Viva Meksika
26 Şubat 2020 Edebiyat Kitap

Viva Meksika


Twitter'da Paylaş
0

Bu kitap örs olmamak için çekiç olmasını bilmiş bir halkın özgürlük destanıdır. Bu nedenle de, tarih sayfalarına terk edilecek bir öykü değildir, capcanlı yaşatılacak bir özü simgelediği için insanlığın özgürleşme sürecinde önemini bugün de korumaktadır.

Meksika, iki milyon kilometre kareye yaklaşan topraklar üzerinde yaşayan 70 milyona yakın nüfusuyla bugün Latin Amerika ve Karayipler'in Brezilya'dan sonraki en büyük ülkesi durumunda.

Batı kamuoyu Meksika'yı kendisine sunulmuş olan bir- takım imajlarla ve fıkralarla tanıyor. Başındaki kocaman sombrerosuyla bir duvarın dibinde siestaya çekilmiş pinekleyen Meksikalı tipi, Batılı insanın belleğindeki en belirgin Meksika ve Meksikalı simgesi.

Kuşkusuz, bir de Meksikalı haydutlar var Hollywood sinemasının westernlerinde bol bol gördüğümüz. Durmadan tekila içen, kaba saba konuşan, bağıra çağıra kadınlarla eğlenen, kalleşlik yapan, ama Amerikalı western kahramanından da temiz bir sopa yiyen ve "kötü adam" olarak cezasını bulan haydutlar.

Kısacası, bir Batılı için Meksikalı demek ya tembelliğin ve uyuşukluğun sembolü olmak demek, ya da haydutluğun, hoyratlığın ve insansızlığın.

Oysa Meksika'nın ne dünü, ne de bugünü bu simgelerle tanıtılabilir. Gerçi Meksika'nın tarihinde tembel ve uyuşuk kitleler olmuş, ama aynı kitleler tarihin en yığınsal burjuva demokratik devrimlerinden birisini de yaratmışlar. Gene Meksika tarihinde bir dönem haydutluğun yaygın olduğuna rastlanmış; ama Hollywood filmlerinin tanıttıklarının tersine, Meksika Devrimini şakiler değil, halk kitleleri gerçekleştirmişler. Gerçekten de burjuva demokratik devrimine köylülüğün geniş yığınlar halinde bu denli aktif bir şekilde katıldığı az görülmüş bir olay.

Maya, Zapotek-Mikstek ve nihayet Aztek uygarlıklarıyla tarih sahnesine çıkan Meksika yerlileri, 1518 de İspanya'dan gelen Cortés'in işgal ordularıyla kıyıma uğramışlardı. İspanyol sömürgecileri o tarihten başlayarak Meksika topraklarını sürekli bir şekilde kolonize ettiler. Bir yandan İspanyolların soykırım politikası, öte yandan açlık ve salgın hastalıklar, bütün yüzyıl boyunca Meksika yerlilerini kırdı geçirdi. Örneğin 1510'da bu topraklar üzerinde 11 milyon insan yaşarken, 1600 yılında ülkenin nüfusu 2,5 milyona düşmüştü.

İspanyollar üç asır boyunca Meksika'nın yeraltı ve yerüstü servetlerini ve yerlilerin artı ürünlerini alabildiğine sömürdüler. İlk ker 1810'larda İspanyol egemenliğine karşı devrimci mücadele başladı. 1810'da "yoksul sınıflar" (yerliler) Miguel Hidalgo'nun liderliğinde ayaklandılar, bağımsızlık ilan edildiyse de, İspanyol orduları ve onların işbirlikçileri, Hidalgo'yu kurşuna dizdiler (1811), bu kez hareketin başına geçen Jose Maria Morelos yeniden bağımsızlık ilan etti, köleliği kaldırdı, ırkların eşitliğini yasalaştırdı. Bundan sonra kıyasıya bir iç savaş başladı. Halk hareketini bastıramayacağını anlayan İspanyol generali Iturbide, İspanyol hükümetini devrimci hareketle uzlaşmaya razı etti, Meksika Birleşik Devletleri kuruldu, buna karşılık Iturbide de imparator ilan edildi. Daha sonra Cumhuriyetçi general Santa Anna, imparatorluğu yıkarak cumhuriyet ilan etti.

Tutucu güçlerle demokratik güçler arasındaki yeni bir iç savaş, ilerici güçlerin zaferiyle sonuçlanınca (1858-01) Benito Juarez cumhurbaşkanlığına seçildiyse de, bir yıl sonra, bu kez Fransa'nın askeri müdahalesi geldi. Juarez Avusturya'ya sürgüne gönderildi, yeniden imparatorluk ilan edildi ve Fransızların adamı Maksimilyen imparatorluğa getirildi. Halkın mücadelesi bu kez imparator Maksimilyen'e yöneldi. 1867'de devrim yeni bir zafer kazandı. Maksimilyen kurşuna dizildi. Juarez yeniden cumhurbaşkanı oldu. 1876'ya kadar süren bu dönemde, önce Juarez, onun ölümünden sonra da Sebastian Lerdo büyük toprak sahipleri aleyhine bir dizi reformları gerçekleştirdiler, kilise karşıtı bir politika izlediler.

Derken, General Diaz'ın diktatörlüğü geldi. Diaz, dört yıllık bir dönem hariç, 1876'dan 1911'e kadar ülkenin başında kaldı. 1910'da ise büyük Meksika devrimi başladı. Emiliano Zapata güneyde yerlilerin başına geçti, Pancho Villa kuzeyde ayaklanan köylülerin lideriydi. Ve halkın içinden yetişmediği halde devrimin önder kadrosuna katılan büyük toprak sahibi devrimci aydın Francisco Madero da değişik katmanları ve grupları birleştirmekte önemli bir rol oynadı.

İşte Dünyayı Sarsan On Gün'le insanlık tarihinin büyük devrimini anlatan John Reed'in öykülediği diğer devrim, bu Meksika Devrimi'dir.

Ne var ki, 1810'da anti-kolonyalist ve anti-feodal motiflerle başlayan devrimci süreçler -ya da hepsini içeren tek bir devrimci süreç- inişli çıkışlı yoluna John Reed'in bu kitabı yazmasından ve hatta yazarın 1020'deki ölümünden sonra da devam etti. Denebilir ki, 1040'lı yıllara kadar sürdü.

Bir buçuk asra yaklaşan bu uzun devrimci sürecin karakteristiği burjuva demokratik olmasıydı. Devrimin her aşamasında halk yığınlarının damgası vardı, fakat aynı zamanda her devrimci atılım başarıya ulaştığında parsayı asıl toplayan burjuvazi ya da onun şu veya bu kesimi oluyordu. Burjuvazinin önderliğinde gerçekleşen her demokratik devrimin değişmez toplumsal yazgısıydı bu.

Ezilen geniş köylü kitleleri, kuşkusuz ki, burjuva demokratik devriminin nimetlerinden yararlanıyorlardı, ama köylülerin sömürüden kurtuluşunu burjuvazi getiremezdi. Meksika halkı da devrimci atılımlarından bol bol yararlandı; ama gene de her defasında duruma hâkim olan burjuvazinin kendi açısından halka tek yararı kapitalizmi geliştirmek, köylülerin işçileşme sürecini hızlandırmaktı. İşçiler tarih ve siyaset sahnesine ağırlıklarını koymadıkça köylülerin güvenilir bir müttefike, sonuna değin izleyebilecekleri öncüye kavuşmaları olanaksızdı. Nitekim, Meksika'da gerçekleşen yoğun köylü hareketlerinin kaderi bu doğrunun yeniden ve yeniden kanıtlanması oldu.

Bununla birlikte, çok uzun süren burjuva demokratik devrim sürecinde Meksika'daki köylü ve diğer halk katılımlarının boşa gittiğini sanmak, kuşkusuz, büyük bir yanılgı demektir. Demokratik devrimlerin tepeden inme geldiği, ya da -mevcut güç dengelerinde- yoğun halk katılımlarını gerektirmeden gerçekleştiği ülkelerde, burjuva otoritarizmi ve militarizmi o kapitalist devletlerin niteliğini önemli ölçüde belirlerken, gene sadece o devletler değil, o devletlerin egemen olduğu toplumlarda da demokratikleşme süreçleri çok yavaş işlerken, Meksika gibi bir ülkede hem toplum hem de devlet demokratikleşme yolunda günümüzden çok önce bir hayli yol almıştır. Şayet Latin Amerika ülkelerinin -bir ikisi hariç- hemen hemen hepsinde ikide bir faşist rejimler kurulduğu halde, Meksika uzun zamandan beri geniş bir siyasal demokrasiye sahipse, temel insan hakları siyasal özgürlükler, işçi hakları uzun süredir yaşarlı kalabilmişse, demokratik rejim sık sık müdahalelere ve kesintilere uğramıyorsa… üstelik de bu siyasal demokrasi ABD’nin dizi dibinde yaşayabiliyorsa, bunun nedeni, toplumun devleti demokratikleştirmesinde aramak gerekir.

Bugün Meksika büyük ekonomik güçlükler içindedir. 104 milyara varan doğrudan dış borçlarıyla dünyanın en borçlu ülkesi durumundadır. Kapitalist büyüme durmuştur. İşsizlik ve enflasyon en başta gelen sosyal sorunlardandır. Kentlere son derece yoğun bir akım vardır, teneke mahalleler denen gecekondu semtlerinde işsizlik ve yoksulluk içinde milyonlarca insan yaşamaktadır. Bu durum kuşkusuz ki, sosyal çalkantıları da beraberinde getirmektedir.

Buna rağmen ne ekonomik kriz, ne de sosyal ve siyasal hareketlenmeler, diğer Latin Amerika ülkelerindeki gibi faşist rejimlerin bahanesi olabilmektedir. Ülkede kökleşmiş demokratik özgürlükler önümüzdeki on yıl içinde Meksika halkının ekonomik, sosyal ve siyasal atılımları için büyük bir kitle potansiyelini harekete geçirebilecek olanakları genişletmektedir.

Kısacası, Meksika halkı (yüzde 30'u yerli Kızılderili, yüzde 15'i beyaz, yüzde 55'i melez) hiç de tanıtıldığı gibi miskin ve boynu bükük değildir. Dün ulusal kurtuluş ve özgürlük için uzun mücadelelerden geçmiş olan bu halk, yarın da sosyal kurtuluş için daha büyük atılımları gerçekleştirebilecektir.

İşte elinizde tuttuğunuz kitap, bu halkın tarihinin en onurlu, en kahraman sayfalarından bir demettir. Bu sayfalar o halk için aynı zamanda aydınlık yarınların da müjdecisidir.

Bu kitap örs olmamak için çekiç olmasını bilmiş bir halkın özgürlük destanıdır. Bu nedenle de, tarih sayfalarına terk edilecek bir öykü değildir, capcanlı yaşatılacak bir özü simgelediği için insanlığın özgürleşme sürecinde önemini bugün de korumaktadır.

Kaynak: John Reed, Viva Meksika için Önsöz, Nesrin Arman, 1985, De Yayınevi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR