Home Kültür Sanat Sinema “Kral” daha iyisini hak ediyor...
“Kral” daha iyisini hak ediyor...

“Kral” daha iyisini hak ediyor...

106
0

Sinema için en bere­ketli kay­nak­lar­dan biri olan Step­hen King’in sekiz kitap­lık serisi Kara Kule de niha­yet beyaz­per­dede. Ne var ki film, ünlü yaza­rın en vasat uyar­la­ma­la­rın­dan biri ola­rak tarih­teki yerini ala­cak gibi…

Uğur Vardan

Malum, sinema için en bere­ketli kay­nak­lar­dan biri­dir Step­hen King. The Shi­ning’den Misery’ye, Yeşil Yol’dan Esa­re­tin Bedeli’ne, Car­rie’den Hay­van Mezar­lığı’na, Chris­tine’den Cujo’ya onca unu­tul­maz fil­min ardında onun güçlü kalemi ve ken­dine özgü dün­yası var­dır. Kara Kule (The Dark Tower) ise King’in bir anlamda çizgi roman ve sine­ma­dan ödünç ala­rak yarat­tığı evre­nin ifa­de­si­dir. Sekiz kitap­tan olu­şan seri­nin ana karak­teri Silah­şor Roland Desc­hain, aslında Ser­gio Leone’nin ‘spag­hetti western’lerinde Clint Eastwood’un can­lan­dır­dığı karak­ter­le­rin bile­şi­mi­dir.

Kara Kule

Yönet­men: Niko­laj Arsel

Oyun­cu­lar: Idris Elba, Tom Tay­lor. Matt­hew McCo­na­ug­hey, Kat­heryn Win­nick, Jac­kie Earle Haley, Abbey Lee, Den­nis Hays­bert, Nic­ho­las Hamil­ton

ABD yapımı

12 para­lel dün­ya­nın bulun­duğu bir sis­temde (başka bir ‘Orta Dünya’) geçer Roland’ın serü­ven­leri. Silahşor’un hedefi bütün bu sis­te­min mer­kezi konu­mun­daki Kara Kule’yi bul­mak­tır. Kah­ra­ma­nın, bu amaç doğ­rul­tu­sun­daki ara­yı­şında aşk(lar)ını, babası ve anne­siyle olan iliş­ki­le­rini, tuhaf yara­tık­lara, sis­te­min kötü­le­rine karşı ver­diği müca­de­leyi, ‘kader’ arka­daş­la­rını (seri boyunca onlara ‘katet’ deni­yor) oku­ruz, göz­le­riz…

Gönül teli­mizi tit­re­te­mi­yor

Malum, her King kitabı bir şekilde sinema salon­la­rı­nın yolunu tutar; Kara Kule de bu kader­den kaça­ma­ya­caktı. Lakin bu hafta iti­ba­riyle bizde de gös­te­rime çıkan yapım, bana kalırsa büyük bir hayal kırık­lığı. Ben, Kara Kule seri­sini Altın Kitaplar’dan çıkan çizgi roman­ları vası­ta­sıyla oku­muş­tum. Dola­yı­sıyla konuya, seriyi roman for­ma­tında oku­yan­lar kadar vakıf deği­lim ama izle­di­ğim filmle oku­duk­la­rım ara­sında doğ­rusu ana kah­ra­man, bir­kaç yan karak­ter ve kimi rep­lik­ler dışında pek bir ilişki kura­ma­dım. Üste­lik çizgi roman vası­ta­sıyla da olsa yara­tı­lan kanlı ve sürekli rol­le­rin değiş­tiği kay­gan zemin filmde yok.

Roman, çizgi roman ya da öykü farklı, film farklı diye­bi­lir­si­niz. Evet, her biri­nin kendi kader­le­rini tayin hakkı var­dır ve bu serü­veni çoğun­lukla okur­lar ya da izle­yi­ci­ler belir­ler. Lakin yönet­men ola­rak Dani­marka kökenli Niko­laj Arsel’in imza­sını taşı­yan bu uyar­lama, kendi içinde de gerekli heye­can­dan ve gönül teli­mizi tit­retme gücün­den yok­sun geldi bana.

Arsel’in çek­tiği, senar­yo­sunu da yönet­me­nin yanı sıra Akiva Golds­man, Jeff Pink­ner ve Anders Tho­mas Jensen’in kaleme aldığı Kara Kule, sanki büyük bir bek­len­tiyi 95 daki­ka­lık bir filme sıkış­tır­mış ama aşırı sade­leş­tir­me­den dolayı da sır­tın­daki yükü, faz­la­sıyla basit ve bil­dik bir dün­ya­nın öte­sine taşı­ya­ma­mış.

Kısaca öykü der­sek: Tıpkı şu ara­lar Ege’de olduğu gibi New York ve çev­resi sık sık dep­rem­lerle sar­sıl­mak­ta­dır. Minik Jake Cham­ber­sise bütün bu fela­ket­leri ve de daha faz­la­sını düş­le­rinde görür. Gör­dük­le­rini de kara­ka­lem ola­rak kâğıda döker. Lakin bu çabası onun etrafı tara­fın­dan ‘deli’ ola­rak algı­lan­ma­sına neden olur. Ken­di­sin­den hoş­lan­ma­yan üvey babası, Jake’i bir kli­ni­ğine yatır­mak için hamle yapar. Ken­di­sini tedavi mer­ke­zine götür­mek için gelen­le­rin düş­le­rinde gör­düğü kötü­lere ait kimi özel­lik­lere sahip oldu­ğunu fark eden Jake, kaçar ve ara­dığı gizemli bir evde önüne açı­lan kapıyla da bam­başka bir boyuta gider. Burası, ‘Kara Kule’nin de bulun­duğu farklı bir evren­dir ve ona yar­dım ede­cek tek kişi ‘Silah­şor Roland Deschain’dir…

Siyah Bond’ der­ken…

Seri­nin belki de ilk adımı nite­li­ğin­deki film, doğ­rusu bana bir King uyar­la­ma­sın­dan çok Arnold Schwarzenegger’in en sev­di­ğim film­le­rin­den biri olan Last Action Hero’yu hatır­lattı. Söz konusu yapımda minik bir çocuk, özel bir sinema bile­tiyle en sev­diği kah­ra­manla aynı serü­ve­nin içine düşü­yordu, burada da bir kapıyla para­lel bir evrene geçi­yor ve haya­linde gör­düğü kah­ra­manla bir­likte aynı safta müca­dele edi­yor (bir tek Kara Kule’nin Last Action Hero’ya göre az biraz ciddi kal­dı­ğını söy­le­mek lazım).

Ayrıca benim için bir sakın­cası yok, hatta ‘poli­tik doğ­ru­cu­luk’ açı­sın­dan olumlu bir hamle bile sayı­la­bi­lir ama beyaz bir karak­ter olan ‘Silah­şor Roland Desc­hain’, bu uyar­la­mada siyahi bir karak­tere dönüş­tü­rül­müş. “Bond ‘siyahi’ ola­cak, rol de Idris Elba’ya veri­le­cek” şek­linde haber­ler oku­muş­tuk ama görü­yo­ruz ki Elba Bond’dan önce ‘Silah­şor’ olmuş. Jake Chambers’da Tom Taylor’ın gayet iyi bir per­for­mans ser­gi­le­diği yapımda öykü­nün ‘Kötü’sü ‘Siyahlı Adam’da Matt­hew McCo­na­ug­hey kari­ka­tü­rize bir karak­ter çizi­yor.

Sonuç? ‘Silah­şor’ yerine, seri­nin üçüncü adımı olan Çorak Top­rak­lar’da kar­şı­mıza çıkan Jake Chambers’ın ön planda olduğu Kara Kule, kötü Step­hen King uyar­la­ma­la­rın­dan biri olmuş.

(106)

Yorumlar