksınız. İlerlemekte olduğunuz yolu genel olarak bilebilmek için hikâye hakkında düşünür, yazmaya başlamadan önce kısmen de olsa üzerinde çalışırsınız. Ama geri kalan her şey anlatım sürecinde ortaya çıkar. “Dümeni yaratıcılığa kırma” imgemi seviyorum, ama aslında hikâye gemisi sihirlidir. Gideceği rotayı bilir. Dümendeki kişinin işi, gittiği yerde hikâyenin kendi yolunu bulmasına yardım etmektir.

Bilimkurgu ve fantazya yazarları bu becerinin ziyadesiyle farkındadır, çünkü bu anlatılarda, anlatılmadığı müddetçe okurun hiçbir şekilde bilemeyeceği bir sürü bilgi aktarmaları gerekir. Hikâyem 2005 yılında Chicago’da geçiyorsa, okurlarımın ve mekâna dair genel bir fikirlerinin olduğunu, olup bitene hâkim olduklarını ve en basit ipuçlarını kullanarak resmi tamamlayabileceklerini varsayabilirim. Öte yandan, anlattığım hikâye 3205’te 4-Beta Draconis’te geçiyorsa, okurlarımın onları neyin beklediğine bir fikri olmaz. Hikâyenin dünyası, hikâyenin içinde yaratılıp açıklanmalıdır. Bu, bilimkurgunun ve fantazyanın kendine has ilginçliği ve güzelliğinin bir parçasıdır: Yazar ve okur, bir dünya yaratırken iş birliği yaparlar. Tabii bu biraz alengirli bir iştir.

Bilgiler, aptalca yöntemlerle bile tam gizlenemeden ders verir gibi aktarılırsa – “Hey Kaptan, bana karşı-madde dissimülatörünün nasıl çalıştığını anlatsana!” ve sonra o da uzun uzadıya anlatır– işte o zaman bilimkurgu yazarlarının Açıklayıcı Topak dediği şey olur. Hünerli yazarlar (hangi türde yazarlarsa yazsınlar), açıklamaların topaklanmasına müsaade etmez. Bilgileri parçalar, iyice öğütür ve sonra hikâyeyi inşa edecekleri tuğlalara dönüştürürler.

Hemen her anlatıda açıklanıp tanımlanacak bir şeyler olur. Bu açıklayıcı yüklemeler bilimkurguda olduğu kadar anı yazılarında da sorun olabilir. Bilgileri hikâyenin parçası haline getirmek öğrenilebilir bir beceridir. Ve daima, çözümün önemli bir bölümü aslında sorunun farkında olmakta yatar.

(Kaynak: Ursula K. Le Guin, Dümeni Yaratıcılığa Kırmak, Damla Göl, Hep Kitap, 2017)

Hazırlayan: M. Gizem Erkol


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR