Yazarların Dostlukları
8 Aralık 2018 Edebiyat

Yazarların Dostlukları


Twitter'da Paylaş
0

F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway 1925’de Paris’te tanışırlar. Rekabetçi ve fırtınalı arkadaşlıkları süresince birbirlerinin eserlerini etkilerler.

Henry David Thoreau, “dostluğun dili sözcükler değil, anlamlardır”, der. Kanımca, sözcükler ve onların yüklediği anlamlar, dostluğu zenginleştiren ve güzelleştiren öğelerle dolu. Başlık ile ilgili aklıma hemen iki çeşit dostluk geliyor: Birincisi okurların, yazarlardan ve onların yazdığı kitaplardan ilham alarak hayal ettikleri, zihinlerindeki, belki düşlerindeki sanal dostluklar. Diğeri, iki yazar arasında kurulan, bazen tatlı bir çekişmeye dönüşebilen, devinimli, sevgiye ve saygıya dayalı daha somut olan yoğun iletişim şekli. Yazın dünyasında dostluk renklerinin çok katmanlı olması beklenir bir durum. Okurları olarak, kitaplarını, haklarında yazılan makaleleri ve değişik platformlarda yayınlanan eserleri, günümüzde bazen sosyal medyadan izlediğimiz haberleri ile haklarında epeyce bilgi sahibi olduğumuz yazarlar, hikaye anlatışları, üslupları, teknikleri, kullandıkları söz sanatları, dilleri ile bize farklı dünyaların kapılarını aralarlar. Sadece dilimizi, anlatımımızı değil, düşlerimizi, duygularımızı ve düşüncelerimizi de geliştirirler. Yazılarıyla, kitaplarıyla yarenlik ederiz. Kültürel yolculuğumuza eşlik ederler. Lucien Goldman,1 eserin anlaşılmasında yazarın hayatının bilinmesinin önemli bir unsur olmadığını belirtse de, Berna Moran, bir yazarın aklından geçen düşünce ve duyguların anlaşılması halinde eserin daha iyi kavranacağını söyler.2

Ben kişisel olarak yazarların sadece metinlerinden değil, söyleşileri ve röportajlarından da çok şey öğreniyorum. Satır aralarını konuların ruhuna nüfuz edebilme olanağı sağladığı, zihnimi başka türlü zenginleştirebildiği için önemsiyorum. Yaratıcı ruhların dünyası iniş çıkışlarıyla da gökkuşağı renklerini temsil edebiliyor.

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor." diyen, J. D Salinger’ın3 sözünü gerçeğe dönüştüren örnekler de var.

1930’larda, Emerson’un Thoreau’nun mentoru olduğunu öğreniriz.

Emerson Thoreau’yu ailenin bir bireyi gibi kabul eder ve onu, ufkunu geliştirecek insanlarla tanıştırır.  Kütüphanesini paylaşır. Thoreau’yu sadece gelecek vadeden bir öğrenci olarak değil, edebi ilgi alanı mutlaka saygı görmesi gereken bir genç adam olarak nitelendirir. O’na önemli eserlerini yazabilmesi için maddi manevi destek verir. Mekânını açar. Aralarındaki farklılıklara, yaşadıkları kayıplara rağmen, güzel bir dostluk kurarlar. Thoreau tüberkülozdan vefat edince, Emerson onun ardından bir anma konuşması yapar ve Thoreau’yu ömür boyu en iyi dostu olarak kabul etmeye devam eder.4

F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway 1925’de Paris’te tanışırlar. Rekabetçi ve fırtınalı arkadaşlıkları süresince birbirlerinin eserlerini etkilerler. Tender is the Night romanını yayımladıktan hemen sonra, Fitzgerald arkadaşı Hemingway’den kitap üzerine samimi düşüncelerini yazmasını ister. Hemingway, Fitzgerald’a ayrıntılı bir mektup yazar ve pek çok öğüt verir.5 Woody Allen’ın Paris’te Geceyarısı filminde iki yazar arasındaki karmaşık arkadaşlığı tam yansıtamayan sahneler buluruz. Hemingway, inatçı, oldukça eril, avcı, boksör, savaş gazisi kimliği ile, daha ziyade yalnızlık, macera ve savaş üzerine yazarken, sosyal çevresi geniş olan romantik Fitzgerald ise lirik ifadelere sahiptir. İki yazar arasındaki tansiyonu yüksek ilişkinin değişik boyutları olduğunu farklı kaynaklardan okuyabiliriz.

J.R.R. Tolkien ve C.S. Lewis çeyrek yüzyıl boyunca mitleri ve efsaneleri konuşarak dostluklarını sürdürürler. 1926 yılında Oxford fakülte toplantısı sırasında tanışan bu iki yazar bizi Yüzüklerin Efendisi’ndeki dünyalara ve Narnia’ya sürüklemeyi başarır. Diğer Oxford entelektüelleriyle haftada bir toplanıp, yıllar boyu, din, edebiyat ve pek çok konu tartışırlar.6

Yakın arkadaşlıklara bir başka örnek, Pulitzer ve Nobel ödüllü Toni Morisson ve James Baldwin’in dostluğudur. 1998’te Morrison, Baldwin’in iki ciltlik çalışmasının editörlüğünü yapar. Baldwin’in cenazesinde Morrison arkadaşı için dokunaklı bir konuşma kaleme alır:

“Seninle mevsim her zaman Noel’di ve en azından üç armağan getirmeyi ihmal etmedin. Bana, içinde yaşayacağım bir dil verdin. O kadar mükemmel bir armağandı ki onu kendi buluşum diye düşündüm.

İkinci armağan paylaşmamıza izin verdiğin cesaretindi: Bu cesaretle yabancı gibi kasabaya gidip insanlar arasındaki uzaklıkları tüm dünya ile içten bir ilişkiye dönüştürebilirdik.  Üçüncü armağanı kabul etmesi daha zordu. Bu senin duyarlılığın/şefkatindi” der ve içten sözlerle duygusal konuşmasını sürdürür. En sonunda “Jimmy” der. “Bizi taçlandırdın”. Bu, samimi sözcüklerin, edebi onurlandırmaların dünyasından bize seslenebilen dokunaklı bir dostluktur.7

Kafka 41 yaşında öldüğü zaman yakın arkadaşı ünlü yazar, denemeci, çevirmen, besteci Max Brod, Prag’da Kafka’nın çalışma masasında kendisine hitaben kaleme alınmış bir mektup bulur. Kafka son isteği olarak, geride bıraktığı her şeyin, yazıların, anıların, tüm mektupların, çiziktirmelerin okunmadan yakılmasını istemiştir. Brod bu isteği gözardı ederek Kafka’nın eserlerini yayınlatır. Onun sayesinde bugün Franz Kafka ismi edebiyat dehalarının arasına yazılır.8

Kadınlar arası edebiyat dayanışmaları da incelemeye değer. Toplumlar kadın rolerini eş, kızkardeş ve annelik bağlamında değerlendirmeye daha yatkın görünürler. Örneğin, Jane Austen’ın kızkardeşinin ev işlerini üzerine alarak Austen’ın yazı hayatını nasıl kolaylaştırdığı pek bilinmez. Ayrıca ailenin mürebbiyesi ve aynı zamanda amatör oyun yazarı olan Anne Sharp’ın Jane Austen’a desteğinin ne kadar az bilindiği de biyografi yazarları tarafından ifade edilir.  Tam bir yoğunlaşma ve adanma gerektiren yazarlık serüveninde kadınların toplumlar tarafından kendilerine doğrudan yakıştırılan rollerinden geri kalan zamanlarında nasıl yazabildiklerinden söz edilmez. Halbuki edebiyat tarihinde kadın yazar dayanışmalarının da pek çok örneği vardır.

“Bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. Sanırım artık insan, tutunamıyor insana.” diyen Oğuz Atay’ın Vüs'at O. Bener dostluğuna tutanabildiğine tanıklık ederiz. Oğuz Atay ile yakın askerlik ve kendi deyimiyle “okur yazarlık ve edebiyat arkadaşlığı” sürdüren Cevat Çapan, Atay’ı, daha sonra üstadı olacak Vüs’at Bener ile tanıştırır. Bener, Yıldız Ecevit’in Ben Buradayım adlı incelemesinde Oğuz Atay’ın ilgisini daha ziyade “çarpışacağı, tartışacağı bir adam olarak” çektiğini iddia eder. Bener, Tutanamayanlar’daki Süleyman Kargı portresinde kendi kişiliğinin parçaları ile yansıtılır. Bu verimli dostluk, kurmaca dünyasında parlar. Atay’ın vefatından yedi yıl sonra Bener, Buzul Çağı’nın Virüsü’nde “Nedir bu kültür çorbası?

Duyuyor musun Oğuz Atay! Çınar elli, kızdı mı kezzap gibi bakan, oysa iri çağla gözlü, kapılardan sığmaz güzel adamım! O zamanlar pek ayırdında değildin sanırım “tutunamadığının” diyerek yazara kendi ismiyle seslenir.9

Türk şiirine “Garip Hareketi” ile farklı boyutlar getiren üç büyük dost şairin, Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın Şevket Rado’ya mektupları adeta o güzel dostluklara, zihinsel birlikteliklere selam gönderir gibidir.10

Hasan Ali Toptaş, deneme kitabında, Latife Tekin ile ilk tanışmasının pek çok okur gibi, Sevgili Arsız Ölüm olduğunu , o dönemde kendi yayınlanmış bir kitabı henüz olmadığı için hemen Tekin’in kitabını heyecanla okuduğunu yirmi yıl sonra Tekin ile bir araya geldiklerinde anlatır. Sonra Latife Tekin’in, aynı söyleşide Toptaş’ın dilini övdüğü şu satırları okuruz. “Nasıl aradım seni o gün. Dilinin rüzgârını, havada nasıl dalgalandığını bir de benden duy istedim…”11 İki yazarın bir araya gelince hemen edebiyattan, sözcüklerin büyüsünden dem vurarak sohbete dalmaları, Salinger’ın gerçekleşen dileği değil midir?

Jim Rohn’un ünlü bir sözü vardır. “En fazla zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız”, der. Kendimiz için doğru kişilik ve düşüncelerle çevremizi kuşattığımızda zihinsel ve duygusal anlamda nasıl da farklı evrilebiliriz. Yüzeysel ilişkilerin, sabun köpüğü gibi değer katmayan konuşmaların arasında böyle dostluklar keşfedebilmek bazen bir ömür alan gerçekten de zor bulunur bir armağandır.

Hele bir de sevdiğiniz yazar dostunuz bir telefon, bir mesaj uzaklığında ise mutluluk postacısı kapınızı çalmış demektir.

1 Lucien Goldman. Yazınsal Yaratmada Bireyin Işlevini Nasıl Anlamalı. Cev: Tahsin Saraç. “Turk Dili Eleştiri Özel Sayısı”, 532, 1971

2 Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri. Cem Yayınları, 1986

3 J.D Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Yapı Kredi Yayınları

4 Harmon Smith, My Friend, My Friend. The Story of Thoreau's Relationship with Emerson

5 Scott Donaldson. Hemingway vs Fitzgerald. The Rise and Fall of a Literary Friendship.. 

6 Colin Duriez. Tolkien and C.S. Lewis: The Gift of Friendship. 2003

7 http://blog.loa.org/2011/02/on-toni-morrison-80th-birthday.html

8 Elif Batuman, Kafka’s Last trial, New York Times, Sept 22, 2010

9 Yıldız Ecevit. "Ben Buradayım." Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası. İletişim Yayınları 98-101

10 Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet. Şevket Rado'ya Mektuplar. Yapı Kredi Yayınları

11 Hasan Ali Toptaş. Başlarken Yalnızsın Bitirdiğinde Daha da Yalnız. Söyleşiler Kitabı. İletişim Yayınları. 29-31


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR