Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı ya da Elias Rukla'nın Trajik Hayatı
23 Ekim 2018 Roman

Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı ya da Elias Rukla'nın Trajik Hayatı


Twitter'da Paylaş
0

Mahcubiyet ve Haysiyet hacim olarak küçük ama içindeki ağırlık bakımında büyük ve edebi estetiği her şeyin üstünde tutan okurların vazgeçmeyeceği bir roman...

Sıradan bir insansınız, sıradan bir evde uyuyup sıradan bir sokakta yürüyorsunuz ve sıradan bir işte çalışıyorsunuz. Belki bir hemşiresiniz, belki eli paslı bir işçisiniz ya da avuçları nasırlı bir köylü, belki konut kredisini ödeyemeyen bir öğretmen, belki adliye koridorlarında koşuşturarak getir götür işlerini yapan bir personel, belki kariyer adına hiçbir vasfı olmayan birisiniz, hatta belki başkalarının sırtından geçinen bir asalak. Bir kahraman değilsiniz kesinlikle, dünyayı kurtarmak gibi bir hayaliniz hiçbir zaman olmadı zaten. Tarihe bir isim bırakamadığınız gibi, zamanın kalıntılarına bir tohum da ekemediniz. Sahiden siz bir hiç misiniz? Hiç değilseniz nesiniz? Kendinize ait bir hikâyeniz bile yok, olsa olsa başkasının hikâyesinde yer alan önemsiz bir karaktersiniz. Bütün varlığınız başkasının varlığına bağlı, bütün rolünüz başkasının rolü iyice pekişsin diyedir.

Norveç asıllı yazar Dag Solstad’ın Mahcubiyet ve Haysiyet romanını okumuş olanlar neden ve kimden bahsediyor olabileceğimi az çok anlamıştır. 

Her şey Dr. Relling’in başının altından çıkar, Henrik İbsen’in Yaban Ördeği eserinin bir karakteri... Norveç Dili ve Edebiyatı öğretmenlerinden biri olan Elias Rukla, sınıfta müfredata uygun olarak İbsen’in bu olağanüstü eserini işlerken aniden, o güne mahsus, eserin yan karakterlerinden biri olan Dr. Relling adındaki bu talihsiz adamın rolünün amacının ne olduğuyla ilgili düşünmesi ya da Dr. Relling’in rolünün gerçekte ne olduğunun bilincine varması… Dr. Relling’in Yaban Ördeği eserindeki rolüyle öğretmen Elias’ın hayat içindeki rolünün benzeşmesi ya da çakışması…

Sıradan biri ve sıradan bir öğretmen, bir eş ve hatta sıradan bir vatandaş olan Elias aniden hayattaki rolünün bilincine varır, hayattaki gerçek rolünü kavrar ve bunun acısını benliğinde duyumsar.

Ellilerindeki Elias, hayattaki rolünün bilincine varırken kendinden hiç beklenmedik bir şekilde tepki gösterir ve işin aslı bunun anlaşılması ya da anlaşılmaması da artık o kadar önem arz etmemektedir, en azından onun gözünde. Sonuçta kendisi hayattaki yerinin ve ağırlığının ya da yersizliğinin ve ağırsızlığının bilincine ulaşmıştır bu karakter sayesinde ve bu onun için acıdır. Karşısındaki aynada ilk defa kim olduğunun farkına varmıştır. Yıkıcı olan da budur: Elias Rukla uzamda bir hiçtir. Tabii buradaki “hiçlik” kesinlikle aynı zamanda “her şey” demek anlamında değildir, en azından Elias Rukla açısından durum böyledir.

Sıra dışı hiçbir fazlası olmayan öğretmen Elias, hayattaki rolünü kavramasıyla allak bullak olurken elindeki şemsiyesini yere vura vura parçalar. Aslında mesaj açık ve nettir: Bu eylemiyle kendi önemsiz karakterini parçalamak, uzamda kapladığı bu kırıntıları yok etmek arzusu. Çevresini şaşkın gözlerle sarmış kalabalık içindeki bir kız öğrenciyi de azarlar, hem de hiç de ağıza alınmayacak sözlerle. Bu yere kadar İbsen’in karakteri Dr. Relling üstüne nefis çözümlemeler okuruz. Elias olaylı şemsiyesinden sonra bir banka oturur, karısı ve hayatı üstüne düşünmeye başlar. Daha doğrusu bundan sonra Elias’ın geçmişini, hayatını bize aktarmaya çalışır anlatıcı. Okur olarak bizler de bu sayede kendimizi ve yaşadığımız hayatı bir kez daha gözden geçiririz.

Mahcubiyet ve Haysiyet romanının yayımlandığı tarihte, yazar Dag Solstad ile kahramanı Elias aynı yaştalar. Belki ilerde Solstad’ın biyografisini yazacak olanlardan ya da yazmış olup çevrilmeyi bekleyen kitaplardan bu yaş hakkında ve Elias ile Solstad arasındaki bağlantıyı daha iyi kavramamızı sağlayacak bilgiye de ulaşırız.

Mahcubiyet ve Haysiyet tekrarlarla dolu, hacim olarak küçük ama içindeki ağırlık bakımında büyük ve edebi estetiği her şeyin üstünde tutan okurların kesinlikle vazgeçmeyeceği ve seveceği bir roman... Yazarın bu romanı yayımlandığında (yazdığında) yaşının ellilerin üstünde olması ve öncesinde birçok kitabının (romanının) yayımlanmış olması, açıkçası bu dilin acemilikle ya da unutkanlıkla hiçbir ilgisi olamadığını, aksine bir tercih olduğunu anımsattı bana.

Sonuç olarak Dag Solstad’ın Mahcubiyet ve Haysiyet romanı sıradan hayatlara sahip olan bizlerin sıradan tekrarlardan başka hiçbir şeyimizin olmadığını edebi bir lezzetle gösteriyor bize. Peki bununla yetinmeli miyiz? Kim bilebilir ya da belki de bunun tek anahtarı bu romanın içinde…

Dag Solstad, Mahcubiyet ve Haysiyet, Çeviren: Banu Gürsaler Syvertsen, YKY


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR