Home Ne Haber İnsanlığın Bitmeyen Kavga'sı
İnsanlığın Bitmeyen Kavga'sı

İnsanlığın Bitmeyen Kavga'sı

157
0

Bit­me­yen Kav­ga, gelecek güzel gün­le­re duyu­lan inan­cı, bu inanç uğru­na veri­len müca­de­le­le­ri, insa­nın için­de yer alan iyi-kötü kav­ram­la­rı üze­rin­den ifa­de eder­ken, işçi­le­rin ve işçi önder­le­ri­nin pat­ron­lar çev­re­si ve onla­rın adam­la­rıy­la olan kav­ga­la­rı­nı tüm ayrın­tı­la­rı ve acı­ma­sız şid­det boyut­la­rıy­la da orta­ya koyu­yor.

Hülya Soyşekerci

John Ste­in­beck, ilk kez 1936 yılın­da bası­lan roma­nı Bit­me­yen Kav­ga’da, o unu­tul­maz Gazap Üzüm­le­ri roma­nın­da oldu­ğu gibi, top­lum­sal bir des­ta­nı, bir büyük anla­tı­yı dil­len­di­rir. Gazap Üzüm­le­ri’nde ABD’de 1929 yılı ve son­ra­sın­da­ki “Büyük Eko­no­mik Buh­ran” döne­min­de yok­sul­la­şan, işsiz­lik nede­niy­le çok ağır yaşam koşul­la­rı­na sürük­le­ne­rek zor­lu bir yaşam müca­de­le­si veren insan top­lu­luk­la­rı­nın dra­mı­nı, bir aile çev­re­sin­de yaşa­nan olay­lar ve aile içi sev­gi, umut ve daya­nış­ma duy­gu­la­rı üze­rin­den anla­tan John Ste­in­beck, Bit­me­yen Kav­ga’da bu kez o buh­ran yıl­la­rın­da, ABD’nin Tor­gas vadi­sin­de­ki bah­çe­ler­de elma top­la­yı­cı­lı­ğı ile hayat­la­rı­nı sür­dür­me­ye çaba­la­yan geçi­ci tarım işçi­le­ri­nin dün­ya­sı­na götü­rür biz­le­ri.

Bit­me­yen Kav­ga, yüz­yıl­lar boyu süren ve hiç­bir zaman sona erme­yen zen­gin-yok­sul ya da ser­ma­ye-emek kav­ga­sı­nı, buh­ran yıl­la­rın­da­ki Ame­ri­kan tarım işçi­le­ri­nin uğra­dık­la­rı hak­sız­lık, sos­yal ada­let­siz­lik ve den­ge­siz­lik­ler bağ­la­mın­da dile geti­rir­ken, John Steinbeck’in yarat­tı­ğı unu­tul­maz insan tip­le­riy­le de dik­ka­ti çeki­yor.Bit­me­yen Kav­ga’da, bit­me­yen yok­sul­luk ve ada­let­siz­lik müca­de­le­sin­de, hak­sız­lı­ğa kar­şı çık­mak ve işçi­le­ri bir ara­ya getir­mek için uğraş veren Ame­ri­kan sos­ya­list­le­ri Mac, Jim, Dick ve par­ti üye­si olma­dı­ğı hal­de müca­de­le­ye des­tek veren baş­ta Dok­tor Bur­ton olmak üze­re diğer kişi­le­rin ve tarım işçi­le­ri­nin ken­di­le­ri­ne özgü dün­ya­la­rı için­de yaşa­mak; met­nin iç ger­çek­li­ğin­de, dış dün­ya­nın için­de yaşa­nan­la­rın yan­sı­ma ve izdü­şüm­le­ri­ni bul­mak heye­can­lı bir oku­ma süre­ci yaşa­tı­yor insa­na. Bun­da, yaza­rın akı­cı, yer yer miza­hi ve iro­nik dili­nin, diya­log­lar­da­ki inan­dı­rı­cı, doğal söy­le­yiş­le­ri­nin ve olay­la­rı kur­gu­la­ma­da senar­yo tek­ni­ğin­den yarar­lan­ma­sı­nın da önem­li payı var elbet­te. Steinbeck’in roman­la­rı­nın pek çoğu­nun fil­me alın­ma­sı, bu roman­la­rın sine­ma tek­ni­ği­ne uygun yapı­sal özel­lik­le­rin­den de kay­nak­la­nı­yor bir bakı­ma.

Bit­me­yen Kav­ga’da büyük anla­tı­lar döne­mi­ne özgü, detay­lar­la zen­gin­le­şen bir metin içi dün­ya­ya odak­la­nı­yo­ruz. Yaza­rın ger­çek­le­ri yan­sıt­ma­da­ki ina­nıl­maz başa­rı­sı, hem ayrın­tı­lı, dik­kat­li, can­lı dış dün­ya betim­le­me­le­rin­de hem de karak­ter­le­ri şekil­len­dir­me ve onla­rın dav­ra­nış­la­rı­nı ifa­de etme­de­ki usta­lı­ğı ola­rak ön pla­na çıkı­yor. Böy­le­ce, yaşa­nan döne­me özgü top­lum­sal ve tarih­sel ger­çek­le­re tanık olan bir roman met­ni yara­tı­yor John Ste­in­beck; bir bakı­ma “yaza­rın yaşa­dı­ğı çağın tanı­ğı oldu­ğu” şek­lin­de ken­di­ni ifa­de eden ede­bi­yat anla­yı­şı çer­çe­ve­sin­de dile geti­ri­yor bu tanık­lık­la­rı. Okur da met­nin için­de­ki dün­ya­ya, met­nin büyü­sü­ne ken­di­ni kap­tı­rı­yor ve o dönem­de yaşa­nan insa­ni ve top­lum­sal dram­la­rı yüre­ğin­de his­se­di­yor. Ede­bi­ya­tın “yan­sıt­ma kuramı”na yakın duran, “top­lum­cu ger­çek­çi” ede­bi­yat anla­yı­şı ile yazı­lan Bit­me­yen Kav­ga, gelecek güzel gün­le­re duyu­lan inan­cı, bu inanç uğru­na veri­len müca­de­le­le­ri, insa­nın için­de yer alan iyi-kötü kav­ram­la­rı üze­rin­den ifa­de eder­ken, işçi­le­rin ve işçi önder­le­ri­nin pat­ron­lar çev­re­si ve onla­rın adam­la­rıy­la olan kav­ga­la­rı­nı tüm ayrın­tı­la­rı ve acı­ma­sız şid­det boyut­la­rıy­la da orta­ya koyu­yor.

Okur­ken, öncü kah­ra­man­lar yoluy­la ifa­de edi­len bir­çok top­lum­sal bilinç­len­me ışı­ğı­nın, yüre­ği­ne, zih­ni­ne dol­du­ğu­nu da his­se­di­yor insan.

Met­nin “des­tan­sı” olu­şu, iyi ve kötü­nün o son­suz müca­de­le­si­ni top­lum­sal öncü­ler ve kah­ra­man­lar ara­cı­lı­ğıy­la dil­len­dir­me­sin­den, onla­rı birer des­tan kah­ra­ma­nıy­mış gibi gös­ter­me­sin­den kay­nak­la­nı­yor. Metin­de ola­ğa­nüs­tü ya da fan­tas­tik unsur­la­rın yer alma­ma­sı, onu bili­nen des­tan­lar­dan ayırt edi­yor olsa da, top­lum­sal müca­de­le ve inan­cın sürek­li vur­gu­lan­ma­sı yoluy­la top­lum­sal bir dire­niş des­ta­nı duy­gu­su ve etki­si yara­tı­lı­yor. Des­tan­lar, bilin­di­ği gibi, top­lu­mun zor dönem­le­rin­de, afet ve fela­ket­ler­de orta­ya çıkan bazı öncü ve özve­ri­li kişi­le­rin top­lu­ma önder­lik ede­rek insan­la­rı bir ara­ya getir­me­le­ri­ni, top­lu­mu güç bir­li­ğiy­le o zor­lu dönem­den kur­tar­ma­la­rı­nı dile geti­ren büyük yiğit­lik anla­tı­la­rı­dır. Bit­me­yen Kav­ga’da top­lum­sal öncü­ler Mac ve Jim’in çev­re­sin­de yer alan işçi lider­le­ri ve işçi­ler, gre­ve giden bir dire­niş ve müca­de­le süre­ci­ni baş­la­tı­yor­lar; süreç, acı­lar­dan, kırıl­ma nok­ta­la­rın­dan geçe­rek iler­le­me­ye devam eder­ken; çar­pı­cı, etki­le­yi­ci bir­çok olay da bu akı­şın için­de yer alı­yor. Okur­ken, öncü kah­ra­man­lar yoluy­la ifa­de edi­len bir­çok top­lum­sal bilinç­len­me ışı­ğı­nın, yüre­ği­ne, zih­ni­ne dol­du­ğu­nu da his­se­di­yor insan. Yir­min­ci yüz­yı­la özgü top­lum­sal büyük bir anla­tı­nın, kap­sam­lı bir roma­nın say­fa­la­rın­da iler­ler­ken, ekmek kav­ga­sı­nın tarih­sel köken­le­ri­ni göre­bi­li­yor; bire­yin, top­lum­sal süre­cin akı­şı için­de­ki tarih­sel rolü­nü keş­fet­me ola­na­ğı bula­bi­li­yo­ruz. Roman­da ekmek kav­ga­sı­nın, hak­sız­lık­lar­la müca­de­le­nin bitim­siz bir süreç olu­şu ger­çe­ği, Mac ve diğer­le­ri tara­fın­dan sık­lık­la ifa­de edi­li­yor.

Mac ve arka­daş­la­rı, grev sonu­cun­dan umut­lu olma­dık­la­rı hal­de, ken­di önder­lik­le­ri çev­re­sin­de top­la­nan örgüt­lü işçi­le­rin ger­çek­leş­tir­di­ği bu gre­vin tarih­sel konu­mu ve öne­mi­ni gös­te­rip, top­lu­mun ve insa­nın gele­ce­ği­ne dair duy­duk­la­rı inanç ve umu­du dil­len­di­ri­yor­lar sık sık. Onlar için önem­li olan, bu “bit­me­yen kavga”da üst­len­dik­le­ri tarih­sel rolü en iyi şekil­de oyna­ya­bil­mek­tir. Mac ve Jim ken­di­le­ri­ne tarih­sel bir mis­yon atfet­miş­ler­dir; bu durum, ken­di­le­ri­ni ada­mış olduk­la­rı ide­olo­ji­den ve top­lum­sal iler­le­me­ye duy­duk­la­rı güç­lü, derin inanç­tan kay­nak­la­nır. Her iki­si de cesur, karar­lı, azim­li­dir; ölüm dâhil hiç­bir şey­den kork­maz­lar, çün­kü onlar “adan­mış­lık” için­de­dir; bu adan­mış­lı­ğı sonu­na kadar yaşa­mak ister­ler.

Bit­me­yen Kav­ga’nın John Milton’un Para­di­se Lost (Kayıp Cen­net) des­ta­nın­dan dize­ler­le baş­la­ma­sı, ben­ce yaza­rın ama­cı­nı da ifa­de edi­yor. İçin­de “bit­me­yen kav­ga” ifa­de­si­nin geç­ti­ği bu des­tan par­ça­sın­da, asıl ola­rak, insa­nın için­de­ki iyi ile kötü­nün bit­me­yen kav­ga­sı­na dik­kat çeki­li­yor. Yasak mey­ve olan elma­yı yedik­le­ri için Adem’le Havva’nın cen­net­ten kovu­lu­şu­nu, kötü­lü­ğe, şey­ta­na tes­lim oluş­la­rı­nı dile geti­ren bu des­tan­sı şiir, yaza­rın bakı­şı­nı da belir­li­yor; insa­nın için­de­ki iyiy­le kötü­nün müca­de­le­si­ne “erdem” açı­sın­dan yak­la­şan yazar, roman­da bu olgu­ya ayrı­ca top­lum­sal ve dev­rim­ci renk­ler kazan­dı­rı­yor. Roman­da­ki ana ola­yın elma bah­çe­le­rin­de geç­me­si de kut­sal kitap­la­rın ve Kayıp Cen­net’in işle­di­ği yasak mey­ve mito­su­nu çağ­rış­tı­rı­yor.

Yaza­rın, ken­di düşün­ce­le­ri­ni, yarat­tı­ğı kah­ra­man­lar üze­rin­den aktar­ma­sı, Bit­me­yen Kav­ga’da özel­lik­le Dok­tor Burton’un konuş­ma­la­rın­da dik­kat çeken bir durum ola­rak kar­şı­mı­za çıkı­yor. Dok­tor Bur­ton, grev­ci işçi­le­re des­tek ver­mek ve onla­rın ora­da temiz, sağ­lık­lı bir kamp kur­ma­la­rı­nı sağ­la­mak ama­cıy­la, hiç­bir çıkar, kar­şı­lık ya da bek­len­ti­si olmak­sı­zın kent­ten gelir ve insan­la­ra yar­dım etme­ye çaba­lar; gece gün­düz uğra­şır, didi­nir. Çev­re­si­ne hüzün­lü göz­ler­le bakan bu özve­ri­li dok­tor, par­ti üye­si de değil­dir; zaman zaman Mac ve Jim’le düşün­sel tar­tış­ma­la­rı olur. Dok­tor, tam anla­mıy­la bir sos­ya­list değil­dir; önce­lik­le hüma­nist bir bakış açı­sı­na sahip­tir, oda­ğa daima insa­nı ve insan ger­çek­li­ği­ni alır; ser­me­ye-emek kav­ga­sı­na da insa­ni açı­dan bakar. Dok­tor Bur­ton hiç­bir zaman şid­det uygu­lan­ma­sın­dan yana değil­dir. Mac ve Jim’in bazı düşün­ce, tutum, dav­ra­nış ve top­lum­sal uygu­la­ma­la­rı­nı eleş­ti­rir. Onla­rın, işçi­le­re yakın­la­şa­bil­mek, ara­la­rı­na daha çok sız­mak, grev açı­sın­dan işçi­le­ri örgüt­le­ye­bil­mek için çeşit­li tak­tik­ler geliş­tir­me­le­ri­ni, bazı olum­suz durum­la­rı bu hedef­le­ri için kul­lan­ma­la­rı­nı yadır­ga­dı­ğı da olur; bunu onla­ra ifa­de etmek­ten de çekin­mez. Ancak tar­tış­ma­lar her zaman Doktor’un sus­kun­lu­ğa gömül­me­siy­le sona erer. Jim ve Mac daima kav­ga olsun, hare­ket olsun ister­ler, bu yol­la işçi­le­rin bilinç kaza­na­ca­ğı­nı düşü­nür­ler. Jim, “Bizim iste­di­ği­miz de bu zaten Dok­tor, kav­ga ne kadar çetin­se, etki­si o kadar büyük olur,” der. (s.218) Dok­tor ise bunu anlam­sız ve vah­şi­ce bula­rak, “Keş­ke ben de bu kadar basit düşü­ne­bil­sey­dim,” der. İnsa­nın için­de­ki iyi ve kötü kar­şıt­lı­ğı­na dik­kat çeke­rek, insan­lı­ğın daima ken­di­siy­le savaş halin­de oldu­ğu­nu vur­gu­lar. Bunun sonu­nun olma­dı­ğı­nı da belir­tir. Jim öyle bir nok­ta­ya ulaş­mış­tır ki o artık kit­le­sel­leş­miş, baş­ka­laş­mış bir insan­dır; şöy­le konu­şur: “Ben ola­yın ufa­cık bir par­ça­sı­yım, hal­bu­ki iş git­gi­de büyü­yecek.” (s. 220) Dok­tor bu duru­mu inanç olgu­suy­la bir tutar; din­sel inan­ca yakın bir olgu gibi değer­len­di­re­rek, insan­la­rın bir ide­al uğru­na ken­di­le­ri­ni ada­ma­la­rı­nın inan­mak eyle­miy­le ilgi­si­ni gös­te­rir. Böy­le konu­şun­ca elbet­te Mac ve Jim’in büyük tep­ki­siy­le kar­şı­la­şır ister iste­mez.

Neden kit­le­le­ri insan ola­rak gör­mek yeri­ne kit­le ola­rak algı­la­ma­ya çalış­ma­ya­lım? Kit­le­ler de çoğul olma­la­rı­na rağ­men çoğun­luk­la man­tı­ğa uygun dav­ra­nış biçim­le­ri ser­gi­le­mek­te­ler.”

Ger­çek­ten de, ide­olo­ji­ler­le inanç­la­rın bir­bi­ri­ne yakın­lı­ğı; insan­lar üze­rin­de büyük bir güç oluş­tur­ma­la­rı, bir ide­ali benim­se­miş ve ona inan­mış kişi­le­rin o ide­al uğru­na büyük cesa­ret­le hare­ket ede­rek ölü­mü bile göze alma­la­rı, sık sık kar­şı­la­şı­lan top­lum­sal-birey­sel olgu­lar­dan­dır. Bura­da, Dok­tor Burton’un bakış açı­sın­dan, sos­ya­list düşün­ce­nin uygu­lan­ma şek­li­nin örtük eleş­ti­ri­si yapıl­mak­ta; bu duru­mun, temel­de inanç sis­tem­le­ri­ne olduk­ça yakın duran düşün­sel, uygu­la­yım­sal yapı­sı­na dik­kat çekil­mek­te­dir. Doktor’un bir baş­ka bir tes­pi­ti de, kit­le için­de­ki bire­yin artık baş­ka bir var­lık oldu­ğu haki­ka­ti­dir. Dok­tor Bor­ton res­min bütü­nü­nü gör­me­ye çalış­tı­ğı­nı söy­ler, iyi ve kötü kepenk­le­ri­ni kapat­mak iste­di­ği­ni, iyi­ni için­de kötü, kötü­nün için­de iyi ola­bi­le­ce­ği­ni belir­tir. Her şeyi ak-kara man­tı­ğıy­la açık­la­ma­nın yan­lış oldu­ğu­nu, zaman için­de değer ve kav­ram­la­rın değiş­ti­ği­ni özel­lik­le ifa­de eder. Mac’ın, “Biz­den değil­sen neden bize takı­lı­yor­sun?” soru­su­na, “Çün­kü tanık olmak isti­yo­rum,” ceva­bı­nı verir. Söz­le­ri­nin deva­mın­da şun­la­rı söy­ler: “Ben her şeyi gör­mek isti­yo­rum Mac. Bu işçi grup­la­rı­nı izle­mek isti­yo­rum. Ben onla­rı tek tek kişi­ler değil, yeni bir birey ola­rak algı­lı­yo­rum. Bir gru­ba dahil olan, ken­di olmak­tan çık­mış demek­tir. Artık ken­di­si­ne ben­ze­me­yen bir orga­niz­ma­nın bir hüc­re­si­dir. Gru­bu izle­yip bunun nasıl bir şey oldu­ğu­nu anla­ma­ya çalı­şa­ca­ğım. Neden kit­le­le­ri insan ola­rak gör­mek yeri­ne kit­le ola­rak algı­la­ma­ya çalış­ma­ya­lım? Kit­le­ler de çoğul olma­la­rı­na rağ­men çoğun­luk­la man­tı­ğa uygun dav­ra­nış biçim­le­ri ser­gi­le­mek­te­ler.” (s. 126). Mac ona, “Sen komü­nist ola­ma­ya­cak kadar aşı­rı sol­da­sın,” yanı­tı­nı verir. Bur­ton asıl ama­cı­nın kit­le-birey iliş­ki­si­ni göz­lem­le­mek ve sonuç­la­rı­nı gör­mek oldu­ğu­nu belir­tir. Tar­tış­ma uza­dık­ça yine bir sonu­ca vara­maz­lar. Burton’un, bu tar­tış­ma­da­ki son söz­le­ri ilginç­tir: “Din­le­ye­nin olma­sa bile, bir düşün­ce­yi dil­len­dir­mek ona net­lik kazan­dı­rı­yor.” (s.127) Roman­da­ki bu tar­tış­ma sah­ne­le­ri, olay­la­rın akı­şı­na önem­li bir boyut kat­ma­mak­la bir­lik­te, oku­ya­nın zih­nin­de fark­lı pers­pek­tif­ler yara­tı­yor; bu neden­le Doktor’un ve Mac ve Jim’le tar­tış­ma­la­rı, roman­da dik­kat­le okun­ma­sı gere­ken bölüm­ler ara­sın­da yer alı­yor ben­ce.

Bit­me­yen Kav­ga’nın baş­ta­ki say­fa­la­rın­da, hayat­ta kay­be­di­lecek hiç­bir şeyi kal­ma­mış, en son anne­si­nin ölü­mü üze­ri­ne, ken­di­ne yeni bir hayat yolu çiz­mek iste­yen Jim’in, Parti’ye katıl­mak üze­re baş­vur­ma­sı ve yeni tanış­ma­lar­la geniş­le­yen çev­re­si ele alı­nır. Jim, dene­yim­li bir top­lum­sal örgüt­le­yi­ci olan Mac’la bir­lik­te Tor­gas vadi­sin­de­ki elma bah­çe­le­rin­de çalı­şan işçi­ler ara­sın­da bilinç­len­me oluş­tur­mak ve bir grev örgüt­le­mek üze­re vadi­ye bir tren yol­cu­lu­ğu yapar. Son­ra­sın­da işçi­le­rin yaşam­la­rın­da­ki zor­luk­la­ra tanık olur, düşük ücret­ler nede­niy­le mut­suz ve öfke­li­dir işçi­ler. Kal­dık­la­rı yer­ler bakım­sız ve sefil­dir, sağ­lık ve temiz­lik koşul­la­rı iyi değil­dir. Bütün gün kadın, erkek elma bah­çe­le­rin­de çalış­tık­tan son­ra kal­dık­la­rı bara­ka­ya öyle bit­kin hal­de döner­ler ki, çocuk­la­rı­na ve ken­di­le­ri­ne sıcak bir çor­ba yapa­cak hal­le­ri bile kal­maz, sürek­li hazır kon­ser­ve­ler alır­lar işçi kan­ti­nin­den, pat­ron­la­ra bağ­lı olan bu kan­tin üze­rin­den bir kat daha sömü­rü­ye uğrar­lar. Elle­rin­de hiç para kal­maz. İşçi­ler huzur­suz­dur, ancak ne yapa­cak­la­rı konu­sun­da düşün­ce­le­ri net­leş­me­miş­tir. Mac ve Jim, onla­rın güve­ni­ni kaza­na­cak şekil­de dav­ran­mak için elle­rin­den gele­ni yapar­lar. Roman­da­ki en ilginç sah­ne­ler­den biri, zor­lu bir doğum ola­yın­da çare­siz kalan insan­la­ra Mac’ın, Jim’i de yanı­na alıp yar­dım etme­si, daha önce has­ta­ne­ler­de çalış­tı­ğı­nı söy­le­ye­rek, (ger­çek­te hiç çalış­ma­mış­tır) doğu­ma gir­me­si ve müt­hiş bir cesa­ret­le, büyük risk altın­da, bebe­ğin doğu­mu­nu ger­çek­leş­tir­me sah­ne­si­dir. Temiz­li­ğe çok dik­kat ede­rek çalı­şan Mac, çev­re­de­ki insan­la­rı da sefer­ber eder; temiz bez­ler bulun­ma­sı, sıcak su hazır­lan­ma­sı vb. konu­lar­da bir ara­ya gel­me­le­ri­ni sağ­lar. Doğum son­ra­sın­da Mac ve Jim işçi­ler ara­sın­da büyük iti­bar kaza­nır­lar; doğum yap­tı­rı­lan genç kadın, işçi­le­rin doğal lide­ri konu­mun­da, iri yarı, oto­ri­ter bir adam olan London’ın geli­ni­dir. Böy­le­ce işçi lide­ri­nin ve çev­re­si­nin güve­ni­ni kaza­nan Mac ve Jim, hak­sız­lık­lar­la müca­de­le ve bilinç­len­dir­me faali­yet­le­ri­ne hız kazan­dı­rır­lar. Bir taraf­tan örgüt­len­me sağ­lar­lar­ken, diğer taraf­tan da işçi kit­le­si­ni gre­ve doğ­ru yön­len­dir­me­ye gay­ret eder­ler, tam anla­mıy­la bir “saha çalış­ma­sı” için­de­dir­ler.

Roman­da, yok­sul insan­la­ra ve giz­li kim­lik­li par­ti­li­le­re kar­şı­lık gözet­mek­si­zin yemek sunan sey­yar lokan­ta­cı Al; grev sıra­sın­da yüz­ler­ce kişi­lik işçi grup­la­rı­na ve aile­le­ri­ne bah­çe­sin­de kamp kur­ma­la­rı için yer veren Al’in baba­sı Ander­son; yet­miş yaşı­nı geç­ti­ği hal­de ağaç tepe­le­rin­de elma top­la­ma­ya çalı­şa­rak ekme­ği­ni kazan­ma­ya çaba­la­yan yal­nız, huy­suz ihti­yar işçi Dan; yakı­şık­lı­lı­ğı ile siya­si çalış­ma­lar­da özel­lik­le kadın­lar ara­sın­da ilgi uyan­dı­ran Dick gibi renk­li tip­ler­le dolu olan roman­da, birey­sel fark­lı­lık­lar­dan çok, kit­le için­de­ki tavır ve dav­ra­nış­la­rı açı­sın­dan ele alı­nı­yor insan­lar. Büyük birey­sel fark­lı­lık­lar söz konu­su değil­dir; özel­lik­le ide­alist top­lum­cu önder­ler ara­sın­da. Jim ile Mac ara­sın­da­ki en önem­li fark, Jim’in dene­yim­siz ve genç, Mac’in ise dene­yim­li ve daha yaş­lı sos­ya­list­ler olma­sı­dır. Daha çok bir­bir­le­ri­ne ben­zer­ler, kit­le için­de­ki insa­nı tem­sil etmek­le bir­lik­te onla­ra bilinç götür­dük­le­ri için fark­lı­dır­lar; tıp­kı Dok­tor Burton’un belirt­ti­ği gibi onlar insan vücu­dun­da­ki göz hüc­re­si gibi­dir­ler; etkin­li­ği ve edil­gen­li­ği bir ara­da yaşar­lar. Mac, top­lum­sal konu­lar­da Lenin’in Ne Yap­ma­lı? kita­bın­da tarif etti­ği dev­rim­ci sos­ya­list tipi­ne olduk­ça yakın­dır. Mac ve Jim böy­le­ce, işçi­le­rin yarı dağı­nık, ken­di­li­ğin­den olu­şan, sos­ya­list bilinç taşı­ma­yan bir­lik­te­lik­le­ri­ni belir­li bir hede­fe doğ­ru yön­len­di­ri­yor­lar. Mac, işçi top­lu­lu­ğu­na nasıl hitap ede­ce­ği­ni, kit­le ruhu­nun nasıl oldu­ğu­nu gayet iyi bili­yor, ölen bir arka­daş­la­rı­nın cena­ze töre­ni­ni bile ken­di top­lum­sal ide­al­le­ri doğ­rul­tu­sun­da kul­la­nıp değer­len­di­ri­yor.

Roman­da, işçi­le­rin dire­niş­le­ri­ni engel­le­mek için ser­ma­ye çev­re­le­ri­nin ser­gi­le­di­ği bin bir tür­lü kir­li oyun, kan­dır­ma­ca, ajan ve polis gücün­den yarar­lan­ma, med­ya­yı kul­lan­ma, yalan haber yay­ma, kor­kut­ma, bas­kı, sin­dir­me, adam­lar tuta­rak dire­niş­çi­le­re şid­det uygu­la­ma, çift­lik ve ara­zi yak­ma gibi sayı­sız kötü­lük­le­ri­nin anla­tıl­ma­sı yoluy­la, vah­şi kapi­ta­liz­min dürüst olma­yan, çir­kin ve kaba yüzü de ser­gi­le­ni­yor. Aslın­da, her şey­den önce insan­ca yaşam koşul­la­rın­da yaşa­mak isti­yor işçi­ler; ücret­le­rin art­ma­sı­nı, yaşa­dık­la­rı yer­le­rin daha düz­gün olma­sı­nı, sos­yal yön­den güven­ce­de olma­yı arzu edi­yor­lar; ancak onla­ra sunu­lan hayat, bu istek­le­ri­nin çok uza­ğın­dan geçi­yor. Kriz­ler yara­tıp bu kriz­ler­den bes­le­nen kapi­ta­liz­min karan­lık yüzü­nü en somut biçi­miy­le gör­mek, insa­nı karam­sar­lı­ğa sürük­lü­yor olsa da roman­da sık sık umu­dun vur­gu­lan­ma­sı dik­ka­ti çeki­yor.

Bit­me­yen Kav­ga, kriz dönem­le­rin­de, sis­te­min, insan­la­rın baş­la­rı­na neler getir­di­ği­ne, ne gibi olum­suz­luk­lar, yok­sul­luk­lar yaşat­tı­ğı­na dair evren­sel ipuç­la­rı da sunan bir roman. Bit­me­yen Kav­ga’nın yayım­lan­dı­ğı yıl­lar­dan bugü­ne çok zaman geç­ti, ancak halen dün­ya­da ada­let­siz­lik­le­rin orta­dan kalk­tı­ğı­nı, yok­sul­lu­ğun ve açlı­ğın tama­men sona erdi­ği­ni iddia ede­me­ye­ce­ği­mi­ze göre, insan­lı­ğın ekmek kav­ga­sı henüz bit­me­di, hâlâ devam edi­yor diye­bi­li­riz.

İnsan­lı­ğın bit­me­yen kav­ga­sı­nın, insa­nın top­lum­la çatış­ma­la­rı­nın, yine özgün kur­gu­sal yapı­lar ve yara­tım­lar için­de, yeni anlam, yorum ve dil ola­nak­la­rıy­la ifa­de edil­me süre­ci devam edecek ve ben­ce bu yeni ede­bi­yat, insa­nı, hayat, zaman ve anlam­la etkin bir biçim­de buluş­tu­ra­cak.

İnce­le­me­ye esas alı­nan metin:

John Ste­in­beck, Bit­me­yen Kav­ga, Türk­çe­si: Ley­la Özcen­giz, Rem­zi Kita­be­vi, İstan­bul, 2010, 294 say­fa

(157)

Yorumlar