Yeniden Keşfetmek | Bir Yazı Kariyerinden Anılar
28 Ağustos 2018 Edebiyat

Yeniden Keşfetmek | Bir Yazı Kariyerinden Anılar


Twitter'da Paylaş
0

Bir sömürge vatandaşı ve bir yazar olarak, geçmiş benim için utanç ve aşağılanma ile doluydu.

1971’de, In a Free State (Özgür Bir Devlette) ile Booker Ödülü’nü aldım. Booker Ödülü, İngiltere’de basılmış özgün bir esere veriliyor. “Özgün” kelimesi, nihai bir kelime. Benim yazı yazmaktaki amacım her zaman keşfetmek ve yeniden keşfetmek oldu; dünyayı görmek ve onu yansıtacak kelimeleri bir araya getirmek. Yazmak eyleminde, yalnızca tazelikten bahsedilebilir.

Hiçbir zaman kolaymış gibi davranmadım. Tüm hayatım boyunca görme biçimleri üzerine kafa yordum ve bir araya getirdiğim kelimelerin, tıpkı içinden dışarı bakacağım temiz pencereler gibi, titizce kullanılması gereken gereçler olduğunu düşündüm.

Yazmak benim için uzun zaman önce, mütevazi bir şekilde başladı. İlk başta babaannemin Trinidad’daki evinde büyütüldüm. Babam, kısa hikâyeler de yazmış olan bir gazeteciydi. Okumam için bana Marcus Aurelius ve Dickens gibi beğendiği yazarların eserlerini verirdi. Burs alıp İngiltere’ye, Oxford’a geldiğimde çoktan yazma, hatta belki de yazar olma hevesini geliştirmiş, ama yazarak dünyaya ne katabileceğimi henüz çözememiştim. Zaman zaman bu hayalimin asla gerçekleşmeyeceğini düşünürdüm. Bir hikâyemde, bir yazarın malzemesini kendi kendine bulacağını yazmış olsam da benim durumumda, BBC’nin Dünya Servisi’nde çalışıp beni hayatta tutan haftalık sekiz gineyi kazanırken malzemem, adeta büyülüymüş gibi, beni buldu. Trinidad’daki mahallemin karakterleriyle ilgili yazdım ve yazdıkça, yazı biçimim kendi kendine çözümlenmeye başladı.

Bana hiçbir zaman kendimi evimdeymiş gibi hissettirmeyen Londra’dan, Wiltshire’a taşınırken başka kitaplar da ortaya çıktı. Ancak hiçbir yer, hiçbir coğrafi konum, ev değildi. Harap olmuşluk ve terk edilmişlik, yabancılık hissiyatı, kendimle ilgili, adeta bana yapışıkmış gibi hissettiğim şeylerdi. Edward döneminden hatıralarla dolu, şimdiyle pek de bir alakası olmayan yarı ihmal edilmiş bir mülkün küçük kulubesine yerleşmiş, başka bir yarımküreden ve başka bir geçmişten bir adam.

Edebiyat dünyayı görmenize yardım etse de, onunla ilgili yazmanıza yardımcı olmaz. Bunu gözler, kulaklar ve zihin yapar; kişiye özgü görüş biçimi de eseri yaratır. Wiltshire’da bir yabancıydım ve bu yabancılığı hissettim, ama doğru kelimeleri, doğru ifadeyi bulma çabam sırasında gördüklerimde de özel bir geçmiş keşfettim ve kendimi, doğruyu icat etmekte olduğuma inandırdım.

Gelişin Bilmecesi’nde (1987) buna değinmiştim: “Dürtülerin en asili –yazar olma isteği, hayatıma biçim veren istek– aslında en kısıtlayıcı, en sinsi, ve bir anlamda en yozlaştırıcı dürtüydü.” Bu asil dürtü, içine doğduğum sömürge ortamında, lanetli bir istek gibi görünüyordu. Olmak istediğim şey haline gelmek ya da olduğum kişiden vazgeçmek, bir yazar olmak için, bu hırsı beslemiş olan ilk fikirlerin çoğundan kurtulmam gerekiyordu.

Bir sömürge vatandaşı ve bir yazar olarak, geçmiş benim için utanç ve aşağılanma ile doluydu. Ancak bir yazar olarak, kendimi bunlarla yüzleşecek şekilde eğitebilirdim. Sonunda, ele aldığım konular haline geldiler zaten.

Yazmak beni uzun bir yolculuğa çıkardı, ya da belki de uzun ve zorlu yolculuğun ta kendisiydi. Ancak onu başka hiçbir şeye değişmezdim. Hikâyeler yaratmaya ve gördüklerimi kaydetmeye çalıştım, birkaç kıtadan ve birkaç değişik ama birbirine bağlı geçmişten oluşan bu dünyada ne ve kim olduğumuzu anlamaya.

Çeviren: Zeynep Kazmaz

(TLS)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR