Home Kültür Sanat Edebiyat Mario Bellatin, Büyük Cam ve Yazı ve Ahmaklık
Mario Bellatin, Büyük Cam ve Yazı ve Ahmaklık

Mario Bellatin, Büyük Cam ve Yazı ve Ahmaklık

233
0

Bize sanat ve ede­bi­yat ola­rak sunu­la­nın ger­çek­ten sunu­lan şey olup olma­dı­ğını radi­kal bir şekilde ken­di­mize sor­maz­sak, geliş­me­den ya da deği­şim­den bah­set­me­mi­zin imkân­sız oldu­ğunu düşü­nü­yo­rum.

Mek­si­kalı yazar Mario Bellatin’in son romanı Büyük Cam Notos Kitap tara­fın­dan yayım­landı. Roman, ken­dini oto­bi­yog­rafi ola­rak tanı­tı­yor ama bir yan­dan da oto­bi­yog­ra­fik yazın türü­nün sınır­la­rını bozu­yor. Bellatin’in oto­bi­yog­ra­fisi haya­tı­mız hak­kın­daki ger­çek­li­ğin doğ­ru­ları anlat­mak­tan değil onla­rın dönü­şü­mün­den geç­ti­ğini öne sürü­yor. Kitap aynı zamanda Bellatin’in kendi değiş­ken top­lum­sal kim­li­ğiyle oyna­ma­sına da izin veri­yor. Yazar, İspan­yolca bilen okur­lar ara­sında, hem sayısı otuzu aşan kitap­ları hem de etkin­lik­lerde, kay­bet­tiği kolu­nun yerine kul­lan­dığı gös­te­rişli pro­te­ziyle oldukça ünlü.

Büyük Cam yara­tı­cı­sı­nın dos­doğru kav­ran­ma­sına ola­nak ver­mi­yor, asıl nokta da bu. Kitap üç kısma ayrıl­mış: her kısım, Bec­kett­vari bir hisle, akort­suz bir mizah anla­yışı ve garip biçimde yerin­den edil­miş anla­tı­cı­sıyla dik­kat­leri çeki­yor. Annesi görün­mez tes­tis­le­rini izlet­tir­mek için hamamda müş­te­ri­ler­den para alan bir çocuk; şey­hiyle tuhaf bir kar­şı­laşma yaşa­yan bir Sufi yazar; ailesi onu evden atan ve kim olduğu hak­kında yalan söy­le­meyi bir türlü bıra­ka­ma­yan bir kadın-çocuk. Roma­nın sırrı, bu üç hikaye ara­sın­daki açık­lıkta ve hika­ye­lerle Bel­la­tin ara­sın­daki mesa­fede saklı.

The Beli­ever der­gi­sinde yayım­la­nan, Aaron Shulman’ın Bellatin’le ger­çek­leş­tir­diği söy­le­şiyi siz­lerle pay­la­şı­yo­ruz.

Aaron Shul­man: Büyük Cam’a bir eti­ket yapış­tır­mak pek müm­kün görün­mü­yor. Kur­guyla per­de­len­miş bir oto­bi­yog­rafi de dene­bi­lir, oto­bi­yog­ra­fik bir kurgu da. Ya da ger­çek­lik ve düş gücü ara­sın­daki isli eşikte yaşa­yan bir eser. Siz nasıl tanım­lar­dı­nız?

Mario Bel­la­tin: En küçük detay­la­rına indi­ği­mizde sanı­yo­rum ki bir oto­bi­yog­rafi. Aynı zamanda, tüm oto­bi­yog­ra­fi­le­rin bu şekilde olması gerek­ti­ğini düşü­nü­yo­rum. Gele­nek­sel yak­la­şım, bir çer­çe­veye oturt­mak gere­kirse, kla­sik for­ma­tın bir fonk­si­yonu ola­rak, nere­deyse her defa­sında ger­çeğe iha­net eden bir kurgu yara­tı­yor. Eğer böyle bir uygu­lama için vak­tim ve iste­ğim olsaydı, kitabı ger­çekçi bir hisle katı bir biçimde yeni­den yazar­dım. Ama bir kitap böy­le­likle ken­dimi dürüst bir biçimde gör­mem için sahip olması gere­ken çok büyük bir kıs­mını da kay­bet­miş olurdu.

ASSizce yalan­larda acı­ma­sız bir dürüst­lük saklı ola­bi­lir mi? Sonuç ola­rak, kurgu mer­ke­zinde yalan söy­le­meyi ve uydur­mayı barın­dı­rı­yor.

MB: Benim aklıma gelen, yalan­dan çok sah­te­kâr­lık. Ve tabii ki sadece bir aptal, dedi­ği­nizi yapa­rak diğer alan­larda söy­len­mesi müm­kün olma­yan şey­leri ifade etme şan­sını har­ca­mış olurdu. Ben yalan söy­leme sana­tına inan­mı­yo­rum – bu Pinokyo ya da Ezop’un “Kurt ve Çocuk” masa­lın­dan öteye geçe­mezdi. Onun yerine, sahte masu­mi­yet kul­lanma sana­tına ina­nı­yo­rum. Beni asla buna para­lel ger­çekçi bir kitap yazar­ken göre­me­ye­cek­si­niz çünkü bunu yapa­cak vak­tim yok: Ars longa vita bre­vis… (Sanat uzun, hayat kısa)

ASSizi roma­nın baş­lı­ğıyla Duchamp’a refe­rans gös­ter­meye iten ne oldu? Duchamp’ın eseri ve sizin roma­nı­nız ara­sında nasıl bir ile­ti­şim bulu­nu­yor?

MB: Baş­lık aslında benim Lec­ci­ones para una Liebre Muerta (Ölü Bir Yaban Tav­şa­nına Ders­ler) adlı kita­bıma gön­der­mede bulu­nu­yor. İsim 20. yüz­yıl sana­tı­nın önemli isim­le­rin­den Joseph Beuys’a da işa­ret edi­yor. Beuys ve Duc­hamp red­det­mesi imkân­sız iki ikon. Onla­rın fikir­le­riyle dolu onlarca yıl, dün­yaya farklı bir bakış açısı sun­ma­sına rağ­men yer­le­rinde sağ­lam kal­dı­lar. Eğer durup düşü­nür­sek, Duc­hamp büyür­ken etrafta pek araba yoktu, ya da Beuys, Hitler’in hava kuv­vet­le­rinde savaş uçak­ları kul­lan­mıştı. Bize sanat ve ede­bi­yat ola­rak sunu­la­nın ger­çek­ten sunu­lan şey olup olma­dı­ğını radi­kal bir şekilde ken­di­mize sor­maz­sak, geliş­me­den ya da deği­şim­den bah­set­me­mi­zin imkân­sız oldu­ğunu düşü­nü­yo­rum. İfade edi­le­me­yeni bu şekilde anla­mak, gele­nek­sel form­la­rın bizi aktar­mak­tan alı­koy­duğu şey­leri ifade etme yolu­muz ola­cağa ben­zi­yor. Kitap­la­rın daha çok paro­diye ben­zer adları var. Bu da şuna denk geli­yor: görü­nürde müze, kitapçı, sanatı çev­re­le­yen para­noya gibi gözü­ken her neyse, ger­çekte, o değil.

ASKita­bı­nızda siz (anla­tı­cı­la­rı­nız­dan biri) “yazıyı bir keha­net” ola­rak tarif edi­yor­su­nuz ve önceki kitap­la­rı­nı­zın daha sonra ortaya çıka­cak olan­ları nasıl öngör­dü­ğün­den bah­se­di­yor­su­nuz. Bu kitap­tan hangi keha­net­le­rin ger­çek­leş­ti­ğini gör­mek ister­di­niz?

MB: Keha­net­ler birer sır­dır. Yaza­rın evre­nine ait­tir­ler, oku­run değil. Bazı­ları ger­çek­ten kor­kunç. Ben, yazımı –en azın­dan baş­ka­ları için– ezo­te­rik bir şeye dönüş­tür­mek iste­mi­yo­rum. Sanı­yo­rum ki her kita­bın amacı, ken­dine özgü bir şekilde başka bir kitap yaz­maya yön­len­dir­mek. Gele­cekte başka yarış­lara daha katı­la­ca­ğı­nıza işa­ret eden o ilginç yarış­larda kaza­nı­lan birin­ci­lik ödülü gibi.

ASRoman­la­rı­nı­zın başka dil­lere çev­ril­mesi size nasıl his­set­ti­ri­yor? Bu yazı için başka bir maske mi?

MB: Doğal ola­rak, bu başka bir kitap. Sadece say­fa­lara baka­rak, daha oku­ma­dan, bunu göre­bi­li­yo­rum. Ve çevi­ri­le­rin, kitap­la­rın başka bir yaza­rın –bu durumda, çevi­ren kişi­nin– kendi işini yara­ta­bil­mesi için sadece birer plat­form olduğu fik­rimi mükem­mel bir şekilde ger­çek­leş­tir­di­ğini his­se­di­yo­rum. İşte bunu kendi mas­ke­le­riyle giz­le­ye­cek­ler.

ASYakın zamanda siz ve yayın­cı­nız Pla­neta ara­sında ilginç bir tar­tışma yaşandı. Bize biraz bah­se­de­bi­lir misi­niz?

MB: Evet, doğru. Geç­ti­ği­miz yılın ikinci yarı­sı­nın büyük bir kıs­mında, okur­la­rın en önemli kitap­la­rım­dan biri kabul ettiği Güzel­lik Salonu’nun prob­lemli bas­kısı süre­cinde, bir sui­is­ti­malle yüz­leş­mek zorunda kal­dım. Benim için, bir yara­tıcı ola­rak, sorun özel­likle bu ihlalde değildi – bir nok­tada buna göz yuma­bi­lir­dim, çünkü bu yirmi yıl önce basıl­mış bir kitaptı ve yeni okur­larla tanış­maya hazır­la­nı­yordu. Bu benim kendi yazı­nıma duy­du­ğum genel bir bağ­lı­lık, her şeyin öte­sinde, gele­cek yazı­nıma. İna­nı­yo­rum ki farklı kitap­lara ve diğer plas­tik sanat­lara dağı­lan bu ese­rim özel bir kitap, var­lı­ğı­mın çok büyük bir kıs­mını ver­di­ğim ese­rim. Ve bu ihlal benim bütün yazı­nımı etki­ledi ve sorun çözü­lene kadar, bir insan ola­rak yaz­dık­la­rımla artık “bir” ola­ma­ya­ca­ğımı his­set­tim. Haya­tımı ada­mış oldu­ğum bir şeye iha­net etti­ğimi düşün­mek ve bu tacizi gerekli şekilde tamir ede­me­mek beni deh­şete düşürdü. Zana­atımı devam ettir­mem için gere­ken etik şef­faf­lık yoktu. Başka bir deyişle, sadece geç­miş­ten her­hangi bir kitabı savun­maya çalış­mı­yor­dum. Aynı zamanda, gele­cekte henüz belir­me­miş bir kitabı da kur­tar­maya çalı­şı­yor­dum. Belki de asla ortaya çıka­ma­ya­cak bir şeyi. Bir sanatı ve bir ide­ali savu­nu­yor­dum.

Bu süreç boyunca yaşa­nan­ları izle­mek ger­çek­ten ilginçti. Öteki şey­le­rin ara­sın­dan, bir şekilde yazar ben­li­ği­min, ken­dini kur­gum içe­ri­sine kamufle etmeye çalış­tı­ğını sonunda anla­maya baş­la­dım. Yazar­la­rın ya dün­ya­dan kaç­tı­ğını ya da onu yeni­den yarat­tı­ğını anla­tan o çok bili­nen sözün pra­tiğe dökül­dü­ğünü gör­düm. Bunun, kaç­mak zorunda oldu­ğum her türlü rahat­sız­lığa rağ­men ger­çek­leş­miş olması önemli. Bunu geç bir vaf­tiz edi­lişe ben­ze­ti­yo­rum. Yazı­nın haya­tımda ne kadar esas bir yeri oldu­ğunu anla­mamı sağ­ladı. Komik olansa, dışar­dan bak­tı­ğımda hiç­bir şey değiş­me­mişti. Her zamanki gibi, aynı karar­lı­lıkla yaz­maya devam ettim. Ama yazar ben­li­ğim, eğer böyle bir şey varsa, eskisi gibi değildi. Yakın zamanda, artık yeni ede­bi­yat tem­sil­ci­le­rim saye­sinde daha çok kök sal­mış pro­je­lere baş­la­dı­ğımı his­se­di­yo­rum. Dünya çapına dağıl­mış, hiç­bir telif hak­kına ya da tarihi geç­miş kont­rat­larla basıl­maya devam eden düzi­ne­lerce kita­bımı bir­likte “temiz­li­yo­ruz”.

Yazar kim­dir? Kitap nedir? Okur kime denir? Bu soru­lar, yeni bakış açı­la­rın­dan, hâlâ kar­şı­lık bula­ma­mış soru­lar.

ASŞimdi durum nasıl? Yazı haya­tı­nın “iş” kıs­mıyla ilgi­len­mek zorunda olmak sizi direkt olumlu bir şekilde teş­vik etti mi?

MB: Durum iki taraf için de iyi sonuç­landı. Hak­la­rın tam ola­rak kaza­nıl­ması ve kop­ya­la­rın geri çekil­me­siyle yazına olan bağ­lı­lı­ğımı yeni baş­tan kura­bil­di­ğimi his­se­di­yo­rum. Tüm bun­la­rın kar­şı­lı­ğında, dava açma­dım, çünkü düzen­siz­lik­ler sadece etik denge üze­rinde kar­şı­mıza çık­madı. Ola­yın bir de eko­no­mik boyutu vardı. Ve iti­raf edi­yo­rum ki, bu durumu kul­lan­dım. Açık bir şekilde olaya çözüm arar­ken bunu bir per­for­mansa dönüş­tür­düm. Sos­yal med­yayı kul­lan­dım – gün­lük olay­larda ger­çek­ten bir etkisi olup olma­dı­ğını gör­mek için. Görü­yo­rum ki zaman kaybı değil­miş.

Ek ola­rak, kişi­sel düzeyde, insan­larla yeni­den ile­ti­şim kur­dum: arka­daş­la­rımla ve daya­nışma içe­ri­sinde olan gaze­te­ci­lerle. Ve dünya çapında okura ula­şan der­gi­lerde yaşa­nan­lar hak­kında yayım­la­nan maka­le­lere bak­tı­ğımda, ede­bi­ya­tın ve sana­tın mani­pü­las­yonu açı­sın­dan bak­tı­ğımda, görü­yo­rum ki kla­sik, moder­nist ilişki artık değiş­miş. Bu iliş­ki­nin ger­çek­ten diğer türlü olup olma­dı­ğını merak edi­yo­rum, ama bu kate­go­ri­ler hak­kında konuş­tu­ğu­muzda ken­di­mizi tama­men başka bir şeyle yüz­le­şir­ken bulu­yo­ruz. Yazar kim­dir? Kitap nedir? Okur kime denir? Bu soru­lar, yeni bakış açı­la­rın­dan, hâlâ kar­şı­lık bula­ma­mış soru­lar.

ASYazı ve ede­bi­yat olma­saydı Mario Bel­la­tin kim olurdu?

MB: Bir­kaç yıl önce çok yakın oldu­ğum bir arka­da­şım bana direkt ola­rak şöyle dedi: eğer haya­tımda yazı olma­say­mış bir aptal olur­mu­şum. Çok iyi hatır­lı­yo­rum, o zaman yap­tığı yorum beni alarma geçir­mişti. Bir süre söy­le­dik­le­ri­nin olası ima­la­rını çöz­meye çalış­tım. Ta ki sonunda söy­le­dik­le­riyle aynı fikirde olana dek. Hatta yazıya baş­la­mam­daki neden­ler­den biri­nin ger­çek bir aptal olma­mak oldu­ğunu bile düşün­düm. Çünkü yazı kırk yıl­dır ara­lık­sız ola­rak uğraş­tı­ğım bir iş ve ras­yo­nel çer­çe­vede, böyle bir görevi ger­çek­leş­tir­mek için bir sebep bula­mı­yo­rum. Ve sanı­yo­rum ki yazı ve ahmak­lık ara­sın­daki ilişki, işte o nokta sadece bir anek­dot ola­rak kal­ma­malı. Ben ken­dim tek­rar­lar­dan kur­tu­la­ma­yan, obse­sif, anla­şıl­ması zor, sonu bütü­nünü savun­ma­yan aptal bir yazın, öyle uzun anlar dene­yim­le­dim. Öyle aptal bir yazın ki, zama­nında müda­hale etmiş olma­say­dım, şu anda gün­le­rimi ruh ve sinir has­ta­lık­ları has­ta­ne­sinde ya da öyle bir yerde geçi­ri­yor olur­dum. Son zaman­larda, fark edi­yo­rum ki gün­lük haya­tı­mın büyük bölü­münde yazı­nımda ne ola­ca­ğıyla çok az ala­kası var. Sanki bun­lar aynı hızda bir­bi­rin­den bağım­sız iler­le­yen iki farklı gidi­şat. Ve bazen ikisi ara­sın­daki den­ge­siz­liği his­set­mek pek hoş olmu­yor. Bazen kendi ken­dime düşü­nü­yo­rum. Diğer insan­la­rın hayat­taki sorun­ları –bun­lar­dan biri aşk– dene­yim­le­mek ve çöz­mek için har­ca­dığı zamanı, ki çoğunda ken­dimi kay­bol­muş his­se­di­yo­rum, ben bam­başka bir zamanda gün­lerce sadece köpe­ğim ve dak­ti­lo­mun eşli­ğinde geçi­ri­yo­rum.

AS: İnsan­lar eser­le­ri­niz hak­kında soru sor­du­ğunda bir şey­ler uydur­makla ünlü­sü­nüz – mesela sonunda hak­kında bir kitap yaz­dı­ğı­nız koca burunlu hayali bir Japon yazar. Bu söy­le­şide de sizin uydur­du­ğu­nuz bazı şey­ler keş­fe­de­bi­le­cek miyiz? (Umu­yo­rum ki öyle­dir.)

MB: Tabii ki. Soru cevap­la­mak bir sanat­tır. Aslında bu konuyla ilgili bir kitap yaz­mak üze­re­yim. Önemli nokta şu ki, bir soruyu cevap­lar­ken aklı­nızda mut­laka söy­le­di­ği­ni­zin tam ter­sini ifade etti­ği­nizi ve bunun eşit dere­cede –nasıl bak­tı­ğı­nıza göre deği­şir– man­tıklı ya da absürt olduğu ihti­ma­lini bulun­dur­ma­nız gere­kir.

Çevi­ren: Müge Gedik

(233)

Yorumlar