Yalçın Tosun: “Okuduğumuz her yazarın üstümüzde emeği olduğuna inanıyorum.”

Yalçın Tosun: “Okuduğumuz her yazarın üstümüzde emeği olduğuna inanıyorum.”


Twitter'da Paylaş
0

"Öykünün varla yok arası dokunuşuyla attığı derin çiziğin, kağıt kesikleri gibi her tarafımızı doldurmasının hayranıyım. Yerinin de gitgide çoğaldığını düşünüyorum." Semih Gümüş: Yalçın, dördüncü öykü kitabın yayımlanıyor. Bir Nedene Sunuldum’un önceki üç kitabından farkı var mı? YalcinTosunKitapKapagiYalçın Tosun: Var olduğunu düşünüyorum, çünkü okuduklarım, izlediklerim, sevdiklerim, nefret ettiklerim, her şey değişiyor, ben de dâhil. Ama mutlaka farklı olsun diye planlayarak yazmadım bu öyküleri. Benim derdim hep aynı, ama yazdıklarımdaki yansımalarında farklılıklar olacaktır zaman içinde elbette. Farklı bulunursa dediğim gibi kendiliğinden olmuştur. Öyküler öyle direttiği için olmuştur. Bir şekilde özün biçimi belirli bir kendiliğindenlikle diretmesi gerektiği fikrindeyim, öbür türlüsü eğreti duruyor, sevmiyorum. Konu olarak bu kitap biraz daha farklı yerlere gitti, benim için keşfe benzer bir duygu yarattı, okurları şaşırtacak bazı öyküler olduğunu da düşünüyorum. Ama yine de bunca cümleden sonra bu sorunun tam yanıtını okurlarıma ve metinler üzerine yorum yapan uzmanlara bırakıyorum. SG: Kitaplarının adları gerçekten farklı. Şaşırtıcı ve üstünde düşünmeyi gerektiren adlar koyuyorsun… YT: Kitabın adı –ve kapağı– konusundaki saplantıya yakın duran titizliğim beni yoruyor ama sonuçtan tatmin olana kadar uğraşım sürüyor. Altı ay kadar isim ve kapak üzerine yoğunlaşıyorum her kitaptan sonra. İçime en fazla sinen, kitabın tümünü en iyi kavradığına inandığım adın peşinden aylarca koşuyorum. Ben çok düşünüyorum o adları, bu nedenle konuşulduğunu, beğenildiğini, üstüne düşünüldüğünü duymak beni daha mutlu ediyor. SG: Bu arada öykü anlayışında nasıl bir değişim oldu? Ya da hiç değişmedi mi? YT: Öykü anlayışım, öyküyü kavrayışımda elbette bazı değişiklikler duyumsuyorum. Ama bunları da o öykünün içine girmişken yani yazarken kavrıyorum. Benim için yazmanın büyüsü biraz da bu keşiflerde yatıyor. Öykü hâlâ en çok sevdiğim, en çok yazdığım, düşündüğüm, yazın hayatımın merkezi. Öykünün aniden vuran, yoğun ve şefkatli tokatlarını hissetmeyi hâlâ seviyorum. Bu yönleriyle düşündüğümde bir değişiklik olmadı gibi geliyor. Ama Bir Nedene Sunuldum’daki öyküleri tek tek düşündüğümde dilde ve anlatımda bugüne kadar tuttuğum yoldan biraz ayrılarak, keçiyollarına, hatta bazen uçurum kenarlarına saptığımı hissediyorum. Bunlara ek olarak şunu söyleyebilirim: Bir Nedene Sunuldum’da görece biraz daha uzun öyküler var, bazı öykülerdeki dile, anlatı olanaklarına yaklaşımımda farklılıklar da göze çarpacaktır. SG: Bir gün öyküden başka türde yazacak mısın? Belki de yazıyorsun… YT: Yazıyorum evet. Yaklaşık üç yıldır usul usul yazdığım bir novella var. İlk bölümünü İstanbul Art News’in edebiyat ekinde tefrika ettim. Şimdi ikinci bölümünü yazıyorum. Ne zaman biter, sürekli kafamda dolanan öyküler ne kadar izin verir bilmiyorum… Bunun yanında çok eskiden beri yazdığım, biriktirdiğim arada gizleyerek metinlerin aralarına sıkıştırdığım şiirler var. (Peruk Gibi Hüzünlü’de olduğu gibi bazı kitaplarımda şiirlerimden dizeler kimi öykülerin arasında serpiştirilmiştir.) Ama uzun süredir elim şiire gitmiyor. SG: Öykünün hayatımızda gerçekten bir yeri var mı? YT: Ben olduğunu düşünüyorum, en azından birçok kişinin hayatında. Bunca öykü yazılıyor, öykü kitapları, dergiler yayımlanıyor. Belki romana göre daha az yer kaplar görünse de daha derin, daha gerçek bir yeri olduğunu düşünüyorum. Öykünün varla yok arası dokunuşuyla attığı derin çiziğin, kağıt kesikleri gibi her tarafımızı doldurmasının hayranıyım. Yerinin de gitgide çoğaldığını düşünüyorum. SG: Okurların senin öykünü nasıl okumasını istersin? YT: Önyargısız. SG: Yalçın Tosun nasıl yaşamak istiyor? YT: Düşüncemde ve onu ifade etmekte özgür, insan canının değerli olduğu, ölenleri/öldürülenleri düşünmekten kendi yaşamımdan utanır olmadığım bir yaşam sürmek istiyorum. SG: Edebiyatta eski kuşaklar ve genç yazarlar: Aklına ilk gelen nedir?         YT: Okuduğumuz her yazarın –sevelim ya da hiç sevmeyelim– üstümüzde emeği olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de öyküde, eskiden yeniye bir sürekliliğin izi sürülebilir. (Bu süreklilik aynılık değildir elbette ve dilde, anlatının yeni sınırlarında, birbirini çağrıştıran duyarlıklarda ve dertlerdeki karşılaşmaları da içerir). Kendi adıma genç bir yaştayken Füruzan’ın kıvılcım çaktığı bir fişeği yıllarca söndürmedim ve birçok usta yazarın yazıdan ateşiyle harladım. Başta Sait Faik olmak üzere, Bilge Karasu, Sevim Burak, Vüs’at O. Bener, Haldun Taner, Fikret Ürgüp, Murathan Mungan, Ayfer Tunç ve diğerlerini okumasaydım yazar mıydım ya da bugün yazdıklarım acaba nasıl olurdu diye zaman zaman düşünüyorum. Öykünün bugünü düşünüldüğünde takip ettiğim, yeni kitabı çıksa diye beklediğim genç kuşaktan yazar arkadaşlarım da var. İlk solukta aklıma gelenler: Neslihan Önderoğlu, Sine Ergün, Murat Özyaşar, Sinan Sülün, Bora Abdo… SG: Son günlerde, aylarda en sevdiğin kitap ne oldu? YT: Thomas Bernhard’dan ‘Ödüllerim’ son zamanlarda beni en çok etkileyen kitap oldu. Şu sıra yine Bernhard’ın otobiyografisini okuyorum ve ne kadar büyük bir yazar, önemli bir insan olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR