Uyanan Güzel: Güç, İktidar ve Kadına Atfedilen Edilgenliği Sorgulayan Bir Roman
27 Kasım 2017 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Uyanan Güzel: Güç, İktidar ve Kadına Atfedilen Edilgenliği Sorgulayan Bir Roman


Twitter'da Paylaş
0

Jale Sancak'ın Uyanan Güzel'i farklı tarihsel ve kültürel dokunuşlarla katmanlaşarak başka sarsıntılara, öznelliklere ve anlam arayışlarına davet ediyor okuru. İstanbul'da ilkin aşk sarıyor sarsıntıları, yaraları. Sonra sevgi kabuk attırıyor, karakterleri dönüştürüyor ve sevgi başkanın tecrübesini bizim duymamızı eyliyor. Aslında en çok da yazı arz eyliyor yolları kesişen bireysel ve kültürel örselenmeleri görmemizi ve buradan doğan umudu fark etmemizi.
Deniz Gündoğan İbrişim
Jale Sancak'ın yeni romanı Uyanan Güzel (2017) raflarda henüz yerini aldı. Savaşın, darbenin, yerinden edilmenin, insan eliyle gerçekleştirilen felaketlerin, bireysel ve toplumsal krizlerin, kentsel dönüşümün, sürgünlük hallerinin bin bir yüzünün iç içe geçtiği kolektif bir dünyanın iletişim biçimini sunuyor Sancak yeni romanında. Burhan Sönmez İstanbul İstanbul (2015) romanıyla yerin üç kat altındaki küçücük bir hücrede kıvranarak birbirlerine hikâyeler anlatan dört adamın çevresinde, kaygıyla ve kahkahayla İstanbul'u nasıl yeniden ilmek ilmek örüyorsa Sancak da, acı ile umudun birleştiği noktada, günümüz İstanbul'un temsiliyle buluşturuyor bizi. Geçmişten geleceğe doğru şimdiki zamanın içinden geçerek yorgun, kırgın, güvensiz bir kuş gibi uçuyor tepemizde İstanbul ve her birimizin başına konuyor. Dinle beni diyor. Söyleyecekleri var çünkü, karşılaşmaları var. Bosna Savaşı'nda, Markale'de pazar yerinde bir bacağını kaybeden akordeon ustası ve sokak çalgıcısı Romanyalı Adrian, Adrian'ın sevgili Bayan Parrot'su, 1980 darbesiyle sevdiği elinden alınan, kızgın, öfkeli ve kırılgan terzi Vahide, Vahide'nin kapanmayan yarasının ve dinmeyen öfkesinin sahibi yatalak baba Azim bey, anne ve babasını, Leman ve Memo'yu, tuhaflıklar içinde kaybeden, Vahide'nin biricik ateş topu yeğeni Deniz, dizi oyuncusu Melis, barakadaki balıkçı, Deniz'in Arda'sı, Deniz'in Cereniko'su. Günümüzün İstanbul'u aslında son yıllarda çehresini ve ruhunu hızla değiştiren İstiklal Caddesi, ise bütün karakterlere hayat nefesini üflüyor, onları yoğurup şekillendiriyor. Her zaman yaptığı gibi. Yüklü bir duygudan bir diğerine savrulan, çoğu kez yitip gidenlere dair duyulan özlem, öfke, acı, isyandan beslenen bir yağmur bulutu taşıyor Sancak. Uyanan Güzel bir solukta okunan metinlerden. Ancak okurken fark edeceğiniz ve giderek artan bir yumru takılıyor boğazınıza. Sancak'ın kaleminin ucunda yükünü çoktan almış bir isyan ve adalet arayışı patlayıveriyor. Bu adalet arayışı karakterlerin hafızalarından sızan bireysel travmayı imlerken, kolektif hafızayı ve ekolojik hafızayı okumaya davet ediyor bizi. Türkiye'nin çok yakın dönemini, İstanbul sokaklarında giderek artan huzursuzluğu, bitmek bilmeyen inşaatı, eko bilinçten ego bilince hızla düşüşü, güvenlik duvarlarını, gösterileri, protestoları, hatta daha geçtiğimiz yazın tam ortasında İstanbullular'ı kıskıvrak yakalayan o amansız seli ve doluyu okuyoruz. Tam da içinden geçtiğimiz günlerin edebiyatını tahayyül ediyorken, bugünün hem tematik hem de biçimsel olarak nasıl yazılacağını düşünüyorken Uyanan Güzel tam zamanında yetişiyor bize. Roman "Gri Şehir Masalı"yla açılıyor: Kâhin o yönü göstermişti Uzaklardan gelip mavi safiri andıran duru denizlerden geçti yorgun savaşçı, kavmiyle birlikte. Karşılıklı yılankavi iki kıyı boyunca ilerledi, yeni bir şehir, bir krallık kurma umuduyla. Sonunda kâh tirşe, kâh safir, kâh topaz rengine dönüşen içdenizin etrafını çevirdiği ıssız, insansız yarımadaya vardı. Güneşin altında parıldayan yarımadanın kartal gagasını andıran en uç noktasına demir attı... Yarımada bakirdi, huzurluydu, toprak gümrahtı, denizden bereket fışkırıyordu, hemen işe koyulmalı, koloniyi kurmalıydı. Şükran duygusuyla, suyla oynaşan kartal gagasının üstüne Denizler Tanrısı Poseidon için bir tapınak inşa ettiler. Ardından surlarla çevirdiler yöresini. Şehir böyle başladı; böyle başladı ağacın kesilişi ve taşın yerinden edilişi. (5-6) "Gri Şehir Masalı" roman boyunca mitik diliyle devam ediyor. Şehir daha ağaçsızlaşıyor, daha kararıyor, koloni büyüdükçe büyüyor. İki ayrı dünyanın var oluşunu okuyoruz Uyanan Güzel'de. Bu iki ayrı dünya premodern, modern ve modern sonrası olarak birbirinin içine geçiyor diyebiliriz. Bir yanda yarımadaya giren savaşçılar, gözyaşı ve sisle kuşatılan şehir, İstanbul, öte yanda geçmişe dokunarak tam bugünde kendilerini kurmaya çalışan örselenmiş yaşamlar, düşkün ve kırgın bireyler: Vahide, Deniz, Adrian. İki ayrı dili var Uyanan Güzel'in. Yukarıdaki lirik ve mitik dilin yanına Deniz'in ve Ceren'in dili ekleniyor: Son günlerde şok üstüne şok… Haneke filmlerinden beter. Bir haftada altüst oldum be! Nerdeyse… Değer verdiğim şeylere inancımı da kaybedeceğim. Sen git canım, ben gelmeyeceğim toplantıya. Hayatın mı değişti? N'oluyor ya? Elini tuttu Deniz'in, sıktı. Ağlamışsın da… Her neyse gelme, tamam, ama önce öt bakalım, ne iş? Ağladım Cereniko. Çocuktan beter. Aptal aptal. Bir kapı içi bulup… Kızdım, küfrü bastım, duvarı tekmeledim… Tekmelerken apartmanın kapıcısına yakalandım. Ceren yadırgadığını belli etmemeye çalışarak, bardakların üzerindeki plastik kapakları çıkarıp tepsiye bıraktı. Anladım, mevzular derin. Kahveni soğutma… Dinliyorum. (100) Romanda bir motif olarak kendini tekrar eden bu ikili dilin ördüğü zaman ve mekânda bir kopukluk gözlemlenmiyor. Olayları yalın biçimde aslında tek merkez ve zamanda birleştiriyor Sancak. Dilsel, zamansal ve mekânsal sıçramalar bu anlamda okuru yormuyor. Aksine hikâye anlatıcılığının, efsanelerin, destanların olanaklarıyla hem bireysel hem toplumsal-kültürel bağlamda "sömürgeciliğin" kuyruğunun ne denli uzayabildiğinin, nereden gelip şimdide nereye uzandığını gösteriyor Sancak. Bu anlamda romanda örtük küresel sömürge eleştirisini bulmak çok mümkün. Hatta sömürgeciliğin "yavaş şiddet" dediğimiz bir başka yüzü ortaya çıkıyor Uyanan Güzel'de. Yavaş şiddet, bir anda gerçekleşip biten felaketin ve krizin aksine zamana ve mekâna sinsice nüfuz edip birikerek artan bir şiddeti imliyor. Kentsel dönüşümün insanda, zamanda ve mekânda yol açtığı değişim ve tahribat, doğanın dengesinin bozulması, sınıfsal farkın giderek koyulaşması ve fakirin, ezilenin değil zenginin görünürlüğü yavaş şiddetin bize söylediklerinin sadece bir kısmı. Uyanan Güzel'de yavaş şiddetin önümüzde nasıl açıldığına ve bu tür şiddetin temsiline bakarken birbirinden farklı tarihsel ve kültürel temas bölgelerinden de geçiyoruz. İlkin Vahide'de yıllarca kilitli kalmış bir öfke açılıyor. Hayatla sıkı bir derdi olan bu kadının kabuğunun niçin bu kadar acı olduğunu 12 Eylül 1980'e dönerek öğreniyoruz. Babası Azim Bey'in Vahide'nin sevdiği adamı ihbar etmesi Vahide'de onulmaz bir yara açmıştır. Şimdi aciz, yatalak Azim Bey'e bakan, ona yemek yediren, altını değiştiren de yine Vahide'dir. Sancak böylesi bir krizden geçen orta yaşlı Vahide'yi bilinç akışı tekniğiyle okura incelikle aktarırken biz de Vahide'nin travmatik hafızasının gri labirentlerinde dolaşma imkânı buluyoruz. Çok şey öğreniyoruz Vahide'den: Eve dönmenin olanaksızlığını, evin tekinsizliğini ve uçuculuğunu, ailenin hem özgürlük çoğu kez de pranga oluşunu, sevgiyi, sabretmeyi, emeği, acıyla yoğrulan mizahı. Vahide'nin üstüne titrediği yeğeni Deniz, edebiyat ve sanatın gücüne inanan, yirmi birinci yüzyılın neo-liberal yaptırımlarına sıkı sıkıya karşı çıkan, yaşadığı şehri savunan yeni kuşağın güçlü kadınlarından. Vahide'ye can suyu oluyor, geçmişin yükünü hafifletmesine yardımcı oluyor. Vahide'yle yolları kesişen bir diğer kişiyse tek bacaklı sokak çalgıcısı, akordeoncu Romanyalı Adrian. Adrian olmayan bacağı yerine geçecek protez bacak almak için para biriktirmeye çalışıyor; gece gündüz akordeon çalıyor sokakta. Bu genç adam farklı tarihsel ve kültürel temasın da en iyi örneği romanda. Adrian'ın geçmiş hikâyesi İstanbul'un sokaklarından geçerek ulaşıyor okura: Birdenbire Bella Bar'a dönüştü mekân. İsrail'deki en çekici ortam. Mavi ışıkların altında iri memeleriyle dans ediyor Maya. Meme uçları dimdik, beli incecik, poposu çok güzel. Erik konyağı içiyorlar bir yandan. Maya hep gülümsüyor, durmadan, kıpkırmızı gülümsüyor, mırıl mırıl konuşuyor. Aniden yankılı, derinden gelen bir patlama sesiyle Saraybosna'da uyanıyor Adrian. Pazaryeri parçalanıp her yana saçılmış bedenlerle dolu. Bakıyor, belki de bakmıyor,   hissediyor, sol bacağı yok. Baldırından kopmuş. Akordeonun körüğü açılıp kapanıyor, açılıp kapanıyor, sesi tutuk, cılız. Az evvel yanındaydı, el eleydiler, ona Güneş Kralı'nın masalını anlatıyordu, ama kayboldu Maya, cesedi neredeydi meçhul. (s. 31) Adrian'ın tanıklık ettiği şiddet ve yaşadığı travma İstanbul sokaklarında dile dökülerek anlam buluyor. En önemlisi de İstanbul'un tekinsiz ve kaotik ortamında, en hararetli gösterilerin patlak verdiği zamanlarda acısına dönüp bakıyor Adrian. Ve acısına dönüp bakarken Vahide'yi tanıyor, onu seviyor, ona Güneş Kralı'nı anlatıyor ve şöyle diyor: "Yok. İyiyim. Mutluyum çok. Güldü tasasızca. No problem. Her şey bella seninle". (s. 123) Bu anlamda Türkiye'nin darbe tarihi, Bosna Savaşı ve şimdiki zaman yeniden yazılmış parşömen hafıza(lar) olarak çıkıyor karşımıza. Burada aidiyet ve hafıza hem belli bir mekânı imliyor hem de çoğulluğa açılıyor. Hafıza, Pierre Nora’nın söylediği gibi "somuta, uzama, imgeye ve nesneye kök salması"nın aksine, nereye kök saldığımızla değil nereye vardığımızla ilgileniyor belki de Uyanan Güzel'de. Sancak, geçmiş, bugün ve gelecek arasında gidip gelen travmatik hafızanın hareket haliyle buluşturuyor bizi. Uyanan Güzel, farklı tarihsel ve kültürel dokunuşlarla katmanlaşarak başka sarsıntılara, öznelliklere ve anlam arayışlarına davet ediyor okuru. Burada İstanbul'da ilkin aşk sarıyor sarsıntıları, yaraları. Sonra sevgi kabuk attırıyor, karakterleri dönüştürüyor ve sevgi başkanın tecrübesini bizim duymamızı eyliyor. Aslında en çok da yazı arz eyliyor yolları kesişen bireysel ve kültürel örselenmeleri görmemizi ve buradan doğan umudu fark etmemizi. Uyanan Güzel adındaki göndermeyle ve masalsı anlatımıyla Uyuyan Güzel'i yeniden yazıyor bir bakıma. Kadına atfedilen edilgenliği ters yüz ediyor. Erkek etkendir, kadın edilgen. Erkek kuvvetlidir, kadın zayıf ikili karşıtlığını konuşan, biçen, diken, şekillendiren ve dönüştüren kadınlarla reddediyor. Ataerkil ağ içinde Azim Bey her zaman sonsuz azamet taşımıyor. Güç, iktidar ve erkeklik ilişkisini sakatlık üzerinden okumamızı sağlayan Adrian ise okuru ideal ve hegemonik erkekliklerin sorgulanmasına davet ediyor. Uyanan Güzel bu anlamda farklı okumalara açık katmanlı ve incelikli bir metin olarak çıkıyor karşımıza.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR