Home Hayat Gezi Kapalı Kutu, Kuzey Kore: “Otelden çıkmanız yasak.”
Kapalı Kutu, Kuzey Kore: “Otelden çıkmanız yasak.”

Kapalı Kutu, Kuzey Kore: “Otelden çıkmanız yasak.”

1.14K
0

Sular seller kadar bol yasak listesi sürüp gidiyor. Ne de olsa dünyanın tek “komünist” hanedanı burası. Kim İl Sung âdeta tanrı statüsüne yükseltilmiş, her şeyi gören, bilen, asla yanılmayan Kuzey Kore’yi yoktan var eden, devletin ve Parti’nin ölümsüz lideri.

Ayşe Topbaş

Uçakta herkesin göğsünde ulu liderin rozetleri. Pyongyang’a inerken marşlar çalmaya başlıyor. Âdeta savaşa gider gibiyiz.

Terminal küçük, pek kalabalık değil. Bir tezgâhta içki, sigara satılıyor. Buranın Duty Free’si bu kadar. Uçakta doldurduğumuz giriş formlarını teslim edip pasaport kontrolünden geçiyoruz. Sıra telefonlarımızı teslim etmeye geliyor. Ülkeye telefon sokmak yasak. Kocaman siyah bez bir torbaya konup ağzını sıkıca bağlıyorlar.

Havaalanının kapısında bizi rehberlerimiz karşılıyor. Üç rehberimiz var, ikisi kadın. Lee en aktif ve sevimli olanı, yolcularla iletişimden o sorumlu. Diğer ikisinin varlık nedeni muhtemelen bizi denetlemek .

Kendilerini tanıtıp Kuzey Kore’yle ilgili birkaç bilgi verdikten sonra uyulması gereken kuralları üzerimize boca etmeye başlıyorlar.

Lee almış mikrofonu eline kuralları sıralıyor.

“Öncelikle Ulu liderimiz Kim İl Sung ve şu an başkanımız olan oğlu Kim Jong İl’e saygı göstermeniz gerekiyor. Resimlerinin, heykellerinin karşısında saygılı bir biçimde duruşunuz olmalı, yüksek sesle konuşmak yasak! Liderimizin resminin bulunduğu bir kitabı ya da gazeteyi asla yere koymamalısınız, kıvırmamalısınız. Sadece programda belirtilen yerleri göreceğiz. Fotoğraf sadece bizim gösterdiğimiz yerlerde çekebilirsiniz. Otobüsten indiğinizde yerel halktan biriyle konuşmanız yasak. Tur programı bittiğinde otelden çıkmanız yasak.’”

Diğerleri kolay da en çok otelden çıkamamak ve halktan biriyle konuşamamak koyuyor bana. Sular seller kadar bol yasaklar listesi sürüp gidiyor. Ne de olsa dünyanın tek “komünist” hanedanı burası. Kim İl Sung âdeta tanrı statüsüne yükseltilmiş, her şeyi gören, bilen, asla yanılmayan Kuzey Kore’yi yoktan var eden, devletin ve Parti’nin ölümsüz lideri. Ülkeyi kırk dört yıl idare ediyor. 1994’te ölümünden sonra da söylemleri, devasa heykelleri ve anıt mezarında mumyalanmış haliyle günümüzde hâla ülkenin başkanı.

Kim İl Sung ve oğlu Kim Jong İl’in heykelleri, portreleri ve propagandaları eşliğinde Kuzey Kore macerası başlıyor.

Otel şehrin merkezine yakın, küçük bir adada. Odam otuz beşinci katta. Odalar otuz yıl öncesinin standart odaları. Ancak hiçbir şey çalışmıyor elektrikli eşya namına ne varsa. Buzdolabı, televizyon, klima. Hepsi birer süs eşyası. Oda çok havasız. Ağır bir koku. Camı açıyorum, Nemli bir sıcak hava doluyor içeri. Daha da ağırlaştırıyor durumu. Dört gece bu odada kalacağımı ve üstelik de geceleri dışarı çıkamayacağımı düşününce moralim bozuluyor. Tek güzel şey manzara, Tedong Nehri’nin üzerindeki gün batımı.

Aşağı iniyorum. Akşam yemeğinde pirinç ve yanında minik taslarda çeşitli sebzeler servis ediliyor. Yemekten sonra bahçede yürümeye başlıyorum.

Çıkış kapısına yaklaşırken koşarak biri geliyor ardımdan.

“Buralara kadar gelmeniz yasak, geri dönün.”

Kös kös dönüyorum. Yemekten sonra odaya çıkmak yerine bahçede ayakta dikilip sohbet ediyoruz üç beş kişi. Ayaktayız çünkü oturacak bir yer yok. Yere de oturmak mümkün değil, karanlıkta kurbağalar hopluyor. Odaya çıktığımda beyaz bıraktığım yastıkların simsiyah olduğunu görüyorum. Açık bıraktığım pencereden doluşan sineklerin istilası, yastıkları camdan aşağı silkeleyip duruyorum.

Rehberimiz bir gün önceden düzgün giyinmemizi sıkı sıkı tembihliyor. Sandalet filan yasak. Ulu önderin huzuruna çıkmaya yaraşır biçimde kapalı ayakkabılar, uzun kollu gömlekler giyilecek. Buyrukları yerine getirip, usulünce hazırlandıktan sonra büyük liderin anıt mezarı Kumsusan’a gitmek için hazırız. Ne varsa otobüste bırakmamız, yanımıza sadece cüzdan ve fotoğraf makinemizi almamız söyleniyor. Fotoğraf çekmek içeride yasak elbette, sadece bahçede izin var. Ceplerde herhangi bir şey, gözlük dahil bulundurmak yasak.

Önce meydanda sıraya dizilmiş bir halde yirmi dakika bekletiliyoruz.

Bireysel ziyaret yasak, o yüzden Koreliler de gruplar halinde bekliyor. Hava alanlarında bulunan tarzda sıkı bir güvenlikten geçerek makinelerimizi bırakıyoruz. Yürüyen merdiven ve bantlarla üç beş dakika süren sessiz bir yolculuktan sonra, dört kişilik gruplar halinde ilerlememiz için komut veriliyor. Çıt çıkarmadan ve sırayı bozmadan yürümemiz gerekiyor. Sıra ayakkabılarımızın tozlarının kocaman bir makineyle alınmasına geliyor. Bir başka makine de üzerimizde bulunan olası tozları püskürtüyor, bu aşamayı da geçince her birimize birer cihaz ve kulaklık veriliyor. Sesin kurgulanmış dramatikliğinden kendimi söylenenlere veremiyorum bir türlü. Bizdeki müsamerelere benziyor. Dinî ya da kimi iddiası bol, vizyonu az politikacıların hâkim olduğu toplantılarında okunan mesajı bol şiirler gibi. Alçalıp yükselen, yer yer ağlayacak gibi olan, ara sıra çığırtkanlaşan bir ses tonu. Diktatör sesi. Başım önümde, görevi sonuna kadar tamamladıktan sonra kulaklığı teslim ediyorum.

Hedefe varıyoruz. Kim’in mozolesi burada. Olabildiğince ciddi bir yüz ifadesi iliştiriyoruz suratlarımıza. Büyük lider yüksek tavanlı, kocaman bir odanın ortasında, cam bir dikdörtgenin içinde yatıyor. Üzerinde takım elbisesi. Ebedi uykusunda teni canlı gibi görünüyor. Dört kişi dört bir yandan belimize kadar eğilerek selam vermeye geliyor sıra. Sağından, solundan, başından, ayağından selam veriyoruz huşu içinde eğilerek. Ulu öndere son görevimizi de böylece tamamladıktan sonra yürüyen bantlarımıza binip büyük bir sessizlikle heybetli mermer duvarların arasından geçerek geri dönüyoruz.

Sıra anıt mezarın bahçesine geliyor. Burada fotoğraf çekmek serbest.

Çok şükür sigara içmek de. Yerel halk, kadınlar yerlere kadar rengârenk giysileri, erkekler takım elbiseleri ya da üniformaları içinde fotoğraf çektiriyorlar kümeler halinde. Lacivert beyaz formalı kız grubunun ortasında duran hocaları yerlere kadar uzanan kırmızı elbisesiyle poz veriyor. Üniformalı asker kadınlar geçiyor. Yüzlerinde bezgin, aksi bir ifade. Kore bayrağı dalgalanıyor binanın üstünde. Elbette herkesin göğsünde ulu önderin rozeti. Yolculuk boyunca rozetsiz dolaşan tek Kuzey Koreli dahi görmedim zaten.

Ülkenin medarı iftiharı sayılan yerlerinden biri olan Pyongyang metrosuna götürülüyoruz. Merdivenlerden inince duvarlarda mozaikler, resimler, kocaman sallanan avizelerle devasa bir istasyonla karşılaşıyoruz. Moskova metrosu havasında.

Metroya binmemizle inmemiz bir oluyor. Tur bir sonraki istasyonda son buluyor. Görmemize izin verilen tek istasyon.

Bir süre sonra alışıyorum ortama. Boğucu bir toplantı salonunda beni hiç mi hiç ilgilendirmeyen barajlarla ilgili bir filmi fazla zorlanmadan seyrediyorum. Tedong nehrinin tenha kıyısında, çocuklar için yapılan saraylarda, orak, çekiç ve kalemin bulunduğu kocaman bir heykelin önünde, düşmanlardan kurtulmanın mutluluğuyla yapılan zafer takında, insanın kendisinin efendisi olması felsefesini simgeleyen, gökdelenleri misliyle geçip gökyüzüne doğru yol alan Judge anıtının karşısında vakit geçiriyorum. Akşamları sokağa çıkma umudunu da kestiğimden çarşaf yerine sinek ve sıcakla örtülü yatağımda mışıl mışıl uyuyorum. Tüm bu mekânlarda ayrıca film platolarında, askeri bölgelerde, ağaçlardan çok heykellerin bulunduğu parklarda, arabaların tek tük göründüğü geniş yollarda, birkaç kişinin okuduğu ıssız kütüphanede, savaş araçlarından fazla pek de bir şey olmayan müzelerinde tek yaptığımız,kült liderlerin eşi benzeri bulunmayan hikâyelerini sessizce dinlemek.

Gezimizin tekdüze gidişatında olağanüstü bir gösteri ezber bozuyor. Arirang. Yüz bin kişinin gerçekleştirdiği performansta Kore’nin tarihi inanılmaz bir görselle anlatılıyor. Sadece yirmi bin kişi, fonda geçen tabloda yer alıyor. Gösteriyi gerçekleştirenler sadece profesyonel dansçılar değil. Özel eğitimli askerler, öğrenciler ve her yaştan çocuklar da bu show’da yer alıyor. Ülkenin gurur kaynağı gösteri her yıl ağustos ayının son günlerinde 1 Mayıs stadyumunda yapılıyor.

Ardı arkası kesilmeyen inanılmaz görüntüler. Yanımda Ou oturuyor. Ben aptalca bir unutkanlıkla odada bıraktığım hafıza kartları yüzünden çektiğim her kötü sahneyi silerek fotoğraf için yer açarken o da kulağıma eğilmiş bana her gelen sahnenin hikayesini anlatıyor. Savaşlar, yıkımlar gırla gidiyor.

“Sonra ülkenin üzerine güneş doğuyor. Kim İl Sung geliyor ve her şey değişiyor.”

Sahnede güneşin ortasında ulu lider beliriyor. Fotoğraf yerine video çekmeye başladığımda Ou uyarıyor. “Yasak.”

Videoyu durduruyorum, ben fotoğraf çekmeye, o anlatmaya devam ediyor.

Arirang gösterisinin ardından ayaklarım yerden kesilmiş odama dönerken acayip bir manzarayla karşılaşıyorum. Uzun koridor boyunca ilerlerken neredeyse bütün odaların kapıları ardına kadar açık. Her birinde iç çamaşırlarıyla televizyon izleyen bir adam. Bazıları odadan odaya bağırıyor arkadaşına, bir şeyler söylüyor. Odalar fırın gibi sıcak olduğundan camları kapıları açıp çıplak oturmakla bulmuşlar çareyi.

Bu kapalı kutudan, dünyanın en izole ülkesinden geri döndükten birkaç ay sonra, bir aralık sabahı Kim Jong İl’in öldüğünü okuyorum. Kader gülen yüzünü göstermiş, ulu lider biz oradayken ölmeye kalkışmamıştı. Yoksa o karambolde muhtemelen otelden çıkartmazlardı bizi, ne Arirang kalırdı, ne diğer gördüğümüz yerler.

(1144)

Yorum yaz