Uyumsuz İnsan ve Albert Camus
31 Aralık 2017 Edebiyat Kültür Sanat Felsefe

Uyumsuz İnsan ve Albert Camus


Twitter'da Paylaş
0

“Büyük bir aşkın etkisiyle her türlü kişisel yaflama sırt çevirenler belki de zenginleşir ama aşklarının seçtiği kimseleri hiç kuşkusuz yoksullaştırırlar.”

Camus Sisifos Söyleni’ne Pindaros’tan yaptığı şu alıntıyla başlar: “Ruhum, ölümsüz yaşamın ardından koşma, olanaklar alanını tüketmeye bak.” Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunu irdeleyen kitap, bu sözle dünyevi zevkler bahçesinin kapısını aralar. Camus ilk bölümde intihar problematiğine eğilip bir takım uslamlamalardan geçtikten sonra bazı uyumsuz portreler sunar ikinci bölümde. “Don Juancılık” denemesiyle birlikte, daha önce aralanan kapı ardına kadar açılır: “Neden çok sevmek için ender olarak sevmek gereksin ki?” diye sorar. Don Juan’la ilgili “Uyumsuz insan birleştiremeyeceğini çoğaltır” yorumu, yazarın 1959 yılı sonunda (ölümünden birkaç gün önce) art arda ve farklı kadınlara yazdığı mektuplarla doğrulanıyor. (Bu mektuplar, Olivier Todd’un henüz Türkçeye çevrilmemiş Albert Camus: Une Vie kitabında ele alınıyor.) 29 Aralık tarihli ilk mektup, 1957’de Café de Flore’da tanıştığı genç ressam Mi içindi. Mi, Camus’nün futbol tutkusunu paylaşan ender kadınlardan. “Bu korkunç ayrılık en azından birbirimize duyduğumuz daimi gereksinimi her zamankinden daha çok duymamıza yaradı. Bunu önceden biliyordum, şimdiyse daha iyi biliyorum” diye yazıyor Camus genç sanatçıya. Tiyatroya tutkuyla bağlı olan yazarın aktrislerle de tutkulu ilişkileri olduğu biliniyor. 30 Aralık’ta yazılmış mektup, on altı yıl boyunca bağlarını koruduğu İspanyol aktris María Casares’e. Bu kez şöyle diyor Camus: “Sana en sevecen dileklerimi yolluyorum, senelerdir yüzünde görmekten hoşlandığım o güzelim ifadeyi sana veren, yaşam dolu bir sene geçirmeni umarım, ama ben seni yüzün endişeli veya herhangi bir başka haldeyken de seviyorum. Yakında görüşürüz en değerlim, seni bir kez daha görecek olma fikri beni öylesine sevindiriyor ki bunu yazarken bile yüzüm gülüyor... Salı günü gelip de her şeye yeniden başlayıncaya dek sımsıkı öpüyor, sarılıyorum.” Casares’in kendisi de otobiyografisinde bu ilişkiden açık yüreklilikle söz eder.

Son aşk mektubu 31 Aralık tarihli. Derinden bağlı olduğu avangard aktris ve tiyatro yönetmeni Catherine Sellers’e şunları yazıyor: “Artık dönüyorum ve bundan oldukça hoşnutum, salı günü görüşmek üzere sevgilim, seni şimdiden öpüyorum.” Daha eskilere dayanan bir mektupta “Varlığını hissettikçe mutlu oluyorum” dediği Yvonne’a, evliliğinin arifesinde şunları diyor: “Muhtemelen hayatımı boşa harcamış olacağım, demem o ki, F ile evleniyorum.” Mektupta adı gizlenen, Camus’nün ikinci eşi Francine Faure. Bu evlilikten iki çocuğu olan Camus, daha sonra Francine’le bir “kardeş” ilişkisi kurmanın daha uygun olacağına karar veriyor. Bu anlaşma yıllarca sürdürülse de ileride çatlak veriyor, Francine sinirsel çöküntü yaşıyor. Bu deneyim ileride Düşüş (1956) kitabıyla somutlanıyor: Seine Nehri sularına gömülen bir kadını kurtaramamış olması, Jean-Baptiste Clamence’ın sonu gelmez ritimle ifade bulan monoloğunu temellendiren esas olay. Böylece Francine “batmakta olan kadın” imgesiyle tezahür ediyor kitapta. Daha sonra eşi, “O kitabı bana borçlusun,” dediğinde Camus onunla hemfikir olduğunu belirtiyor. Olivier Todd, Sartre’a onun en çok hangi kitabını sevdiğini sorduğunda ise, “Düşüş,” yanıtını alıyor; ona göre Camus, o kitapta kendisini gizliyor. İlişkilerinde daima muğlak ve değişken bir tavır içinde olan yazar, bu durumu Catherine Sellers’e şöyle anlatıyor: “Hayatım boyunca ne zaman biri bana bağlandıysa geri çekilmesi için her şeyi yaptım.” Sisifos Söyleni’ne geri dönecek olursak, bu kitaptaki ifadelerin de bir tür itiraf olduğunu düşünmek mümkün. Don Juan’ın şunu bildiğini söylüyor Camus: “Büyük bir aşkın etkisiyle her türlü kişisel yaşama sırt çevirenler belki de zenginleşir ama aşklarının seçtiği kimseleri hiç kuşkusuz yoksullaştırırlar.” Camus için Don Juan’ın yüreği dünyaya sırt çevirmez, ona yön veren bu aşk kurtarıcıdır: “Titremesi geçici olduğunu bilmesinden ileri gelir. Don Juan hiç olmayı seçmiştir.” Sisifos’u mutlu tasarlamak gerektiğini ifade eden yazar, Don Juan’ı da bir bakıma öyle tasavvur ediyor. “Don Juan kederli midir?” sorusuna şu sözler eklemleniyor: “Kederlilerin kederli olmaları için iki neden vardır: Ya bilmezler ya umut ederler. Don Juan bilir ve umut etmez. Sınırlarını bilen, bu sınırların dışına çıkmayan, varlıklarının yer aldığı bu iğreti aralıkta, ustalarının o çok güzel rahatlığını gösteren oyuncuları düşündürür. Deha da budur işte: sınırlarını bilen us. Bedensel ölümün sınırına kadar Don Juan kederi bilmez.” Don Juan nitelik ahlakına karşıt bir nicelik ahlakı gösterir, bu bağlamda onu ahlak karşıtı bulmak yanlıştır: “Bir kadını bırakırsa ille de sevmediği için bırakmaz. .... O bir başkasını sevdiği için bırakır, bu da aynı şey değildir.”

• Kardelen Ayhan


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR