Home Hayat Sağlık Lekeli Humma – 100 Yıl Önce 100 Yıl Sonra
Lekeli Humma – 100 Yıl Önce 100 Yıl Sonra

Lekeli Humma – 100 Yıl Önce 100 Yıl Sonra

102
0

Tıp tarihinden açılmamış sayfalar...

Kazan su ile dol­du­ru­lup ocak yakı­lır. San­dı­ğın için­de­ki ızga­ra­la­ra elbi­se ve eşya­lar yer­leş­ti­ri­lir. Kazan­la san­dık ara­sın­dan buhar çık­ma­ya baş­la­yın­ca çen­gel­ler­le sıkış­tı­rı­lır. Yarım saat bek­len­dik­ten son­ra eşya çıka­rı­lır. Dezen­fek­si­yon böy­le­lik­le tamam­lan­mış­tır.

Necati Çıtak

Har­bin baş­la­ma­sın­dan bir haf­ta son­ra has­ta­ne­nin 300 yata­ğı da dol­du. Ber­bat bir bakım ve teda­vi örne­ği ver­dik. Otok­lav olma­dı­ğın­dan der­hal ve bol­ca bit­len­dik. Şehir­de harp­ten evvel de mev­cut olan leke­li hum­ma bir­den­bi­re alev­len­di, bütün evle­re ve has­ta­ne­le­re yayıl­dı. Tifüs bir afet hali­ni aldı. Has­ta­la­ra yeti­şe­mi­yor­duk. O esna­da mek­tep­ten yeni çıkan 1914’lü genç dok­tor­lar Erzurum’a gel­di. Bun­lar çok genç ve tec­rü­be­siz olduk­la­rın­dan biz­den evvel tifü­se yaka­lan­dı­lar. Has­ta­lık gayet vahim sey­re­di­yor ve yüz­de 70 öldü­rü­yor­du. İyi bakı­lan­lar ve bün­ye­si pek kuv­vet­li olan­lar kur­tu­la­bi­li­yor­du.”

Erzu­rum Ame­ri­kan Mek­te­bi Hastanesi’nde görev yapan Dr. Nazım Şakir’in bu söz­le­ri Ekim 1914’de Kaf­kas Cephesi’nin baş­la­rın­da Erzurum’daki has­ta­ne­le­rin duru­mu­nu ve o gün­le­ri anla­tır nite­lik­te­dir. Tifüs sal­gı­nı­nın teh­di­di altın­da olan 3. Ordu’nun katıl­dı­ğı Sarı­ka­mış Hare­kâ­tı 22 Ara­lık 1914’ten 9 Ocak 1915’e kadar 18 gün devam eder ve hemen son­ra pat­lak veren sal­gın nede­niy­le asker­ler, hekim­ler ve has­ta­ne görev­li­le­ri de tifü­se yaka­la­nır. 3. Ordu’nun Kuman­da­nı ve Sıh­hi­ye Reis’i de tifü­se yaka­la­nır ve ölüm­cül olan has­ta­lık­tan kur­tu­la­maz­lar. Sade­ce 1915’in Mart ayın­da tifü­se yaka­la­nan asker sayı­sı 2.000 iken bun­la­rın 1.100’ü tifüs nede­niy­le ölmüş­tür. Has­ta­lık aha­li ara­sın­da da tam bir sal­gın hali­ni almış­tır. Erzurum’da aha­li­den gün­de 20-30 kişi leke­li hum­ma­dan ölmek­te­dir.

Boşa­lan 3. Ordu Sıh­hi­ye Reisliği’ne Dr. Tev­fik Salim (Sağ­lam) Bey’in geti­ril­me­siy­le bu kara “leke­li” yazı­nın değiş­me­si için bir umut doğa­cak­tır. Çün­kü Tev­fik Salim Bey, 3. Ordu’daki göre­vi­ne baş­la­mak üze­re yola çık­ma­dan, tifüs sal­gı­nı­na kar­şı alı­na­cak ted­bir­ler konu­sun­da Dr. Reşat Rıza (Kor) Bey’in görüş­le­ri­ne baş­vu­rur. Reşat Rıza Dr. Mus­ta­fa Hil­mi (Sağun) Bey ile bir­lik­te 1911 yılın­da tifo, 1913 yılın­da kole­ra, dizan­te­ri ve veba aşı­la­rı­nı Türkiye’de ilk kez hazır­la­mış­tır. Tev­fik Bey’e ken­di usu­lüy­le hazır­la­na­cak bir aşı­nın uygu­lan­ma­sı­nı tek­lif eder. Has­ta­lı­ğın etke­ni 1909 yılın­da orta­ya kon­muş olsa bile halen aşı­sı yok­tur.

Reşat Rıza’nın öne­ri­si şu şekil­de­dir; tifü­sün yük­sek ateş­li döne­min­de­ki has­ta­dan 10-20 ml kan alın­dık­tan son­ra için­de cam bon­cuk­lar bulu­nan ste­ril bir şişe­ye konur ve kan iyi­ce çal­ka­la­nıp fib­rin­den ayır­ma işle­mi yapı­lır. Bunu taki­ben şişe ağzı­na kadar suya bat­mış ola­rak 55-58 dere­ce sıcak­lık­ta bir ben-mari­de tutu­lur (Etke­nin 55 dere­ce­de 15 daki­ka tutul­mak­la has­ta­lık yap­ma özel­li­ği­ni kay­bet­ti­ği bilin­mek­tey­di. Has­ta­lık etke­ni­ni kül­tür­de üret­mek müm­kün olma­dı­ğın­dan aşı hazır­la­mak için tifü­sün yük­sek ateş­li dev­re­sin­de­ki has­ta­la­rın kanı­nın kul­la­nıl­ma­sı man­tık­lı görül­mek­tey­di). Sık sık çal­ka­la­mak sure­tiy­le fib­rin­den ayrıl­mış serum 30 daki­ka kadar bura­da bek­le­ti­lir. Sıcak sudan çıka­rıl­dık­tan son­ra şişe­nin ağzı alev­den geçi­ri­lir ve ste­ril bir cam kutu­ya dökü­le­rek bek­le­ti­lir. Bura­dan alı­nan 5 ml’lik kısım cilt altı enjek­te edi­lir.

İlk tifüs aşı­sı­nın lite­ra­tür­de 1933 yılın­da Rudolf Ste­fan Weigl tara­fın­dan geliş­ti­ril­di­ği belir­til­se de Hasankale’de uygu­la­nan aşı­nın bu konu da ilk oldu­ğu­nu savu­nan bir­çok ulu­sal bil­gi mev­cut­tur.

23 Mart 1915 tari­hin­de Erzu­rum Hastanesi’ne var­dı­ğın­da gör­dü­ğü man­za­ra­yı, “Bir subay koğu­şu­nu gezer­ken bir kar­yo­la­dan bit­kin bir sesin bana ses­len­di­ği­ni duy­dum. İstanbul’da cer­ra­hi kli­ni­ği asis­tan­la­rın­dan Dr. Emin Bey, zaval­lı tanın­maz bir hale gel­miş ateş­ler için­de yatı­yor. Hatı­rı­nı sor­dum, arka­sın­dan şikâ­yet etti. Açıp bak­tı­ğım zaman koca­man bir yatak yara­sı­nın açıl­mış oldu­ğu­nu bir pan­su­man bile yapıl­ma­dı­ğı­nı gör­düm. Leke­li hum­ma 3. Ordu’da o kadar kor­kunç bir fela­ket halin­de hüküm sür­mek­tey­di ki zara­rı bulun­ma­dı­ğı­na kani oldu­ğum böy­le bir aşı ile ne kadar cüzi olur­sa olsun bir fay­da elde etme­yi kazanç saya­rak tered­düt­süz uygu­la­ma­ya baş­la­dım” şek­lin­de akta­ran Tev­fik Salim Reşat Rıza’nın öne­ri­si­ne uygun şekil­de hazır­la­na­cak aşı­yı uygu­la­ma­ya karar verir.

Aşı­yı ilk defa 28 Mart 1915’de, yani 102 yıl önce tam bugün, İstanbul’dan karar­gâh heye­ti ile bir­lik­te gelen ve çok sayı­da tifüs has­ta­sı­nın yat­tı­ğı ve hemen hemen her­ke­sin bit­li oldu­ğu Hasan­ka­le Hastanesi’nde bir haf­ta­dan beri çalış­mak­ta olan Dr. İhsan Arif, Dr. Tev­fik İsma­il, Dr. Hay­dar Cemal, Dr. Sela­had­din, Dr. Sürey­ya Ali ile bera­ber dört suba­ya onay­la­rı­nı ala­rak uygu­lar. Her ne kadar tarih­te­ki ilk tifüs aşı­sı­nın lite­ra­tür­de 1933 yılın­da Rudolf Ste­fan Weigl tara­fın­dan geliş­ti­ril­di­ği belir­til­se de Hasankale’de uygu­la­nan aşı­nın bu konu da ilk oldu­ğu­nu savu­nan bir­çok ulu­sal bil­gi mev­cut­tur.

Aşı­la­nan 9 kişi­den 5’i tifü­se yaka­lan­maz. Tifü­se aşı­dan bir iki gün son­ra yaka­la­nan iki kişi­nin üzer­le­rin­de evvel­ce bit bulun­ma­sı nede­niy­le has­ta­lı­ğı daha önce aldı­ğı, aşı­lan­dık­la­rı esna­da kuluç­ka dev­rin­de bulun­duk­la­rı sonu­cu­na varı­lır. Aşı­lan­dık­tan 15 gün son­ra aşı­la­nan diğer iki kişi ise has­ta­lı­ğı hafif atla­tır. Bu sıra­lar­da tifüs sal­gı­nı Hasan­ka­le, Erzu­rum, Erzin­can ve Bayburt’ta şid­det­li bir şekil­de sür­mek­te­dir. Bu vazi­yet­te yarar­lı bir sonuç geti­re­ce­ğin­den emin olun­ma­sa da umut­la aşı­ya devam edil­me­si­ne karar veri­lir.

Erzurum’da Dr. Ala­at­tin Bey tara­fın­dan 23 Nisan- 7 Hazi­ran 1915 tarih­le­ri ara­sın­da aşı­la­nan 263 kişi­den sade­ce üçü tifü­se yaka­lan­mış­tır. Dr. Abdul­ha­lim Asım Bey Bayburt’ta 130 kişi­ye aşı yap­mış­tır. 9 Hazi­ran 1915 tarih­li rapo­run­da aşı­la­ma­nın üze­rin­den bir buçuk ay geç­ti­ği­ni, has­ta­ne ve kıta tabip­le­ri tara­fın­dan da takip edi­len aşı­lı­lar­da olum­suz bir neti­ce­nin geliş­me­di­ği­ni bil­dir­mek­te­dir. Sivas’ta aşı yapı­lan 156 has­ta­ba­kı­cı­dan beşi tifü­se tutul­muş, biri vefat etmiş­tir. Aynı şart­lar­da çalı­şan ve aşı yapıl­ma­yan 35 has­ta­ba­kı­cı­dan iki­si tifü­se tutu­la­rak biri­si ölmüş­tür. Tev­fik İsma­il Bey tara­fın­dan Erzu­rum Mev­kii Müs­tah­kem erle­rin­den 110’u aşı­la­nır. Bun­lar­dan yal­nız biri aşı­dan üç gün son­ra ateş­le­ne­rek has­ta­ne­ye gön­de­ri­lir.

Aşı uygu­la­ma­la­rı 3. Ordu’yla sınır­lı kal­maz. Dr. Abdül­ka­dir Bey Bağdat’ta bulu­nan 6. Ordu’da ara­la­rın­da Kazım Karabekir’in de bulun­du­ğu 116 aske­ri aşı­lar. 6. Ordu Kuman­da­nı Mare­şal von der Goltz ve özel heki­mi Obern­dor­fer ise aşı­la­ma­yı red­det­miş­tir. Aşı­la­nan­lar has­ta­lan­ma­dı­ğı hal­de Golt ve Dr. Obern­dor­fer tifü­se yaka­la­na­rak 19 Nisan 1916 tari­hin­de Bağdat’ta ölür.

Almanya’da eği­tim alan ve İstan­bul Tıp Fakültesi’nde öğre­tim görev­li­si olan Ham­di Suat Bey de tifüs sal­gı­nıy­la baş etmek üze­re önce Erzurum’a, ora­dan Erzincan’a gider. Ken­di­si aşı hazır­lan­ma­sın­da bazı deği­şik­lik­ler yapar. Tifü­sün en şid­det­li has­ta­lık dev­re­sin­de olan­lar­dan aldı­ğı kanı fib­rin­den ayır­dık­tan son­ra 60°C’de ısıt­ma yeri­ne, Erzu­rum soğu­ğun­da -16°C de 24-48 saat kar veya buz için­de tuta­rak inak­ti­ve eder. Anti­je­nin ısıy­la par­ça­la­na­bi­le­ce­ği­ni, soğut­may­la bütün­lü­ğü­nü koru­muş ola­ca­ğın­dan daha iyi bağı­şık­lık kazan­dı­ra­ca­ğı­nı düşün­mek­te­dir. Bu şekil­de hazır­la­dı­ğı aşı­yı 25 Nisan 1915 tari­hin­de Erzurum’da önce ken­di­ne aşı­lar. Ayrı­ca aşı­nın uygu­lan­ma­sın­da da deği­şik­lik yapar. Aşı­yı bir kez 5 ml yap­mak yeri­ne üçer gün ara­lık­lar­la dozu art­tı­ra­rak üç kez verir. Bu şekil­de aşı­la­dık­la­rı­na, uygu­la­ma­nın sona erme­sin­den 10-23 gün son­ra ken­di­si­nin ““muafi­yet-i kati­ye (kesin bağı­şık­lık aşı­sı)” adı­nı ver­di­ği bir aşı daha yapar.  “Kesin bağı­şık­lık aşı­sı” tifüs­lü has­ta­lar­dan alı­nan kanı hiç­bir işle­me tabi tut­ma­dan cilt altı­na ver­mek­tir.  Alman­ca ola­rak 1916’da ve Türk­çe ola­rak Ceri­de-i Tıb­bi­ye-i Aske­ri­ye der­gi­sin­de Ağus­tos 1917’de yayın­la­dı­ğı maka­le­ler­de Erzincan’daki idam mah­kum­la­rı­nı dört gru­ba ayı­ra­rak fark­lı fark­lı hazır­la­nan aşı­lar­la aşı­la­ma yap­tı­ğı­nı yaz­mış­tır.

3. Ordu Sıh­hi­ye Reisi Tev­fik Salim Bey’in emriy­le teh­ci­re tabi tutu­lan Erme­ni­le­re tifüs has­ta­la­rı­nın en şid­det­li dev­rin­de alı­nan kanın inak­ti­ve edil­me­den şırın­ga edil­di­ği­ni, bu yüz­den bir­çok Ermeni’nin öldü­ğü­nü iddia eder.

Bu maka­le­le­ri kanıt ola­rak orta­ya koyan, maka­le­ler­de Erme­ni kay­dı­nın kas­ten giz­le­ne­rek sade­ce idam mah­kûm­la­rı ola­rak yazıl­dı­ğı­nı belir­ten ve ken­di­si­nin bu ola­yın gör­gü şahi­di oldu­ğu­nu iddia eden Ope­ra­tör Dok­tor H.C., Türk­çe İstan­bul gaze­te­si­nin 23 Ara­lık 1918 tarih­li nüs­ha­sın­da Dahi­li­ye Nezareti’ne hita­ben yazı­lan bir mek­tup kale­me alır. Ara­lık 1915-Ocak 1916 Erzincan’da 3. Ordu Sıh­hi­ye Reisi Tev­fik Salim Bey’in emriy­le teh­ci­re tabi tutu­lan Erme­ni­le­re tifüs has­ta­la­rı­nın en şid­det­li dev­rin­de alı­nan kanın inak­ti­ve edil­me­den şırın­ga edil­di­ği­ni, bu yüz­den bir­çok Ermeni’nin öldü­ğü­nü iddia eder. Aynı yazı­da Erzin­can Mer­kez Has­ta­ne­si baş­ta­bi­bi Bin­ba­şı Refet Bey ile maiye­tin­de çalı­şan iki Erme­ni dok­tor ve yine Erzincan’da Kızı­lay baş­ta­bi­bi Dr. Sela­had­din Bey’i diğer tanık­lar ola­rak bil­di­rir. Dr. Sela­had­din de bir gün son­ra aynı gaze­te­ye ola­yı doğ­ru­lar nite­lik­te bir müla­kat verir.

Ne ilginç­tir ki bu iddi­ala­rın sahi­bi olan H.C. Tev­fik Salim Bey’le aynı heyet için­de Erzurum’a gelen ve ilk defa tifüs aşı­sı yapı­lan dokuz gönül­lü için­de bulu­nan Dr. Hay­dar Cemal’dir. Tanık ola­rak gös­te­ri­len ve ola­yı doğ­ru­la­yan Dr. Sela­had­din de aşı­la­nan ilk grup­ta bulun­mak­ta­dır. Bu iddi­alar üze­ri­ne Dahi­li­ye Neza­re­ti, Har­bi­ye Nezareti’nden ilgi­li­ler hak­kın­da tah­ki­kat yapıl­ma­sı­nı talep eder. Reşat Rıza, Refik, Akil Muh­tar, Vas­fi, Ömer Fuat, Zeki ve Neş’et Bey’lerden olu­şan bir komis­yon kuru­lur.

Komis­yo­na ifa­de veren Ham­di Suat iddi­ala­rı red­de­der. Mah­kûm­la­ra aşı yapı­lır­ken din ve mil­let ayrıl­ma­dan her­ke­se yapıl­dı­ğı­nı belir­tir. Tev­fik Salim ise iddi­ala­rı red­de­der ve iddi­ada bulu­nan Dr. Hay­dar Cemal’in iddia etti­ği dönem­ler­de Erzincan’da bir gün kal­dı­ğı­nı, Dr. Selahaddin’in ise 11 gün kal­dı­ğı­nı ve bu süre­nin Erme­ni teh­ci­rin­den 4 ay son­ra oldu­ğu­nu bu yüz­den iddia ettik­le­ri gibi Dr. Ham­di Suat Bey’in çalış­ma­la­rı­na şahit ola­ma­ya­cak­la­rın­dan ssöy­le­dik­le­ri­nin hayal ürü­nü oldu­ğu­nu belir­tir. Komis­yon, rapo­ru­nu 5 Hazi­ran 1919 tari­hin­de tamam­lar ve kim­se­ye bir suç­la­ma­da bulun­maz.

Ben­zer suç­la­ma­lar ulus­la­ra­ra­sı bir­kaç yayın­da da kar­şı­mı­za çık­mak­ta­dır. Gre­gory W. Rutec­ki 2007 yılın­da kale­me aldı­ğı bir maka­le­de 1. Pay­la­şım Savaşı’nda tifüs aşı­sı uygu­la­ma­la­rı sıra­sın­da bazı Türk hekim­le­ri­nin Erme­ni­le­re tifüs­le kon­ta­mi­ne serum enjek­te ede­rek pek çoğu­nun ölü­mü­ne yol açtı­ğı­nı, bu uygu­la­ma­nın biyo­lo­jik savaş ola­rak kabul edil­me­si gerek­ti­ği­ni iddia etmiş­tir. Aynı yıl çıkan Modern Dünya’da Ermeni’ler-Umudun Port­le­ri adlı kitap­ta da bu iddi­alar orta­ya kon­muş, dene­yi yapan Ham­di Suat’ın Erme­ni­le­ri iki gru­ba ayı­ra­rak çalış­ma yap­tı­ğı ve bu olay­lar­dan son­ra “akut psi­koz” tanı­sı aldı­ğı iddia edil­miş­tir. Kitap­ta­ki bir diğer iddia ise çok ilginç­tir. Bu iddi­aya göre Dr. Ham­di Suat’ın Erzu­rum ve Erzincan’a özel­lik­le bu iş için yol­lan­dı­ğı ve bu göre­vi ona Erme­ni Tehcir’i kanu­nun çıka­rıl­ma­sın­da öncü rol oyna­yan ve 1922 yılın­da Erme­ni terö­rist­ler­ce Almanya’da öldü­rü­len Dr. Baha­ed­din Şeker’in ver­di­ği­dir.

Erme­ni iddi­ala­rı üze­ri­ne çok faz­la sayı­da çalış­ma­sı olan Sait Çeti­noğ­lu ’da bir söy­le­şi de bu ola­ya şu şekil­de değin­miş­tir:

Soy­kı­rım süre­cin­de dok­tor­lar önem­li görev­ler üst­len­miş­ler­dir, Baha­ed­din Şakir, Reşid ve Nazım dok­tor­dur­lar. Dok­tor­lar Trab­zon ve Erzincan’da kat­li­am­la­ra katıl­mış­lar­dır. Erzincan’da dok­tor­lar Erme­ni dok­tor­la­rı kat­let­tik­le­ri gibi, tifüs bula­şan Erzu­rum vali­si­nin teda­vi­si için sağ­lam Erme­ni genç­le­re tifüs bulaş­tı­ra­rak aşı geliş­ti­ril­me­sin­de kobay ola­rak kul­la­nıl­mış­lar­dır. Bu dok­tor­lar isim değiş­tir­dik­le­ri için izle­ri­ni kay­bet­tir­dik­le­ri­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Bun­lar ara­sın­da çıl­dı­ran­lar, konuş­ma­ma­sı için has­ta­ne­ye kapa­tı­lan­lar da mev­cut­tur. Erzin­can has­ta­ne­si­nin bah­çe­si, Erme­ni dok­tor­la­rın kat­li­ne şahit olan mekan­lar­dan biri­dir. Bura­da faali­yet gös­te­ren dok­tor­lar­dan biri de Kani Yaver’dir. Kani Yaver Talat’ın cena­ze­sin­de önde saf tutan­lar­dan biri­dir. Tev­fik Sağ­lam da isim değiş­ti­ren­ler ara­sın­da­dır.”

Üze­ri­ne atı­lan suç­tan ver­di­ği etki­li ifa­de son­ra­sı komis­yon kara­rıy­la kur­tu­lan Tev­fik Salim sade­ce aşı­la­ma­nın değil aynı zaman­da çev­re­sel koşul­la­rın­da iyi­leş­ti­ril­me­si gerek­ti­ği­ni bil­di­ği için dezen­fek­si­yon çalış­ma­la­rı­na ve de tifü­sün ana sebe­bi olan bit­ten kur­tul­ma­yı amaç­lar. Bunun ile ilgi­li anı­la­rı­nı Büyük Harp­te 3. Ordu’da Sıh­hi Hiz­met adlı kita­bın­da şu şekil­de anlat­mak­ta­dır:

Dr. Ahmet Fik­ri (Tüzer)’in buğu san­dı­ğı bir kazan ile bir san­dık­tan iba­ret­tir. Kazan, mut­fak­lar­da kul­la­nı­lan yemek kaza­nı­dır.

3. ordu­da dezen­fek­si­yon mese­le­sin­de en büyük ve kati inkı­la­bı yapan Sivas men­zil mın­tı­ka ser­ta­bi­bi Dr. Ahmet Fikri’dir. Bu arka­da­şı­mız 1916 sene­sin­de ordu sih­hi­ye reis­li­ği­ne ver­di­ği bir res­mi yazı­da pra­tik bir nevi etü­vü tarif etmiş ve buğu san­dı­ğı adı­nı ver­di­ği bu ciha­zın ordu­da kul­la­nıl­ma­sı­nı tek­lif etmiş­ti. Buğu san­dı­ğı fev­ka­la­de bir buluş­tu. Bu her yer­de kolay­lık­la yapı­la­bi­lir­di… Buğu san­dık­la­rı­nın tec­rü­be­si yapıl­dık­tan ve mak­sa­dı temin etti­ği anla­şıl­dık­tan son­ra bu cihaz her tara­fa yayıl­dı ve kısa bir zaman zar­fın­da kıta­lar­da, sıh­hi mües­se­se­ler­de, sivil aha­li ara­sın­da yapı­lan sal­gın has­ta­lık­lar müca­de­le­sin­de kul­la­nıl­ma­ya baş­la­dı. Ancak buğu san­dı­ğı bulun­duk­tan son­ra­dır ki 3. Ordu’yu tama­men bit­ten kur­tar­mak müm­kün ola­bil­miş­tir…”

Dr. Ahmet Fik­ri (Tüzer)’in buğu san­dı­ğı bir kazan ile bir san­dık­tan iba­ret­tir. Kazan, mut­fak­lar­da kul­la­nı­lan yemek kaza­nı­dır. Bir oca­ğa göm­me ola­rak yer­leş­ti­ri­lir. Üze­ri­ne bir yüzü kaza­nın ağzı geniş­li­ğin­de daire­sel ola­rak delin­miş tah­ta san­dık ters ola­rak konur. Kazan ile san­dık ara­sın­dan buhar kaç­ma­ma­sı için keçe kul­la­nı­lır. Kazan su ile dol­du­ru­lup ocak yakı­lır. San­dı­ğın için­de­ki ızga­ra­la­ra elbi­se ve eşya­lar yer­leş­ti­ri­lir. Kazan­la san­dık ara­sın­dan buhar çık­ma­ya baş­la­yın­ca çen­gel­ler­le sıkış­tı­rı­lır. Yarım saat bek­len­dik­ten son­ra eşya çıka­rı­lır. Dezen­fek­si­yon böy­le­lik­le tamam­lan­mış­tır. 1917 yılın­da bu san­dık­la­rın bulun­du­ğu 148 adet temiz­lik evi kurul­muş ve bu evler­de Tev­fik Salim Bey’in not­la­rı­na göre 2 mil­yon kişi­nin elbi­se­le­ri dezen­fek­te edil­miş­tir. Bu uygu­la­ma­lar ile tifü­se yaka­la­nan­lar ve ölen­le­rin sayı­la­rı 10-20 bin­ler­den yüz­lü sayı­la­ra kadar düş­müş­tür. Tüm bu çaba­la­ra rağ­men Kaf­kas Cep­he­sin­de savaş boyun­ca 7310 asker ve 164 hekim subay tifüs nede­ni ile haya­tı­nı kay­bet­miş­tir.

Tifüs aşı­sı­nın dün­ya­da ilk kez uygu­lan­dı­ğı bu top­rak­lar­da tam 100 yıl son­ra Uşak ve Mersin’den iki aile­nin Ana­ya­sa Mahkeme’sine yap­tık­la­rı iti­raz sonu­cun­da Ana­ya­sa Mah­ke­me­si, belir­ti­len kap­sam ve amaç­lar­la zorun­lu aşı uygu­la­ma­sı­na iliş­kin öngö­rü­le­bi­lir nite­lik­te bir kanu­ni düzen­le­me­nin bulun­ma­dı­ğı değer­len­di­ri­le­rek, Anayasa’nın 17. mad­de­si­nin ihlal edil­di­ği­ne karar ver­miş ve anne baba­sı iste­me­me­si­ne kar­şın, yeni doğan bebe­ğe çocuk­luk döne­mi aşı­la­rı­nın uygu­lan­ma­sı­nın hak ihla­li oldu­ğu­na hük­met­miş­tir. Bu kara­rın üze­rin­den iki yıl geç­miş olma­sı­na rağ­men halen bu konu da Sağ­lık Bakan­lı­ğı­nın neden AYM’nin gerek­çe­si doğ­rul­tu­sun­da tek mad­de­lik bir yasal ekle­me yap­ma­dı­ğı ise bilin­me­mek­te­dir.

Ülke­miz­de aşı­nın öncü­le­rin­den olan Reşat Rıza Kor’un ve 17 yıl önce bir mart günün­de kay­bet­ti­ği­miz koru­yu­cu hekim­lik öncü­le­rin­den Nev­zat Eren’in kemik­le­ri­ni sız­la­tan bu duru­ma ne zaman son veri­le­ce­ği de mual­lak­ta­dır.

Koru­yu­cu hekim­lik yolun­da­ki tüm bilim insan­la­rı­nın anı­la­rı­na say­gıy­la.

Kay­nak­lar:

1) Kara­te­pe M. I. Dün­ya sava­şı yıl­la­rın­da tifüs aşı­sı uygu­lan­ma­sın­da Türk Hekim­le­ri­nin rolü. Mik­ro­bi­yol Bul 2008;42:301-313.

2) Kara­te­pe M. Birin­ci dün­ya sava­şı yıl­la­rın­da 3. Ordu böl­ge­sin­de aşı­la­ma çalış­ma­la­rı. Turki­ye Kli­nik­le­ri J Med Ethics 2009;17:125-129.

3) Unat EK. Olü­mü­nün 50. Yilin­da Dr. Reşat Riza Kor. Tip Tari­hi Aras­tir­ma­la­ri. 1993;5:213-23.

4) Rutec­ki GW. A revi­sed time­li­ne for biolo­gi­cal agents: revi­si­ting the early years of the germ the­ory of dise­ase. Med Hypot­he­ses 2007; 68: 222-6.

5) Sağ­lam T. Büyük Harp­te 3. Ordu­da Sıh­hi Hiz­met. 1941, Aske­ri Mat­baa, İstan­bul

6) Huber­ta v. Voss. Port­ra­its of Hope: Arme­ni­ans in the Con­tem­po­rary World, 2007

 

(102)

Yorumlar