Home Kültür Sanat Televizyon Kazanmak ve Yönetmek: Game of Thrones’a Marksist Bir Bakış
Kazanmak ve Yönetmek: Game of Thrones’a Marksist Bir Bakış

Kazanmak ve Yönetmek: Game of Thrones’a Marksist Bir Bakış

711
0

Kaos… bir çukur değil­dir. Kaos bir mer­di­ven­dir. Bu mer­di­vene tır­man­maya çalı­şan bir­çok kişi düşer ve tek­rar dene­ye­mez. Bu düşüş onları pes etti­rir. Bazı­ları ise, tır­manma şans­ları olsa da red­de­der­ler. Kral­lığa sadık kalır­lar. Ya da tan­rı­lara. Ya da aşka. Hepsi boş hayal­lere kapa­mış­tır. Tek ger­çek mer­di­ven­dir. Tek çare ise oraya tır­man­mak­tır.”

Yayım­lan­dığı ilk gün­den iti­ba­ren hay­ran kit­le­sini büyü­le­meye devam eden, ardın­dan diziye uyar­lan­ma­sıyla popü­ler­li­ğini daha da artı­ran Game of Thro­nes serisi dünya çapında her­ke­sin dilinde. Bir dizi olmak­tan çok ötede artık. Hak­kında bit­mek bil­me­yen teori­ler üre­ti­li­yor, tar­tış­ma­lar yapı­lı­yor ve ince­leme yazı­ları yazı­lı­yor. Bu yazı­daki yorum­lar ise diziye yeni bir bakış açısı geti­re­cek nite­likte.

Game of Thro­nes’un bu kadar sevil­me­si­nin nedeni (özel­likle Mark­sist­ler tara­fın­dan) Yüzük­le­rin Efen­disi’nin aksine iyi ve kötü karak­ter ara­sında net bir ayrım olma­ması. Bu dün­yada sadece siyah­lar ve beyaz­lar yok, her­ke­sin için­deki o gri yön­leri göre­bil­mek müm­kün. Sınıf ayrım­la­rıyla dolu feodal dün­ya­nın zor­luk­ları, bur­juva dev­rim­leri, kadın­la­rın ikin­cil konum­ları ve zalim reel­po­li­ti­ğin çiz­diği bu sert ve zorlu resim de bu sev­gi­nin neden­le­rin­den biri. 

Seri­nin mater­ya­list ana­lizi iki maka­le­nin konusu oldu: Paul Mason’ın araş­tır­ması “Mark­sist teori Game of Thro­nes’un sonunu tah­min ede­bi­lir mi?” ve Sam Kriss’in araş­tır­ması olan “Game of Thro­nes ve Mark­sist teori­nin sonu”. Kriss’in maka­lesi, yazı­nın deva­mında da bah­se­de­ce­ği­miz feoda­liz­min çöküşü argü­man­la­rına daya­nı­yor. Ayrıca feoda­liz­min ide­al­leş­ti­ril­me­si­nin de teme­lini çürü­tü­yor.

Game of Thro­nes’daki ana mekân­lar Wes­te­ros ve Essos kıta­ları. Wes­te­ros yedi kral­lık­tan olu­şu­yor. Bu kral­lık­lar bin­lerce yıl­dır feodal top­lum­lar ola­rak ayakta duru­yor ve dönem­sel hüküm­dar­lık deği­şim­leri, içsa­vaş­lar ve işgal­ler gibi ola­ğan olay­ları yaşı­yor. Kıta­daki bas­kın din olan Faith of the Seven (Yedi­nin İnancı) gereği köle­lik yasak. Kral­lık­lar arası savaş­la­rın ya da içsa­vaş­la­rın ana sebebi de Demir Taht’ı ele geçir­mek. Dizide Kral Robert Baratheon’un ilk sezonda ölme­si­nin ardın­dan da yine aynı sebeple “Beş Kra­lın Savaşı” baş­lı­yor.

Yedi Krallık’taki üre­tim modeli, Marksizm’in tanım­la­dığı feodal top­lum­daki üre­tim mode­liyle oldukça ben­ze­şi­yor. Feoda­lizmde küçük çift­çi­lik var­dır ve bu modelde gele­nek­sel ola­rak top­lum üye­leri sahip olduk­ları top­rak­larda üre­tim yapar­lar. Fakat feoda­lizm sınıf top­luma daya­nan bir yapı olduğu için bu modelde de bazı deği­şik­lik­ler olmuş­tur. Marx şöyle der, “Hiye­rarşi feoda­liz­min ideal biçi­mi­dir. Feoda­lizm de üre­tim ve iliş­ki­le­rin orta­çağa özgü bir siyasi biçi­mi­dir.” Örne­ğin, Game of Thro­nes’taki köy­lü­ler köle değil­ler­dir, lord­la­rı­nın onları koru­ma­ları kar­şı­lı­ğında işbö­lü­münde üst­le­rine düşeni yap­makla yüküm­lü­dür­ler. Asil lord­lar da ana üre­ti­ci­ler olan köy­lü­ler saye­sinde ürün yani para elde eder­ler. Seri­deki feodal top­lum pazar kural­la­rına göre hare­ket etmez, bunun yerine gele­nek­leri takip eder.

Fakat Beş Kra­lın Savaşı’nda da açıkça görül­düğü üzere seri­deki feodal sis­tem lord­la­rın çıkar­la­rını ya da sis­tem­le­rin­deki top­lum­sal tutar­lı­lığı koru­makta yeter­siz­dir. Örne­ğin Gece Göz­cü­leri, yaba­ni­ler ve Ak gezen­ler teh­didi kar­şı­sında yal­nız bıra­kıl­mış­tır. Yani yedi kral­lı­ğın ortak çıka­rını koru­mak yerine farklı hane­dan­la­rın çıkar­la­rıyla uğraş­mış­lar­dır.

Kadın­la­rın Rolü

Eddard Stark: “Küçük hanım­lar kılıç­larla oyna­ma­malı.”

Arya Stark: “Zaten oyna­mı­yor­dum. Hanım olmak da iste­mi­yo­rum.”

Game of Thro­nes’un feodal dün­ya­sında kadın­la­rın yeri Ortaçağ’daki Batı Avrupa’ya ben­zer. Kadın­la­rın top­rak ya da unvan sahibi olma­ları yasak­tır. Eğer bekar ya da dulsa baba­la­rı­nın (örne­ğin; Tywin Lan­nis­ter ve kızı Cer­sei), koca­la­rı­nın (Ned ve Catelyn Stark) ya da yetiş­kin erkek çocuk­la­rı­nın (Robb ve Catelyn Stark) oto­ri­tesi altın­da­dır­lar. Âşık olup evlen­mez­ler, özel­likle Cer­sei gibi köklü bir aile­nin kızıy­sa­lar siyasi ya da güç iliş­ki­le­rine göre evle­nir­ler. Ayrıca güzel giyin­mekle, edepli olmakla ve çocuk doğur­makla yüküm­lü­dür­ler. Savaş­larda da ya teca­vüze uğrar­lar ya da öldü­rü­lür­ler.

Fakat Game of Thro­nes’taki bir­çok kadın karak­ter bu gele­neği yıkar. Örne­ğin Stark aile­si­nin kızı Arya Stark doğuş­tan asil biri­dir. Gele­nek­lere göre örgü örmeli ve bir hanı­me­fendi gibi dav­ran­ma­lı­dır. Fakat Arya “erkek gibi bir kız”dır ve dövüşle, kılıç kul­lan­makla ilgi­li­dir. Ailesi onun bu dav­ra­nış­la­rını tuhaf bulur.

Eddard Stark: Bir lordla evle­ne­cek­sin ve onun kale­sini yöne­te­cek­sin. Oğul­la­rın da şövalye, prens ya da lord ola­cak.

Arya Stark: Hayır… Bu ben deği­lim.

Arya dediği gibi böyle biri olmaz ve baba­sı­nın öldü­rül­me­si­nin ardın­dan ken­di­sine Ölüm Lis­tesi hazır­lar. Yıl­lar boyu aile­sin­den ayrı kala­cak, yaşam müca­de­lesi vere­cek ve lis­te­deki düş­man­la­rını öldü­re­cek­tir.

Top­lum­sal cin­si­yet rol­le­rini yıkan bir diğer kadın ise Tarthlı Brienne’dir. Uzun boylu, cüs­seli, kısa saçlı bir şöval­ye­dir. Dış görü­nüşü sebe­biyle erkek­ler ara­sında alay konusu olur. Aslında yasal ola­rak kadın­la­rın şövalye olma­la­rı­nın önünde bir engel yok­tur ama çok sık rast­la­nan bir durum olma­dığı için garip­se­nir ve komik olduğu düşü­nü­lür. İyi bir savaş­çı­dır ve ver­diği söz­leri ne olursa olsun tut­ma­sıyla bili­nir.

Cer­sei Lan­nis­ter da top­lu­mun ondan bek­le­dik­le­rini yap­mış, hane­dan­lı­ğı­nın güç­len­me­sini sağ­la­ya­cak bir adamla evlen­miş ve üç çocuk doğur­muş­tur. Fakat çocuk­la­rı­nın babası, kocası Robert Barat­heon değil, kar­deşi Jaime Lannister’dır. Arya ve Bri­enne gibi o da gele­nek­leri yık­mış­tır. Ayrıca güçlü bir imajı var­dır. Siya­sette iyi­dir, hırs­lı­dır ve kişi­sel bağım­sız­lı­ğın­dan ödün ver­mez. Oğlu­nun karısı Mar­ga­rey Tyrell da güçlü ve ent­ri­kalı bir kadın­dır. Hede­fine ulaş­mak için her yolu dener:

Petyr Baelish: Bir kra­liçe mi olmak isti­yor­sun?

Mar­ga­ery Tyrell: Hayır, ben “Kra­liçe” olmak isti­yo­rum.

Seri­deki en ilginç kadın karak­ter Sansa Stark ola­bi­lir. Sansa ona biçi­len kadın rolüne sıkı sıkı sarı­lan biri­dir. Daha doğ­rusu biriydi çünkü zaman geç­tikçe kadın düş­manı bir top­lumda kadın olma­nın acı ger­çek­le­rini öğre­nir.

San­dor Cle­gane: Seni alıp bura­dan götü­re­bi­li­rim. Kıştepesi’ne gide­riz, yanımda güvende olur­sun. Eve git­mek isti­yor musun?

Sansa Stark: Burası da güvenli. Stan­nis bana zarar ver­mez.

San­dor Cle­gane: Bana bak. Stan­nis bir katil. Lan­nis­ter­lar katil. Baban bir katildi. Erkek kar­de­şin katil. Oğul­la­rın da bir gün katil ola­cak. Bu dün­yayı katil­ler kurdu. Yani katil­lere bak­maya alış­san iyi olur.

Sansa, Wes­te­ros erkek­le­rin­den çok çeker. Mesela müs­tak­bel kocası Joff­rey ona türlü işken­ce­ler yapar, hatta Sansa’nın baba­sını öldü­rür. Daha sonra hiç iste­me­diği halde Tyrion Lannister’la evlen­di­ri­lir. Bu sefer şans­lı­dır çünkü Westeros’un en vic­danlı erkek­le­rinde birine denk gel­miş­tir. Tyrion onu üze­cek bir şey yap­maz ama yine de onunla evli­dir ve evli­li­ğine sadık, halin­den mem­nun bir kadın gibi dav­ran­ması gere­kir.

Deği­ne­ce­ği­miz son kadın karak­ter ise Daenerys Tar­gar­yen. Seri­nin başında sür­günde yaşa­yan genç bir kız ola­rak gör­dü­ğü­müz Daenerys göçebe Doth­raki hal­kı­nın Khalasar’ı olan Khal Drogo ile evlen­di­ri­lir. Bu evli­li­ğin kar­şı­lı­ğında Doth­ra­ki­ler Daenerys’in abi­si­nin taht sava­şına des­tek vere­cek­tir. Başta mut­suz olan Daenerys ken­di­sine biçi­len ita­at­kâr kadın rolünü oynar. Fakat daha sonra Khal’ını dize getir­me­nin püf nok­ta­la­rını anlar, hal­kı­nın dilini ve gele­nek­le­rini öğre­nir ve bu rolünü kendi avan­tajı haline geti­rir. Sonra hamile oldu­ğunu öğre­nir ve pozis­yonu daha da güç­le­nir.

Daenerys Tar­gar­yen: Ben Doth­ra­ki­le­rin Khaleesi’siyim. Yüce Khal’ın karı­sı­yım ve onun oğlunu taşı­yo­rum. Eğer bir daha bana elini kadı­rır­san o elleri bir daha göre­mez­sin.

Kapi­ta­lizme Geçiş

Üçüncü sezonda Daenerys ken­di­sine bir ordu satın almak için Essos’taki Asta­por şeh­rine gider. Burası tarıma elve­rişli bir böl­ge­dir, eko­nomi ise köle­liğe bağ­lı­dır. Daenerys’in amacı sekiz bin kişi­lik bir Leke­siz­ler ordusu almak­tır. Leke­siz­ler doğ­duk­la­rın­dan iti­ba­ren eği­tim gören, dün­ya­nın en iyi asker­leri ola­rak bili­nen hadım ediş­miş köle­ler­dir. Satın aldık­tan sonra onları masum insan­lar zarar ver­me­me­leri şar­tıyla özgür bırak­tı­ğını söy­ler. İste­yen gide­bi­lir, iste­yen de kalıp onun için sava­şa­bi­lir. Lekesizler’in hiç­biri git­mek iste­mez ve Dany’nin önder­li­ğinde Yun­kai şeh­rine girer­ler. Bura­daki efen­di­lere köle­leri ser­best bıra­kır­larsa affe­di­le­cek­le­rini söy­ler. Efen­di­ler kabul etmez. Bunun üze­rine Leke­siz­ler şehri ele geçi­rir. Dany bu şehir­deki tüm köle­leri ser­best bıra­kır. Halk ona “Mhysa” (anne) der ve ona bağ­la­nır.

Bar­ris­tan Semly: Majes­te­leri, bir şey söy­le­ye­bi­lir miyim? Şehir sizin. Tüm bu insan­lar artık sizin. Bazen ada­let­siz­liğe veri­le­cek en iyi cevap mer­ha­met­tir. 

Daenerys Tar­gar­yen: Ben ada­let­siz­liğe ada­letle cevap vere­ce­ğim.

Daenerys köle­li­ğin geri dön­me­sini iste­mez fakat eski köle­le­rin bir işe ihti­yaç duy­duk­la­rı­nın da far­kın­da­dır. Bu sebeple eski köle­ler ve efen­di­ler ara­sında küçük çaplı bir ücretli işçi­lik yapıl­ma­sına izin verir. Bu sırada eski efen­di­le­rin ona karşı ayak­lan­ması ris­kin­den de kor­kar. Kont­rol ede­me­ye­ceği zin­cir­le­rin­den kop­muş bir top­lum­sal güç yarat­mış­tır. Köle­leri özgür bıra­kır­ken efen­di­le­rin düş­man­lı­ğını kaza­nır. Aslında böl­ge­nin geli­şi­min feodal bir aşa­ma­sını teğet geç­me­sini sağ­la­mış­tır ve ilkel bir kapi­ta­lizm sis­temi kur­mak için “tepe­den gelen bir dev­rim” yarat­mış­tır.

Fakat bu nok­tada eski köle­lere ne olduğu sorusu akıl­lara gel­mek­te­dir. Özgür kalan­lar Dany’i takip etmeye ve onun için savaş­maya istek­liy­ken bir yan­dan da kendi hayal­leri, amaç­ları var­dır. Yani bir tür sömü­rü­den kur­tu­lup farklı bir türüne geç­mek iste­mez­ler. Fransa ve İngiltere’deki bur­juva dev­rim­leri sıra­sında da sonuç kapi­ta­list üre­tim iliş­ki­le­ri­nin kurul­ması ola­bi­lirdi. Fakat halk savaşa bu düşün­ceyle gir­me­mişti. Daenerys eski köle­le­rin des­te­ğini almayı ister miydi ya da bunu yapa­bi­lir miydi bil­mi­yo­ruz. Aynı şekilde efen­di­lerle işbir­liği yapa­rak gücünü art­tı­ra­bi­lir miydi o da meç­hul. Belki de özgür bıra­kı­lan köle­ler bur­juva dev­ri­mi­nin öte­sinde bir şey isti­yor­lardı ve kendi özgür­lük­leri ve bir halk cum­hu­ri­yeti için sava­şı­yor­lardı.

Ya Kaza­nır­sın Ya da Ölür­sün: Game of Thrones’ta Reel­po­li­tik

Bir­çok fan­tas­tik hikâ­ye­nin aksine, Game of Thro­nes’un ide­alize edil­miş bir siyasi görüşü yok­tur. Karan­lık güç­lerle savaş­mak için onurlu şöval­ye­leri kendi san­ca­ğında top­la­yan asil kah­ra­man­lar da yok. Bunun yerine seride Hob­bes tarzı “her­kese karşı her­ke­sin savaşı” ya da güce giden yolu nasıl kur­mayı ve müt­te­fik kazan­mayı, daha son­ra­sında ise sahip olu­nan gücü koru­mayı içe­ren kar­ma­şık ent­ri­ka­lar var. Seri boyunca real­po­li­ti­ğin doğa­sını anla­yan karak­ter­ler başa­rılı olur­ken, anla­ma­yan­lar acı­ma­sızca kat­le­dil­di­ler.

Bu durumu açık­la­yan en güzel örnek Ned Stark’ın başına gelen­ler ola­bi­lir. Yuka­rıda da bah­set­ti­ği­miz gibi Ned, kral­lı­ğın bekası için her zaman doğru olanı yapa­maya çalı­şan onurlu bir karak­ter­dir. Fakat sorun şudur ki, yüce onuru başar­ma­sını müm­kün kıl­maz. Örne­ğin, Jamie ve Cer­sei ara­sın­daki ensest iliş­kiyi öğren­di­ğinde onları tutuk­la­mak için bek­le­meye karar verir. Hemen hare­kete geç­mek yerine onurlu bir şekilde dav­ra­nır ve Cersei’yi baş­kenti terk etmesi konu­sunda uya­rır. Aşa­ğı­daki sahne Ned Stark’ın poli­ti­ka­dan ne kadar az anla­dı­ğını gös­te­rir:

Eddard Stark: Kral avdan dön­dü­ğünde ona ger­çeği söy­le­ye­ce­ğim. Sen de o zamana kadar çocuk­la­rını da alıp git­miş olma­lı­sın. Onla­rın son­la­rı­nın benim elim­den olma­sını iste­mi­yo­rum. Yanına ala­bil­di­ğin kadar adam alıp gide­bi­le­ce­ğin kadar uzağa git. Çünkü nereye gider­sen git Robert’ın öfkesi peşinde ola­cak­tır.

Cer­sei Lan­nis­ter: Peki benim öfkem ne ola­cak Lord Stark? Kral­lığı ken­din için ele geçir­me­liy­miş­sin. Jaime bana Kra­lın Şehri’nin işgal edil­diği günü anlat­mıştı. Demir Taht’ta otu­rur­ken onu sen kal­dır­mış­sın. Sonra tek yap­man gere­ken o tahta gidip otur­maktı. Ne kadar da üzücü bir hata yap­mış­sın.

Eddard Stark: Haya­tım boyunca hata­la­rım oldu ama bu onlar­dan biri değildi. 

Cer­sei Lan­nis­ter: Hayır, bu da hataydı. Eğer taht oyun­ları oynu­yor­san ya kaza­nır­sın ya da kay­be­der­sin. İki­si­nin arası diye bir şey yok­tur.

Cer­sei, Kra­lın Şehri’nde olup biten bir­çok şey­den haber­dar­dır ama bilgi, oldukça gerekli olsa bile, yönet­mek için tek başına yeterli değil­dir. Eğer gücün yoksa bilgi hiç­bir işe yara­maz. Örne­ğin Ser­çe­par­mak ona ensest iliş­kiyi bil­di­ğine dair imada bulu­nur­ken, Cersei’den daha güçlü oldu­ğunu sanı­yordu. Fakat Cer­sei muha­fız­lara onu öldür­me­le­rini söy­ledi, eğer iste­seydi öldür­te­bi­lirdi de. Çünkü Ser­çe­par­mak sadece bil­giye sahipti, güce değil:

Cer­sei Lan­nis­ter: Bir tane şarkı vardı. Orta halli bir çocuk önde gelen bir aile­nin büyük kızına âşık olmuş. Ne yazık ki kızın gözü baş­ka­sın­day­mış.

Petyr Baelish: Kız­lar ve erkek­ler aynı evde kalırsa, garip durum­lar yaşa­na­bi­lir. Hatta bazen kar­deş­ler ara­sında bile yakın­laş­ma­lar ola­bi­lir­miş, öyle duy­dum. Bu yakın­laş­ma­ları her­kes öğren­di­ğinde ve bir de önde gelen bir ailede yaşa­nı­yorsa, bu da çok garip bir durum olurdu. Önde gelen aile­ler benim bil­di­ğim bir ger­çeği hep unu­tur­lar.

Cer­sei Lan­nis­ter: Ne ger­çe­ğiy­miş o?

Petyr Baelish: Bilgi güç­tür.

[Cer­sei durak­lar]

Cer­sei Lan­nis­ter: [Muha­fız­la­rına] Kafa­sını kesin. [Muha­fız­lar Serçeparmak’a yöne­lir]

Cer­sei Lan­nis­ter: Durun, bek­le­yin. [Güler] Fik­rimi değilş­tir­dim, bıra­kın git­sin. Üç adım geriye gidin. Arka­nızı dönün ve göz­le­ri­nizi kapa­tın. [Muha­fız­lar tüm dedik­le­rini yapar­lar]

Cer­sei Lan­nis­ter: [Serçeparmak’a yak­la­şır] Güç güç­tür.

Cersei’nin babası Tywin Lan­nis­ter da poli­ti­ka­dan anlar. Robert’in isyanı sıra­sında, hangi tara­fın kaza­na­cağı belli olana kadar taraf­sız kalır. Robert’ın kaza­na­cağı belli oldu­ğunda ise Kra­lın Şehri’ne gider ve Tar­gar­yen­lere baş­kenti koru­maya gel­di­ğini söy­ler. Kral II. Aerys ona ina­na­rak ölüm­cül bir hata yapar. Şeh­rin kapı­ları açıl­dı­ğında Tywin ve ordusu Kral’ın aile­sini öldü­rür. Böy­le­likle Robert’ın müt­te­fiki oldu­ğunu ona ispat­lar. Sava­şın ardın­dan kızı Cersei’yi Robert’la evlen­di­rir. Tywin bu süreçte poli­ti­kayla ilgili çok önemli ders­ler öğren­miş­tir: Hare­kete geç­mek için doğru zamanı bekle, kan­dır­mayı ve gücü kul­lan­mayı bil, konu­munu güvence altına al ve doğru kişi­lerle müt­te­fik ol.

Tywin’in cüce oğlu Tyrion Lan­nis­ter da siya­set konu­sunda ne kadar bece­rikli oldu­ğunu her zaman gös­te­rir. Sivri dil­li­dir, çok içer, zama­nı­nın çoğunu kadın­larla geçi­rir ama bun­la­rın yanı sıra son derece zeki­dir. Ayrıca çok fazla okur. Hiç­bir zaman abisi Jaime gibi güçlü ola­ma­ya­ca­ğını anla­dı­ğında o da bu yeter­siz­li­ğini kitap oku­ya­rak gider­meye çalı­şır:

Jon Snow: Neden bu kadar çok oku­yor­sun?

Tyrion Lan­nis­ter: Bana bak ve ne gör­dünü söyle. 

Jon Snow: Ne bu, bir numara mı? 

Tyrion Lan­nis­ter: Gör­dü­ğün şey bir cüce. Eğer köylü bir aile­nin çocuğu olsay­dım beni ölmem için ormana bıra­kır­lardı. Ama Cas­terly Kaya’sında bir Lan­nis­ter ola­rak doğ­dum. Soya­dım yüzün­den ben­den bir şey­ler bek­le­ni­yordu. Babam yirmi yıl boyunca Kral’ın Eli’ydi.

Jon Snow: Abin o kralı öldü­rene kadar… 

Tyrion Lan­nis­ter: …evet, abim onu öldü­rene kadar. Hayat bu tip iro­ni­lerle dolu. Kız kar­de­şim de yeni kralla evlendi. Gıcık yeğe­nim ise bir son­raki kral ola­cak. Aile­min onuru için ben de üze­rime düşeni yap­ma­lı­yım, değil mi? Ama nasıl? Abi­min kılıcı varsa benim de aklım var. Kılıcı nasıl biley­le­mek gere­ki­yorsa aklı da kitap­larla bes­le­mek gere­kir. Bu yüz­den bu kadar oku­yo­rum Jon Snow. 

Tyrion, Cersei’nin aksine ger­çek gücün her zaman fizik­sel güç­ten gel­di­ğini düşün­mez. Gücün kay­nağı, insan­lar onun ner­den gel­di­ğini düşü­nü­yorsa orda­dır. Yani eğer Tyrion doğru ham­le­leri yaparsa çok güçlü ola­bi­lir. Küçük kuş­ları saye­sinde her şey­den haber­dar olan Varys ona bir bil­mece anla­tır:

Varys: Güç, ente­ra­san bir şey­dir lor­dum. Bil­me­ce­leri sever misi­niz?

Tyrion Lan­nis­ter: Niye? Sanı­rım bir tane geli­yor.

Varys: Üç güçlü adam bir odada otu­rur: Bir kral, bir rahip ve zen­gin bir adam. Onla­rın yanında da paralı bir asker var­dır. Her biri bu askere diğer iki­sini öldür­me­sini emre­der. Kim ölür, kim kalır? 

Tyrion Lan­nis­ter: Bu kılıcı tutan adama bağlı…

Varys: Öyle mi? Ama onun ne tacı ne altını ne de tan­rısı var. 

Tyrion Lan­nis­ter: Onda kılıç var, yaşam ve ölü­mün gücü. 

Varys: Fakat eğer yöne­ten kişi kılıçllı olansa neden sanki tüm güç kral­lar­day­mış gibi dav­ra­nı­rız? Ned Stark neden öldü? Bunun ger­çek sorum­lusu kim? Joff­rey mi? İnfazcı mı? Yoksa başka bir şey mi? 

Tyrion Lan­nis­ter: (Kaş­la­rını çatar) Bil­me­ce­leri sev­me­di­ğime karar ver­dim.

Varys: Güç, insan­lar onun nerede oldu­ğunu düşü­nü­yorsa ora­da­dır. Bu bir aldat­ma­ca­dır, duvar­daki bir gölge gibi­dir. Küçük bir ada­mın çok büyük bir göl­gesi ola­bi­lir.

Game of Thro­nes, reel­po­li­ti­ğin acı ger­çe­ğin­den dolayı feodal siya­se­tin ide­al­leş­ti­ril­miş bir port­re­sini çiz­mek­ten kaçı­nır. Fan­tas­tik seri­lerde en onurlu dav­ra­nan kah­ra­man yük­se­lir­ken, Westeros’ta onur kav­ramı sağ­lam değil­dir ve öldü­rül­me­nize sebep ola­bi­lir. Taht oyun­la­rı­nın kaza­nan­ları müt­te­fik edi­nir­ken, baş­ka­la­la­rını mani­püle eder­ken ve kaza­nan tara­fın yanında durur­ken onur­luy­muş gibi dav­ra­nan­lar­dır.

Sonuç

Niha­ye­tinde, Game of Thro­nes fan­tas­tik bir evrene kaçış gibi gözü­ke­bi­lir ama aslında seri­nin yap­tığı şey bun­dan çok daha faz­la­sı­dır. Seri, şöval­ye­le­rin cesur dün­ya­sını, kral­ları bir kenara bıra­kır. Seyir­ciye feoda­liz­min ve güç poli­ti­ka­sı­nın zor ve mer­ha­met­siz ger­çek­le­rini gös­te­rir. Burası sınıf­la­rın ve gücün önemli olduğu, kadın­la­rın erkek mer­ha­me­tine muh­taç olduğu, onurlu ola­nın öldü­rül­düğü bir dün­ya­dır. Mark­sist­lere göre Game of Thro­nes sadece merak uyan­dı­rıcı öyküsü, çok yönlü karak­ter­leri ve des­tansı savaş­ları için değil, sömürü ve bas­kı­nın nasıl işle­di­ğini gös­ter­diği için de izlen­me­li­dir.

(Red­Wedge)

Çevi­ren: Deniz Sal­dı­ran

(711)

Yorumlar