Home Bilgi Bankası Edebiyat Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi
Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi

Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi

136
0

Fotoğ­raf­lar üze­rin­den iler­le­yen bakış, Cela­det Ali Bedirhan’ın araya giren söz­le­riyle, karşı çıkış­ları veya sitem­le­riyle inatçı, kendi var­lı­ğı­nın sınır­la­rını sahip­le­nen ve öyle yan­sı­tıl­ma­sını iste­yen bir uzak bilinçle karşı kar­şıya kalır.

Erhan Sunar

Meh­med Uzun’un yazın­sal yaşa­mına şöyle bir göz ata­cak her okur, onun bes­len­diği asıl kay­na­ğın bilgi veya bunun yan­sı­tılma biçim­le­rin­den çok önce, insan­lık fik­rine derin bir inanç ve bağ­lı­lık oldu­ğunu fark eder. Deneme ve maka­le­le­rine, söy­le­şi­le­rine doğ­ru­dan sızan ve zih­ni­mizde ideal bir dünya düzeni imgesi oluş­tur­maya kararlı bu tavrı, tarih­sel kişi­lik­ler ve olay­lar­dan çokça bes­le­nen roman­la­rında da belir­gin ola­rak sür­düğü için, yaza­rın niye­ti­nin, var­mak iste­diği asıl nok­ta­nın çeliş­ki­ler, yıkım­lar ve savaş­larla sürüp giden bir tari­hin her şeye kar­şın ber­rak­lıkla ele alın­ma­sın­dan yana oldu­ğunu gör­me­miz zor olmaz. Bu açık­lık ve kav­ra­yış temiz­liği için yaza­rın elinde yal­nızca iyim­ser­lik zırhı değil, aynı zamanda duru bir dil, ölçülü bir zekâ ve hikâ­ye­le­rine duy­duğu güven var­dır.

Bedir­han aile­sini, üç kuşak üze­rin­den tarih­sel detay­lar ve mer­kezde Kürt aydını – torun – Cela­det Ali Bedirhan’ı tuta­cak şekilde işle­yen, bir yanıyla aile romanı olmak­tan çıkıp gide­rek bir çağ roma­nına dönü­şen Kader Kuyusu’nun (özgün adı, Birâ Qederê) kay­gı­ları da aşağı yukarı böyle bir anla­yış ve man­tık etra­fında şekil­le­nir. Top­lamda on altı fotoğ­ra­fın yorum­lan­ma­sıyla açı­lan bölüm­ler, dura­ğan­lık ve ger­çekçi yan­la­rını yavaş yavaş roma­nın oluş­makta olan hayal ve izle­nim ayrın­tı­la­rına bıra­ka­rak, olgu ile kur­ma­ca­nın bir­bi­rine yak­laş­tığı böl­ge­leri daha en başın­dan açığa serer: Bu ara böl­ge­lere giren tarih­sel bilgi, mono­log­la­rını oku­du­ğu­muz Cela­det Ali Bedir­han ile anla­tı­cı­nın ses­le­ri­nin kar­şı­lıklı etki­le­şimi ve uzun betim­le­me­lerle çizi­len bir port­re­ler gale­risi, roma­nın ne kada­rı­nın araş­tır­mayla, bilim­sel bil­giyle (ve fotoğ­raf­larla) eri­şi­le­cek bir kesin­lik, ne kada­rı­nın bu kay­nağa yaza­rın yak­la­şı­mın­dan iba­ret oldu­ğunu hem sor­gu­la­tır hem de zaman zaman doğal­lıkla unut­tu­rur. Bir tarih­sel roman ola­rak Kader Kuyusu, roma­nın yapı taş­la­rıyla ger­çek­le­rin soğuk yüzünü karşı kar­şıya getir­me­nin yol­la­rını araş­tı­rır.

Az ya da çok Cela­det Ali Bedirhan’ın çev­re­sinde, onun bakış­la­rıyla şekil­len­dik­leri için, roma­nın diğer bütün kişi­lik­le­rinde derin­lik olmasa da belir­gin bir sami­mi­ye­tin var­lığı görü­lür. Her biri ya çok iyi ya da tarih­sel şart­la­rın, iliş­ki­le­rin izin ver­diği ölçüde iyi olmaya çalı­şan bütün bu karak­ter­ler, değiş­mekte olan dünya düze­ni­nin olduğu kadar bir aile­nin (bir Kürt aile­si­nin) gide­rek dağı­lan yapı­sı­nın da hem aktör­leri hem de seyir­cisi konu­mun­da­dır­lar. Yazar, tarih­sel arka planla karak­ter psi­ko­lo­ji­sini fazla iç içe geçir­mek izte­mez­ce­sine, bu kişi­leri az çok fotoğ­raf­larda ve Cela­det Ali Bedirhan’ın bel­le­ğinde asılı kala­cak kadar iki boyutlu, yer yer yüzey­sel ve kolay­lıkla algı­la­na­bi­lir çiz­meyi ter­cih etmiş­tir sanki: Evle­ni­le­cek bir amca kızın­dan duy­gu­sal­lıkla bah­se­di­len kar­deş­lere, bir ulu­sun kade­rini değiş­ti­re­cek kül­tü­rel, siyasi olu­şum­lar etra­fında top­la­nan arka­daş­lar­dan des­tansı kişi­liği sürekli vur­gu­la­nan bir büyük­ba­baya kadar, hepsi gele­nek­ler ve kül­tü­rel kod­larla tanım­lan­maya yat­kın­dır­lar. Özel­likle Hawar der­gisi ve Hoy­bun Cemi­yeti için çalı­şan Kürt aydın­la­rı­nın özve­ri­siyle ide­al­le­ri­nin uzun uzun veril­diği, dönem­sel siyasi yorum­la­rın yapıl­dığı ve bana kalırsa roma­nın edebi sahi­ci­lik yönün­den en zayıf kısım­ları, tarih­sel bil­gi­nin (ve daha kötüsü, bir dünya tezi­nin) nere­deyse olduğu gibi tar­tı­şıl­dığı pasaj­lar, roma­nın bu yön­deki bütün gay­re­tini bu ikin­cil kişi­le­rin omuz­la­rına yük­le­miş gibi­dir. Cela­det Ali Bedirhan’ın çoğun­lukla içe dönük, tarih­sel ve kül­tü­rel bir mis­yon yük­len­miş olsa da duy­gu­sal­lı­ğını yitir­me­yen derin­likli bakışı olmasa, etra­fın­daki bütün bu kişi­ler bir anda top­lum­sal figür­lere dönü­şe­bi­le­cek durum­da­dır. Der­gi­ler çıka­ran, Kürt dili ve kül­tü­rünü koru­mak için maka­le­ler yazıp giri­şim­lerde bulu­nan, aynı zamanda bir roman haya­lini kuran Cela­det Ali Bedir­han, bütün kes­kin hat­la­rıyla çizi­len dönem­sel Kürt top­lum yapı­sı­nın en öne çıkan, en modern, en ideal kişi­liği ola­rak Kader Kuyusu’nun hem tarih­sel­liğe karşı koyan özgün sesi hem de bir şekilde taşı­yı­cısı konu­munda bulu­nur: Kürt­çede “bel­lek” ve “kuyu” anlam­la­rını aynı anda taşı­yan “bîr” keli­mesi, roma­nına da baş­lık ola­cağı gibi, Cela­det Ali Bedirhan’ın çaba­sını tarih­sel düz­lemde yal­nızca ile­riye değil, derin bir öznel­likle geriye, kök­lere doğru da bir ara­yışa dönüş­tür­dü­ğü­nün işa­re­ti­dir. Üste­lik gör­kemli bir ülküyü ger­çek­leş­tirme yolunda Osmanlı’dan Avrupa’ya, ora­dan Ortadoğu’ya uza­nan geniş bir coğ­raf­yada geçen azimli yaşamı, var­sıl­lık ve kud­ret­ten yavaş yavaş tra­je­di­lere evri­len kişi­sel hikâ­yesi, onu roma­nın arka pla­nında serili bütün bu des­tansı atmos­fe­rin içinde par­la­yıp sönen ışıl­tılı bir yıl­dıza çevi­rir. Hem hayalci bir yazar hem de “yenik düş­müş” bir karak­ter ola­rak, zaman dışı ve özgün bir kişi­dir Cela­det Ali Bedir­han.

Tarihi roman­larda, tari­hin yükü­nün iyice hafif­le­ti­le­bil­mesi ve bel­ge­ler­den, kay­nak­lar­dan bil­di­ği­miz yoğun sis bulu­tu­nun ara­la­na­bil­mesi için, kişi­le­rin sahici çizil­mesi kadar önem taşı­yan bir başka edebi unsur ola­rak gün­de­lik hayat ve iliş­ki­ler ağı ise, Kader Kuyusu’nun en has­sas, en bıçak­sırtı yönünü oluş­tu­rur: Zaman zaman par­lak kes­kin ayrın­tı­larla ger­çek­liği tes­cil­le­nen, bir anda bakı­şı­mızı geçip git­miş bir dün­ya­nın yeni­den yara­tıl­ma­sına tanık eden titiz­len­meci yanıyla yer yer daha üstün­körü, duy­gu­la­rın ve iliş­ki­le­rin nüans­la­rına pek inme­den, nere­deyse verili bir dün­ya­nın “özet­len­mesi” yan­lısı anla­tım tarzı roma­nın gene­lini açık­la­ya­bi­le­cek bir belir­gin­lik taşır. Sözlü bir gele­ne­ğin dün­yayı algı­la­yış biçi­miyle daha yazın­sal bir ara­yı­şın sürekli karşı kar­şıya gel­diği, tek­rar­lar ve betim­le­yici genel­le­me­lerle ayrın­tıcı bir bilin­cin yan yana dur­duğu bir mer­kez ola­rak bütün bir roman, bu anlamda, tarihi roman para­dig­ma­la­rını da içten içe sor­gu­la­yan belki de ken­dine özgü bir yapıya sahip­tir. 1900’lü yıl­la­rın baş­ları gibi hayli kapalı bir top­lum­sal dönem ve çev­rede bile fotoğ­raf­ları hayat­la­rı­nın, hayal­le­ri­nin bir yan­sı­ma­sına çevir­miş Bedir­han ailesi, gele­nek­sel olanla modern­liği bir­leş­ti­ren yaşa­yış­la­rını açık­la­yan bu fotoğ­raf­la­rın da gös­ter­diği gibi, hem tarihe ait hem de onu aşıp gelen bir bilin­cin ürü­nü­dür. Fotoğ­raf­ları oldukça duru, sakin ve şef­katli bir sesle yorum­la­yan anla­tıcı yitik bir zamana, bir aileye olduğu kadar hep bir anla­yış bek­le­diği okura, günü­müze de dönük: Kuramcı bir yak­la­şı­mın “post­mo­dern” hile­lerle açık­la­ya­cağı bu durum, roman boyunca hikâ­ye­ler, anla­tı­lar ve mesel­lerle örül­müş hal­de­dir.

Çift anla­tı­cılı yapı­sıyla roman, aynı zamanda modern bakı­şın düşe­ceği tuzak­ları, yeter­siz­lik­leri veya kar­şı­la­şa­cağı kör, karan­lık nok­ta­ları yine kendi için­den aydın­lığa kavuş­tur­ma­sıyla da yoğun tarih­sel dokuda gedik­ler açan oyuncu ve yer yer şakacı bir tavra sahip: Fotoğ­raf­lar üze­rin­den iler­le­yen bakış, Cela­det Ali Bedirhan’ın araya giren söz­le­riyle, karşı çıkış­ları veya sitem­le­riyle inatçı, kendi var­lı­ğı­nın sınır­la­rını sahip­le­nen ve öyle yan­sı­tıl­ma­sını iste­yen bir uzak bilinçle karşı kar­şıya kalır: Roma­nın göre­celi bakı­şıyla sar­sıl­maz bir geç­miş kesi­ti­nin yan yana dur­duğu böyle anlarda, fotoğ­raf­la­rın aynı zamanda bel­lek işlevi de gören yanıl­sa­malı yön­leri hem onay­lan­mış hem de deşifre edil­miş olur. Bütün aile­nin ve Cela­det Ali Bedirhan’ın kade­rini belir­le­yen kuyu figü­ründe olduğu gibi, yoğun bir hatır­lama dön­gü­sü­nün taşı­yı­cısı ola­rak fotoğ­raf­lar, son sözü söy­le­me­den, kesin yar­gı­lara var­ma­dan önce, anla­tı­lan­lara ve hatır­la­nan­lara dik­katle kulak ver­mek, onlarla nere­deyse bir ve aynı şey olmayı da dene­mek zorun­da­dır.

(136)

Yorumlar