Vüs'at O. Bener'in Öykülerinde Şiirsellik
18 Eylül 2018 Edebiyat Öykü Yazıları

Vüs'at O. Bener'in Öykülerinde Şiirsellik


Twitter'da Paylaş
0

Bener, az kelimeyle çok şey anlatmada Türkçenin en büyük ve en özgün ustalarından biridir. 

Sait Faik ve Nezihe Meriç’le birlikte 1950 kuşağı öykücülüğünü hazırlayan en özgün sanatçılardan biri olarak kabul edilen Vüsat O. Bener’in öyküleri ve hakkında çıkan eleştiri yazıları dikkatle okunduğunda biçim anlamında iki ana eksen hemen göze çarpar.  Semih Gümüş bu eksenlerden deneysel olanı yazarla ilgili öncü eleştiri kitabı Kara Anlatı Yazarı’nda şöyle açıklar: “Vüsat O. Bener’in dili ve anlatım biçimiyle yenilikçi bir yönsemi benimsediği, bu yönsemi en çok belirginleştirdiği öykülerinin ilki ‘Yaşamasız’ tuhaf, gözlerden uzak yaşanan, gizli, tutkulu bir aşk öyküsü. Geçmişe değgin anımsamalar, çağrışımlarla kurulu, oldukça kapalı bir anlatımı var. Vüs’at O. Bener dili zorlamaya başlarken, okuru da zorlamaktadır elbette. Gerçeklik duygusunu kıran, soyutlamalara yatkın, iç dünyalara daha çok sokulan, şiirsel bir dil… Daha sonra gelen ‘Kovuk, Avuntu, Monolog, Kuş ve Öfke’ adlı öykülerinde de bu dil tutumu etkilidir.”  

“Kan”da olay; doğum yapmak üzere olan bir genç kadın, çocuğu kabullenmek istemeyen bir delikanlı, delikanlının annesi ve babası arasında geçer. Genç kadın, birlikte yaşadığı delikanlıdan hamile kalmış, karnı iyice belirginleştiğinde ise delikanlının anne ve babasıyla yaşadığı eve gelmiştir. Aile bebeği istemez. Sonunda ihtiyar kadın bebeğin ölü doğmasına neden olur. Öyküde nesnel, yalnızca var olan durumu sergileyen üçüncü tekil kişi anlatıcı vardır. Anne, baba, kadın ve adamın zihinlerinden geçen bazı düşünceler iç monologlarla aktarılır. Adamın acımasızlığı, olaylar içinde hiçbir yorum yapmadan anlatılır. Anlatıcı taraf tutmaz. Öykü ayrıca birden fazla karakterin bakış açısı arasında gidip geldiği için “değişken odaklanma” söz konusudur. Doğum sahnesi çarpıcıdır. “Apışlarına sıkıştırdığı yorgana hırsla sarıldı. Eksikli bacağı titriyor. İmiğinde bir hırıltı, kurtulamıyor. Tırnaklarını geçiriyor çarşaflara, sedirin sertliğine geçişmeye çalışıyor, zorlanıyor. Koyu karanlıklarında boz, belsiz gövdeler, çıplak, başsız, karınlı. Kımıl kımıl. Kör çevrintilerin içinde. Bir ıslık delindi. Tiz. Yalpalı dev eğreltiler. Kaygan altı. Koşuyor. Ardı ardın. Hızla çıvdı, boşluğa, baş üstü. Gövdeler. Gömgök. Yığın yığın. Üst üste. Sürtünen, kıvrantılı. Yarık karın. Esmer. Yumuşak, tüysüz, devinen çatlak. Boydan boya. Açılıp kapanıyor. Sıcak. Ağır. Koku. Parmaklarını taktı, araladı. Kıpkızıl içi. Sıcak. Yara. Çekip aldı bileğini; emiliyordu bileği, derinlerde. Çığış çığış… Islak… Çığış çığış. Koku. Kupkuru genzinde. Koku. Ağır. Burnunu sokmaya çalıştı. Girmiyor. Çeneleri geride. Yetişemiyor. Çığıltılar, sivri, kesik, çiğ, cırlak, kalın, kopuk, kesik… Çiğ… Karın kırışıyor, yayılıyor, yığılışıyor…”

Yaşamasız’da, 1. tekil kişi anlatıcının anlattığı olay, anlatıcının yasak aşk yaşadığı kadının kocasıyla dolmuşta yan yana oturmasıyla başlar. İç monologlarla örülen öyküde, anlatıcı geçmişe döner. Kadının evine giden anlatıcının hissettikleri, diyaloglarla daha da etkili hale gelir. Duygu hallerindeki belirsizlikler vurgulanır. “Mavi gözlerine bakmayı. Bir çeşit donuk tutkuyla. Kötülüklerimin seninle ilintisi yok, dedim. Mırıldanmadan. Yumuşak. Anladığını sandım. Tartışıyorduk. Beklenilmeyen bir susuntu aralığında birbirimize itildiğimiz gözümün önüne geldi. Üste yanaklarımızda bir ıslaklık. Geçiştirilen bir kazanın sonrası gibi.”

“Avuntu”da, 1. tekil kişi anlatıcı, bir bebeğin ölümünün ardından hissettiklerini anlatır. Ölümün insana çağrıştırdığı duygu ve düşüncelerin anlatıldığı öykü, şiire yaklaşır. “Gün ılıdı. Yapağı kokulu yeni bir gün. Boz bir gün. Herhangi bir gün. Günlerden biri. Isınır birazdan. Soğumayı özlerim. Soğuyup dağılmayı. Suskunluğun gücünü düşünüyordum, salyalarımın ıslattığı yastık üzerinde. Kızarık dualar mırıldanıyordu ihtiyar kadın, uykusuz. Uzamış gölgesi iki kat. Kınalı titreşimler ak saçlarında. Ağlıyordu. ‘Ağlama,’ dedim, ‘hafiflersin.’ O, hafifler. Yenilen alaycı görmüyor. Parmaklarını kıpırdatmadan yıkabilir. ‘Ağlamayı kesersen, onu sana gösteririm. Ölüsünü. Ölüsünü gösteririm sana,’ dedim.”

Reyhan Tutumlu ise yazarla ilgili derinlikli eleştiri kitabı Yaşamasız Yazabilmek’te  “Yaşamasız kitabında yer alan ‘İlki, Kan, Yaşamasız ve Monolog’ öykülerinin Dost’takilerden biraz daha farklı bir teknikle kaleme alındığı söylenebilir… Kan ve Yaşamasız’da dilin kullanımında da bir değişim gözlenir. Bu öykülerde dağılgın, doyunmuş, dönenme, kuğurtu, sarılgın, sarılmaklık, susuntu gibi yeni sözcüklerin türetildiği, daha imgesel bir dilin kullanıldığı görülecektir… Öykülerde zamanın durduğu, kesik kesik ilerleyen, yüklemsiz (eylemsiz) ifadeler, konuşuyormuş gibi betimlemeler var. Neden- sonuç ilişkisinin belirgin olmadığı imgesel bir dil. Diyaloglarla örülü öykülerin arasında yer alan bu betimlemelerde bir yandan da konuşma devam ediyor gibidir.”  der.

Vüs’at O. Bener’in öykülerinde dağılgın, doyunmuş, dönenme, kuğurtu, sarılgın, sarılmaklık, susuntu, vuruk, kıhıltı, solugan ve bükkün gibi yeni türettiği sözcükler kullanmasındaki amaç; dili ses ve anlam açısından daha etkili kılmak, yaşamın temel döngü unsurları olan ölüm, aşk ve doğumu okuyucunun zihninde yepyeni imgelerle yeniden üretmektir.  Şiirselliğin temel nedeni olan imgeler, sanatçının çeşitli duygularıyla algıladığı özel, özgün bir görüntünün dille aktarılmasıdır; bir betimleme değil, yorumlama sayılabilir. Bener, İmge Öyküler dergisinde yayınlanan söyleşisinde; dili müzik, müziği dil haline getirmek gibi bir saplantısı olduğu yolundaki soru üzerine dinlediği bazı müzikleri, örneğin Richard Strauss’un Don Kişot’unu acaba dille, Türkçeyle açıklayabilir miyim diye çok uğraştığını söyler. Bener, az kelimeyle çok şey anlatmada Türkçenin en büyük ve en özgün ustalarından biridir. 

Sonuç olarak Vüs’at O. Bener’in ilk öykü kitabı Dost’ta yer alan “Kan”, “Yaşamasız” ve “Avuntu” öykülerinde sözcüksel sapmaların da katkısıyla üretilen şiirselliğin temel nedeni; “Kan”da doğum, “Yaşamasız”da aşk, “Avuntu”da ise ölüm temalarının yazarın özgün bakış açısıyla yeniden üretimidir. Hayatın temel döngüsünü oluşturan doğum, aşk ve ölüm temalarının ele alınış biçiminden kaynaklanan coşku ve keder ise yazar ve okuyucunun imge dünyasını duygusal değer açısından bütünlemektedir.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR