Home Kültür Sanat Sinema Kendini Savun İsa: Kare
Kendini Savun İsa: Kare

Kendini Savun İsa: Kare

87
0

Fil­min başın­da soru­lan soruy­la devam eder­sek, “Sizin çan­ta­nı­zı alıp şura­ya (müze­ye) koyar­sak bu onu sanat ese­ri hali­ne geti­rir mi?”

Hüseyin Akcan

Bel­lek ve dön­gü­sel sürek­li­lik­le­rin kırıl­dı­ğı yer­de eleş­ti­ri baş­lar. Kuan­tum meka­ni­ği­ni arat­ma­yan komp­leks kri­tik tar­tış­ma­la­rın oda­ğı­na bire­yi koy­du­ğu­muz zaman eli­miz­de kalan tek şey özgül ola­nın boş­lu­ğu­dur. Fakat top­lu­mun bütün­lü­ğüy­le arz-ı endam etti­ği nok­ta­da eleş­ti­ri­nin boyu­tu top­lum­sal ola­na kayar ve özgül olan olgu­lar nes­nel bir nihi­lizm­de anı­lır. Fela­ket, doğa­nın yıkı­mı, soy­kı­rım, holo­kost, dilin kıyı­mı en çok da dil­de ve o dilin neşet etti­ği sanat­ta ken­di­ne yer bula­bi­lir. Bel­ki de tam da bu nok­ta­dan Kare (The Squ­are) fil­mi­ni anla­mak ve kav­ra­mak gere­kir. Sine­ma­nın dilin­den, aksa­yan bir eleş­ti­ri­nin kırık dökük ter­cü­me­si gibi film boyun­ca mede­ni­leş­miş yaba­nıl­lı­ğın izi­ni süre­riz.

Kare, her­ke­sin için­de eşit oldu­ğu ve insan­la­rın bir­bi­ri­ne yar­dım etti­ği, ben­cil­li­ğin ve var olma­nın kötü­lü­ğü­nü his­set­me­ye­ce­ği­miz mik­ro bir ütop­ya­dır. Zira var­lık san­cı­lı­dır. İsveç gibi aslın­da fil­me ismi­ni ver­miş “sanat ese­ri­ninyoğ­rul­du­ğu, tüm pozi­tif kalıp­la­rın içi­ne sin­di­ril­di­ği bir dün­ya ülke­si­nin mer­ke­ze alı­na­rak taş­la­ma­nın sac aya­ğı­nın bura­dan tüm evren­sel ola­na yan­sı­tıl­ma­sı­dır esas olan. Christian’ın küra­tö­rü oldu­ğu modern sanat müze­si ise hal­ka için­de dağı­lan hal­ka misa­li koku­nun yayıl­dı­ğı temel nok­ta­dır. Mark­sist bir peş­rev­le söy­ler­sek eleş­ti­rel eleş­ti­ri­nin eleş­ti­ri­si­dir söz konu­su olan. Film, temel­de “top­lum­da” bir fik­rin (yar­dım­se­ver­lik, eşit­lik vs.) çar­pı­cı bir şekil­de yan­sı­tıl­ma­sı­nı amaç edi­nen bir müze ve onun küra­tö­rü olan başat karak­te­rin der­di ile baş­lar. Der­di diyo­rum çün­kü bu bir dert ise bu fil­min hafı­za­sıy­la çakış­tı­ğı yer­de yönet­me­nin esas der­di­ni kav­ra­ya­bi­li­riz.

Ken­tin ste­ril bir bire­yi­dir Chris­ti­an. Yar­dım için çığ­lık atan genç bir kadı­na sal­dır­mak üze­re olan bir ada­mın önün­de zora­ki de olsa dur­ma­sı bu ste­ril­li­ğin ilk eleş­ti­ri­si­dir. Tem­sil olu­nan kare­nin olma­dı­ğı her yer­de kare var­dır zira. Chris­ti­an fil­min bel­le­ği olan kare ile o anda yar­dım ede­rek şid­det gör­me­si­ni veya­hut ölme­si­ni engel­le­di­ği kadı­nın var­lık saha­sı­na dâhil olur ve bu onun için heye­can veri­ci bir dene­yim­dir. Fakat kadı­nın ve ada­mın aslın­da karak­te­ri soy­mak için ger­çek­leş­tir­dik­le­ri bir oyu­nun için­de oldu­ğu­nu anla­dı­ğı anda eleş­ti­ri­nin eleş­ti­ri­si baş­lar.

İki­li bir düze­nin var­lı­ğı­dır söz konu­su olan. Dışa­rı­da akan gürül gürül ve güve­nil­mez dün­ya ile fikir­sel ola­nın ide­ali­ze etti­ği sanat­sal âlem. Chris­ti­an temel­de bu iki izlek ara­sın­da duran yaşa­mın par­ça­la­rın­dan anlam çıkar­ma­ya çalış­mak­ta­dır. Fil­min iler­le­yen sah­ne­le­rin­de ken­di­si­ni soyan­la­ra yöne­lik yaz­dı­ğı kara mizah tadın­da­ki teh­dit mek­tu­bu bunun teva­rüs etti­ği nok­ta­lar­dan biri­dir. Yazı­lan mek­tup itham eder, kor­ku­yu ve güven duy­gu­su­nun yok­lu­ğu­nu tel­kin ede­rek ada­le­ti tesis ede­ce­ği­ne biat eder. Bu baş­lı başı­na tem­sil olu­na­nın ter­si­dir aynı zaman­da. Nite­kim daire­de­ki tüm pos­ta­la­ra atı­lan mek­tup­lar sonu­cun­da çalı­nan eşya­la­rın iade­si­ni ve ada­let tesis edil­miş­se” de itham edi­le­nin ada­le­ti­ni ne sağ­la­ya­cak­tır?

Bu bakım­dan film boyun­ca kar­şı­mı­za çıkan küçük çocu­ğun Christian’a dönük eleş­ti­ri­si fil­min yarat­tı­ğı baş­ka­la­şı­mın çok boyut­lu­lu­ğu­nu gös­ter­me­si açı­sın­dan yerin­de­dir. Her anlam­da ikti­dar olan ide­anın kar­şı­na tahak­küm edi­len cılız bir isyan, var­lı­ğı sor­gu­la­ma­ya davet eder.

Her­ke­sin güven ve eşit­lik için­de ola­ca­ğı kare­nin sınır­la­rı nere­de baş­lar? Kav­ram­sal­laş­tır­dı­ğı­mız değer­le­rin ika­me edi­le­bi­le­ce­ği bir form ne kadar ger­çek­çi­dir? Aklı­mız­dan geçen­ler ile başı­mız­dan geçen­ler ara­sın­da derin bir çiz­gi koyar Kare.

Bil­has­sa ilkel bir per­for­man­sın kut­san­ma­sı gere­ken sah­ne­de modern olan ile olma­yan ara­sın­da­ki çiz­gi­le­rin sınır­la­rı­nı zor­lar yönet­men Ruben Öst­lund. Çağ­daş kıya­fet­ler içe­ri­sin­de ve lüks bir salon­da insan­lı­ğın geri­de bırak­tı­ğı değer­le­ri anla­ma çaba­sı­nın gayet gülünç ve daya­nıl­maz acı­sı­nın seyir­ci­de bırak­tı­ğı deh­şe­ti sunar. Nite­kim salon­da baş gös­te­ren ses­siz­lik daha son­ra­sın­da ilkel­li­ğin kar­şı­sın­da tutu­lan ayna gibi ilkel şid­de­te mey­le­der ve bu modern top­lum açı­sın­dan eleş­ti­ri­nin eleş­ti­ri­si hali­ne dönü­şür.

Fil­min başın­da soru­lan soruy­la devam eder­sek, “Sizin çan­ta­nı­zı alıp şura­ya (müze­ye) koyar­sak bu onu sanat ese­ri hali­ne geti­rir mi?” Bağ­lam­sal boyut­ta kuşa­tıl­mış bir soru­dur bu ama Öst­lund sorar. Dile­ne­me­yen özür, ilkel­li­ğin çölü­ne davet, iliş­ki­sel kötü­rüm­lük, var ola­na kayıt­sız­lık film boyun­ca yönet­me­nin üze­rin­de dur­du­ğu izlek­ler­den­dir.

İfa­de özgür­lü­ğü­nün neyi ifa­de etti­ğin­den ziya­de nasıl ifa­de edil­me­si gerek­ti­ği­nin sorun­sal göl­ge­si altın­da filiz­len­me­si­ni uman top­lum ide­ası­na bir eleş­ti­ri de var­dır bu bağ­lam­da.

Bir fik­ri savu­nur­ken kış­kır­tı­cı olmak bir sını­rın var­lı­ğı­nı zorun­lu kılar mı? Film­de med­ya tara­fın­dan tep­kiy­le kar­şı­la­nan Kare’nin tanı­tı­mı için çeki­len film bu çer­çe­ve­de bir sor­gu­la­ma­yı bera­be­rin­de geti­rir. Tanı­tım­da sarı saç­lı (sarı­şın­lı­ğı özel bir vur­guy­la belir­til­miş­tir) bir kız çocu­ğu­nun elin­de taşı­dı­ğı yav­ru kediy­le kare­nin güven ve eşit­lik temin eden ala­nı­na geli­şin­de son­ra ger­çek­le­şen pat­la­may­la seyir­ci­yi irkilt­me­yi başa­ran Öst­lund, ken­di çiz­di­ği ala­nın anlam­sız­lı­ğı­na da işa­ret eder. Nite­kim fil­min deva­mın­da bu viral tanı­tım için karak­te­rin özür dile­yi­şi­ni, “Ken­di­ni savun İsa” der­ce­si­ne sor­gu­la­yan bir gaze­te­ci­nin soru­su­nu da kayıt­sız kalır Chris­ti­an. İfa­de özgür­lü­ğü­nün neyi ifa­de etti­ğin­den ziya­de nasıl ifa­de edil­me­si gerek­ti­ği­nin sorun­sal göl­ge­si altın­da filiz­len­me­si­ni uman top­lum ide­ası­na bir eleş­ti­ri de var­dır bu bağ­lam­da.

Fil­min bir sah­ne­sin­de müze­de ger­çek­le­şen bir söy­le­şi sıra­sın­da nöro­lo­jik rahat­sız­lı­ğı olan bir kişi­nin sürek­li haka­ret ede­rek söy­le­şi­ye müda­ha­le etme­si ve bunun söy­le­yi­şi ger­çek­leş­ti­ren kadı­nın algı­sın­da yarat­tı­ğı güven­siz­lik, anla­tı­la­nın aksi­ne ide­al hali­ne geti­ri­len fikir­le­re olan yaban­cı­lı­ğın açık bir taş­la­ma­sı nite­li­ğin­de­dir. Marc Nic­ha­ni­an, ede­bi­yat ve fela­ket ara­sın­da­ki iliş­ki­den hare­ket­le Erme­ni­le­ri­nin yaşa­dı­ğı soy­kı­rı­mı ede­bi­yat ile anlat­ma­nın san­cı­sın­da söz eder. Öst­lund ise kış­kır­tı­cı bir dil­le, ola­nın (ide­ali­ze edi­le­nin aksi­ne) yıkı­cı­lı­ğı­na ve çir­kin­li­ği­ne diker kame­ra­sı­nı.

Bel­ki de ken­di­mi­zi kuşa­ta­cak bir kare­den ziya­de var­lı­ğın ana­lo­jik teza­hür­le­rin­den bire­yi ve o bire­yin var etti­ği top­lu­mu çıkar­mak ve var olan değer­le­rin tur­nu­sol kâğı­dı­na bura­dan el ver­mek­te giz­li­dir her şey.

Fakat biz yine de sora­lım, sizi Kare’ye davet ede­lim, karar sizin ama sora­lım:

Sınır­la­rı­nı belir­le­di­ği­niz o kare­nin için­de güven­de misi­niz?”

ve bir soru daha,

Eşit miyiz?”

(87)

Yorumlar