Home Bilgi Bankası Marilyn Monroe ile Arthur Miller’ın Unutulmaz Aşkı
Marilyn Monroe ile Arthur Miller’ın Unutulmaz Aşkı

Marilyn Monroe ile Arthur Miller’ın Unutulmaz Aşkı

2.77K
0

• Art­hur Mil­ler ses­siz, sakin alış­tığı haya­tına bomba gibi düşen Marilyn Monroe’ya uzun süre dirense de kayıt­sız kala­ma­mış.

• “Yaşa­mım boyunca Marilyn Monroe’yu oyna­dım. Marilyn Mon­roe, Marilyn Mon­roe. Her zaman her şeyi daha iyi yap­maya çalış­tım, peki sonuç ne? Yal­nızca kendi tak­li­dimi oynu­yo­rum. Beni Arthur’a çeken şey de işte buydu… Onunla evlen­di­ğimde, onun saye­sinde Marilyn Monroe’dan uzak­laş­mayı başa­ra­ca­ğımı sanı­yor­dum.”

miller-monroe

Pulit­zer ödüllü Art­hur Mil­ler ve Oscar Ödüllü yönet­men Elia Kazan’ın yol­la­rı­nın kesiş­mesi büyük bir aşkın tohum­la­rını ekmişti. Tiyatro ve sinema yönet­meni Elia Kazan’la yazar Art­hur Miller’in ortak çalış­ması Kanca senaryo halinde Holl­y­wood yapım­cı­la­rına gös­te­ri­le­ceği zaman, Art­hur Mil­ler Brooklyn’deki evin­den çık­mak zorunda kal­mış. Sena­rist­li­ğini Art­hur Miller’ın üst­len­diği Kanca’da New York liman işçi­le­riyle sen­dika ara­sın­daki müca­dele anla­tı­lı­yordu. Yapımcı Harry Cohn senar­yoyu komü­nist­lerle işçi­ler ara­sında geli­şen bir olaya dönüş­tür­me­sini iste­yince Art­hur Mil­ler tasa­rıya yanaş­ma­mış, görüş­me­ler uza­dıkça uza­mış.

Bu görüş­me­ler Art­hur Miller’ı evin­den, çalış­ma­la­rında uzak­laş­tı­rıp bam­başka bir dün­ya­nın kuca­ğına bırak­mış. Holl­y­wood Miller’a hep bir faz­lası ola­rak görün­müş. Şan, şöh­ret, zen­gin­lik, gece hayatı, lüksle dün­yayı dön­dü­ren yaşam çoğu zaman sahte gibi gelse de büyü­sün­den kaça­ma­mış. Art­hur Miller’ın büyü­sün­den kaça­ma­dığı Holl­y­wood havası kendi yaşamı için sor­gu­la­ma­lara neden olmuş. Holl­y­wood zafer­le­rin ve yenil­gi­le­rin hüküm sür­düğü, dün­ya­nın dışında geliş­miş bir coğ­rafya. Mil­ler,  burada insan­la­rın yal­nızca ken­di­le­riyle, ayna­la­rıyla ilgi­len­di­ğini gör­müş.

Çünkü Mil­ler poli­ti­kaya, ede­bi­yata ilgi duyan kolejli aşkı Mary Grace Slat­tey ile evli, iki çocuk baba­sıydı. Alış­kan­lık ve man­tığa dayalı say­gıyla sür­dür­düğü bir evli­liği vardı. Başı ağrı­mı­yor, ken­di­sin­den çok fazla bir şey bek­len­mi­yordu. Yaşa­mı­nın mono­ton­lu­ğunu benim­se­mişti. Ancak Kanca pro­je­siyle sürekli yol­cu­luk halinde olduğu için geride bırak­tığı yaşa­mını da sor­gu­la­maya baş­la­mıştı. Hollywood’da Elia Kazan’ın film setinde kar­şı­laş­tığı, henüz yıl­dızı par­la­ma­yan ancak görü­nü­şüyle çok şey vade­den Marilyn Mon­roe fiti­lin kıvıl­cı­mını ateş­le­mişti. Kısa­cık bir rolü üst­len­diği film setinde gör­düğü Marilyn Monroe’nun çekin­gen, samimi hare­ket­leri Miller’ı içten etki­le­mişti.

Miller, Monroe

Art­hur Mil­ler ses­siz, sakin alış­tığı haya­tına bomba gibi düşen Marilyn Monroe’ya uzun süre dirense de kayıt­sız kala­ma­mış. Mil­ler ken­dini tanı­maya çalı­şı­yordu. Otuz beş yaşında bir adam ola­rak şim­diye kadar çalış­mak­tan başka bir şey yap­ma­dı­ğını düşü­nü­yordu.  Marilyn Monroe’nun canlı, kıv­rak vücudu, dış güzel­liği, çekin­gen­liği bir kere aklını çel­mişti. Kendi ken­dine iti­raf­la­rında, “Ben bu kadını ümit­sizce isti­yo­rum” diyor­muş.

Marilyn Mon­roe şöh­reti yaka­la­ma­dan önce zor bir aile hayatı yaşa­mış. Önceki adı Norma Jeane olan Marilyn Mon­roe daha doğ­ma­dan babası orta­lık­tan kay­bol­muş, baba­sı­nın git­me­sini kal­dı­ra­ma­yan hasta anne de çekip git­miş. Marilyn’in yaşamı kli­nik­lerde, bakı­mev­le­rinde zor koşul­lar altında geç­miş. Marilyn geç­mi­şini sil­meye karar ver­di­ğinde ken­dine yeni bir biyog­rafi uydur­mayı seçip başına yetim oldu­ğunu, çocuk­lu­ğu­nun yetim­ha­nede geç­ti­ğini söy­le­miş. Hayata karşı bile­nen Marilyn, çocuk yaşta vücu­duyla ön plana çık­mayı, tiyatro hoca­la­rı­nın tav­si­ye­le­rine uymayı ihmal etme­miş. Duy­gu­la­rıyla his­set­tik­le­rini bede­niyle yaka­la­ma­sını öğüt­le­yen hoca­la­rını din­le­ye­rek kusur­suz bir bedene sahip olmuş. Ancak kusur­suz­lu­ğu­nun altında her zaman kim oldu­ğunu bile­me­yen ürkek Norma’yı bas­tır­maya çalış­mış. Şöh­re­tin basa­mak­la­rını tır­man­dığı zaman­larda aldığı hay­ran mek­tup­la­rına yanıt ola­rak bir gaze­te­ciye şun­ları diyor: “Şimdi iyi bir sanatçı ve iyi bir insan olmak için ken­dimi tanı­maya çalı­şı­yo­rum. Bazen ken­dimi ger­çek­ten güçlü his­se­di­yo­rum ama bunu ger­çek­ten bilinçli bir biçimde yaşa­ya­bil­mek için ken­dimi din­le­mek zorun­da­yım. Bu hiç kolay değil. Hiç­bir şey kolay değil. Ama insan yine de çaba­sını sür­dü­rü­yor.”

Art­hur Miller’ın aklı­nın bir köşe­sinde kal­mayı başa­ran Marilyn Mon­roe bu duy­guya ken­dini de kap­tır­mıştı. Evi­nin duva­rına Miller’ın pos­te­rini asmış, etra­fın­da­ki­lere sürekli ondan bah­set­miş. Arada bir Brooklyn’e söz­cük­le­rini dik­katle seçe­rek kısa mek­tup­lar gön­der­miş. Bu mek­tup­la­rın birinde Arthur’u köşeye sıkış­tı­ra­cak bir iti­rafta bulun­muş:

İnsan­la­rın çoğu baba­la­rına hay­ran­lık duyar, ama ben böyle biri­siyle hiç kar­şı­laş­ma­dım. Hay­ran ola­ca­ğım bir insana ihti­ya­cım var.”

Art­hur Miller’ın bu samimi iti­rafa cevabı ise şöyle olmuş:

Eğer ger­çek­ten hay­ran­lık duya­ca­ğın birine ihti­ya­cın varsa, bu neden Abra­ham Lin­coln olma­sın?”

Marilyn, Arthur’un dedi­ğini yapıp Lincoln’ün fotoğ­ra­fını da duva­rına yapış­tır­mıştı. Bir süre duy­gu­la­rını askıya almış­lar. Arada mesa­fe­ler olsa da, bir­bir­le­rini akıl­la­rın­dan çıkar­ma­yan ikili tek­rar bir araya gel­miş, büyük aşkın adım­la­rını atmış­lardı.

Art­hur Mil­ler eşin­den boşan­mış, “göz­le­rin beni fet­he­di­yor” dediği Marilyn Mon­roe ile evlen­miş. Bu evli­lik basında büyük yankı uyan­dır­mış, çok fazla eleş­ti­ril­miş. Evle­ne­cek­le­rini her­kes tah­min etse de ger­çek­leş­mesi şaş­kın­lık ve korku yarat­mış. Ente­lek­tüel bir yaza­rın Holl­y­wood yıl­dı­zıyla evlen­mesi her­kesi şaşırt­mıştı. Mil­ler, Marilyn’in şöh­re­tin­den fay­da­lan­makla suç­lan­mış. Marilyn dönem içinde çok fazla arzu­la­nan ve iste­nen bir kadın­ken Miller’ın onu elde etmesi etra­fın­da­ki­ler tara­fında güç gös­te­risi ola­rak algı­lan­mış. Bir­bir­le­rine hiç uyma­dık­ları için evli­li­ğin sahte oldu­ğunu bile söy­le­miş­ler. Söy­le­nen­le­rin doğ­ru­luğu bir yana, bu evli­lik çok zaman geç­me­den sar­sıl­maya baş­la­mış.

Monroe-Miller

Art­hur Mil­ler daha sonra, “Marilyn Mon­roe ile evlen­dim ama ken­dimi Norma Mil­ler ile yaşar­ken bul­dum. Her sabah, her akşam, her gece onu teselli etmek­ten, kor­ku­la­rını endi­şe­le­rini yatış­tır­mak­tan yorul­dum,”  diye­rek Marilyn’in içine düş­tüğü durumu anlat­mış. Mut­suz­lu­ğunu içki ve uyuş­tu­ru­cuyla bas­tır­maya çalı­şan Marilyn evli­li­ğine tutu­na­ma­yınca boşan­maya karar ver­miş­ler.

Marilyn bir arka­da­şına şu iti­rafta bulu­nu­yordu: “Yaşa­mım boyunca Marilyn Monroe’yu oyna­dım. Marilyn Mon­roe, Marilyn Mon­roe. Her zaman her şeyi daha iyi yap­maya çalış­tım, peki sonuç ne? Yal­nızca kendi tak­li­dimi oynu­yo­rum. Beni Arthur’a çeken şey de işte buydu… Onunla evlen­di­ğimde, onun saye­sinde Marilyn Monroe’dan uzak­laş­mayı başa­ra­ca­ğımı sanı­yor­dum.”

Mil­ler çifti 11 Kasım 1961 yılında her­kesi haklı çıka­ra­rak boşan­mış. Biten aşk hikâ­ye­sin­den geriye, Marilyn Monroe’nun düğün fotoğ­ra­fı­nın arka­sına yaz­dığı “Hope, Hope, Hope” notu kal­mış.

Arthur-Miller-Marilyn-Monroe1

Kay­nak: Christa Maer­ker, Aşk­lar ve Çift­ler - Marilyn Mon­roe & Art­hur Mil­ler, Çevi­ren Oğuz Özkan, İle­ti­şim Yayın­ları, 1999.

(2770)

Yorumlar