Yeniden Doğmak İçin Önce Yok Olmak mı Gerekir?
28 Mayıs 2018 Kültür Sanat Sinema

Yeniden Doğmak İçin Önce Yok Olmak mı Gerekir?


Twitter'da Paylaş
0

Garland, birkaç izlemeyi hak eden, üzerine çok uzun konuşulabilecek, her izleyenin başkalarından farklı detaylar keşfedebileceği bir film yapmış.
Deniz Moralıgil
Yazar Alex Garland sinema izleyicisinin gözü önünde kendisini usul usul sinemacıya dönüştürdü. The Beach adlı romanından uyarlanan filmin başarısı üzerine, 28 Days Later filmine yazdığı senaryo ile sinemaya yatkınlığını ispatladı ve bunu Tesseract alı bir roman ile bu romandan uyarlanan, Danny Boyle'un yönettiği Sunshine adlı filme yazdığı senaryo izledi. Bilimkurgu filmi senaryolarındaki yetkinliği artık su götürmezdi, Kazuo Ishigiro'nun Never Let Me Go adlı romanını senaryolaştırdı, Judge Dredd filminin yeniden sinemaya uyarlanmasında, senarist olarak görev aldı. 2014 yılında kendi yazıp yönettiği olağanüstü sade ve ancak çok sayıda teferruatla zenginleştirilmiş Ex-Machina filmi ile sinema izleyicisini karşısına çıktı. Yapay zekâ ile insanoğlunun gelecekte yaşayacağı mücadelenin nüvelerinin ortaya çıktığı bu film senaryo, oyunculuk, görsellik ve oyuncu yönetimi, atmosfer yaratımı açılarından doyurucu bir çalışmaydı. Alex Garland üzerinden çok geçmeden yeni bir bilimkurgu filmi ile karşımızda. Garland yine kendi yazdığı bir senaryoyu yönetmiş ancak bu kez özgün bir fikirden yola çıkmıyor. Jeff Vandermeer'in The Sourhern Reach Trilogy (filmde görülen askeri üssün adı) adındaki üçlemesinin ilk kitabı Annihilation'dan (İmha) anımsadıklarını senaryolaştırdı (üçlemenin diğer kitapları Authority (Nüfuz), Acceptence (Teslimiyet). Annihilation, her biri farklı uzmanlığa sahip beş kadının –bir biyolog, bir askeri doktor, bir jeolog, bir fizikçi ve psikolog– Florida'nın bataklık bölgelerine doğru çıktıkları yolculuğu hikaye ediyor. Filmin başlarında meteora benzeyen bir cisim, söz konusu alanın bir ucundaki deniz fenerine düşer. Beş kadının görevi deniz fenerinin etrafında büyümekte olan "parıltılı bölge"de neler olduğunu açıklığa kavuşturmaktır zira bölgenin etrafını saran parıltı sebebi ile bölge içindekiler ile irtibat tamamen kesilmiştir ve bugüne dek bölgeye gönderilenlerden yalnızca bir kişi geri dönmüştür: o da neler olduğunu anımsamadığı gibi fiziksel fonsiyonlarındaki anormallikler sebebiyle karantina altına alınmıştır. Kadınlar büyük bir ihtimalle asla geri dönemeyecekleri bir göreve çıktıklarının farkındadırlar. Lena (Natalie Portman) kanserli hücreler konusunda üniversitede ders veren bir biyologdur, eşi Kane (Oscar Isaacs) orduda görevlidir ve yaklaşık bir yıl kadar önce gönderildiği gizli görevden geri dönmediği için ölmüş kabul edilmektedir. Derken bir gün, Kane aniden çıkagelir, başına neler geldiğini anımsamamaktadır, Lena ile konuşurken sağlığı gözle görülür biçimde kötüler ve komaya girer. Ambulans ile hastaneye giderlerken askerler yollarını keser ve çifti X-Bölgesi adlı askeri yerleşim alanına götürürler. Lena parıltılı bölgeden ilk kez orada haberdar olur. Kane'nin bölgeden sağ kurtulabilen tek canlı olduğunu öğrenir. Lena, üç yıldır burada görevli olan Dr. Ventress (Jennifer Jason Leigh) yönetiminde bölgeye gidecek ekibe katılmaya gönüllü olur. Buraya kadar anlatılanlar bilimkurgu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz unsurlarsa da, filmin anlatmak istediklerine dair hiçbir ipucu içermiyor. Garland sürprizlerini parıltılı bölgeye saklıyor. Film öyküsünü kanserli hücrelerin vücudu ele geçirmeleri etrafında kuruyor. Parıltılı bölgede geçen bölümde Tarkovsky'nin Boris ve Arkady Strugatsky'nin yazdığı Piknik Na Obochine (Yol Kenarında Piknik) adlı romanından uyarlamış olduğu Stalker filminin havası hâkim. Öte yandan Vandermeer söz konusu kitap ve filmden etkilenmeksizin kendi eserini oluşturduğunu söylüyor. Filmin birkaç saniyeyi aşmayan iki bölümü sinemada gördüğümüz en korkutucu sahnelere sahip olsa da, bu bir korku filmi değil. Garland bir çok janra ait öğeyi ustaca harmanlamış. "Parıltılı bölge"deki ikinci günlerinde Lena içlere doğru ilerledikçe doğa örtüsünün ve canlıların fizyolojik yapılarının değiştiğinden birbirlerini taklit ettiklerinden hatta bazı hayvanların ikizlerinin oluştuğunda söz ediyor. İkiz olmak ve birbirini taklit etmenin ne demek olduğunu filmin ilerleyen bölümünde daha iyi anlıyoruz. Lena'nın bileğinde sonsuzluk işaretini andıran kendi kuyruğunu ısıran yılan dövmesi sonradan beliriyor. Ouroboros adı verilen bu şekil kendi kendini yok etmeyi temsil ediyor. Filmin yarısından sonra diğer kadınların vücutlarındaki dövmeler yer değiştiriyor. Filmin finaline doğru yer alan dansı andıran kareografiye sahip taklit sekansı izleyicide bilgisayar tarafından yaratılmış izlenimi uyandırıyor ancak işin aslı öyle değil. Bu sahnede Portman'a, Ex-Machina'da Ava'nın daha eski versiyonun canlandırmış olan Japon dansçı Mizuno eşlik ediyor. O filmde de rol almış olan Oscar Isaacs ile dansını izleyenler anımsayacaklardır. Garland, ikinci filminde de görüntü yönetmeni Rob Hardy ile çalışmayı tercih etmiş. Paramount'un hazırlattığı film test gösteriminde izleyicinin ilgisini çekmemiş ve çok sert yorumlar almış. Bunun üzerine stüdyo filmin bu haliyle karmaşık ve fazla entelektüel olduğunu daha büyük gişe için Lena karakterinin daha sempatik gösterilmesi ve finalin değiştirilmesini istemiş ancak yönetmen ve prodüktörlerden herhangi bir değişikliğin eseri bozacağı fikirlerinde ısrar edince film kısıtlı sayıda kopya ile çok kısa bir süre gösterildikten sonra hakları Netflix'e devredilmiş. Garland, birkaç izlemeyi hak eden, üzerine çok uzun konuşulabilecek, her izleyenin başkalarından farklı detaylar keşfedebileceği bir film yapmış. İzleyiciye sürekli sorular sorarken, yanıt bulmaları için işlerine yarayacak minik detayları dikkatli gözlerin okuyabileceği biçimde filminin içine gizlemiş. Gözlerdeki ışıltılar, cam bardakların kenarındaki su damlaları, iç organlar, yer değiştiren dövmeler, kan damlaları, hücrelerin bölünerek başa şeylere dönüşmesi izleyiciden alışık olduğundan daha fazla konsantrasyon istiyor ancak bu çabanın sonucunda elde edilecek ödül de sıkı bir bilimkurgu filmini anlayarak izlemek. Sonuç olarak Garland, insanın kendi kendini yok etmeye meyli, depresyon, keder, evrim gibi farklı meseleleri bilimkurgu öğeleri ağır basan filmde derinlemesine inceliyor. Bittiğinde sorduğu soruları kafanızın içinden kolayca atamayacağınız sağla bir film. https://youtu.be/N7SjWpItZpE Annihilation, 2018 Yönetmen: Alex Garland Senaryo: Jeff VanderMeer'in aynı adlı romanından Alex Garland Oyuncular: Natalie Portman, Jennifer Jason Leigh, Oscar Isaac, Sonoya Mizino, Gina Rodriguez, Tuya Novotny, Tessa Thompson, Kristen McGarrity Görüntü Yönetmeni: Rob Hardy Kurgu: Barney Pilling Müzik: Geoff Barrow, Ben Salisbury

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR