Home Kültür Sanat Edebiyat Şiir Kendi Yangınıyla Yıkananlar: Gülde Kerem Yangını
Kendi Yangınıyla Yıkananlar: Gülde Kerem Yangını

Kendi Yangınıyla Yıkananlar: Gülde Kerem Yangını

519
0

Bir güneş altında, bir deniz kena­rında bek­li­yo­ruz en son. Bek­li­yo­ruz, şair döner geri, döner belki.

Kahraman Çayırlı

Nasıl ki bir fil­min açı­lış sekansı çok önem­li­dir, o filmi doğru anla­ya­bil­mek için, bir şiir kita­bı­nın nasıl açıl­dığı da çok önemli. Melih Cev­det Anday’la açı­yor Harun Atak, yeni kitabı Gülde Kerem Yan­gını’nı. İlk işa­ret­leri alı­yo­ruz böy­lece.

Harun Atak’ın bir önceki kitabı Tek­vin ve Hiç­lik Kitabı ya da Ah, şairin sesi­nin bir kuyuda yit­me­siyle kapa­nı­yordu; şair kendi özünü, ben­li­ğini, bilinç­dı­şını da yine aynı kuyuya gömü­yordu. Aslında kuyu­la­rın da en kötüsü olan kendi kuyu­suna. Kut­sal kitap üslu­buyla, efsu­nuyla yazı­lan eserde “Spleen Min­vali” ya da “Bir Köz Mayası” adlı şiirinde k har­fiyle baş­la­yan keli­me­ler dik­ka­ti­mizi çek­mişti: Küf, kökağ­rısı (iki defa tek­rar­la­nı­yor), kanık­sa­yan, kabuk, köz ve kaos. Esa­sında kısa olan bu şiirde k har­fiyle bir­çok kelime baş­la­yınca bu kez şairin ilk ürünü olan “Gecel“in son­la­rını hatır­la­mış­tık. Tabii şu da var, Gecel’de bir tür ali­te­ras­yon takın­tısı beli­ri­yordu oysaki Tek­vin ve Hiç­lik Kitabı ya da Ah’ta şiir ali­te­ras­yonla kurul­mu­yor, yal­nızca bir çeşit­li­lik, türeme, zen­gin­lik…

Tek­vin ve Hiç­lik Kitabı ya da Ah’taki buhu­run hissi çok sertti, zordu, kesifti, şiir­ler­den aldı­ğı­nız kokuyu geri bırak­ma­nız güçtü. Sağır karan­lık­lar­dan damı­tıl­mış bil­gece, ağır şiir­lerdi onlar. Daha büyülü, daha yolda ve daha çok ara­yan şiir­lerdi. Yeni kitabı Gülde Kerem Yan­gını’nda kavimli, göklü, tan­rı­sal bir dil, doğaya daha çok pas veri­yor bu kez. Bir de bu defa çok lirik.

Kurtların Ağzında Uyumak Kolay Değil!

Bir şairin ikinci kita­bın­dan ürke­riz, üçüncü kita­bın­dan kor­ka­rız. Acaba dili, üslubu kendi yolunu mu buldu, neyi yonttu, acaba sav­ruldu mu? Harun Atak bir basa­mak daha yuka­rıya çıkı­yor bu kez. Kendi dili, yolu, yol­cu­luğu çok­tan otur­muş. Kendi kelime dizini, kelime üre­timi, dize oluş­tur­ma­ları çok­tan kendi suyuna kavuş­muş. Bunu bir önceki kita­bın­dan zaten bili­yor­duk ama şimdi emi­niz. Ayak­ları yere daha sağ­lam bası­yor.

Veni, vidi, per­didi (gel­dim, gör­düm, yenil­dim)” diye baş­la­yan “Çün — bir ağıt” kıs­mın­dan Sunu isimli şiirin bir kıs­mına bir­likte göz gez­di­re­lim:

Yaba­nıl hay­van­lar bes­ler­dim gözbe­bek­le­rimle / Uza­nır­dım tıl­sı­mına ağla­rın / İşa­ret­ler, işa­ret­ler, işa­ret­ler / İçime akı­tır­dım ağu­sunu suyun // Çün: Benim bulut­la­rım hum­ma­lı­dır / Güne ve geceye fısıl­dı­yo­rum / Bir sanrı per­şem­be­sini” (sayfa 20)

Göl­ge­siyle konu­şan eski çocuk­lar, boz­gun­lar, melek­ler, gök­ler, ırmak­lar, ağu­lar, bulut­lar, ayna­lar, kendi yan­gı­nıyla yıka­nan­lar, içle­rinde yağ­mur­lar, gül yan­gın­ları… Kurt­la­rın ağzında uyu­mak kolay değil!

Harun Atak, 2012 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödüllü ikinci kita­bında, Gecel’deki şiir­le­rin­den çok daha deği­şik bir nehirde yıkan­mayı seçi­yordu. Kesin­likle daha mis­tikti. Lirik çat­lak­lar yok değildi ancak kita­bın gene­lini dola­şan ağır­lık pek hafif­le­mi­yordu. İyi şair­le­rin en zorlu sınav­ları olan ikinci kitap mese­le­sini derin­likli kök ağrı­ları, küf­ler, tümör­lerle atlat­mıştı. Harun Atak bura­ları geçeli çok oldu.

Kara Güller, Kara Güneşler Kalkacak mı?

Soh­râb Sepehrî ile açı­lan esas “Gülde Kerem Yan­gını” kıs­mın­dan “Elle­rim Nerede Benim” şiiri­nin bir kıs­mına baka­lım şimdi de: “Elle­rim, kır­gın­lık deniz­le­rinde / Köpük­lerde, köpük­lerle kırı­lıp kay­nı­yor / Kemik­le­ri­min yan­lış eği­minde / Yanıp yaka­rı­yor yanar­ken / Kendi masa­lını // Elle­rim nerede benim // Işı­ğın sar­sıl­maz kay­na­ğında / Korunda güne­şin / Anı­sız akşam­la­rın alda­nı­şında / Bir baş­dön­me­siyle” (sayfa 45) Pey­der­pey bulut­la­rın dağıl­ma­sına tanık ola­ca­ğız artık bu nok­ta­dan sonra. Uzak­tan uzak­tan İlhan Berk’i mi çağı­rı­yor Harun Atak?

Bol bol doğada şar­kı­lar söy­le­ye­bi­len, kemik­le­riyle, elle­riyle, göl­ge­siyle hesap­la­şan bir şair kim­liği dola­nı­yor tüm eserde. Şar­kı­la­rın ağla­dığı da olu­yor. Kitap yarı­la­nır­ken, zey­ti­nin güneşli bah­çesi de (s. 51) görü­nü­yor, çok şükür.

Tır­tıl­lar, ser­çe­ler, dağ lale­leri, sal­yan­goz­lar… doğaya varı­yor tüm yol­lar. Bahar şar­kı­la­rıyla doluy­ken önce­leri, tüm şar­kı­la­rın git­tiği de olu­yor. (s.55)

Kita­bın en içli şiiri, şairin dedesi Hay­dar Demir’e yazılı “Yuğ Meseli“ni (ss. 62-64) bir-iki kez oku­mak yet­mi­yor. Son, uzun dip­no­tuyla hele, her­bi­ri­miz ayrı yetim, ayrı yarım, kalb­le­ri­miz ayrı param­parça.

Kara gül­ler, kara güneş­ler etrafı sar­dıkça, kül­le­ri­miz soğu­ma­dıkça; kalp, tedir­gin bir ser­çeye dönüş­tükçe; gülde har büyü­dükçe; diken­ler şairi terk ettikçe, ki diken­leri şairin kal­ka­nıydı orta­lığı haki­ka­ten kara, kesif bulut­lar kap­lı­yor. Ama aşk şiir­leri, lirik­ler orta­lığı sar­dıkça da, güneş ışık­ları görün­meye baş­lı­yor. Ki kara gül­leri, kara güneş­leri kal­dı­ra­cak, bulut­ları dağı­ta­cak olan yine biz­zat ağaç­lar, deniz­ler, martı kanat­ları, şim­şek­ler, ırmak­lar … vel­ha­sıl doğa­dır.

Kelimeler Gerçekten Yandığında...

Şairin ken­disi olan aynayı hazla kırıp geç­tik­ten sonra (s.78)… Ne şahane bir Freud yol­cu­luğu tari­fi­dir id’den ego’ya doğru! Haz­la­rın ege­men­li­ğin­deki “id“den hay­vansı güdü­lerle dene­tim meka­niz­man­la­rı­nın orta yolunu bul­maya çaba­la­yan “ego“ya geçi­len esas köp­rü­dür ayna evresi. Sırf Harun Atak’ın bu dize­si­nin Fre­ud­yen oku­ması üze­rine apayrı bir yazı kuşa­nı­lır ama şim­di­lik bu kadarı ile yeti­ne­lim.

Sonra yaz geçi­yor. (s.79) Ne mutlu ki güne­ba­kan­lar, gelin­cik­ler; güneşli gün­ler kalı­yor bize bakiye. Hiç bek­le­mez­ken, güzün gazel­lerle yan­maya baş­lı­yo­ruz. (s.83)

Gülde Kerem Yan­gını“nın uzak akra­bası diye­bi­le­ce­ği­miz “Kol­ları Bağlı Odys­seus“un biz­zat ken­di­siyle rast­la­şı­yo­ruz son­lara doğru. “Son Meza­mir II” şiiri ile kar­şı­laş­mak da Harun Atak okur­ları için ayrı bir sürp­riz!

Keli­me­ler, dize­ler ger­çek­ten yan­dı­ğında demek böyle olu­yor.

Bir güneş altında, bir deniz kena­rında bek­li­yo­ruz en son. Bek­li­yo­ruz, şair döner geri, döner belki.

Belli mi olur?

Harun Atak, Gülde Kerem Yan­gını, Var­lık Yayın­ları, Nisan 2017, 88 s.

(519)

Yorumlar