Home Öykü Kısa Öykü Mehmet Akburak • Mühürlenmiş Zaman
Mehmet Akburak • Mühürlenmiş Zaman

Mehmet Akburak • Mühürlenmiş Zaman

197
0

Dün­ya­nın bir ucun­da­yız. Dev­let bile yok başı­mız­da. Bir sürü şey de yok aklı­mız­da. Ki biz Allah’ı bile yağ­mur­dan bili­riz. Yal­nız etle kemik­le değil ses­siz­li­ği­miz­le de yaşa­mak­ta­yız. Bili­riz. Hem hiç­bi­ri­miz Cumhuriyet’i gör­me­di ama nenem bil­dim bile­li başı­mız­da. Baba­mız da hep gider anne­miz hep kalır­dı. Öyle ya anne­ler hiç git­mez. Son­ra ker­piç evler, sayı­lı hay­van­lar, arpay­dı, buğ­day­dı der­ken tır­pan­cı­la­rı unut­ma­mak lazım. Son­ra yine bir şey olmaz. Sade­ce kan­dil yağı ödünç alı­nır bazen. Tabii film diye bir şey de yok­tur o zaman şehir­den gelen misa­fi­rin anla­ta­cak­la­rı var­dır. Ki zaman da durur bazen. Ger­çe­ği şim­di nenem duy­sa, töv­be­ler olsun töv­be de oğlum, der­di, zaman da hiç durur muy­muş?

Bel­ki dün bel­ki de bugün­dü. Hâlâ biraz sabah, hâlâ biraz serin­di. Ben salon­da­ki diva­na uza­nıp elle­ri­mi başı­mın altı­na ala­rak baba­mın geçen yıl Şam’dan getir­di­ği duvar­da ası­lı saate bakı­yor­dum bütün dik­ka­tim­le. Bir an için bile gözü­mü kırp­ma­mam gere­ki­yor gibi ken­di­mi şart­la­mış, saatin zama­nıy­la ken­di zama­nı­mı eşleş­ti­ri­yor, yarış­tı­rı­yor­dum bel­ki. Evde ben­den baş­ka kim­se bil­mez ben­den baş­ka kim­se şu saatin akrep ve yel­ko­va­nı­na yeti­şe­mez­di aklım­ca. Bu yüz­den ne dışa­rı­dan gelen gürül­tü­le­re aldı­rı­yor ne de her piş­ti­ğin­de ekme­ği en sıcak haliy­le yemek için önün­de hazır bek­le­di­ğim tan­dır­dan gelen koku­ya koşu­yor­dum. Çok cid­di, çok karar­lıy­dım, daha önce hiç bece­re­me­sem de bu defa geri­de kal­ma­ya­cak­tım, bu sefer benim zama­nım dün­ya­nın zama­nı­na uyum sağ­la­ya­cak, dâhil ola­cak­tı. Hayır hayır, bir oyun­du değil­di bu. Olsa olsa bir düş­tü. Şim­di­lik sade­ce bel­ki bir atla bel­ki tıka basa bir mini­büs­le bile gide­me­di­ğim öykü­mün zama­nı­na sahip çıkı­yor ve ken­di zama­nı­mı dün­ya­nın zama­nı­na dahil etmek, bu zaman saye­sin­de bir gün bir kafe­de bir arka­daş­la saat­ler­ce bel­ki bir kadın­dan söz etmek, bu zaman saye­sin­de yeni çıka­cak kitap­la­rın oku­ru, yeni film­le­rin izle­yi­ci­si olmak için hazır­la­nı­yor­dum. Evet, evet bütün dik­ka­tim­le gözüm saat­te­ki zaman­day­dı hâlâ. Zih­ni­min ince çiz­gi­le­ri tıp­kı akrep ve yel­ko­va­nın ince çiz­gi­le­ri gibi ahenk­le büyü­tü­yor­du beni. Bu ara­da dışar­dan gelen ekmek koku­su beni çağır­ma­ya devam edi­yor, san­ki yeni bir tadı var­mış gibi arzu­mun direk­le­ri­ne ası­lı­yor­du. Tam bu sıra­da bir ses duy­dum, anne­mim sesiy­di, ısrar­la beni çağı­rı­yor bir görev disip­li­niy­le adı­mı tek­rar­lı­yor­du…

Akif… Akif… duy­mu­yor musun oğlum. Gel­se­ne bura­ya. Bak bir daha çağır­mam ona göre. Hem bak çok seve­ce­ği­niz bir şey söy­le­mem lazım… Üzü­lür­sün bak deme­di deme… Akif…

Annem ısrar­la çağı­rı­yor­du. Bu ses sade­ce anne­min sesi değil gelir­ken yanın­da baş­ka şey­ler de getir­miş, uzak­tan gel­miş bir misa­fir gibiy­di. Ama hayır ne olur­sa olsun zama­nı­mı bırak­mak iste­mi­yor, hiç olmaz­sa bu sefer dün­ya­nın zama­nı­na ayak uydur­mak isti­yor ken­di zama­nı­mı baş­ka bir yer­de sak­lı tut­mak iste­mi­yor­dum. Yine de anne­min adı­mı giy­miş ısrar­lı sesi kulak­la­rım­dan eksik olmu­yor, beni yine zama­nı­mı geri­de bırak­mak zorun­da his­set­ti­ri­yor­du. Bel­li ki şim­di­lik yapa­bi­le­ce­ğim bir şey yok­tu. Git­mek zorun­day­dım. Tamam. Kabul etmiş­ti bile zih­nim. Bili­yo­rum yine bıra­kı­yor­dum zama­nı­mı, şim­di bir kez daha ken­di zama­nı­mı terk eder­ken, hız­la sürüp gide­rek kâh gömül­mek zorun­da kalan şar­kı­la­ra kâh upu­zun saç­la­ra kâh taş bir duva­ra dönü­şen zama­nın geri­sin­de kalı­yor­ken elle­ri­mi baş­ka bir masa­da, göz­le­ri­mi baş­ka bir düşün­ce­de, sesi­mi baş­ka bir konuş­ma­da bıra­kı­yor gibi bölü­ne bölü­ne anne­me yak­la­şı­yor­dum.

Hemen son­ra da saat­te­ki zama­nı ve boy­lu boyun­ca uzan­dı­ğım diva­nı bıra­kıp tan­dı­rın önün­de ter­ler için­de kal­mış anne­min yanı­na koş­muş­tum. Daha anne­min yüzü­ne bak­ma­dan bile beni aslın­da mut­lu ede­ce­ği­ni his­set­miş­tim. Öyle de oldu zaten, anne­min kız­gın ateş­le biraz daha esmer­le­şen göv­de­si­ne yak­laş­tık­ça kesin­leş­ti bu düşün­cem. Annem yanı­na yak­laş­ma­mı tam bek­le­me­den, size bir müj­dem var deme­ye baş­la­mış­tı bile. Kabul edi­yo­rum iyi­ce merak­lan­mış­tım artık. Bir an önce öğre­ne­bil­sey­dim en azın­dan. Ayrı­ca tan­dı­rın ate­şi yal­nız ekme­ği değil her şeyi yak­ma­ya hazır gibi dol­dur­muş­tu sıcak­lı­ğı­nı avlu­ya. Annem­se bir kez daha eğil­di­ği tan­dı­rın için­den bir ekmek daha çıka­rır çıkar­maz…

Hemen dışa­rı git kar­deş­le­ri­ni ve amca çocuk­la­rı­nı bul getir bura­ya top­la, size çok seve­ce­ği­niz bir şey geti­ri­yor­muş baban­lar dedik­ten son­ra tek­rar başı­nı san­ki zih­nin­de­ki bütün kötü düşün­ce­le­ri yak­mak ister­miş­çe­si­ne tan­dı­rın içi­ne koyup ekmek­le­ri pişir­me­ye devam etti.

Ben bu söz­le­ri duyar duy­maz epey heye­can­lan­mış, önüm­de duran çok sev­di­ğim sıcak ekme­ğin koku­su­na aldır­ma­dan, babam­lar gel­di mi, diye soru­yor, annem­den bu müj­de­nin tama­mı­nı almak ister gibi bek­li­yor­dum.

Hayır, daha gel­me­di­ler. Haber gön­der­miş sade­ce Said dayıy­la, Amcan­la bera­ber yol­da­lar, gel­mek üze­re­ler­miş, bizim çocuk­la­ra çok güzel bir sürp­ri­zi­miz var, yol­da görür­sen söy­le kay­bol­ma­sın­lar demiş sade­ce.

Hemen son­ra da hem tan­dı­rın kız­gın ate­şin­den hem de anne­min içi­me bırak­tı­ğı merak­tan anne­min yüzü­ne doğ­ru dürüst bak­ma­dan hız­la avlu­nun kapı­sın­dan çıkıp son bir defa da anne­min sesi­ni duya­rak iler­li­yor­dum.

Bu ara­da Akif gelir­ken Aysun’u da Celal amcan­lar­dan alma­yı unut­ma, o da çok sevi­necek.

Hız­la koş­muş, ken­di­mi köyün mey­da­nın­da bul­muş­tum bile. Bir an için de inanç­la­rım­dan tutun da son düşün­ce­me kadar her şeye bir kez dönüp bak­mış, san­ki bu hız­lı iler­le­yiş sıra­sın­da kimi heye­ca­nı­ma kimi anla­ma­dık­la­rı­ma kimi de zaman­la şu ker­piç evle­rin dağı­lıp dağı­lıp kuru top­ra­ğa, ora­dan kıya­fet­le­ri­mi­ze yapı­şan toz­la­ra, ora­dan da üze­ri­miz­de görü­nür birer leke­ye dönü­şen izle­re karı­şıp karış­ma­dı­ğı­nı kont­rol edi­yor, yine de ken­di­mi tam mı eksik mi saya­ca­ğı­mı bile­mi­yor­dum. Kal­dı ki niye doğ­ru­dan bura­ya gel­di­ği­mi bil­mi­yor­dum. Günün bu vak­tin­de mey­dan­da kim­se olmaz­dı genel­de ama yine de gel­miş­tim işte. San­ki hep­si­ne eşit uzak­lık­ta ola­cak, bir mate­ma­tik soru­su­nun bece­ri­siy­le hep­si­ni bir havuz­da top­lar gibi bura­da bula­cak­tım. Bir süre kim­se­ye bir şey sor­ma­dan hat­ta san­ki sorar­sam onla­rı da bu sürp­ri­ze ortak ede­cek­mi­şim gibi tem­kin­le etra­fa bakı­nı­yor­dum. Bel­ki de yine zih­nim bir oyu­nun için­de bırak­mış­tı beni. Bel­ki de sağ mı sol mu der­ken hemen arkam­da­ki dut ağa­cı­na dönüp yüze kadar say­ma­yı çok­tan bitir­miş ve etra­fa sak­la­nan çocuk­la­rı gözet­ler gibi dik­kat­li­ce etra­fa bakı­nı­yor­dum bile. Aslın­da bu oyun fik­ri çok­tan zih­ni­min için­de dağı­lıp git­miş­ti, yine de baba­mın sürp­ri­zi­ni çok merak etsem de onla­rı ara­ma­yı lüzum­lu gör­mü­yor sade­ce pek umur­sa­maz bir hal­de sağı solu göz­lü­yor­dum. Sıcak hava­da zaman biraz daha ağır geli­yor­du elbet­te. Sıca­ğın gücüy­le sır­tım­da­ki küçük ter dam­la­la­rı­nı his­set­me­ye baş­la­mış­tım. Bir süre son­ra bu mey­dan­da neden bulun­du­ğu­mu unut­muş gibi babam ve amca­mın birer kay­bo­lu­şu andı­ran iş seya­hat­le­ri­ni düşün­me­ye baş­la­mış ve bugün babam­la­rın tah­mi­nen ne vakit gele­ce­ği­ni düşü­nü­yor­dum. Baba­mın geti­re­ce­ği sürp­riz bir yana, onu çok özle­miş­tim. Aslın­da çoğu zaman nere­ye git­tik­le­ri­ni bil­me­di­ğim o adsız zaman­sız yere gide­li çok olma­mış­tı. Ama yine de evin her oda­sın­da biraz ses­siz­lik birik­tir­miş baba­mın yeri kay­bol­mu­yor, o evde yok­ken de birik­tir­di­ği ses­siz­li­ği iti­nay­la muha­fa­za edi­yor­duk. Her sefe­rin­de abim­le bera­ber onun­la git­mek için çok ısrar etsek doku­na­ma­dı­ğı­mız bir ses­siz­lik­le geri çev­ril­miş­tik. Ney­se ki bu sefer o bel­ki hiç adı­nı öğre­ne­me­ye­ce­ği­miz kara par­ça­sın­dan taze bir heye­can­la dönü­yor­du ara­mı­za. Ben­se bir an önce göre­vi­me ya da uzak­tan bir oyu­nu andı­ran ara­yı­şı­ma devam etme­liy­dim. Bu sıra­da mey­dan­dan iki yaş­lı adam­dan baş­ka hiç kim­se geç­me­miş, bu sıcak­la bera­ber bir süre daha kim­se­nin evden çık­ma­ya­ca­ğı bel­li olmuş­tu. Bir süre daha bel­ki orta­ya çık­mış­lar­dır diye sağa sola son defa bakı­nıp Celal amca­lar­dan Aysun’u alma­ya git­miş­tim. Bel­ki bu ara­da da şim­di nere­de olduk­la­rı­nı bil­me­di­ğim evle­rin top­rak dam­la­rın­dan inip görün­me­ye baş­la­mış, hat­ta bir ker­piç duva­ra göl­ge­le­riy­le için­den geçen­le­ri yan­sıt­mış bir bir ken­di­le­ri­ni dün­ya­dan say­mış­lar­dır diye ümit edi­yor­dum.

Şim­di Celal amcam­la­rın kapı­sı­nın önün­dey­dim artık. Yal­nız ken­di­le­riy­le sık görüş­me­di­ğim insan­lar­dan çekin­mek­ten mi ola­cak yok­sa baş­ka bir sebep­ten mi bil­mi­yo­rum ama kapı­yı çal­ma­dan bir süre bek­le­miş­tim. Evle­ri­nin içi­ne henüz gir­me­sem de içe­ri­den gelen çocuk ses­le­ri­nin ara­sın­dan Aysun’un sesi­ni tanı­mış­tım bile, içim­den keş­ke direk Aysun kapı­yı açsa da kim­se­ye bir şey deme­den git­sek diye düşün­ce­ler geçi­yor­du. Hem şim­di iki saat bir de bun­la­ra mı cevap vere­cek­tim. Zaten bu köyün yaş­lı­la­rı büyü­yün­ce ne ola­cak­sın soru­sun­dan baş­ka bir şey sor­ma­yı bil­mez­ler­di. Sahi büyü­yün­ce ne ola­cak­tım? Ney­se ki çeki­ne­rek çal­dı­ğım kapı­yı Aysun’la bera­ber evin büyük kızı açmış­tı. Kızı görür gör­mez sevin­miş, her zaman­ki o malum soru­la­rı cevap­la­mak zorun­da kal­ma­ya­ca­ğım için rahat­la­mış­tım. Hemen o anda da kıza sade­ce annem çağı­rı­yor Aysun’u götür­mem lazım deyip hız­la uzak­laş­mış­tım bile.

Artık biraz daha ken­dim­den emin­dim. Göre­vi­min ilk bölü­mü­nü tamam­la­mış, aynı zaman da babam­la­rın sürp­ri­zi­ne bir par­ça daha yak­laş­mış­tım. Bir yan­dan Aysun’la bera­ber köyün mey­da­nın­da dola­nır­ken bir yan­dan diğer­le­ri­nin nere­ler­de ola­bi­le­cek­le­ri­ni tah­min etme­ye çalı­şı­yor­dum. Ken­di ken­di­me, ya evler­den birin­de öyle­ce duru­yor o evin çocuk­lu­ğu­nu geniş­le­ti­yor­lar ya da köyün uzak tar­la­la­rın­da dola­nı­yor­lar­dır diye hesap edi­yor­dum. Bel­ki de eve dön­müş­ler­dir bile hem öğlen sıca­ğın­da ne yapa­cak­lar­dı köy yerin­de. En iyi­si top oyna­dı­ğı­mız yere de bakıp eve dön­mek­ti. Ne de olsa köyün için­de bir yer­de­dir­ler. Ara­da da Babam­la­rın sürp­ri­zi­ni biraz geç fark etme­le­rin­den ne olur­du ki diye ken­di ken­di­mi ikna edi­yor­dum neden­se.

Bazen de Bütün bu ara­yış beni nene­min anlat­tı­ğı men­kı­be­le­rin için­de his­set­ti­rip ken­di­mi yerin altın­da yaşa­yan kır­mı­zı karın­ca­la­rın­dan sayı­yor ve yer­yü­zün­de ki her şeyi top­la­yıp yeral­tı­na geri götü­re­rek yer­yü­zü­nü kim­se­nin kal­mak iste­me­ye­ce­ği bir yer hali­ne getir­mek için çalış­tı­ğı­mı hayal eder vazi­yet­te yaka­lar­ken ara sıra da ale­la­de bir boş­luk­tan öykü­nür gibi önün­den geçer­ken gör­dü­ğüm ev ve hay­van­la­rın görün­tü­le­ri hak­kın­da anlam­sız yorum­lar da bulu­nu­yor­dum içim­den.

Daha son­ra da bozuk trak­tö­rün önün­den geçip ve henüz elekt­rik bağ­lan­ma­mış ama hazır­lık­la­rı yapıl­mış elekt­rik dire­ği­ne bağ­lı itin hav­la­ma­sın­dan kork­sak da yakı­nın­dan geç­miş ısrar­lı hav­la­ma­sı­nı unut­muş­tuk bile. Bun­ca zaman­dır sahi­bi kim oldu­ğu­nu bil­me­sem de köyün orta­sın­da bir yal­nız­lık hey­ke­li gibi duran bu ite alış­mış, sev­miş­tim hat­ta. Ama şim­di hav­la­ma­sı­nı arkam­da bırak­mış, top oyna­dı­ğı­mız boş ara­zi­ye bakı­nı­yor­dum. Bura­da da yok­tu­lar, zaten bu vakit­te bura­da olma­la­rın­dan pek emin değil­dim doğ­ru­su. Zaten far­kın­da olma­dan kara­rı­mı ver­miş, eve dönü­yor, anne­me onla­rı bula­ma­dı­ğı­mı söy­le­me­ye hazır­la­nıp hat­ta yal­nız ken­dim duya­cak şekil­de annem­le içim­den konuş­ma­ya baş­la­mış­tım bile.

Anne her yere bak­tık, top saha­sı­na bile, ama bula­ma­dık.

Anne bel­ki uzak tar­la­la­ra git­miş­ler­dir ama ora­ya da bak­ma­dım çok sıcak­tı.

Anne babam­lar ne sürp­riz getir­miş… (Böy­le böy­le dol­du­ra­bi­lir­dim onla­rı ara­ma­dı­ğım zama­nı.)

Son­ra da ağır ağır yürü­dük eve. Kim bilir ne sır­la­rı ahır­la­rın­da sak­lan­mış evle­rin ne günah­la­rın kay­be­dil­di­ği arka bah­çe­ler­den geç­tik. Bel­ki kör hala­mın cin­le­riy­le bera­ber yürü­dük bu top­rak yol­la­rı bel­ki de yaş­lı koca­la­rı­nın göbe­ği altın­da ölen genç gelin­le­re görün­dük. Şim­di sade­ce bir yol değil­di bu yürü­dü­ğü­müz bili­yor­dum, artık sade­ce ağır aksak yürü­mü­yor aynı zaman­da bil­me­di­ği­miz öykü­le­rin giz­li tanı­ğı olu­yor far­kın­da olma­dı­ğı­mız eksik­lik­le­rin tamam­la­yı­cı­sı olu­yor­duk. Yine de biraz son­ra eve vara­cak ve ken­di­mi­zi san­ki bütün o toz­dan, ottan, dökü­len sular­dan ve kay­bol­muş kız­lar­dan ve boğul­muş yılan­lar­dan bağım­sız­mış yal­nız fala­nın oğul­la­rın­dan fila­nın kız­la­rın­dan iba­ret­mi­şiz gibi görü­ne­cek­tik ken­di­mi­ze.

Şim­di de az kal­mış, evi­mi­ze çok yak­laş­mış, Fuat’ın sesi­ni çok­tan duy­muş­tuk bile. Öyle ki bu sesin ver­di­ği mut­lu­luk bir an babam­la­rın geti­re­ce­ği sürp­ri­zin mera­kı­nı bas­tır­mış­tı. Artık daha rahat hare­ket edi­yor­du ayak­la­rım. Aysun eli­mi çok­tan bırak­mış, önden avlu­ya koş­muş­tu bile, ben de anne­me söy­le­me­ye hazır etti­ğim kıs­men yalan yan­lış söz­le­ri unut­ma­ya baş­la­mış hat­ta yalan söy­le­mek zorun­da kal­ma­dı­ğım için mi bu kadar sevin­miş yok­sa babam­la­rın geli­şi­ne mi sevin­miş­tim diye ken­di­mi yok­lu­yor­dum. Aslın­da neden onla­rı kapı kapı ara­ma­dım bil­mi­yo­rum ama yine de bu nu düşün­dü­ğüm vakit her biri­ni evde bula­ca­ğı­mı evden onla­rı ara­mak için çık­tı­ğım­dan beri his­se­di­yor­dum.

Der­ken san­ki her şey yeri­ne gel­miş kâğıt­ta­ki­ler kâğıt­la­ra, şişe­de­ki­ler şişe­le­re, tütün­de­ki­ler tütü­ne geri dön­müş­tü. Artık hiç­bir şey baş­ka bir şey­miş gibi dav­ra­na­ma­ya­cak, baş­ka bir şeyin yeri­ni ala­ma­ya­cak, nere­den bakar­sak baka­lım iğne­le­rin düğ­me­ler­den, kuş­la­rın nehir­ler­den, gül­le­rin bül­bül­ler­den sayı­la­ca­ğı­na ina­nı­yor­dum. Yine de bel­ki ben dün­ya­nın zama­nı­na dahil ola­ma­sam da en azın­dan bu yitik köyün ten­ha­lı­ğın­dan, bir var bir yok olan­la­rın­dan olup var­lı­ğı­mın hiç­bir zaman bir ihti­mal mi bir rüya mı oldu­ğu anla­şı­la­ma­ya­cak­tır.

Şim­diy­se evi­mi­zin avlu­su­na girer gir­mez ara­dı­ğım her­ke­sin çok­tan­dır eve gel­di­ği­ni görü­yor, hat­ta benim zama­nı­mı kay­bet­me paha­sı­na peşin­den koşup ama henüz öğre­ne­me­di­ğim sürp­ri­zi bir süre önce dönen babam ve amcan­dan öğren­dik­le­ri­ni anlı­yor­dum. Bir kez daha kay­bet­ti­ğim zama­nı­mın üzün­tü­sü­ne kapıl­mak­tan avlu­da­ki her­ke­sin ağzın­da­ki sürp­riz­den uzak kal­mış­tım. Yine de annem babam­la­rın bizim için bir fotoğ­raf maki­ne­si aldı­ğı­nı söy­le­di­ğin­de bir yan­dan sevin­miş bir yan­dan da daha önce kay­bet­ti­ğim zama­nı­mın boşu­na­lı­ğı­na üzü­lü­yor­dum. Bu ara­da da babam bütün çocuk­la­rın bir duvar dibin­de top­lan­ma­la­rı­nı iste­yip biraz­dan fotoğ­raf­la­rı­nı çeke­ce­ği­ni tem­bih etmiş­ti anne­me. Hemen son­ra da sırf bu yüz­den olmuş bir düş, sırf bu yüz­den beni bek­le­yen bir zaman­la bir­lik­te hâlâ çok sıcak ekme­ği ısı­rır­ken tek­rar adı­ma bürün­müş anne­min biz­le­re ses­le­ni­şi­ni duyu­yor­dum içim­de.

Akif hadi sen de kar­deş­le­ri­nin yanı­na geç.

Hadi çabuk bak baban gel­mek üze­re fotoğ­ra­fı­nı­zı çekecek. Büyük­ler siz ayak­ta durun. Hadi Akif bırak o ekme­ği.

Fuat sen de Aysun’un yanı­na geç. Murat hadi. Mede­ni. Hasip sen de. Hazır­la­nın hadi…

Baba­mı elin­de o küçük zaman maki­ne­siy­le görün­ce zih­ni­min çiz­gi­le­ri akrep ve yel­ko­va­nın çiz­gi­le­riy­le tek­rar bir­lik­te atma­ya baş­la­dı san­ki. Köy mey­da­nın­da kay­bet­ti­ğim zaman tek­rar geri gel­miş dün­ya­nın zama­nı­na ayak uydur­muş­tu. Her­kes her şey eski hali­ne geri dön­müş­tü o an, öyle ki anne­min ekme­ği­ni yüzü­ne rüz­gâr vuran başak­lar ola­rak görü­yor, baba­mın Şam’dan getir­di­ği saati, şim­di Şam çar­şı­sın­da bir züca­ci­ye­ci dük­kâ­nı­nın rafın­da dur­du­ğu­na ina­nı­yor­dum. Böy­le­ce artık ben de her daim arzu etti­ğim zama­na dâhil ola­bi­lecek, zama­nın yörün­ge­sin­de kay­bol­muş bu köy­de o bilin­mez süre­ye ayak uydu­ra­bi­lecek ve baba­mın bu siyah beyaz maki­na­sıy­la zama­nı mühür­le­ye­bi­le­cek­tim. Evet, evet bütün bun­lar tam da şim­di bu duva­rın dibin­de kar­deş­le­rim­le bera­ber baba­ma poz ver­me­ye hazır­la­nır­ken baş­la­mış­tı bile…

Şim­di de baba­mın o ağır sesi kulak­la­rı­ma inmiş­ti.

Akif hadi yak­laş iyi­ce kar­de­şi­ne, dik dur biraz. Aysun kızım sen de gül biraz. Fuat sen de eli­ni cebin­den çıkar. Murat. Hasip. Mede­ni.

Çeki­yo­rum… Hadi. Bir iki üç…

 

(197)

Yorumlar