Uyanış’ın İç Yapısı Üzerine
31 Aralık 2018 Edebiyat

Uyanış’ın İç Yapısı Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

Kadın benliğini her an daha derinden, daha bütünlüklü hisseden Edna...

Kadının toplumdaki rolünün iyice kısıtlandığı bir yüzyılın dönümünde, Viktoryen dönemin bunaltıcı baskısının sürdüğü tarihlerde yazılmış olması, Uyanış’ı, bütün edebi iddialarıyla birlikte, ahlaki ve düşünsel bir dönüşümün, o sıralar adı açıklıkla koyulamayan bir başkaldırının romanı yapar: Kate Chopin’in, genç, çocuk sahibi ve evli bir kadını merkezine oturttuğu bu küçük kitap, kendi döneminin en cüretkâr yazarlarını bile (yalnızca Henry James’i hatırlamak bile yetecektir, edebi ve yaşamsal “ilişkiler” konusunda takıntılı bu yazarı) gölgede bırakacak ölçüde söz sahibi oluşu ve başkarakteri Edna’nın başından sonuna sürdürdüğü derin duyumsayışı her an okura hissettirebilmesiyle öne çıkar.

Bildungsroman ve künstlerroman furyasının estiği uzunca bir edebi iklimin içinde bir yerlerde, bu türden romanların çoğunlukla genç ve idealist erkek kahramanlarıyla ağırlığını koyduğu bir zaman aralığında beliriveren Uyanış, bütün önkabulleri sorgulatacak biçimde yetkin ve edebi bakımdan inceliklidir öncelikle: Sadece içeriği ve adım adım bir şeylere başkaldıran Edna’nın ruhsal değişimini parlaklıkla yansıttığı için değil, aynı zamanda bunu açık seçiklikle görülebilen edebi yapısıyla verebildiği için de özgün bir romandır. Kadın benliğini her an daha derinden, daha bütünlüklü hisseden Edna’nın, yazılışından bugüne ısrarla ve haklı olarak vurgulanan duygusal, cinsel, toplumsal ya da estetik “uyanışını”, edebi sınırlar ve olanaklar içinde yazarın nasıl görünür kıldığını kısaca değerlendirmek gerekecek olursa, romanların hâlâ birer “hikâye” anlattığı bir çağa bu kitabın nasıl bir açılım getirdiğini sanırım öncelikli olarak barındırdığı edebi ilişkiler ağı içinden bulabiliriz.

Romanın merkezinde her ne kadar Edna duruyorsa da, çevresindeki kişiler asla tek boyutlu ve yavan çizilmemiş, Edna’nın karakterini ve oluşumunu düz bir yoldan besleyecek ölçüde işlevsel düşünülmemiştir. Ne kocası Leonce baskıcı ve büsbütün anlayışsızdır ne de Edna’nın sonradan ilgi duyacağı iki erkek olan Robert ve Arobin duygusal veya tensel yönden birer “şantaj” unsuru. Çocuklarına ve ailesine düşkünlüğüyle temelde anaç bir izlenim veren dost Madam Ratignolle, romanın başlarında uzunca bir sahnede Edna ile bedensel ve ruhsal bir uyum, bir yakınlaşma sunuyor; diğer kadın karakterler, özellikle müzisyen Matmazel Reisz akıllıca çıkarımları ve yaklaşımıyla Edna’nın oluşmakta olan sanatçı yanına temas ediyordur: Çevredeki bu kişilere yüklenen özgün ve sahici nitelikler, kimisi bir an belirip kaybolan onca kişiliğe yapılan küçük ama parlak dokunuşlarla en sonunda Edna’nın arayışını ve gelişimini de etkiler ve onu, denge noktaları sürekli belirsizleşen bir ilişkiler ağı içinde daha inandırıcı ve hakiki olmaya sevkeder. Sözgelimi bir yerde Edna’nın kendi çocukları için canını ya da malını verebileceğini ama benliğini asla feda etmeyeceğini okuduğumuzda, bu sözlerin muhatabı olan diğer kadın, Madam Ratignolle, çocuklar için verilecek bir candan ötesinin zaten bulunmadığını, bundan ilerisini İncil’in bile vaz etmediğini söyler. Viktoryen çağın yaşam kodları açısından tam bir skandal olabilecek bir başka örnek, Edna ile Arobin’in cinsel birleşmesi, ikisi için de sorunsuz olur ve bir yere varmaz; ikisi de bunu daha ileri bir bağlılığın vesilesine dönüştürmez (Arobin’in bir iki sonuçsuz ısrarı dışında). Edna’nın benliğinde en kapsamlı yeri tutan Robert ise, onun aşkını ne bütünüyle kabul eder ne de reddetmiş olur; bir kere başka bir ülkeye göçüp yeniden döndükten sonra yine bu aşka tam olarak karşılık sunamayacağını anlayınca, tamamıyla uzaklaşır ondan: İkisi arasındaki aşk ve dostluk ilişkisi de işte böyle bir gerilim ve kutupsuzluk arasında gidip gelir; roman boyunca ismi, niteliği çabuk yoldan konulmaz… Etrafındaki kişiler, diğer bir ifadeyle, baştan sona Edna’nın arayışının hep sürüp gideceğini, bu arayışın ne kadar sahici ve hakiki olabileceğini ima ederler.

kati chopin

Romanın olay örgüsü de, en az kişilikler kadar hem net sınırlarla çizilmiş gibi hem de yoruma ve düş gücüne açık haldedir. Edna’nın bu kişilerle ilişkilerinin birer yansıması olabilecek bütün geçişler ve kritik anlar aslında onun roman boyunca edineceği değişimin birer parçası olurlar. Hem sembolik bir anlam hem de o anda, orada tecrübe edilen her neyse onun apaçık bir işareti olabilen bütün pasaj ve sahneler, okudukça fark ederiz ki, aynı anda döngüsel ve düz bir seyre hapsediyorlardır hikâyeyi. Madam Ratignolle ile sahilde birbirlerinin varlığını duyumsayarak güneşlenip lafladıkları sahnede, uzaklarda iki sevgilinin neşeli ve kaygısız görünümünün Edna’yı düşündürüyor olması ya da yine romanın başlarında ilk kez denizde yüzme deneyiminin ona hissettirdiği özgürlük duygusunun romanın sonunda bir tür çözülüşle uç bir noktaya varması, sembolizmi ve her an karşılaşabileceğimiz bu türden küçük “işaretleri” anlamlı birer öğeye dönüştürür. Bir anlamda romanın edebi yapısının kuvvetini de vurgulayan böyle ayrıntılar, her bir sahneyi ve Edna’nın hep bir manevra gibi duran denge ve uyum “yoksunluğunu” yazarın yazınsal hünerinin bir parçası kılar. İki Sevgili’nin başka bir sahnede bu kez Madam Ratignolle’nin dikkatini çekmesi, onları salt gelişigüzel bir siluet olmaktan ileri götürür örneğin; ya da sonlara doğru, bir ayrılık döneminden sonra çocuklarını yeniden gören Edna’nın onlara “gözyaşlarıyla” sarılması yine bizi hem romanın geçmişine hem de Edna’nın benliğinin almakta olduğu yöne ilişkin düşündürür. Kocasının yokluğunda başka daha küçük bir eve taşınıp orada kendini sanatsal uğraşılara vermesi (resim çizer) ve Matmazel Reisz’in piyanosuna duyduğu özel ilgi, her ne kadar küçük serpiştirmeler şeklinde de olsa, Edna’nın yaşamını hem ânın hem de gitgide yaklaştığı bir sınırsızlığın yol işaretlerine çevirir.

Romanın her sahnesi Edna için bir uyanış evresidir. Ne var ki derinden duyumsadığı bunca şey, ilişkileri ve zamanın geçişini köktenci bir biçimde değiştiremediği için, yavaş yavaş onun bütün ruhsal dünyasının aslında bir döngünün içinde değişip durduğunu da hissetmeye başlarız. Edna bir şeylere, birilerine açık bir biçimde başkaldırmıştır; ama bir sahnede Madam Ratignolle’nin dışa dönük, içten yaşamını kıskandığını düşündüğüne şahit olurken de fark edeceğimiz gibi, onunki daha çok içsel bir uyanıştır ve çevresindeki ilişkiler ağını bütünüyle değiştirmeye kalkışmaz. Zaman zaman alaycıdır, başına buyruktur ve alıp başını gitmeye yatkın bir düşünüş biçimi vardır; yine de Viktoryen çağın ilk dönem özgürlükçü feminist yazarlarının eserlerinde rastlayacağımız şekilde Edna’da da en sonunda bir belirsizlik ve çıkışsızlık, dış dünya ve ilişkilerde kendi derin duyumsayışına bir karşılık bulamama hissinin yerleşmeye başladığını görürüz. Bütün bir roman boyunca aşk ve sevgi beslediği Robert’in Edna’nın hislerine cesaretle karşılık verememesi, dönemin yerleşik ahlâk veya düşünüş normlarının açık bir örneği olarak gösterilebilir: Değişmeyecek bir şeyler, oturmuş bir düzen vardır ve Edna bunu derinden derine görüyor gibidir. Benliğini ilk kez bütünüyle özgürce duyumsadığı an ile, onu son kez hissettiği ânın “deniz” metaforu üzerinden birleştiğini de düşünecek olursak, Edna’nın bütün ruhsal dünyasının en sonunda kendi kendini yok edecek bir özgürlük arayışının girdabında geçmiş olduğunu da anlarız. Yazarın onun kendi içgüdüleri doğrultusunda yaşayışına birer vesileye çevirdiği romanın bütün dönüm noktaları (ki ilişkiler bakımından her zaman için eşsiz bir denge vardır bu anlarda) Edna’nın kısa sürmüş hayatının ve “uyanışının” yine de sahici, yoğun ve sonuna dek özgün olabildiğini göstermiştir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR