Home Bilgi Bankası Edebiyat Kafka’nın Amerika’sı ve Makinenin İktidarı
Kafka’nın Amerika’sı ve Makinenin İktidarı

Kafka’nın Amerika’sı ve Makinenin İktidarı

379
0

Kafka’nın yal­nızca ede­bi­yat için yaşa­dığı aşi­kâr­dır: Ede­bi­yat onun takın­tısı, var­lık nedeni ve can­kur­ta­ran simi­diydi. Düş­kün bir dün­yaya ceva­bı­dır ede­bi­yat.”

Mic­hael Löwy, Franz Kafka Boğun Eğme­yen Hayal­pe­rest

Ömrünü yazıya vak­fe­den Kafka hayat­tay­ken yete­rince tanın­maz. Has­ta­lığı iler­le­yince ise yakın arka­daşı Max Brod’a vasi­yette bulu­nur: ölünce yaz­dığı her şey yakıl­ma­lı­dır. Yayım­lan­mış ya da yayım­lan­ma­mış kitap­ları, öykü­leri, mek­tup­ları. Keli­me­ler­den oluş­tur­duğu izleri, belki de yaşa­dı­ğını en yoğun his­set­tiği anla­rın top­lamı olan eser­leri ivedi bir şekilde yok edil­me­li­dir. Gele­cek zamanda yer edin­mek iste­me­di­ğin­den mi yoksa yaz­dık­la­rını yok edip huzura kavuş­tur­mak iste­di­ğin­den mi bu kararı ver­miş­tir bile­me­sek de Max Brod’un “sada­kat­siz­liği” vesi­le­siyle modern ede­bi­ya­tın en büyük yazar­la­rın­dan biri­sini oku­maya devam edi­yo­ruz.

1883’te orta sınıf Yahudi bir ailede dün­yaya gelen Franz Kafka eği­ti­mini Prag’daki Alman okul­la­rında tamam­lar. Üni­ver­si­tede ede­bi­yata ve sanata olan ilgisi kimya eği­ti­mi­nin önüne geçince fakülte değiş­tir­meye karar verir. Fakat ne oku­ya­ca­ğına dair karar anne­si­nin ve baba­sı­nın “isteği” doğ­rul­tu­sunda alı­nır ve hukuk oku­maya baş­lar. Kafka üni­ver­site yıl­ları boyunca sanat, ede­bi­yat, Yid­diş tiyat­rosu ve siya­setle yoğun bir şekilde ilgi­le­nir.

Üni­ver­si­teyi bitir­dik­ten sonra Bohemya Kral­lığı İşçi Kaza Sigor­ta­ları Kuru­munda işe baş­lar. Ve yaz­maya devam eder. 1912 yılında Felice Bau­erle nişan­lan­mış­tır, 1917’de Felice’den ayrı­lana kadar en özgün eser­le­rini kaleme alır.

1924 yılında hayata göz­le­rini yuman Franz Kafka’nın ölü­mün­den sonra yayım­la­nan ilk romanı Ame­rika –ya da öteki adı ile Kayıp- Max Brod tara­fın­dan hazır­la­nır. Kafka’nın eser­le­rinde aşina oldu­ğu­muz yer­siz yurt­suz­luk, yal­nız­lık, zor­ba­lık, oto­rite, baba yasası, suç­lu­luk, ada­let­siz­lik, ikti­dar tema­ları ve bu tema­lara eşlik eden des­po­tik ve dek­lase karak­ter­ler bu sefer Kafka’nın Ame­ri­kan rüya­sında kar­şı­mıza çıkar. Rüya nevi şah­sına mün­ha­sır tar­zıyla her ne kadar Kafka’nın diğer yapıt­la­rına kıyasla daha akıcı bir anlatı, daha fazla umut, daha fazla mizahi unsur barın­dırsa da yer yer kaf­ka­esk kâbusa dönü­şür. Kafka daha önce hiç git­me­diği Amerika’yı 16 yaşın­daki bir deli­kan­lı­nın gözün­den anlat­maya baş­lar. O genç, yani Karl Ros­mann, yer­siz yurt­suz­lukla çok erken tanı­şan bir göç­men­dir. Gök­de­len­leri, tıkır tıkır işle­yen maki­ne­leri, aşırı zen­gin­li­ğin ve aşırı fakir­li­ğin şekil­len­dir­diği hayat­ları göre­cek­tir yeni ülke­sinde. Kapi­ta­list dev­leş­meye kar­şın sis­te­min “küçült­tüğü” insan­la­rın yaşa­dığı “fır­sat­lar cenneti”dir orası. Ultra modern Ame­ri­kan mede­ni­ye­tine doğru cebinde beş parası olma­dan yola çıkan göç­men Ros­mann iyi niyeti ve kay­bet­mek­ten çok kork­tuğu bavulu ile Amerika’ya vara­cak­tır. Roman gemide baş­lar, gemi bir maki­ne­dir. Daha sonra Karl’ın iş bula­cağı otel yine bir makine ola­rak görül­me­li­dir.

İnsan­lık dışı ve öldü­rücü maki­ne­leşme bireyi kör­leş­ti­rip, şey­leş­ti­rir ve aslında Ame­rika da dev bir maki­ne­dir.

Roman göç­men olmak ve Tay­lo­riz­min acı­ma­sız çar­kında ezil­meye dair net tas­vir­lerle beze­li­dir.

Roma­nın ilk bölümü Ateşçi, şu cüm­le­lerle açı­lır: “Bir hiz­metçi kız onu baş­tan çıka­rıp, ondan çocuk pey­dah­la­dığı için yok­sul anne babası tara­fın­dan Amerika’ya yol­la­nan 16 yaşın­daki Karl Ros­mann, hızını artık kes­miş olan gemiyle New York lima­nına girer­ken uzun süre­dir izle­diği özgür­lük hey­ke­lini sanki ansı­zın güç­le­nen bir güneş ışı­ğında gördü. Hey­ke­lin kılıcı tutan kolu sanki yeni­den havaya kalk­mış gibiydi ve bede­ni­nin çev­re­sinde özgür rüz­gâr­lar esi­yordu.”

 

Kafka daha baş­lar baş­la­maz Amerika’nın yegâne sem­bolü olan özgür­lük hey­ke­li­nin aslında göğe yük­selt­tiği meşa­leyi kılıçla değiş­tir­meyi ter­cih etmiş. Ori­ji­nal adı “Dün­yayı Aydın­la­tan Özgür­lük” olan hey­kel 19. Yy’da Amerika’ya göçün sim­gesi haline gel­mişti. Her şey­le­rini geride bıra­kıp hayat­la­rında ilk kez gel­dik­leri bu ülkede göç­men­leri kar­şı­la­yan ve selam­la­yan anı­tın etra­fında özgür rüz­gar­lar esse de roman bize boynu kıl­dan ince olan göç­men­le­rin her an ense­le­rinde his­se­de­cek­leri bir kılı­cın var­lı­ğını açıkça söy­le­mek­te­dir. Kah­ra­ma­nı­mız Karl ise hey­keli çok yük­sek bulur, yerin­den kıpır­da­ma­dan hey­keli izle­meye devam eder.

Bu esnada güver­tede gemiyi terk etmek için bek­le­şen yol­cu­lar Karl Rosmann’ı bir kenara itiş­ti­rir­ken, Karl şem­si­ye­sini oda­sında unut­tu­ğunu hatır­lar. Şem­si­yeyi almak için oda­sına git­mek ister lakin kes­tirme yol kapa­lı­dır ve farklı bir yer­den git­meye çalı­şır. Kori­dor­lar, labi­rent­ler, mer­di­ven­ler ara­sında kay­bo­lur. Dava’dan ve Şato’dan gayet iyi bil­di­ği­miz bu klost­ro­fo­bik ambi­ans Kafka’nın bir şeye ula­şa­mama, çık­mazda kalma, engel­lerle cebel­leşme his­sini oku­yu­cuya akta­rır. (Roma­nın iler­le­yen bölüm­le­rinde ben­zer bir kar­maşa tek­rar kar­şı­mıza çıka­cak) Karl Ros­mann kay­bol­ma­nın ver­diği endişe ile bul­duğu ilk kapıyı çalıp, gemi­nin ateş­çi­siyle tanı­şır. Onunla geli­şen soh­bet hem roma­nın gene­lini temel­len­di­ren konu­lara dair ipuç­ları verir hem de Kafka’nın eleş­ti­rel yönünü kes­kin­leş­ti­rir. Aslında okula git­mek iste­yen Ros­mann para­sız olduğu için bunu yapa­ma­ya­ca­ğını söy­ler. Üste­lik yabancı düş­man­lığı Amerika’nın her yerinde mev­cut­tur. Fakir­lik ve göç­men­lik Rosmann’ın uğra­ya­bi­le­ceği hak­sız­lık­lara dair önemli neden­ler­dir.

Ateşçi ise tüm yaşamı boyunca çok çalış­mış, üst­le­ri­nin övgü­sünü defa­larca işit­miş bir işçi­dir. Fakat bu gemide ken­dini artık işe yara­maz his­set­meye baş­la­mış, çalış­tığı makine daire­si­nin artık yete­rince işle­me­yen bir par­çası haline gel­miş­tir. Üste­lik maaşı tüm eme­ğine kar­şın bir lütuf gibi veril­mek­te­dir. Karl Ros­mann ateş­çi­nin anlat­tık­la­rına sinir­le­nip bun­lara boyun eğme­mesi gerek­ti­ğini söy­ler. Ada­let­siz­liğe ilk karşı çıkış­tır bu. Hak ara­mayı red­de­den ateşçi ise bir müd­det sonra Karl ile bir­likte kap­ta­nın oda­sına git­meye karar verir. Şem­si­ye­sini ara­mak için gemiye geri dönen Karl Ros­mann ken­dini sis­te­min çark­la­rında ezi­len işçi için ada­let arar­ken bulur. Ama Kafka’nın müt­hiş mizahı bizi bam­başka bir nok­taya götü­re­cek­tir. Çünkü Karl Ros­mann kap­ta­nın oda­sında sena­tör dayısı ile kar­şı­la­şır. Acaba Karl Rosmann’ın akı­beti sena­tör dayı­sı­nın hami­liği ile deği­şe­cek midir? Ya da K. maki­ne­le­rin ikti­da­rında acı­ma­sızca yaban­cı­la­şa­cak mıdır?

 

Kafka’nın Amerika’sı kapi­ta­list sanayi top­lu­muna yöne­lik Mark­sist eleş­ti­ri­lerle dolu bir roman­dır. Roman ceza­lan­dı­rıcı oto­ri­ter sis­temi ve geliş­miş tek­nik aygıt­la­rın insan­lar üze­rin­deki ege­men­li­ğini modern ede­bi­yata taşı­mış­tır.

Kafka kit­le­sel üre­ti­min bir sonucu ola­rak çalış­ma­nın uzman­laş­ma­sını ve emek­çiyi maki­ne­nin hasarlı hatta işe yara­maz par­çası haline geti­ren sis­temi yani Tay­lo­rizmi, Ame­ri­kan top­lu­mu­nun tem­sili üze­rin­den 1912 yılında yaz­maya baş­la­mış­tır. Ama anla­tı­lan hepi­mi­zin hikâ­ye­si­dir.

 

Melike Kara­os­ma­noğlu

(379)

Yorumlar