Yeraltında Felsefe
10 Eylül 2017 Hayat İnsan

Yeraltında Felsefe


Twitter'da Paylaş
0

Herkes bir iktidar olma istenci taşır dünyada. ‘’Ben’’ bir iktidardır. Ego yadsınamaz.
Abdurrahman Kıran Şimdi yapılacak olan şey, yeni bir hayata başlamak, var olan tüm kederleri beynin mahzenlerinden silmek… Saatler sabahın altısını arşınlamakta ben ki hâlâ nefes alıyorum yalnız başıma. Onlar uyuyor, herkes gibi. Sessizce. Soluk alıp verişleri var bir de, odada yankılanmakta. Başım ağrıyor. Uykusuzum. Üşüyorum da. Bedenimde hissettiğim üşüme hissi, ruhumu dolanmakta. Geçmiş, karanlık, bilinen bir sokak gibi ve ben kaybolmaktayım büsbütün. Bana ait olan hiçbir şey kalmadı yeryüzünde. Var mıydı önceden diye düşünüyorum şu an. Yüzüm bir alfabenin en dokunaklı yeri. Islak. Sevimsiz. Herkes bir iktidar olma istenci taşır dünyada. ‘’Ben’’ bir iktidardır. Ego yadsınamaz. Yapılan ve yapılmayan davranışlar ve hisler kişinin egosuna bir yatırım. Zamansal olarak düşünüldüğünde sonuç denen kısım olumlu ise ego yükselir, aksi ise alçalmaya başlar. İnsanlar arasındaki nefret, sevgi, saygı ve hoşgörü gibi kavramlar egodan bağımsız düşünülemez. ‘’Ben’’imde bir egom var elbette, ve şu an o sadece özlem dolu. Karamsar biraz da. Çünkü ümitle seslenmek için hiçbir sebebe sahip değil. Yaşam adı verilen uzun kudretsizlik ‘Ben’i de esir almakta. Dikiş tutturamadım bu hayatta hiçbir şeye. Aşklarım bir çocuğun tedirginliği. Çünkü kaybediş’in anlamsızlığını taşımakta. Oysa kaybedilecek olan şey ‘ben’liktir. Bir tür iletişimde veya insanlar-arası ilişkilerde benlik hezimete uğradığı anda huzursuzluk diz boyu olur. Ümitlere ıraktan el sallayışlar düşer. Fazlası olduğu bir dünyaya insan, ölümü tanımaya gelir. Her nerede olursan ol ve her ne olursan ol ölüm senin yanındadır. Bir sevgili gibi, fakat alçaltıcı ve çirkin bir şekilde. Korkarım sözcüklerde de umar yok. Ne yapmalıyım, bilmiyorum. Yeni bir hayata nasıl başlanır, bilmem. Çünkü hiç yeni bir hayatım olmadı. Bir defterin karalanırkenki hüznünü yaşıyor ömrüm. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sancısı… "Eski" ne anlama gelir? Eski nedir? Bir önceki mi, geçmiş mi? "Eski", "Geçmiş" ise geçmiş neden geri gelir öyleyse? Geri geliyorsa eğer ‘geçmiş’e ‘eski’ demek ne kadar anlamlı? Var olan sözcükler manaları karşılamakta yetersiz. "Ben aciz bir insanım" sözündeki ‘aciz’ hangi kuyudan çekilmiştir yeryüzüne? Yüklem olan insan neden yükümlülüğünün farkında değil? Önermedeki ‘bir’ sözcüğüne ne demeli? ‘İnsan’ı kimliksizleştiren, zaman-mekândan ayağını kaydıran lanet bir belirsizlik sıfatı. O halde ‘insan’ belirsiz bir durumdan başka bir şey değildir. ‘Ben’ sözcüğü neyi ifade etmekte? Zaman-mekândan ayağı kaydırılan ‘insan’ın kendini avutma çabasıdır pekâlâ. Hiçbir vakit bir ‘ben’e sahip olunamayacaktır. Bir inşa süreci olmaya devam edecektir. Metne, "Yeni bir hayata başlamak" sözüyle başlandı. Burada, ‘yeni’yi, ‘eski’nin karşıtı olarak düşünecek olursak, 'yeni' olarak adlandırılan şeyi geçmişin geri gelmediği bir durum olarak tasarlayabiliriz. Öyleyse ‘yeni’ denen şey bana bir kapı aralamakta veya bir unutma bahçesinden geçmem için cesaret atamakta. Öznenin (cogito’nun) unutma istenci ağır bastığı zaman, özne, unutma bahçesinde soluyan çiçekleri yağmalamaya uğraşır. Bu sayede ‘yeni’ ile karşılaşmanın koşulları oluşturulmaya çalışılır. Oysa hiçbir şey unutmaya/unutuluşa gelemez kolayca. Sadece bazı şeyler/anılar/düşünceler canlılığını yitirir. Yitirmeyenler ise devam eder solumaya. Dolayısıyla ‘yeni’ diye bir şey varlığını ispatlayamaz. Ve cogito (düşünen insan) ‘yeni’yi tanımlayamaz. ‘Bir’ sözcüğü daha önce görüldüğü üzere kendisinden sonra getirilen kavramı kimliksizleştirmekte ve tahrip etmekte. Hayat, sonsuzluğun ifadesi, sonsuz olan’dır. ‘Bir’ ‘hayatı’ anlamak güçtür. Belirsiz olan (insan), hayat karşısında ezik konumdadır. Açıkçası belirsiz olan sonsuz olan içinde yitip gider. Sonsuzluk: bir sonun olmayışı, bir sınırın yokluğu, yani bir mümkünlükler, olasılıklar, kaygılar sahası ve sonsuz olan, insandan daha karmaşık ve çözülemezdir. ‘Yeni Hayat’ tamlaması bir imkânsızlık öyküsüdür. Peki başlamak ne demektir? Başlamak, belirsiz olan'ın sonsuz olana karşı yürüttüğü bir ayaklanmadır. Bilincin bir saat gibi işleyişi söz konusudur. Belirsiz olan, bu ayaklanmayı ne kadar sürdürebilir? Sonsuzluğun iktidarı daha baskındır oysa. Dolayısıyla bu ayaklanmalar sonuç olarak ellerinde üzünçler ile kalır. Öznenin gövdesinden tüm eşyalarını alıp ayrılır. Bu ayrılış, bir umarsızlığın da ifade edilişidir aynı zamanda. Çünkü sonsuz olan bir düzen içerisinde işlemekte (ne kadar tabiata aykırı olsa da) ve bu düzene saldırılar iklimi değiştirmekte yetersiz olup sis tabakası oluşturabilir ancak. Bu yüzden "Yeni bir hayata başlamak" sözü metafiziksel bir vak’adır. Somutsal hiçbir yanı yoktur. Çünkü sonsuz olan’a bir defa gelinir ve konaklanılır. Bir defa gelinen ‘saha’ kendiliğinden olması nedeniyle ayaklanmaları bastırır. Yeni bir hayat, seçenekler dahilinde dahi olamaz. Yaşananlar birikerek ve yığılarak belirsiz olan’ın omuzlarına yüklenir. Her şey ‘eski’sini alıp da gelir. Unutma bahçesinde, güller sadece gözyaşı döker. Belirsiz olan, sonsuz olan karşısındaki çaresizliğiyle baş başa kalırsa bir sonraki karşılaşma ölüm olacaktır. Ölüm, belirsiz olanın sonlanış hikayesi. Güneş saçlarımı okşamakta bir teras katında. Günlerdir yaşıyorum üstelik. Bir yağmanın hikâye edilişi gözlerim. Düşüncelerimle başbaşayım. Yitip giden bir şeyler var göğsümde. Karanlığa şarkılar adıyorum. Uykusuzum. Sigara tutan parmaklarım sararmış bir yaprak kadar tekinsiz. ‘’sigara ve kahveyi saymazsak evde yalnızım günlerdir söylüyorum; sigara ve kahveyi saysak da evde yalnızım” – Seyyidhan Kömürcü, Siyah

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR