Yeraltından Notlar’ı Niçin Okumalıyız?
16 Ocak 2020 Edebiyat Kitap

Yeraltından Notlar’ı Niçin Okumalıyız?


Twitter'da Paylaş
0

Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ecinniler, Kumarbaz gibi dağ sıralarından biri olmasa da bu novella dünya edebiyatını çok derinden etkiledi. Dostoyevski bu metinden sonra bir daha taşlama yazmadı. 

Edebiyat okurluğunun yüklediği sorumluluk, edebiyat yazarlığının yüklediği sorumluluktan çok daha fazla. On beş yıldır yazdığım incelemelerde okur olmayı yüceltmemin sebebini, başarılamamış bir roman yazarlığını örtbas etme çabası olarak görenler olmadı değil. Ama onların sandığı gibi değil: Kitaplığıyla baş başa kaldığında okurun aklına ilk gelen, “Dekorasyonu tamamlamak için boşlukları hangi kitaplarla doldurayım” sorusu olmaz. Bu kalabalık içinde yeniden okunacak metni nasıl seçeceğine ilişkin soru onu gecelerce uykusuz bırakır. Böyle bir kaostan kurtulmanın yolu doğayı taklit etmeye benzer: Başka bir kaosa yönelmek en iyisidir. Dostoyevski’nin Yeraltından Notları’nı okumanın, giriş cümlelerindeki gibi okur olma zorluklarıyla ilgili romantik bir gerekçesi yok. Aksine, Yeraltından Notlar’ı okumak hem okuru hem de yazarı çok yakından ilgilendiren, birçok teknik edebiyat bilgisi edinme ya da bu bilgileri hatırlama isteğinden kaynaklanıyor. Her ne kadar yazarken öğreten, yani metnin nasıl doğru okunacağına işaret eden faydalı eleştirmenlerden olmasam da, bu kez hem okur hem de yazar olarak bana düşen sorumluluk hayli fazla. Neden mi?

Turgenyev'in rüyası

“Ben hasta bir adamım.” Dostoyevski’nin 1864 yılında yayımlanan Yeraltından Notlar adlı uzun öyküsü bu cümleyle başlar. Sihirli açılış, ilk cümlenin romanın bütününü kapsamasıyla oluşur. Ben hasta bir adamım ifadesi de adını dahi bilmediğimiz Yeraltından Notlar anlatıcısına ait tüm hikâyenin özeti gibi. Bu size biraz fazla mı kolay göründü? O zaman bir daha bakmanızı öneririm. Dünya edebiyatında çok az sihirli giriş cümlesi başarıya ulaşabildi. Ve bunlardan üçü Türk edebiyatında sizin de yakından bildiğiniz örneklerden oluşuyor. İlki Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında kullandığı “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” ifadesi. İkincisi, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanındaki “İntihar etmeyeceksek içelim bari” cümlesi. Üçüncüsü de Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanındaki “Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti” cümlesi. Dünya edebiyatında da sihirli giriş cümlelerinin en güzel örneklerinden biri Rus ustamız Tolstoy’un Anna Karenina'sındaki “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir’ ifadesi sayılabilir. Ama bunların hiçbiri, Yeraltından Notlar'daki kadar süsten, gösterişten ve imgelemden uzak değil. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı yazdığında ne durumda olduğunu iyi anlamak gerek. O yıllarda hayatını kumar masalarında harcıyor, yüklü borçlarını ödemek için kendisinden pek de haz etmeyen yayıncılara sipariş romanlar yazıyor, metinleri teslim etme vakitleri yaklaşınca yaşadığı sıkıntıdan ötürü sara krizlerine tutuluyor, her atağın ardından titreyen vücuduyla yirmi sayfaya yakın yazı yazıyordu. Rus edebiyat oligarşisiyle arası bozuktu. Üçüncü derece prenseslerin evlerinde gerçekleşen baloların baş konuğu Turgenyev, bir türlü eleştirmenlerin gözüne girememiş Fyodor Dostoyevski adlı yazarın kendisinden utanmadan borç isteyip Avrupa turuna çıktığını anlatıyor, ardından da eline bir Dostoyevski romanı alıp onu yüksek sesle okuyarak metin hakkında ipe sapa gelmez ithamlarda bulunuyordu. Turgenyev’e göre Dostoyevski kendini Gogol sanan ve Puşkin’le bir tutan, ukala, işe yaramaz ama buna rağmen iddiasından da vazgeçmeyen ahmağın tekiydi. Tarihte Rus edebiyatından söz edildiğide altın harflerle yazan isim Turgenvey’in ismi olacaktı.

Rus edebiyatı dedikodu servisi, bu balolarda yaşananları ertesi gün kendisine ulaştırdığında çalışma masasının üzerinde yayıncıdan istediği yeni avansa verdiği “Sen önce vaat ettiğin metinleri yolla” yanıtını içeren mektupla Dostoyevski, aklından borç alabileceği arkadaş listesini geçiyor. Hemen hepsinin kendisinden tiksindiğini ve onu aşağıladığını düşünüyor. Bu fikirden cayıyor ve ardından onlara mektuplar yollayarak hemen ödenmek koşulu ile 40-50 rublelik borçlar talep ediyordu. Gerçekten de eleştirmenler Dostoyevski’nin yazdıklarıyla ilgilenmiyor, adından edebiyat gazetelerindeki kötü bir makalede bile olsa bahsedilmiyordu. 1860’lı yıllarda Rus edebiyatı kendini Gogol ve Puşkin’in yazdığı artık klasikleşmiş metinlere vermiş, yeni dönem edebiyatçılarından da zaten ustaların yaptıklarını yapmalarını değil; modernleşen, yani yiyen, içen, tüketen ve sevişen, üstelik tüm bunları elde etmek için hiçbir ahlaki değere sahip olmayan ama giderek de Hıristiyan değerlerine körü körüne bağlılık gösteren yani ikiyüzlülüğün, çürümüşlüğün ve sahtekârlığın övüldüğü metinleri talep ediyor, bunlarla ilgileniyordu.

Hasta adam

Yeraltından Notlar işte böyle bir ortamda, Dostoyevski’nin Sibirya steplerinde beş yılını geçirdiği sürgünden sonra kendini kimsesiz, hasta ve borçlu hissettiği dönemde, toplumun değerlerini yönettiğini zannederek (bugün Türkiye’de de varlığını çok ciddi bir şekilde sürdüren) hangi yazarın yayımlanacağına, yayımlananların varlığını devam ettirip ettirmeyeceğine karar veren edebiyat çetesine çatmak istiyordu. Bu sebeple de adı bile olmayan bir karakter üzerinden işe girişti ve o ilk sihirli cümlesini, “Ben hasta bir adamım” ifadesini yazdı.

Ben hasta bir adamım, Dostoyevski’nin kendi sara hastalığını karakteri üzerinden anlatan bir ifade değil, Rusya entelektüellerinin o dönemdeki hastalıklarını işaret eden ilk taştı ve metnin devamında da Dostoyevski’nin bu taşlamaları artarak devam etti. Yeraltından Notlar’ı ‘Yeraltı’ ve ‘Sulu Sepken’ adlı iki bölüme ayıran Dostoyevski, ilk bölümde daha sonra Suç ve Ceza’da ve Karamazov Kardeşler’de daha gelişmişini yazacağı kendisi için küçük fakat dünya edebiyatı için büyük bir adım attı. Montaigne’nin “Sadece kendimi bilir ve anlatırım” ifadesine de gönderme yapar gibi devlet dairesinde küçük memurluk yapan, daha sonra kendisine çok cüzi miktar miras kalınca emekli olan kahramanımızın psikolojisini ve dünya görüşlerini anlatmaya başlar. Olaysız metin yazma kuramı olarak edebiyat tarihinde kendine genişçe yer bulan anlatı biçimiyle Dostoyevski bize, 1860’lı yıllarda Rusya’nın moda edebiyat ve felsefi akımlarına sadece ‘hasta’ olduğu için zıt giden kahramanımızı tanıtır. Edebiyat makinesinin yakıtını, yani olayı, işin içine katmadan yazarken okuru da her satırında kendine bağlamayı becerir. Burada küçük bir mola verelim. Olaysız metin anlatabilmek, aslında edebiyat yapılabildiğinin en derin göstergelerinden biri. Gerçekten de çok derine inmek gerektiği için metin zehirlenmesi sebebiyle vurgun yemek, yani bir konu çerçevesi çizilmemesine karşın konu dışına çıkmak gibi bir tehlike barındırıyor. Bugünün popüler romanlarına dikkat ederseniz hemen hepsi okurun ilgisini kuru bir sünger gibi emmek üzere birbiri ardına patlak veren olayları betimlemek üzerine kurulu. Nitelikli edebiyattaysa konuyu ikinci hatta üçüncü plana atabilmek bir ustalık göstergesi sayılıyor ama ne yazık ki bugünün edebiyatını tasarlayanlar konusuz anlatılara yer vermiyor.

Yeraltından Notlar’daysa kahramanımız, kırk yıllık yaşamının yoksulluk, yalnızlık ve itilmişlikle geçtiğini anlatır. Aynı zamanda yine dünya edebiyatına yeni bir buluş çentiği atarak, ‘yeraltı’ kavramını da kendisinin icat ettiğini söylemekten çekinmez. Yeraltında olmak, Dostoyevski’nin taşlama metninin çerçevesini oluşturuyor. Burada verdiği mesajla yazar kendi çağdaşı popüler metin üreticilerine “Siz yer üzerinde işlerinizin meyvesini toplarken, ben ölmeden girdiğim mezardayım, bilinçli bir şekilde karakter yaratıyorum” der. Tarihse, Turgenyev’in hesapların tersine onun değil Dostoyevski’nin adını edebiyat sayfasına yazdı. Tabii bunda yeraltı bölümleri anlatısının da payı yok değil. O bölümlerden biri şu şekilde ilerliyor:

“Bunlar sözünü ettiğim o garip zevkin anlaşılmaz özüdür. Çirkin, soğuk, yarı umutsuzluk, yarı inanç. Yeraltında kırk yıllık canlı ve özenle hazırlanmış bir gömülme töreni düzenlenmiştir. Bu durum öyle zannedildiği gibi içinden çıkılmaz değildir. İçine kadar işlemiş ama bir türlü düzenlenemeyen istekler, kesin olarak verilen kararlarla aniden ortaya çıkan pişmanlıklar arasında, ateşli çalkantılar bir çeşit hazza dönüşmüştür. Bu garip haz öylesine ince ve öylesine anlaşılması zor bir duygudur ki, basit sıradan insanlar, hatta yalnızca sinirleri çok güçlü kimseler bile bundan bir pay alamazlar.”

Antikahraman

Kahramanımız bir yandan vaat ettiği hikâyesini anlatmadan, yani anlatmıyormuş gibi yaparak anlatan tekniği kullanırken öte yandan da edebiyat tarihinin en nitelikli denemelerinden birine imza attı. İlerleyen sayfalarda acı çekmek için gerçek aşk yerine platonik aşkı tercih ettiğini ama bundan da acı çekemediğini anlatıyor. Sonra o zamanın insanının bugün de değişmeyen tipik özelliği olan herkesin sadece kendisinin çok zeki olduğuna inanmasını da yine kahramanımızdan okuyoruz. Öte yandan kahramanımızın karaciğer ve diş rahatsızlıkları için tıbba inandığı halde tedavi olmadığını, fiziksel acı çekmekten zevk aldığını işitiyoruz. Dostoyevski’nin anlattığı kahramanı sevmeyelim, onu ukala bulalım ve ilerde yaşanacaklar konusunda tarafımızı öteki öykü karakterlerinden yana belirleyelim diye şu metini yazdığına şahit oluyoruz: “İnsan amaca ulaşmak için çalışmayı sever ama ulaşmayı istemez. Kuşkusuz, bu da çok gülünç bir durumdur. Öyleyse, insanın daha doğuştan gülünç bir yaratık olduğunu söyleyebiliriz...”

Sulu Sepken bölümü de yine kahramanımızın kendini tarif etmesiyle ve olaya başlangıcıyla devam ediyor. “Yüzüm güzel olmasa da, güzel alımlı ve son derece akıllı ve zeki görünsün yeter” diyen kahramanımız, ilerleyen sayfalardaysa bir subayla omuz omuza çarpıştığı ve subaya yol verdiği olay sonrası nasıl hastalandığını anlatıyor. Bu mevzuya takılan kahramanımız yıllar boyunca subayı uzaktan takip edip yolunu çıkıyor ama her seferinde bu uzun boylu ve yapılı subaya yol veriyor. Hatta subaya bu davranışından ötürü onu düelloya davet eden bir mektup yazıyor. Mektup için de “Mektubu öylesine güzel yazmıştım ki subay güzel şeylerden gıdalanıyor olsaydı, gelir boynuma sarılarak dostluk gösterisinde bulunurdu” ifadesini kullanıyor. İnsanın yolda giderken omuzuna çarptı ve yol vermedi diye birini takıntı haline getirmesi, yıllarca yol vermesini sağlamaya çalışması ve yapamayınca da mektup yazması ama yollayamadığı mektupla subayın ona hayran olmasını istemesi bize kahramanımızın ilerde yaşayacakları hakkında önbilgi sağlıyor. Görece dengesiz, tutarsız, ne istediğini bilmeyen, ukala, kendini beğenmiş ve her şeyden öte hayal kurmayı onları gerçeğe dönüştürmeye yeğleyen bir korkak.

Nefretin ifadesi

Ardından da Dostoyevski bizi o dönemin insanlarının birer kopyası olan diğer öykü karakterleriyle tanıştırıyor. Kahramanımız bir gün aklına esince yıllardır görüşmediği ve kendisinden hiç ama hiç haz etmeyen okul arkadaşı Simonov’un St. Petersburg’daki evine gidiyor ve orada kendisinden nefret edenler kulübünün üyeleri eski arkadaşları Zverkov, Trudolyubov ve Ferfiçkin’le karşılaşıyor. Aralarından ayrılıp göreve gidecek Zverkov için ertesi gün meşhur bir kulüpte adam başı 7 ruble vererek parti düzenlemeye çalışan arkadaşlarına zorla kendini davet ettiren kahramanımız, daha kapıdan çıkmadan bu mendeburlar yüzünden hizmetçisinin aylığını partiye para harcamanın gereksizliğinden dem vuruyor ama partiye gideceğini söylemekten de çekinmiyor. Ertesi gün ise saat 18.00’da başlayacağı söylenen partiye 18.30’da giden kahramanımız, partinin saat 19.00’a ertelendiğini öğreniyor ve bu haberin kendisinden gizlenmesinden, aptal durumuna düşürülmekten hiç haz etmiyor. Bu halini de partiye gelen arkadaşlarından gizlemiyor. Simonov, Zverkov, Trudolyubov ve Ferfiçkin’se zaten istenmediği halde kahramanımızın orada bulunmaması gerektiğinin altını çizip aynı günümüzde içmeyi ve eğlenmeyi üstün insan özellikleri sayarak sosyal medya paylaşımlarının gözdesi yapan modern kitle gibi 1860’lı yılların modasına uygun beyefendiler olarak dağıtıyorlar.

Eğlence sırasında birkaç kez kahramanımız başta Zverkov olmak üzere arkadaşları onu aşağılanmış, itilmiş, horlanmış ve istenmeyen biri olarak gördüğü için (ki onları kim suçlayabilir) onlarla teker teker kapışıyor. Parasızlığı, umutsuzluğu ve yalnızlığını göstermemek için onlara zekâsını ön plana koyan ukalalıklar sergiliyor ve birkaç kez fiziki kavganın eşiğinden dönülürken de kahramanımız âdeti olduğu üzere fikirlerinden vazgeçip hepsinden özür diliyor. En beteri de, tüm erkekler eğlencenin sonunu meşhur bir randevu evine giderek taçlandırmak istediklerinde metnin başında bize kendi gönlünü de ara sıra böyle eğlendirdiğini anlatan kahramanımız cebinde metelik olmadığını hatırlıyor ve kavga ettiği, onu istemeyen, arkadaşı olarak görmeyen Simonov’dan zorla borç alıp peşlerinden randevu evine gidiyor.

Kafka da var

Bizimki uyandığında yanında Lisa adlı güzel olmayan fakat genç ve hoş bir hayat kadınını yanında buluyor. Hatırlayamadığı gecede arkadaşlarına yetişmek için kendini kaptırdığında bir felakete imza atıp bu kadınla beraber olduğunu anlıyor ama işi bozuntuya vermiyor. Lisa’yla yataktayken ona bu işi neden yaptığını, nereli olduğunu, ailesinin yaşayıp yaşamadığını soruyor. Seks işçiliğini yapmayı sürdürürse bir hastalığa yakalanıp çok kötü acılar çekerek kimsesiz bir şekilde ölebileceğini benzer bir olay görmüş gibi anlatarak betimliyor. Ardından da zekâsının ne kadar yüksek olduğunu Lisa’ya kanıtlamak için lafı bin bir kez dolaştırdıktan ve kızın aklını iyice bulandırdıktan sonra onunla evlenebileceğini, isterse kendisine kaçabileceğini ima ediyor.

Bu olayın ardından maaşını vermediği hizmetçisiyle zıtlaşan ve ona patronun kim olduğunu göstermek isteyen kahramanımız, bir yandan da önceki gece yaşanan rezillik nedeniyle arkadaşlarına özür mektupları yazarak bir başka zıt davranışa imza atıyor. Ayrıca Lisa bir gün gelip de kapısına dayanmasın diye Tanrı’ya dua ediyor. Dolap kadar odada, yoksulluk içinde yaşarken Lisa’nın sorumluluğunu almak olacak iş değil. Üstelik bir kadınla aynı evde yaşama ve ona umut verme fikri, yani yeraltından çıkma olasılığı kahramanımıza çok ağır geliyor. Bunalıma giriyor, günler geçiyor ama Lisa gelmiyor. Rahatladığı ve olayı unuttuğu zamandaysa kız kapısına dayanıyor. Kahramanımız bu kez de mevzunun olumsuzluğu üzerine kendi çaresizliği, parasızlığı ve umutsuzluğuna isyan ederek yine çağının meşhur roman karakterlerine ve yazarlarına göndermeler yapıyor. 

Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ecinniler, Kumarbaz gibi dağ sıralarından biri olmasa da bu novella dünya edebiyatını çok derinden etkiledi. Dostoyevski bu metinden sonra bir daha taşlama yazmadı. Taşlaması hakkındaki ilk makalenin 20 yıl sonra yazılmasının da payı yok değil. Aynı bugünün Türkiye’sinde bizim yaptığımız gibi edebiyat dünyası, ona yönelik bir eleştiriyi görmezden gelme konusunda çok usta davranıyor. Ama tüm bu görmezlik, görünmezlik ve boş vermişlik arasında Yeraltından Notlar, (bunun bir tarihi kaydı bulunmasa da) Dostoyevski’nin kahramanını bir böceğe benzettiği bölümler sayesinde Kafka’nın zihnine Gregor Samsa karakterini getiren metin oldu.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR