William S. Burroughs: "Görüntüler üzerinde düşünmeye başladığınızda, kelimeler olmadan yola devam edebilirsiniz."
23 Haziran 2019 Söyleşi Edebiyat

William S. Burroughs: "Görüntüler üzerinde düşünmeye başladığınızda, kelimeler olmadan yola devam edebilirsiniz."


Twitter'da Paylaş
0

Şunu deneyin: Kendinize bir pasaj seçin, onu dikkatlice ezberleyin, sonra da yeniden okuyun: Aslında, zihninizin içinde her ne olursa olsun, herhangi bir ses çıkarmadan kelimeleri gerçekten okumaya başladığınızı görebilirsiniz.

William Burroughs: Kurgu kendisine tam olarak neyi konu edinir bilmiyorum ama ben kasıtlı olarak rüyalar dediğimiz alanı bütünüyle ele alıyorum. Bir rüya tam olarak nedir? Sözcük ve imgenin kesin biçimde yan yana gelmesi. Karalama defterlerimde bu meseleyle ilgili pek çok deney yapıyorum. Genellikle, gazetede bana bir şeyleri hatırlatan bir haber ya da yazdığım şeylerle alakalı bir yazı görüdüğümde, fotoğrafı ya da yazıyı kesip defterde kendi kelimelerimin yazılı olduğu yerin yanına yapıştırıyorum. Ya da sokakta yürürken kitaplarımla alakalı bir sahne gördüğümde onun fotoğrafını çekip deftere ekliyorum. Bu tip bir sayfayı hazırlarken, sözcükler ve imgelerin yan yana gelişiyle alakalı şeyler hayal ederim. Başka bir ifadeyle, sözcük ve imgenin yan yana gelişindeki çok ama çok karmaşık yapı üzerine bir merak duyuyorum. Örneğin bir seyahate çıktığımda da bununla ilgili pek çok deneme yaparım; trende çektiğim fotoğrafları, düşündüklerimi, okuduklarımı ve yazdıklarımı kaydederek kendimi geçmişteki o noktaya tam olarak geri göndermeye çalışırım.

William Burroughs

Conrad Knickerbocker: Nova Express'te sessizliğin arzulanan bir durum olduğunu söylüyorsunuz.

WB: En çok arzulanan durumdur. Kelimelerin ve fotoğrafların bu özel kullanımı sessizliğe yol açabilir. Bilinci genişletmek için yaptığım karalama defteri ve zaman yolculuğu egzersizleri, bana kelimelerden çok çağrışım bloklarıyla düşünmeyi öğretti. Bir süre Mısır ve Maya hiyeroglif sistemlerini incelemekle meşgul oldum. Bütün o çağrışım blokları –bingo!– tam olarak bunun gibiydi. Kelimeler –en azından bizim onları kullanma şeklimiz– bu tip düşünme tecrübelerini engelliyorlar. Bedeni geride bırakmanın zamanı geldi artık.

CK: Marshall McLuhan, insan vücudunu evreni içeren bir ortama dönüştürmek için eroinin gerekli olduğuna inandığınızı söyledi. Ama bana anlattıklarınıza göre, insan vücudunu böyle bir şeye dönüştürmekle hiç ilgilenmiyorsunuz.

WB: Hayır, junk sadece bilinci daraltır. Bir yazar olarak junk’ın tek faydasını (beni bütün dünyayla temasa sokmasının dışında) onu bıraktıktan sonra gördüm. Yapmak istediğim şey, çevre hakkında tam bir farkındalığa varabilmek için daha fazlasını görmeyi öğrenmek, dışarıda ne olduğunu görmek için dışarıya bakmak. Beckett içeriye girmek istiyor. İlk başta bir şişenin içindeydi, şimdiyse çamurun. Ben ise onun tam tersi yöne gidiyorum: Dışarıya doğru.

William Burroughs

CK: Herhangi bir iç ses olmadan düşünerek görüntüler üzerinde çalışabiliyor musunuz?

WB: Karalama defteri çalışmalarımda ve kelimelerle imgeler arasındaki bağlantıları çevirmeye çalıştığım anlarda bu konuda daha da uzmanlaşmaya başladım. Şunu deneyin: Kendinize bir pasaj seçin, onu dikkatlice ezberleyin, sonra da yeniden okuyun: Aslında, zihninizin içinde her ne olursa olsun, herhangi bir ses çıkarmadan kelimeleri gerçekten okumaya başladığınızı görebilirsiniz. Sizi rüyalara taşıyan olağanüstü bir deneyimdir bu. Görüntüler üzerinde düşünmeye başladığınızda, kelimeler olmadan yola devam edebilirsiniz.

CK: “Kelimesizlik” durumunu neden bu kadar arzuluyorsunuz?

WB: Bunun evrimsel bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Bence dünya üzerindeki bütün kelimeler, işleri ağır yoldan yapmaya yarayan garip enstrümanlar ve en nihayetinde kenara atılacaklar, muhtemelen düşündüğümüzden de yakın bir zamanda. Uzay çağında olacak bir şey bu. Çoğu ciddi yazar teknolojinin kendilerine sunduğu imkânlara ulaşmayı reddediyor. Bu korkunun sebebini hiçbir zaman anlayamadım. Birçoğu kayıt cihazlarından korkuyor ve edebi amaçları için herhangi bir mekaniği kullanma fikrine bir tür küfür gözüyle bakıyor. Bu, Cut-Up’lara gelen itirazlardan biri aynı zamanda. Tanrım, kelimeleri kesemeyeceğimi söylüyorlar bana. Neden kesmeyeyim? Yazar olmayan insanlar(doktorlar, avukatlar ya da mühendisler, herhangi bir açık zihinli, zeki insan) Cut-Up’lara idaha kolay ilgi duyabiliyorlar.

William Burroughs

CK: Cut-Up tekniğiyle ilgilenmeye nasıl başladınız?

WB: Bir arkadaşım, 30 yıl boyunca Avrupa’da yaşamış Amerikalı bir ressam ve şair olan Brion Gysin, bildiğim kadarıyla ilk Cut-Up şiirleri yapan kişiydi. Cut-Up şiirleri “Minutes to Go,” BBC’de yayınlandıktan sonra broşür olarak basıldı. 1960 kışında Paris’teydim; Çıplak Şölen’in orada yayımlanmasından sonraydı. Bu tekniğin olanakları ilgimi çekince kendim de denemeye başladım. Elbette, üzerine düşünürseniz, Çorak Ülke'in ilk büyük Cut-Up kolajı olduğunu ve Tristan Tzara da bu çizgide çeşitli şeyler denediğini görebiliyorsunuz. Dos Passos da aynı fikri ABD’de yaptığı “The Camera Eye” dizilerinde kullanmıştı. Aynı hedefte kendimin de ilerlediğimi görmek vahiy gibi bir şeydi.

CK: Cut-Up’lar, okurlara geleneksel anlatıdan farklı olarak ne sunuyor?

WB: Herhangi bir öykünün pasajı ya da herhangi bir şiirsel imge; her biri kendi başına ilginç ve yeterli olabilecek sayıda varyasyona tabidir ama Rimbaud’nun Cut-Up’lanarak yeniden düzenlenmiş bir versiyonu size yeni görüntüler sunar. Okuduğunuz şiir yine Rimbaud’dur –gerçek Rimbaud dizeleri içerir– ama yenidirler.

William BurroughsFrancis Bacon ile.

CK: İmajların birikimini önemsemediğiniz gibi yenilerini arıyor gibi görünüyorsunuz.

WB: Evet, kelimeler ve imgeler üzerinde çalışan herkesin paradoksunun bir parçasıdır bu ve aslında bir yazarın yaptığı da şeydir. Ressamın da. Cut-Up’lar imajlar arasında yeni bağlantılar kurar ve kişinin bakış açısı bu nedenle genişler.

CK: Makasla ve tüm bu kâğıt parçalarıyla çalışma derdiyle uğraşmak yerine, aynı etkiyi sadece daktiloda serbest çağrışımlar yaparak elde edemez miydiniz?

WB: Kişinin zihni bu şekilde çalışmaz. Örneğin, eğer bunu Cut Up’lamak istersem (eline Nation’ın bir kopyasını alarak), bunu yapabileceğim pek çok yol ortaya çıkar. Sütunları okuyabilirim; şöyle derim: “Günümüzde erkek sinirleri bizi kuşatıyor. Dışarıya çıkan bütün teknolojik eklentiler elektrikseldir, kolektif çevremizi kuşatırlar. İnsan sinir sistemi tüm özel ve sosyal değerleriyle yeniden programlanabilir. Özellikleri bir radyo sinyalinin ağa yakalanması kadar kolay. Duyusal düzende.” Neredeyse orijinal metinleri kadar anlamlı olabildiklerini görebilirsin. (İşaret ederek) Diyelim ki, bunu ortadan kesmeliyim, sonra da buraya koymalıyım. Pek çok satranç hareketini zihinde tutmaya çalışmak gibi bir şey, bunu yapamazsın. Zihnin bu hareketi yapmayı başaramıyor. Başaramıyor çünkü aynı anda zihninin karar mekanizmaları ve baskısı da size karşı çalışmaya başlıyor.

William Burroughs

CK: Bir kitlenin Cut-Up’lara karşılık vermek için eğitilebileceğine inanıyor musunuz?

WB: Kesinlikle, çünkü Cut-Up’lar zaten zihinde her zaman devam eden bir psikosensörlük sürecini ortaya koyuyorlar. Gazete okuyan bir kişi, gözlerini sütuna dikiyor ve Aristotales usulüyle yazıyı cümle cümle takip etmeye başlıyor. Fakat bilinçaltı aynı zamanda sağdaki ve soldaki sütunu da okuyabiliyor ve yanında oturan kişiyi fark edebiliyor. Bu bir Cut-Up’tır. New York’ta bir öğle yemeğinde kahvemi içip çöreğimi yiyorum. New York’ta yaşamanın bir kutunun içinde yaşama hissi verdiğini hissediyorum, bir dizi kutunun içinde ambalajlanmış halde yaşamak gibi. Dışarıya bakıyorum ve büyük bir Yale kamyonu görüyorum. Cut-Up budur – dışarıda olup bitenleri ve düşündüklerimizi yan yana getirir. Sokakta yürürken bile pratik yapabiliyorum. Diyelim ki, buraya geldiğimde bunu düşünüyordum, eve döndüğümde bunu kaydedeceğim. Bazı materyalleri kullanacağım ve bazılarını atacağım. Burada, kelimenin tam anlamıyla, binlerce sayfa not çıkarabiliyorum ve üstüne bir de günlük tutuyorum. Başka bir anlamda, zamanda yolculuk yapmak gibi. İnsanların çoğunun çevrelerinde nelerin olup bittiğinden haberi yoktur. Yazarlara yolladığım en önemli mesaj budur: Tanrı aşkına, gözlerinizi açık tutun. Nelerin olup bittiğine dikkat edin. Demek istediğim, arkadaşlarımla sokakta yürürken onlara, “Onu gördünüz mü, yanımızdan geçip gideni gördünüz mü,” diye sorarım ve çoğu zaman görmediklerini söylerler. Buraya gelirken trende oldukça keyifli zaman geçirdim. Yıllardır tren yolculuğu yapmamıştım. Burada bir çalışma odam yok. Onun yerine bir yatak odam var, ben de daktilomu oraya kurdum, pencereden dışarıya bakabiliyorum. Pek çok fotoğraf çektim. Tüm işaretleri aldım ve o esnada düşündüklerimi kaydettim. Pek çok tuhaf dizilim de fark ettim. Örneğin, çatı katındaki bir dairede yaşayan arkadaşlarımdan biri, ne zaman evden çıkarken banyo kapısını açık bıraksa eve döndüğünde bir fare gördüğünü söyledi. Pencereden dışarıya baktığımda, sokağın karşısındaki Able Haşere Kontrol’ü gördüm.

William Burroughs

CK: Cut-Up çalışmalarındaki tek kusur üzerinde çalıştığınız dilin düz beyanatlar içeren bir yapıya sahip olmasıdır. Bunu değiştirmek çok zaman alacak.

WB: Evet, ne yazık ki. Batı düşüncesinin en büyük hatalarından biri. Korzybski’yi ve onun Aristotalesçi olmayan fikrini hatırlarsınız. Durum aslında böyle değil, Aristotales temelli düşünme yapısının Batı düşüncesinin en büyük ve en kuvvetli zincirlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Cut-Up, bir yönüyle, bunu azaltmaya yönelik bir harekettir. Hayal kırıklığını kabul etmenin muhtemelen Çinliler için daha kolay olduğunu düşünüyorum, hiyeroglifleri daha kolay okuyabiliyorlar. Çoktan Cut-Up’landılar.

MUHABİR: Kurmacadaki klasik kurguya ne olacak?

WB: Klasik kurgu her zaman için sahnenin temel yönünün, karakterleri oradan buraya getirmenin işlevine kesin olarak sahip ve bu devam edecek de, ancak Cut-Up gibi yeni teknikler gözlem kapasitesini çok daha ileriye götürecek. Tüm estetik deneyim gittikçe zenginleşecek ve genişleyecek.

CK: Nova Express pek çok yazarın metinlerinin Cut-Up’lanmasından mı oluşuyor?

WB: Joyce var. Shakespeare, Rimbaud, insanların hakkında bir şey duymadığı başka yazarlar var, örneğin Jack Stern gibi. Jack Kerouac var. Bilmiyorum, Cut-Up’lama işine başladığınızda kendi izinizi kaybedebiliyorsunuz. Genet, tabii ki hayranlık duyduğum birisi. Ama yaptığı şey temelde klasik Fransız nesridir. Ayrıca Kafka, Eliot ve en sevdiklerimden biri, Joseph Conrad. “They Just Fade Away” isimli öyküm, Lord Jim’den bir katlamadır (kesmek yerine katladım). Neredeyse aynı hikâyeyi anlatıyor. Stein’ım, Lord Jim’dekiyle aynı Stein. Richard Hughes, bir başka favorim. Ve Abraham Greene. Egzersiz için, Tanca’dan Cebelitarık’a gezi yaptığımda gördüklerimi her zaman yanımda taşıdığım defterime üç sütun halinde kaydedeceğim.

Çeviren: Şehmus Yıldırım

(Paris Review, The Third Mind kitabından)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR