Home Bilgi Bankası Edebiyat Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi
Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi

Kader Kuyusu: Fotoğraflarla Bir Ailenin Tarihi

173
0

Fotoğraflar üzerinden ilerleyen bakış, Celadet Ali Bedirhan’ın araya giren sözleriyle, karşı çıkışları veya sitemleriyle inatçı, kendi varlığının sınırlarını sahiplenen ve öyle yansıtılmasını isteyen bir uzak bilinçle karşı karşıya kalır.

Erhan Sunar

Mehmed Uzun’un yazınsal yaşamına şöyle bir göz atacak her okur, onun beslendiği asıl kaynağın bilgi veya bunun yansıtılma biçimlerinden çok önce, insanlık fikrine derin bir inanç ve bağlılık olduğunu fark eder. Deneme ve makalelerine, söyleşilerine doğrudan sızan ve zihnimizde ideal bir dünya düzeni imgesi oluşturmaya kararlı bu tavrı, tarihsel kişilikler ve olaylardan çokça beslenen romanlarında da belirgin olarak sürdüğü için, yazarın niyetinin, varmak istediği asıl noktanın çelişkiler, yıkımlar ve savaşlarla sürüp giden bir tarihin her şeye karşın berraklıkla ele alınmasından yana olduğunu görmemiz zor olmaz. Bu açıklık ve kavrayış temizliği için yazarın elinde yalnızca iyimserlik zırhı değil, aynı zamanda duru bir dil, ölçülü bir zekâ ve hikâyelerine duyduğu güven vardır.

Bedirhan ailesini, üç kuşak üzerinden tarihsel detaylar ve merkezde Kürt aydını – torun – Celadet Ali Bedirhan’ı tutacak şekilde işleyen, bir yanıyla aile romanı olmaktan çıkıp giderek bir çağ romanına dönüşen Kader Kuyusu’nun (özgün adı, Birâ Qederê) kaygıları da aşağı yukarı böyle bir anlayış ve mantık etrafında şekillenir. Toplamda on altı fotoğrafın yorumlanmasıyla açılan bölümler, durağanlık ve gerçekçi yanlarını yavaş yavaş romanın oluşmakta olan hayal ve izlenim ayrıntılarına bırakarak, olgu ile kurmacanın birbirine yaklaştığı bölgeleri daha en başından açığa serer: Bu ara bölgelere giren tarihsel bilgi, monologlarını okuduğumuz Celadet Ali Bedirhan ile anlatıcının seslerinin karşılıklı etkileşimi ve uzun betimlemelerle çizilen bir portreler galerisi, romanın ne kadarının araştırmayla, bilimsel bilgiyle (ve fotoğraflarla) erişilecek bir kesinlik, ne kadarının bu kaynağa yazarın yaklaşımından ibaret olduğunu hem sorgulatır hem de zaman zaman doğallıkla unutturur. Bir tarihsel roman olarak Kader Kuyusu, romanın yapı taşlarıyla gerçeklerin soğuk yüzünü karşı karşıya getirmenin yollarını araştırır.

Az ya da çok Celadet Ali Bedirhan’ın çevresinde, onun bakışlarıyla şekillendikleri için, romanın diğer bütün kişiliklerinde derinlik olmasa da belirgin bir samimiyetin varlığı görülür. Her biri ya çok iyi ya da tarihsel şartların, ilişkilerin izin verdiği ölçüde iyi olmaya çalışan bütün bu karakterler, değişmekte olan dünya düzeninin olduğu kadar bir ailenin (bir Kürt ailesinin) giderek dağılan yapısının da hem aktörleri hem de seyircisi konumundadırlar. Yazar, tarihsel arka planla karakter psikolojisini fazla iç içe geçirmek iztemezcesine, bu kişileri az çok fotoğraflarda ve Celadet Ali Bedirhan’ın belleğinde asılı kalacak kadar iki boyutlu, yer yer yüzeysel ve kolaylıkla algılanabilir çizmeyi tercih etmiştir sanki: Evlenilecek bir amca kızından duygusallıkla bahsedilen kardeşlere, bir ulusun kaderini değiştirecek kültürel, siyasi oluşumlar etrafında toplanan arkadaşlardan destansı kişiliği sürekli vurgulanan bir büyükbabaya kadar, hepsi gelenekler ve kültürel kodlarla tanımlanmaya yatkındırlar. Özellikle Hawar dergisi ve Hoybun Cemiyeti için çalışan Kürt aydınlarının özverisiyle ideallerinin uzun uzun verildiği, dönemsel siyasi yorumların yapıldığı ve bana kalırsa romanın edebi sahicilik yönünden en zayıf kısımları, tarihsel bilginin (ve daha kötüsü, bir dünya tezinin) neredeyse olduğu gibi tartışıldığı pasajlar, romanın bu yöndeki bütün gayretini bu ikincil kişilerin omuzlarına yüklemiş gibidir. Celadet Ali Bedirhan’ın çoğunlukla içe dönük, tarihsel ve kültürel bir misyon yüklenmiş olsa da duygusallığını yitirmeyen derinlikli bakışı olmasa, etrafındaki bütün bu kişiler bir anda toplumsal figürlere dönüşebilecek durumdadır. Dergiler çıkaran, Kürt dili ve kültürünü korumak için makaleler yazıp girişimlerde bulunan, aynı zamanda bir roman hayalini kuran Celadet Ali Bedirhan, bütün keskin hatlarıyla çizilen dönemsel Kürt toplum yapısının en öne çıkan, en modern, en ideal kişiliği olarak Kader Kuyusu’nun hem tarihselliğe karşı koyan özgün sesi hem de bir şekilde taşıyıcısı konumunda bulunur: Kürtçede “bellek” ve “kuyu” anlamlarını aynı anda taşıyan “bîr” kelimesi, romanına da başlık olacağı gibi, Celadet Ali Bedirhan’ın çabasını tarihsel düzlemde yalnızca ileriye değil, derin bir öznellikle geriye, köklere doğru da bir arayışa dönüştürdüğünün işaretidir. Üstelik görkemli bir ülküyü gerçekleştirme yolunda Osmanlı’dan Avrupa’ya, oradan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada geçen azimli yaşamı, varsıllık ve kudretten yavaş yavaş trajedilere evrilen kişisel hikâyesi, onu romanın arka planında serili bütün bu destansı atmosferin içinde parlayıp sönen ışıltılı bir yıldıza çevirir. Hem hayalci bir yazar hem de “yenik düşmüş” bir karakter olarak, zaman dışı ve özgün bir kişidir Celadet Ali Bedirhan.

Tarihi romanlarda, tarihin yükünün iyice hafifletilebilmesi ve belgelerden, kaynaklardan bildiğimiz yoğun sis bulutunun aralanabilmesi için, kişilerin sahici çizilmesi kadar önem taşıyan bir başka edebi unsur olarak gündelik hayat ve ilişkiler ağı ise, Kader Kuyusu’nun en hassas, en bıçaksırtı yönünü oluşturur: Zaman zaman parlak keskin ayrıntılarla gerçekliği tescillenen, bir anda bakışımızı geçip gitmiş bir dünyanın yeniden yaratılmasına tanık eden titizlenmeci yanıyla yer yer daha üstünkörü, duyguların ve ilişkilerin nüanslarına pek inmeden, neredeyse verili bir dünyanın “özetlenmesi” yanlısı anlatım tarzı romanın genelini açıklayabilecek bir belirginlik taşır. Sözlü bir geleneğin dünyayı algılayış biçimiyle daha yazınsal bir arayışın sürekli karşı karşıya geldiği, tekrarlar ve betimleyici genellemelerle ayrıntıcı bir bilincin yan yana durduğu bir merkez olarak bütün bir roman, bu anlamda, tarihi roman paradigmalarını da içten içe sorgulayan belki de kendine özgü bir yapıya sahiptir. 1900’lü yılların başları gibi hayli kapalı bir toplumsal dönem ve çevrede bile fotoğrafları hayatlarının, hayallerinin bir yansımasına çevirmiş Bedirhan ailesi, geleneksel olanla modernliği birleştiren yaşayışlarını açıklayan bu fotoğrafların da gösterdiği gibi, hem tarihe ait hem de onu aşıp gelen bir bilincin ürünüdür. Fotoğrafları oldukça duru, sakin ve şefkatli bir sesle yorumlayan anlatıcı yitik bir zamana, bir aileye olduğu kadar hep bir anlayış beklediği okura, günümüze de dönük: Kuramcı bir yaklaşımın “postmodern” hilelerle açıklayacağı bu durum, roman boyunca hikâyeler, anlatılar ve mesellerle örülmüş haldedir.

Çift anlatıcılı yapısıyla roman, aynı zamanda modern bakışın düşeceği tuzakları, yetersizlikleri veya karşılaşacağı kör, karanlık noktaları yine kendi içinden aydınlığa kavuşturmasıyla da yoğun tarihsel dokuda gedikler açan oyuncu ve yer yer şakacı bir tavra sahip: Fotoğraflar üzerinden ilerleyen bakış, Celadet Ali Bedirhan’ın araya giren sözleriyle, karşı çıkışları veya sitemleriyle inatçı, kendi varlığının sınırlarını sahiplenen ve öyle yansıtılmasını isteyen bir uzak bilinçle karşı karşıya kalır: Romanın göreceli bakışıyla sarsılmaz bir geçmiş kesitinin yan yana durduğu böyle anlarda, fotoğrafların aynı zamanda bellek işlevi de gören yanılsamalı yönleri hem onaylanmış hem de deşifre edilmiş olur. Bütün ailenin ve Celadet Ali Bedirhan’ın kaderini belirleyen kuyu figüründe olduğu gibi, yoğun bir hatırlama döngüsünün taşıyıcısı olarak fotoğraflar, son sözü söylemeden, kesin yargılara varmadan önce, anlatılanlara ve hatırlananlara dikkatle kulak vermek, onlarla neredeyse bir ve aynı şey olmayı da denemek zorundadır.

(173)

Yorum yaz