Home Bilgi Bankası Edebiyat Louis-Ferdinand Céline’in Büyük Romanı Gecenin Sonuna Yolculuk’tan 15 Etkileyici Alıntı
Louis-Ferdinand Céline’in Büyük Romanı Gecenin Sonuna Yolculuk’tan 15 Etkileyici Alıntı

Louis-Ferdinand Céline’in Büyük Romanı Gecenin Sonuna Yolculuk’tan 15 Etkileyici Alıntı

550
0

İnsan şu dün­yada tüm vak­tini öldür­meye ya da tapın­maya har­cı­yor, hem de iki­sini aynı anda.

Her yüz­yılda, belli sayıda kitap, kendi yüz­yı­lı­nın öte­sine geç­me­nin yolunu mut­laka bulur. Gece­nin Sonuna Yol­cu­luk da, 20. yüz­yıl için­den bu yolu bul­muş önemli roman­lar ara­sında kolay­lıkla sayı­la­bi­lir.

Louis-Fer­di­nand Céline’in, Fran­sız ede­bi­ya­tı­nın usta­ları Bal­zac, Stend­hal, Fla­ubert, Pro­ust gibi yazar­la­rın inşa ettiği dil gele­ne­ğine pek yas­lan­ma­dan, ken­dine özgü bir dille yaz­dığı Gece­nin Sonuna Yol­cu­luk, 1932 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nın ardın­dan, ikin­cisi Avrupa’nın ense­sin­dey­ken yazıldı ve büyük ilgi gördü. Céline’in, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve son­ra­sında anti­se­mi­tizmi benim­se­mesi, 1951 yılında Fran­sız mah­ke­mesi tara­fın­dan vatan haini ilan edil­me­sine sebep olan poli­tik aykı­rı­lığı zaman içinde iti­ba­rını zede­ledi ve yok olma nok­ta­sına getirdi. Biz bu tuhaf ada­mın büyük roma­nını bütün bun­lar olup bit­ti­ğinde, Gece­nin Sonuna Yol­culuk yazı­lalı tam yet­miş sene geç­ti­ğinde oku­ya­bil­dik. Roman Türk­çeye ilk kez 2002 yılında, Yiğit Bener tara­fın­dan çev­rildi ve Yapı Kredi Yayın­ları eti­ke­tiyle oku­yu­cuyla buluştu.

Céline’in kendi yaşam öykü­sün­den önemli izler taşı­yan roman ya da Céline hak­kında büyük ve bugün için oldukça fay­da­sız poli­tik suç­la­ma­lara var­mak, bu şahane roman­cı­nın şahane roma­nını edebi kıy­meti bakı­mın­dan ıska­la­mak sonu­cunu doğu­ra­cak­tır. Aslında bu da, iyi bir ede­bi­yat oku­ru­nun ala­bi­le­ceği türde bir risk sayı­la­maz. Kendi vic­da­nında Céline’i akla­maya çalış­mak elbette okura bıra­kı­la­bi­lir, edebi açı­dan böyle bir akla­maya ihti­yaç olma­dı­ğını ise, Gece­nin Sonuna Yol­cu­luk’u oku­yan her­kes bilir.

İşte, bu ben­zer­siz roman­dan 15 etki­le­yici alıntı:

1

Her alanda, asıl yenilgi, unut­mak­tır, özel­likle de sizi neyin gebert­miş oldu­ğunu unut­mak, insan­la­rın ne derece hırt olduk­la­rını anla­ya­ma­dan geber­mek­tir.

2

Top­lu­mu­mu­zun tüm öldü­rücü iki­yüz­lü­lük­le­rini ışıl­da­tan bu temel işa­reti, öne­mini iyice sin­dir­me­den asla atla­ma­yın: “Çul­su­zun kade­rine, yaşam koşul­la­rına şef­katle eğil­mek…” Siz­lere ses­le­ni­yo­rum, insan­cık­lar, yaşa­mın salak­ları, dövü­len, haraca bağ­la­nan, ezel­den beri ter­le­yen­ler, sizi uya­rı­yo­rum, bu dün­ya­nın koda­man­ları sizi sev­meye baş­la­dık­la­rında, bilin ki sizi savaş sala­mına çevi­re­cek­ler­dir… Bu kesin bir işa­ret­tir… Asla şaş­maz. Bu iş şef­katle baş­lar.

3

Aşk­tan vaz­geç­mek, yaşam­dan vaz­geç­mek­ten daha zordu. İnsan şu dün­yada tüm vak­tini öldür­meye ya da tapın­maya har­cı­yor, hem de iki­sini aynı anda. “Sen­den nef­ret edi­yo­rum! Sana tapı­yo­rum!” İnsan ken­dini savu­nu­yor, kol­lu­yor, yaşa­mını bir son­raki iki ayak­lıya dev­re­di­yor azgınca, ne paha­sına olursa olsun, sanki kendi soyunu sür­dür­mek ola­ğa­nüstü dere­cede keyif­liy­miş­çe­sine, sanki bu bizi sonunda ölüm­süz kıla­cak­mış gibi. İlle de öpüşme arzusu, kaşı­nır gibi.

4

Gari­ban­lar asla, ya da nere­deyse asla sor­maz­lar, kat­lan­dık­ları şey­le­rin nede­nini niçi­nini. Bir­bir­le­rin­den nef­ret etmekle yeti­nir­ler, o kadar.

5

Yaşamı dans etti­re­cek kadar müzi­ği­miz kal­ma­mış­tır içi­mizde, işte bu. Tüm genç­lik daha şim­di­den dün­ya­nın öbür ucunda ger­çe­ğin ses­siz­li­ğinde ölü­ver­miş­tir. Peki dışa­rıda nereye gidi­le­bi­lir ki, soru­yo­rum size, içi­nizde yeterli mik­tarda çıl­gın­lık kal­ma­mışsa? Ger­çek, bit­mek bil­me­yen bir can çekiş­me­dir. Bu dün­ya­nın ger­çeği ölüm­dür. Seçim yap­mak gerek, ya ölmek ya da yalan söy­le­mek. Bense asla ken­dimi öldü­re­me­dim.

6

İnsa­nın, kendi sız­lan­ma­la­rına kesin bir son vere­cek cesa­reti olma­dığı sürece, ken­dini her gün daha iyi tanı­maya kat­lan­ması gerek.

7

Yuka­rıda bulun­du­ğum yer­den, ağzı­nıza geleni söy­le­ye­bi­lir­di­niz onlara. Dene­dim. Hepsi de midemi bulan­dı­rı­yordu. Bun­ları gün­düz vakti, yüz­le­rine karşı, söy­le­ye­cek cürete sahip değil­dim, ama bulun­du­ğum yer­dey­ken kork­mama neden yoktu, onlara “İmdat! İmdat!”diye bağır­dım sırf onlarda en ufak bir tepki uyan­dı­ra­cak mı diye merak etti­ğim için. Umur­la­rında bile değildi. Önle­rine geceyi gün­düzü ve yaşamı kat­mış gidi­yordu insan­lar. Kendi gürül­tü­le­rin­den hiç­bir şey duy­mu­yor­lardı. Sal­la­mı­yor­lardı. Üste­lik kent ne kadar büyük ve ne kadar yük­sekse o kadar çok piş­kin­liğe vuru­yor­lardı. Diyo­rum size. Dene­dim. Değ­mez.

8

İnsan kısa sürede yaş­la­nı­ve­ri­yor üste­lik de geri dönüşü olma­yan biçimde. İnsan bunu, kendi mut­suz­lu­ğunu ken­dine rağ­men sevme biçim­den anlı­yor.

9

Bir üzün­tüsü hak­kında fazla söy­le­ye­cek bir sözü ola­ma­ya­cak kadar içten biriydi o. İçinde olup biten­ler ona yeti­yordu, yüre­ğinde.

10

Eğer ille de bir şey­leri seve­cek­sek, yetiş­kin­lere oran­lara çocuk­ları sev­mek daha az risk­li­dir, hiç olmazsa ile­ride biz­ler kadar katır kutur olma­ya­cak­la­rını ümit etmek gibi bir özrü­müz var­dır. Bil­mi­yo­ruz­dur. Sol­gun yüzünde asla unu­ta­ma­dı­ğım o son­suz küçük saf sevgi gülüm­se­mesi bece­rik­sizce dans edi­yordu. Tüm evrene yete­cek bir neşe. Yir­mili yaş­la­rını geride bırak­tık­tan sonra, bu kolay sev­gi­nin, hay­van­la­rın­ki­nin, bir kat­re­sini hâlâ içinde barın­dı­ra­bi­len insan sayısı çok azdır. Meğer dünya hiç de san­dı­ğı­mız gibi değil­miş! İşte bu kadar! Öyle olunca, biz de faça­mızı değiş­ti­ri­riz! Hem de nasıl! Mademki yanıl­mı­şız! Kaşla göz ara­sında hep­ten dönü­şü­ve­ri­riz o gıcık yara­tığa! Yirmi yaşını geride bırak­tık­tan sonra sura­tı­mızda kalan tek şey budur! Bir hata! Sura­tı­mız bir hata­dan iba­ret­tir.

11

Boşuna heves­len­me­mekte yarar var, insan­la­rın aslında bir­bir­le­rine söy­le­ye­cek­leri hiç­bir şey yok­tur, kar­şı­lıklı ola­rak yal­nızca kendi acı­la­rını anla­tır­lar, o kadar.

12

Aile dedi­ğin her işe yarar, sura­tına bakıl­mak­tan gayri. Her şey bir tarafa, baba­nın gücü, mut­lu­luğu, aile­sini asla sura­tına bak­ma­dan öpmek­tir, bu onun şiiri­dir.

13

İnsan genç­ken ve bil­mez­ken her şeyi gönül yarası sanı­yor…

14

Ne der­sek diye­lim, ne iddia eder­sek ede­lim, dünya ger­çek­ten çekip git­me­den çok önce­sinde terk edi­yor biz­leri. Daha önce en çok merak­lısı oldu­ğu­muz şey­ler­den, günün birinde artık git­gide daha az söz eder olu­ve­ri­riz, ille de konuş­mak gerek­ti­ğinde de zor­la­nı­rız. Hep kendi sesi­mizi duy­mak­tan gına gel­miş­tir… Kısa kese­riz… Vaz­ge­çe­riz… Otuz yıl­dır konu­şup duru­yo­ruz­dur zaten… Haklı çık­mayı bile umur­sa­ma­maya baş­la­rız. Zevk­ler ara­sında ken­di­mize ayır­dı­ğı­mız o küçük yeri bile koruma arzu­sunu yiti­ri­riz… Ken­di­miz­den iğre­ni­riz… Azı­cık karın doyur­mak, biraz­cık ısın­mak ve hiç­bir şeye var­ma­yan yolda gider­ken müm­kün olduğu kadar çok uyu­ya­bil­mek artık yeti­yor da artı­yor­dur bile.

15

Yeni­den bir şey­lere ilgi duy­mak için baş­ka­la­rı­nın önünde takı­na­cak yeni yüz ifa­de­leri bul­mak gerek… Ancak artık reper­tu­arı­mızı değiş­ti­re­cek gücü­müz kal­ma­mış­tır. Eve­le­yip geve­le­riz. Onla­rın, yani dost­la­rın ara­sında kala­bil­mek için bin türlü numara ve bahane ara­rız, ancak ölüm de artık bura­da­dır, leş kokulu, yanı başı­mızda, artık daima orada kala­cak­tır, bir el piş­pi­rik kadar bile gizemi kal­ma­mış ola­cak­tır. Gözü­müzde bir anlam ifade etmeye devam eden tek şey ola­rak ufak tefek üzün­tü­le­ri­miz kal­mış­tır, söz­ge­limi o küçük şar­kısı bir Şubat akşamı ebe­di­yen susan Bois-Colombes’daki ihti­yar amca­mızı henüz sağ­ken ziya­ret etmeye bir türlü zaman ayı­ra­ma­mış olma­nın üzün­tüsü. Yaşam­dan geriye sak­la­dı­ğı­mız bir bu kal­mış­tır. Yani bu ufa­cık kor­kunç piş­man­lık, geri­sini ise, az çok yolda kus­mu­şuz­dur, epey çaba­la­ya­rak ve zor­la­na­rak da olsa. Artık kim­se­nin geç­me­diği bir soka­ğın köşe­sin­deki eski püskü bir anı fene­rine dönüş­mü­şüz­dür.

(550)

Yorumlar