Zadie Smith: "İlkin havada özgürce salınıyorum, sonra ayaklarım yere basıyor."
15 Mayıs 2018 Edebiyat Kültür Sanat

Zadie Smith: "İlkin havada özgürce salınıyorum, sonra ayaklarım yere basıyor."


Twitter'da Paylaş
0

Kendinizi mutlak bir kimliğin içinde görmemek, mutlak kimliğin varlığından şüphe duymak yaşamın radikal biçimde beklenmedik durumlarla, olasılıklarla dolu olduğunu yeniden hatırlatır bize.

Jamaika kökenli Britanyalı yazar Zadie Smith, yayımlanan ilk romanı İnci Gibi Dişler’den bu yana göçmenlik, çok kültürlülük, çok dillilik çerçevesinde incelikle kurguladığı romanlarında Doğu’ya ve Batı’ya yüklenen rolleri, kuşaklararası durum hikâyelerini ele almasıyla gönlümüzde hatırı sayılır bir yere sahip. Smith yazdığı güçlü denemeleriyle de gündemde. Geçtiğimiz aylarda yayımlanan ve denemelerini derlediği Feel Free (Özgür Hisset) Smith’in yazarlığının ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını kabına sığamayan özgün bir dille gösteriyor. Kitapta yer alan beş bölümse şöyle sıralanmış: Dünyada, Seyircide, Galeride, Kitapçıda ve Özgür Hisset. Hepimizin yakından tecrübe ettiği sorularla karşımıza çıkıyor Smith. Sosyal medyadan kütüphanelere, İnsan Çağı ve küresel ısınma hikâyesinden yapısöküme ve dansa değin çeşitli konulara eğiliyor. Yaratıcı yazı ve dans arasında salınan duygusal bağı şu cümlelerle aktarıyor:

“Yazmak ve dans etmek arasındaki ilişki uzun zamandır kafamı kurcalıyor. Sanırım yazı ve müzik arasındaki ilişkiye kıyasla biraz ihmal edilmiş. Belki de yazmak ve dans etmek birbirine ters düşüyor, bilemiyorum. Fakat bence bu iki tür birbirine çok yakın. Yazdığımda iki türlü durumla karşılaşıyorum. İlkin havada özgürce salınıyorum, sonra ayaklarım yere basıyor. Dans etmek bana yazı yazmak hakkında olağanüstü şeyler söylüyor.”

Feel Free “Neşe”, “Kumsalını Bul” gibi daha önce yayımlanmış yazılarıyla ilk kez okur karşısına çıkan denemeleri buluşturuyor. Kitap şimdiki zamanın nabzını tutarken Amerika siyasetini de keskin bir dille eleştiriyor. Kimlik politikalarına sıkışıp kalmanın insanın özgür ruhuna ve olağanüstü kapasitesine ket vurduğunu dile getiren Smith, özgürlük fikrini yeniden masaya yatırıyor. Özgürlüğün esasen keskin hatlarla belirlenmeyen, zoraki kalıplara sokulmayan muğlak bir benlik inşasıyla mümkün olabileceğini anlatıyor. Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözünün karşısına henüz şekil almaya başlayan, her yöne çekilebilir ve her yönüyle duyusal dolaşıma açık bir benliği getiriyor. Deneysel gerçekliğin ve dünyayı tek bir hakikat üzerinden okumanın karşısına değişken, hatta biraz uçarı bir özneyi yerleştiriyor ve kurmaca dünyasına ilişkin şöyle diyor:

“Kendinizi mutlak bir kimliğin içinde görmemek, mutlak kimliğin varlığından şüphe duymak yaşamın radikal biçimde beklenmedik durumlarla, olasılıklarla dolu olduğunu yeniden hatırlatır bize. Bu anlamda ben her yazarım. Ben Philip’im, Virginia’yım, Sylvia’yım, Saul’um, ben Toni’yim, Vladimir’im, ben Albert’im. Hepsinin duygularını üstüme giyiyorum; onların takıntılarıyla, kusurlarıyla ve erdemleriyle yıkanıyorum. Bana göre bu en büyük yazınsal dürtüdür.”

Bu son paragraf, kitaptaki belki de en tutkulu bölüm olan “Kendim Olmayan Bir Ben” adlı denemeden. Çoğu kez birinci tekil şahıs üzerinden tam da bu lirik sesiyle konuşan Smith, siyasi (devlet okulları ve devlet kütüphanelerinin yararı üzerine) denemelerini sanki biraz daha az heyecan ve ışıltıyla dile getiriyor. Yine de Feel Free sanat, felsefe, estetik konularında özgürlüğün güzellemesine davet ediyor okuru. • Deniz Gündoğan İbrişim


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR