Yazmak Benim İçin Varoluş Sebebidir
18 Şubat 2019 Edebiyat

Yazmak Benim İçin Varoluş Sebebidir


Twitter'da Paylaş
0

Yazmaya başladığım zaman dönemin Kürtçe eserlerinden pek de haberdar değildim. Zaten buna imkânım da yoktu.

“Neden yazıyorsunuz?” sorusu her ne kadar kolayca sorulan bir soru olsa da aslında bir yazar için cevaplanması en zor olan sorudur. Ben, neden yazıyorum? Neden yazdım ve en önemlisi neden Kürtçe yazmayı seçtim? Beni yazmaya teşvik eden öğretmenlerim miydi? Hayır! Ailenin yaşlısı olan kanaat önderi mi bana seslenip ey Fırat’ım hadi yaz, dedi. Hayır! İçerisinde olduğum örgüt mü, mensubu olduğum parti mi, yoksa aşiretim mi bana yaz diye seslendi? Hayır! Kürtçe yazmakla tanınan ve bilinen meşhur biri mi olacaktım? Hayır! Kürtçe yazmakla zengin olup mal mülk sahibi mi olacaktım? Hayır ve defalarca hayır!

Yazmaya başladığım zaman bütün bu art arda sıraladığım sorular, beni çok yormuştu. Kürtçe yazmaya başlamamla beraber tutuklanma, sürgün ve hatta ölümün bile beni beklediğini biliyordum; çünkü Kürtçe yazan birçok kişinin başına bunlar gelmişti. Benden önce Kürtçe yazan hiç kimse ödüllerle karşılanmadı. Onlar, Kürtçe yazdığı için sadece dert ve acı gördüler.

İşin doğrusu, yazmaya başladığım zaman dönemin Kürtçe eserlerinden pek de haberdar değildim. Zaten buna imkânım da yoktu. Sadece yüreğimi titretip durmadan kulağıma haykıran “yaz” diyen efsuni sesi duyuyordum. Benim de yazma serüvenim böyle başladı. Yaklaşık kırk yıldır bu yolda yürüyorum. Bazen karanlık ve dar bir vadiye dönüşen bu yürüdüğüm yol, kimi zaman geniş ve aydınlık masmavi bir gökyüzüne dönüşebiliyor. Bu yolda yürürken doruğu beyaz bulutlar arasında kaybolmuş bir dağa tırmanır gibi hissediyorum kendimi, yoruluyorum ama asla durup pes etmiyorum. Zirveye ulaşıncaya kadar mücadeleye devam ediyorum. Yazarken kimi zaman acı çekiyorum, dilleriyle yazdığım kişiler bana acı çektiriyor bazen. Ben o acıyı da yazıyorum. Yazmadığım zaman ufkum daralıyor, canım sıkılıyor yaşamaktan soğuyorum. Özellikle yazamadığım zaman, sadece soluk alan bir ölü ve bütün dünyam yıkılmış gibi hissediyorum. Yazmak benim için umut ağacının dalından yapılmış bir asa gibidir. Her zaman bu asaya dayanıp umuttan güç alırım. Ne zaman kendimi çaresiz ve umutsuz hissetmişsem her defasında “yazmak” imdadıma yetişmiştir. “Önce söz vardı.” cümlesi, her daim yüreğimde ve beynimde yer edinmiştir. Bu yüzden “söz” benim tek dayanağımdır. Hırsımı, aşkımı, sevgimi, özlemimi ve sıkıntımı hep yazmakla aşmışımdır. Yazmak, bazen geniş dünyamı bana dar etmiştir, bazen de dar dünyamı genişletmiştir. Dünyamı bölmüş, parçalara ayırmıştır. Yazı sayesinde mevcut dünyamdan sıyrılıp başka âlemlerde gezmişimdir. Yazdığım zaman var olan gerçeklerden uzaklaşarak yarattığım dünyada yeni gerçekler keşfediyorum. Yazdığım her cümle, bana yeni bir kapı aralıyor başka bir dünyaya açılan. Kendi hayal âlemimde bambaşka düşlerin peşinden koşuyorum. Yazdığım zaman kendimi tip ve karakter avına çıkmış bir avcı gibi hissediyorum. Zavallı ve çaresiz hisseden karakterlerin elinden tutup saf ve her şeyden yoksun yaşamlarını değiştirmek istiyorum. Okuyucuların bütün dikkatlerini onların üzerine çekmeye çalışıyorum. Bazen de bitkin düşmüş ve unutulmuş kahramanlara denk geliyorum. Kalemim yazdıkça ve sözcüklerim yettiğince, bu tip kahramanları da unutuldukları yeraltı mağarasından çıkarıp yeryüzünün gerçeğiyle buluşturuyorum. Yazdığım zaman kahramanlarımla beraber gülüyorum. Onlar ağlayınca da içimi büyük bir hüzün kaplar, gözlerim nemlenir ve hıçkırarak ağlıyorum. Bir kelime yazmak için günlerce hatta aylarca beklediğim oluyor; ama biri kulağıma fısıldıyormuşçasına hiç duraksamadan kelimeleri art arda sıraladığım zamanlar da oluyor. Yazarken yeni bir yaşam, yeni bir kent ve yeni dünyalar yaratıyorum; ama iki satırla da var olan bir yaşamı, kenti ve dünyayı yok edebiliyorum. Bütün bunlar olurken ben kelimenin gücünü yeniden ve yeniden keşfediyorum. Yazmanın bu gücünü kendimde fark ettiğim günden beri, kendi varlığımdan korkuyorum ki başka hiçbir güçten de korkmam. Bütün cesaretimi yazma yeteneğimden alıyorum. Yazdıklarımla hiçbir zaman başkalarını incitmek veya kötülemek gibi bir niyetim olmadı. Ayrıca kötü olanları kendi yazdıklarımla hiçbir zaman övmedim. Yazarken hep kendi aklıma danıştım ve bu yoldaki rehberim, yüreğimin sesi oldu her daim.

Söyleyebileceğim tek gerçek şudur ki ben yazarak sadece kendi acımı hafifletiyorum.

Yazmak, hastalık gibidir. Ben bu hastalık virüsünün varlığını vücudumdaki her hücrede hissediyorum. İstesem bile bundan kurtulamıyorum. Bence yazmak yeryüzündeki hastalıkların en güçlüsü ve en kötüsüdür. Yazarı öldürünceye kadar yakasını bırakmaz bu hastalık. Yazma hastalığı, aynı zamanda bireysel bir hastalıktır; her yazarda etkisi ve sonuçları farklı olabilir. Ben yazmadığım zaman acı çekiyorum. Yazmak, acımı hafifletiyor. Yazarak insanların acısını dile getirip acılarını hafifletiyorum diyemem. Yazmamdaki amaç, dünya halklarının özgürlüğüdür de diyemem. Söyleyebileceğim tek gerçek şudur ki ben yazarak sadece kendi acımı hafifletiyorum. Kendim yalnızca bir kişiyim ve başkaları da kendi yansımasını bende görebilir. Birden çok yaşamı, tek yaşama sığdırabiliyorum yazarak. Birden fazla kişinin varlığını tek kişide toplayabiliyorum. Bana göre bir kişi, kendi yaşamının yansımasını birden fazla kişide göremez fakat birden fazla kişi, kendi yaşamının yansımasını tek kişide görebilir. Bu yüzden yazarın yaratacağı kahraman, düşlerden doğmuş bir gerçek olmalı, hatta gerçeğin de ötesine geçebilecek kadar. Bu kahraman, birden çok kişinin düşüncesine ve kalbine dokunabilmelidir.

Her ne kadar birden fazla kişi, kendini bu kahramanda görse de dürüst olayım ki en başta kendim için, kalbimin atışını duymak için, ruhumda ve yüreğimde açılan yaraları sağaltmak için yazıyorum. Bu durum, başkasının da yaralarını sağaltmaya yarayabiliyor bence.

Yazmaktaki amaç, elbette tek başına ağrı ve acıları sağaltmak değildir. Yazarlar binlerce yıldır, binlerce farklı amaç için yazmışlardır. Benim yazdıklarım da bu yazılanlar içerisinde bir nokta kadar yer kaplamaktadır. Yazdıklarım, sadece bir damla kadardır anlatı deryasının sonsuzluğunda yer bulan…

Kürtçeden çeviren: Musa Bêjevan


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR