Vicdan, Peşimdeki Amansız Hayalet!
3 Şubat 2019 Edebiyat

Vicdan, Peşimdeki Amansız Hayalet!


Twitter'da Paylaş
0

Poe, düşle gerçek arasında kurduğu dünyaların ürkütücülüğüyle tanınan bir yazar.

Bir sanat eseri (bunlar şiir, resim, müzik, hikâye, roman ya da başka bir tür de olabilir kuşkusuz) üstünden yüzlerce, hatta binlerce yıl geçmesine rağmen bizi neden etkiler; etkilemekle kalmaz gırtlağımızdan yakalayıp bizi soluksuz bırakır. Bunu sağlayan nedir? Eserin içindeki bu olağanüstü güç hangi yönüdür? Söylemi midir, hikâyesi ya da karakterleri midir? Yoksa hiçbiri değil de aklımıza asla gelmeyen bambaşka bir yünü müdür bizi nefessiz bırakan? Sözgelimi Medea’nın kadınlık onurunu kurtarmak adına özbeöz çocuklarının canlarına kıyacak kadar ileri gitmesi midir bu güç? Ya Antigone, bir cesedi gömmek için niçin bütün iktidarı karşısına aldı ve biz bunu bugün nasıl açıklarız? Dik duruşu ve bizim asla bu kadarına sahip olamayacağımız cesareti midir bu güç? Odysseus’un yıllarca evinden, krallığından ayrı kalması ve krallığındaki erkeklerin onun yokluğunda evine yerleşip karısına talip olmaları ve bizim içten içe Odysseus’u desteklememiz midir aynı güç? Ya da Raskolnikov kendini niçin ihbar etti sorusuna verilen yanıtın içindeki eksik kalan kısım mıdır aradığımız bu güç? Bahsi geçen güçler (siz güç yerine başka bir sözcük de ekleyebilirsiniz, karar sizin) artıkça artar. Cinayet midir, karakterlerin gözü görmez hırsları mıdır? Yoksa okur olarak içimizde oluşturduğu sızı, vicdan mıdır bu güç? Kuşkusuz bunun üzerine sayısız kişiler sayısız yorumlar yapmışlardır ve yapacaklardır.

Edgar Allan Poe’nun William Wilson öyküsü vicdan üzerine okuduğum en güzel yapıtlardan biridir, belki de en çarpıcı olanıdır. Evet, Poe’dan önce de bu tür öyküler yazılmıştır, biliyorum, okumuşluğum da vardır çoğunu, ama hiçbiri William Wilson kadar etkilememiştir beni. Her okuru uçuruma düşüren birkaç an vardır, ben o anlardan birini bu öyküyle yaşadım.

Ah peşimi bırakmayan ikizim, gölgem ya da vicdanım! (Öyküyü okumuş olanlar neyden bahsettiğimi anlamıştır.)

Poe’nun neredeyse tüm öykülerini (çevrilmiş olanlarından bahsediyorum tabii ki) yirmili yaşlarımda (şimdi de pek yaşlı sayılmam) okumuştum. “Morgue Sokağı Cinayetleri”, “N. Artur Gordon Pym’in Öyküsü” ya da başka bir öyküsü değil de “William Wilson” tüylerimi diken diken etmişti. Günlerce aklımdan çıkaramıyordum, gerçi aralıklarla daima kendini hatırlattı bunca zaman içinde. Sanatın, edebiyatın bireylere teması farklıdır muhtemelen, güzel olan da budur. Bu yazının bir amacı da “William Wilson”un bende bıraktığı etkidir. Bir başkasını da başka bir öykü ya da başka bir yapıt etki eder belki, o da onu övsün.

“Şimdilik kendime William Wilson diyeyim. Önümde yatan bu güzel sayfayı gerçek ismimle kirletmem gereksiz. İsmim yüzünden soyum yeterince hor görüldü – korku ve nefret uyandırdı. Öfkeli rüzgârlar o eşi benzeri duyulmamış kötü şöhretimi dünyanın en ücra köşelerine dek yaymadı mı? Ah, dışlanmışların en dışlanmışı, en terk edilmişi! Sen dünyanın gözünde sonsuza dek ölmedin mi? Dünyanın tüm payeleri, çiçekleri, parlak tutkuları için ölü değil misin? Ve umutlarınla cennet arasında yoğun, iç karartıcı ve sınırsız bir bulut asılı durmuyor mu?”

Öykünün bu paragrafını, William Wilson yerine kendi adımı yerleştirerek defalarca okumuştum. Bugün yine okudum aynı öyküyü. Eğer yazarsam, böyle yazmalıyım dediğimi anımsadım birden. Vicdan, demek ki benim de peşimdeki amansız hayaletimdi. Ne de olsa günümüz insanlarında pek olmayan bir özellik olduğunu keşfetmiştim o günlerde, bugün de değişen pek fazla bir şey yok gerçi. William Wilson’un tüm kötü emellerini deşifre eden öteki William Wilson…

Daha sonra 1968 yapımı, Louis Malle’nin yönettiği, başrollerinde Alain Delon ve Brigitte Bardot’nun oynadığı uyarlama filmini izledim; Malle’in de belki yirmili yaşlarında bu öyküyü okuduğunu, tıpkı benim gibi hissettiğini-etkilendiğini düşüncesi zihnimden geçti ve bu beni mutlu etti. Kendimizinkine benzer ruhlara rastlamak keyif vericidir ne de olsa.

Öykünün konusunu burada anlatıp, okumayanları kızdıracak değilim (hâlâ bu öyküyü okumamış olanlar kaldı mı ki sahi, hiç olmazsa öykü severler okumuş olsun lütfen).

Poe, düşle gerçek arasında kurduğu dünyaların ürkütücülüğüyle tanınan bir yazar. Belki de öykülerindeki bu olağanüstü gücü şair olmasındandır, kim bilebilir. Ama gerçek olan şu ki Poe‘in adı bir gün unutulsa dahi vicdan dediğimiz olağanüstü gücün eksikliği insanda hissedildiği sürece; tıpkı Odysseus gibi, tıpkı Antigone gibi ya da Raskolnikov gibi bilinecektir William Wilson adı, buna hiç kuşkunuz olmasın.

Edgar Allan Poe, Bütün Öyküleri, Çeviren: Dost Körpe, İthaki Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR