Yanan Kütüphaneler
15 Aralık 2016 Tarih

Yanan Kütüphaneler


Twitter'da Paylaş
0

“İnsanın ve Tanrı’nın İsa’da bağdaşabilirliği tartışması yüzünden yığınlarca yazılı kâğıtla gerçekten hamamlar ısıtıldıysa, bir düşünür gülümseyerek bunların sonuçta insanlığa hizmet ettiğini söyleyebilir.”
Alexander Pechmann
Kütüphane yangınlarında yok olup giden eşsiz ve yeri doldurulamaz elyazmalarının sayısını saptamak kolayca yerine getirilebilecek bir görev olmasa gerek. Bu yüzden koleksiyonları tamamen ya da kısmen telef olmuş iki ya da üç önemli kütüphaneden biraz söz etmek isterim yalnızca. Bu bağlamda matbaanın Avrupa’da 15. yüzyılda, Çin’de ise henüz 9. yüzyıldaki keşfinden önce ortaya çıkmış ve yok olmuş külliyatlar çok önemlidir. Çünkü bulunup bir araya getirilen elyazmaların tamamı –ya da hiç değilse bunların esaslı bir bölümü– sonsuza dek kayıptır. Yanan kütüphanelerin en ünlüsü İskenderiye Kütüphanesi, Bergama Kütüphanesi’yle birlikte Antik Yunan’ın en önemli papirüs koleksiyonu kabul edilir. Burada edebî ve bilimsel eserler ilk kez sistemli bir şekilde bir araya getirilmiş, sınıflandırılmış, tercüme edilmiş ve çoğaltılmıştır. İskenderiye Kütüphanesi önceleri çağdaş anlayışa uygun bir kütüphane değildir; daha çok akademi, araştırma merkezi ve kutsanmış ibadethane karışımı bir yerdir, adına da Museíon denmiştir. Museíon’u MÖ 295 yılında Büyük İskender’in eski generallerinden biri olan ve hükümdarının ölümünün ardından Mısır Krallığı’nın başına geçen I. Ptolemaios Soter kurar. Ptolemaios, İskender ve onun babası Makedonya Kralı Philipp gibi Helen kültüründen ve Aristoteles öğretisinden etkilenmiştir. Veliahta Academia’nın bir üyesinden dersler aldırır ve Museíon’u kurarak Aristoteles’in akademisi Lykeion’un izinde gider. Kuruluşundan birkaç yıl sonra Museíon’a bağlanan kütüphane II. Ptolemaios Philadelphos döneminde oldukça genişletilir. Koleksiyonun tüm Yunan edebiyatını kapsamasının yanı sıra İbraniceden ve Farsçadan yapılan çevirileri de bünyesinde barındırması öngörülür. Ancak kütüphanenin envanteri hakkındaki kayıtlar tutarsızdır. Bazı kaynaklar yedi yüz bin papirüsten söz ederken bazdan kırk bin adetle sınırlıdır. Bunların hepsi zamanında konularına göre ve alfabetik sırayla raflara ya da “maria”ya dizilmiş ve etiketlenmiştir. Caesar’ın Mısır donanmasını yaktırdığı MÖ 47 yılında güya İskenderiye Kütüphanesi de alevler içinde kalır. Gelgelelim kütüphanenin MS 272 yılında Roma İmparatoru Aurelian ve Palmira Kraliçesi Zenobia arasında geçen savaşta zarar gördüğü çok daha olasıdır. Başka bir efsaneye göre de Antik dünyanın en önemli kütüphanesi MS 642 yılında Halife Ömer’in emri üzerine Kuran öğretisine ters düşen her şeyi yerle bir eden Arap kumandan Amr bin el-Âs tarafından yakılmış ve değerli papirüslerle kentin hamamları ısıtılmıştır. Bu hikâyenin, bazı İslam âlimlerinin savunduğu gibi Hıristiyan haçlı seferlerinin bir propagandası olarak ortaya atılıp atılmadığı bugün hâlâ belirsizdir. Ancak soruna başka bir açıdan da bakılabilir. İngiliz tarihçi Edward Gibbon şöyle der: “İnsanın ve Tanrı’nın İsa’da bağdaşabilirliği tartışması yüzünden yığınlarca yazılı kâğıtla gerçekten hamamlar ısıtıldıysa, bir düşünür gülümseyerek bunların sonuçta insanlığa hizmet ettiğini söyleyebilir.” “Dağın Yaşlısı” olarak efsaneleşmiş Haşhaşilerin lideri Raşidüddin Sinan el İsmaili’nin hikâyesi Haçlı Seferleri’yle yalandan ilintilidir. Haşhaşiler Alamut’u üs olarak kullanır. Bu gizemli mezhep 13. yüzyılda alçakça işlenen pek çok cinayetten sorumlu tutulur. Efsaneye göre suikastçılar haşhaş içerek esrime haline geçermiş – isimlerini Arapça “haşhaşi” sözcüğünden almalarının ve Avrupa’da kendilerine “Assasins” denmesinin nedeni de bu. Uyuşturucunun etkisiyle, cinayetten sonra gözlerinin önünde onları şehit olarak kabul eden bir cennet canlanır. Bu yüzden ölümü gülümseyerek göze alırlar. Rahatsız edici bir güncellik taşıyan bu inancın kökeninde Şii bir mezhep olan İsmaililer yatar. İsmaililer doğrudan Hazreti Muhammed soyundan geldiklerini savunurlar. Onlara göre İslamın diğer bütün tefsirleri kâfirliktir. Alamut’ta aralarında mezhebin kurucusu Hasan Sabbah’a ait notların da bulunduğu eşsiz elyazmalarıyla dolu devasa bir kütüphane vardır. 1256’da, Moğolların İran’ı istila ettikleri sırada Haşhaşilerin kaleleri önce kuşatılır sonra fethedilir. Alamut aynı yılın aralık ayında düşer; ancak kenti fetheden vezir Hülagü –kendisi aynı zamanda Cengiz Han’ın torunudur– Dağın Yaşlısı’nın o büyük kütüphanesini Moğol birlikleri tarafından yerle bir edilmeden görebilmek için izin ister. Vezir, kütüphanenin envanterini çıkardıktan sonra neredeyse bütün koleksiyonun kurtarılmaya ve gelecek kuşaklara aktarılmaya uygun olmayan kâfirce kitaplar içerdiğine karar verir. Hülagü adamlarına, kaleyi bütün sırlan ve kültür hazinesiyle birlikte ateşe vermelerini emreder. Haşhaşilerin gizemli kütüphanesinin aksine, İskenderiye Kütüphanesi’nin varlıkları tamamen kaybolmaz; çünkü en önemli eserlerin suretleri düzenlenmiş ve daha küçük koleksiyonlara aktarılmıştır. Gelgeldim varsayımlara göre Antikçağ’a ait edebiyat eserlerinin yaklaşık yüzde doksanı günümüze ulaşamamıştır. Bu olağanüstü kayıp, Antikçağ’a dair sahip olduğumuz bilgilerin çok kısıtlı kaynaklara dayandığını gösterir. Daha sonra, yani ilgili salonun yolu aklıma gelir gelmez, çok çok uzun zaman önce son kez görülmüş olan hazinelerin birkaç örneğini size tanıtacağım. [caption id="attachment_22610" align="aligncenter" width="800"]kutuphaneyongledadian Yongle Dadian[/caption] Avrupa kültürü açısından en önemli Antikçağ edebiyat eserleri neyse, Asya kültürü açısından MÖ 9. yüzyıla kadar uzanan Çin yazılı kaynakları da odur. Birçok vakayiname, ritüelleri anlatan metin ve şarkı koleksiyonu, edebiyat ve felsefe metni yüzyıllar boyunca imparatorluk akademisinde arşivlenmiş, incelenmiş ve değerlendirilmiştir. MS 190 yılında dönemin başkenti Luoyang’ın maceraperest diktatörü Dong Zhuo’nun askerî birlikleri tarafından yağmalanması sırasında imparatorluk kütüphanesi ve Han arşivi harap edilir. Bu saldırıda kaybolan nadir elyazmalarının sayısı, ilk Qin imparatorunun yaktırdığı kitapların sayısından muhtemelen çok daha yüksektir. Bambu kamışına yazılmış birkaç eski metnin vaktiyle düzenlenmiş suretleri korunmuştur. Bunlar ve sayısız pek çok değerli kaynak –eşsiz tarihî belgeler, savaşları ve yangınları atlatmış paha biçilmez elyazmaları– 15. yüzyıldan 19. yüzyılın sonuna kadar Pekin’deki yeni imparatorluk akademisinde bir araya getirilmiştir. Bina, 22 Haziran 1900 tarihinde elçilik bölgesi için verilen mücadelede “Boksörler” diye anılan isyancı Yi He Tuan’lar tarafından kundaklanır. Oysa elçilik bölgesini koruyan Avrupalı, Japon ve Amerikalılar, misyonerlik ve sömürüye karşı ayaklanmış Boksörler’in akademiyi ve içindeki değerli kütüphaneyi ateşe vereceklerine asla inanmamışlardır; çünkü Çinliler eski kitabelerin kendi kültürlerindeki yerini bilmekte ve buna büyük değer biçmektedirler. Gelgelelim isyancılar, imparatorluk akademisinin değerinden ve öneminden bihaber basit çiftçilerdir. Pekin’in Boksörler İsyanı’nın bastırılmasından sonra kent yağmalanır; birçok önemli elyazması imha edilir ya da yabancı işgalcilerce çalınır. Üç yüz yetmiş ciltlik gösterişli renkli ansiklopedi Yongle Dadian da bunlardan biridir. 1407 yılında dünyada olup bitenlere ilgi duyan, Amiral Zheng He’nin deniz yolculuklarının emrini veren imparatorun arzusu üzerine hayata geçirilmiştir. Savaşlar, dinî ve ideolojik sorunlar sıklıkla kütüphanelerin zarar görmesiyle sonuçlanmıştır. Din savaşlarının ve Otuz Yıl Savaşları’nın yaşandığı Avrupa’da sayısız kitap koleksiyonu yakılır ve talan edilir. Üç bin beş yüzden fazla elyazması ve beş bin değerli baskıya ev sahipliği yapan ünlü Heidelberg Bibliotheca Palatina Kütüphanesi koleksiyonu, 1622 yılında kenti fetheden Katoliklerce gasp edilir ve Roma’ya getirilerek Papa XV. Gregorius’a armağan olarak sunulur. Bu arada kütüphane müdürü HollandalI hümanist Janus Gruterus’a ait elyazmaları da caddeye ve avluya fırlatılarak atların çamurlu nallan altında yok olup gider. Yakılan kütüphaneler listesine yakın tarihte Bosna savaşı sırasında yıkılan ve enkazının, onu görenlere savaşın dehşet verici anlamsızlığım simgeleyen Saraybosna Kütüphanesi de alındı. 2 Eylül 2004 gecesi alevler içinde kalan Weimar’daki Anna Amalia Kütüphanesi de hepimizde aynı duygulan uyandırır. Elli bine yakın değerli matbu malzeme birkaç saat içinde alevler tarafından yutulmuş ya da yangın söndürme sularından büyük hasar görmüştür. Michael Knoche, Die Bibliothek brennt [Kütüphane Yanıyor] adlı eserinde hem bu felaketi hem de yürekli pek çok gönüllü sayesinde mucize eseri kurtarılan kitapları anlatır. Buraya kadar resmî kütüphanelerden söz ettim yalnızca. Yüzyıllar boyunca harap edilen kişisel kütüphanelerin ve yok olan değerli hazinelerin sayısını düşünmek bile istemiyorum. Örnek olarak Weitra’lı Richard Pils’in (bu bölümü ona ithaf ediyorum) bir yangında tamamen kül olan koleksiyonunu göstermek isterim. Kitaplar, orijinal elyazmaları, sanat eserleri ve az bulunur fotoğraflar bu yangında sonsuza dek kaybolmuştur. Ancak bu kütüphanenin külliyatıyla hayata geçmiş olan Bibliothek der Provinz{{1}} adlı küçük yayınevi, hâlâ varlığını sürdürmekte ve bıkıp usanmadan raflarını yeni eserlerle doldurmaya çalışmaktadır. Yeri hakkında hiçbir bilginin olmadığı bir başka özel kütüphane, Pers Sadrazamı Abdül Kasım İsmail’e aittir. Sadrazam, kitap okumaya çok düşkündür ve elinde heyecan verici bir kitap olmadan yaşayamaz. Ücra köşelerdeki vilayetleri ziyareti sırasında canı çok sıkılır. O anki ihtiyacına göre seçtiği, dikkatini dağıtan ya da kendisine heyecan veren kitaplarının özlemini çeker. Günün birinde aklına değerli koleksiyonunu seyahatlerde yanma alma fikri gelir; tam yüz on yedi bin cilt özenle paketlenir, her an ulaşılabilecek bir şekilde düzenlenir ve alfabetik sıraya göre yürüyen dört yüz deveye yüklenir. Bu ilginç kitap kervanının yola koyulmasıyla sadrazam büyük bir mutluluk duyar. Artık nereye giderse gitsin kendini evinde hisseder. Issız çöllerdeki yorucu görevler ve sıkıcı dağ köylerindeki uzun konaklamalar vezire artık kısa ve keyifli gelmeye başlar. Bu şahane kütüphanenin izi de ne yazık ki zamana yenik düşer.

Kaynak: Kayıp Kitaplar Kütüphanesi, Alexander Pechmann, Almancadan çeviren: Regaip Minareci, Can Yayınları, Nisan 2015

[[1]] (Alm.) Taşra Kütüphanesi. (ç.n.)[[1]]

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR