Home Kültür Sanat Edebiyat Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş
Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş

Menekşe Gözlerde Hiç Vefa Yokmuş

72
0

Bugün bir TV dizi­si­ni orta­la­ma 1 mil­yon TL’ye mal eden yapım­cı­lar, bir­kaç mil­yon TL’lik ris­ke girip neden Türkiye’nin kült kişi­le­ri­ne iliş­kin biyog­ra­fi sine­ma­sı baş­lat­maz ki?

Erdinç Akkoyunlu

Bugün Holl­y­wo­od sena­rist­le­ri­nin değ­me roman­cı­dan daha iyi metin­ler; senar­yo­lar yaz­dı­ğı­na ina­nı­yor musun? İnan­san iyi olur. Her ne kadar ede­bi­yat­tan baş­ka sana­ta yüz ver­me­se de okur­lar, bugün sine­ma endüst­ri­si­nin kal­bi Amerika’da muh­te­şem senar­yo­lar yazı­lı­yor. İnan­ma­yan son 50 yılın en iyi sine­ma film­le­ri lis­te­si­ne baka­bi­lir. Yahut bu lis­te­ye dahi gire­me­miş baş­ya­pıt­lar­dan olu­şan alter­na­tif sıra­la­ma­la­rı izler.

İkin­ci Dün­ya Savaşı’ndan son­ra hiç­bir yıkım gör­me­miş (Bosna’da yaşa­nan­la­ra yüz çevir­miş) Avru­pa, gide­rek zen­gin­le­şen ve han­tal­la­şan dün­ya­sı­na gömül­müş. Bol­şe­vik dev­ri­mi son­ra­sın­da komü­nist düze­nin kapi­ta­lizm kar­şı­sın­da önce Soğuk Savaş ardın­dan da zama­nın şart­la­rıy­la eri­yip yok olma­sı­nın are­na­sı­na dönen Rusya’da buna katıl­mış… Böy­le­ce roman denen çocu­ğun anne ve baba hane­sin­de isim­le­ri yazan Avru­pa ile Rus­ya, yani Doğu ede­bi­ya­tı, ken­di var­lı­ğı­nı irde­le­me­ye dönük bir kısır ede­bi­yat hali­ne dönü­şün­ce… Her zaman dört kişi­nin bir ara­ya gel­di­ğin­de dar­be yap­ma ihti­ma­li­nin can­lı oldu­ğu; hal­kın ayrı­lık­çı silah­lı örgüt­ler ile dev­let ordu­su ara­sın­da­ki çatış­ma­lar­da kör kur­şun­lar­la haya­tı­nı kay­bet­ti­ği, siya­si yol­suz­luk­la­rın ayyu­ka çık­tı­ğı, uyuş­tu­ru­cu­nun kafa bulan­dır­dı­ğı, para­lı sek­sin köşe baş­la­rı­nı tut­tu­ğu ve sıca­ğın… O yapış­kan, çelik gibi, insa­nı ken­din­den alan sıca­ğın hüküm sür­dü­ğü Latin Ame­ri­ka ede­bi­ya­tı haya­tı ta dibi­ne kadar yaşa­yan­la­rın coğ­raf­ya­sı oldu­ğun­dan… Yok­sul­luk, orta sını­fın olma­dı­ğı aşı zen­gin­lik­le kay­na­şıp, çift­le­şip, ezil­di­ğin­den… Yani yazar­la­rın söy­le­yecek sözü ve top­lum adı­na edecek isya­nı oldu­ğun­dan Bugün Latin Ame­ri­ka ede­bi­ya­tı­nın şafa­ğı­nı yaşı­yo­ruz. Bu güneş bat­tı sanan­lar, daha öğle vak­ti­nin dahi gel­me­di­ği­ne Latin­le­ri de inan­dır­ma­ya çalı­şı­yor. Ale­jand­ro Zamb­ra, Car­los Lab­bé, Mario Bel­lat­tin, Juan Gab­ri­el Vas­qu­ez, Rober­to Bola­ño, Eve­lio Rose­rio ve Cesar Aira benim son dönem­de oku­du­ğum ‘Yeni dönem Latin Ame­ri­ka Edebiyatı’nın genç usta­la­rı. Bu yazar­la­rın ‘Biz Büyü­lü Ger­çek­çi­lik ile yaz­ma­ya­ca­ğız’ mani­fes­to­su ile yeni modern ede­bi­yat çaba­la­rı­nı Latin Ame­ri­ka ede­bi­ya­tı­nın son­la­nı­şı ola­rak gören Avru­pa ve ABD ede­bi­yat kano­nu, G.G. Mar­qu­ez, M.Vargas Llo­sa, J. Cor­ta­zar, J.Lois Bor­ges, Car­los Fuen­tes, Jose Done­so gibi Latin Eve­rest dağ dizi­si­ni de pus­lu bir yok olmuş­lu­ğun ardın­da bırak­ma­ya çaba­lı­yor. Ne ki başa­ra­mı­yor. Yine de ede­bi­ya­tı Latin Amerika’dan modern roman ithal eden, ken­di kla­sik­le­ri­ne de yas­la­na­rak baş­ka üre­tim yap­ma­yan bir eko­sis­te­me dönüş­tür­me­yi de başa­rı­yor­lar.

Arif v 2016

O vakit, özgün yaz­mak için geri­ye tek yol kalı­yor: sine­ma. Ora­da da işe sıfır­dan baş­la­ma­nın mali­ye­ti çok ağır, gidi­lecek yol ise çok uzak. Mut­la­ka Ame­ri­kan sine­ma­sı­nı ölçü alıp ona göre yaz­mak gere­ki­yor. Ki bura­da da konu­şu­lan biyog­ra­fik sine­ma. Yok­sa Örüm­cek Adam, Batman yahut Super­man gibi fan­tas­tik sine­ma ikon­la­rı değil.

Bir ülke­de, biyog­ra­fik sine­ma ne den­li güç­lüy­se aslın­da tüm sanat dal­la­rı da o dere­ce güç­lü­dür diye düşü­nü­rüm hep. Ama biyog­ra­fi sine­ma­sı­nın dönem sine­ma­sın­dan ayı­rı­la­ma­yan özel­lik­le­ri nede­niy­le bu tür film­le­rin inşa süreç­le­ri her zaman zaten paha­lı olan sine­ma fil­mi üre­ti­min­den daha da mali­yet­li olur. Fakat bura­da asıl olan senar­yo­nun değe­ri. Bizim kül­tü­rü­müz­de biyog­ra­fi yaz­mak yok. Türkiye’de çok satan bir biyog­ra­fi duy­du­nuz mu ya da ünlü kişi­le­ri sanat­çı, siya­set­çi, katil yahut fut­bol­cu­nun haya­tı­nı büyük bir say­dam­lık­la anlat­tı­ğı yaz­ma ve oku­ma kül­tü­rü var mı? Bu işi röpor­taj­lar gör­me­si gere­kir­ken, bugün popü­ler­lik­le iliş­ki­li değil­se kim­se gaze­te­ci­nin üret­ti­ği röpor­ta­jı da oku­mu­yor. Ve nice değer, ken­di söz­le­ri­ni söy­le­ye­me­den göçüp gidi­yor. Geçen gün­ler­de haya­tı­nı kay­be­den Münir Özkul’u biz 1980’lerde ver­di­ği bir röpor­taj­la tanı­ma­ya çalış­ma­mış mıy­dık? Özkul’un 30 yıl­da düşün­ce­le­ri hiç mi değiş­me­miş­ti? Ama bel­li ki kapı­sı çalın­ma­mış, görüş­le­ri alın­ma­mış­tı.

Demek ki böy­le bir gaze­te­ci­lik çar­kı­mız oldu­ğu­na göre, Türkiye’nin biyog­ra­fi sine­ma­sı­nın unsur­la­rı ola­cak ikon­la­rı­na iliş­kin bil­gi biri­ki­mi de kısır bir dön­gü­den iba­ret ola­cak. Ki bura­da da dev­re­ye iyi sena­rist olmak girer. Sora­rım size, her­ke­se. Bugün bir TV dizi­si­ni orta­la­ma 1 mil­yon TL’ye mal eden yapım­cı­lar, bir­kaç mil­yon TL’lik ris­ke girip neden Türkiye’nin kült kişi­le­ri­ne iliş­kin biyog­ra­fi sine­ma­sı baş­lat­maz ki? Yıl­lar­dır yapı­la­ma­yan Ata­türk fil­mi­nin bu düşün­ce­nin önün­de­ki en büyük set oldu­ğu bel­li ama bu duva­rı aşma­nın yolu da peka­la baş­ka isim­le­re yöne­lik biyog­ra­fi film­le­ri yap­mak­tan geç­mi­yor mu?

Bugün Cem Yılmaz’ın 1960’ların Türkiye’sinde bol­ca selam ver­di­ği isim­ler, o gün­le­rin naif­li­ği­ni yaşa­ma­sa bile bugü­nün vah­şe­ti nede­niy­le özlem duyan­lar tara­fın­dan büyük bir ilgi gör­me­di mi? Ama neden o film­de bol­ca yer alan Zeki Müren’in haya­tı­nı anla­tan bir film yok Türkiye’de. Hani Sanat Güne­şi her yeri aydın­la­tı­yor­du? Bugün Türk dizi­le­rin dün­ya­da izlen­di­ği­ni söy­lü­yor­sak, ki ne vakit yurt dışı­na git­sem kanal­lar­da dub­laj bile yapıl­ma­dan yayım­la­nı­yor bizim dizi­ler, para kaza­nı­lı­yor­sa bu işten, bu tür sine­ma risk­le­ri­ne gir­mek yapım­cı­yı, sena­ris­ti ve oyun­cu­yu yücel­tir. Hat­ta sine­ma ile bera­ber senar­yo ede­bi­ya­tı da güç­le­nir. Türkiye’de fil­mi yapı­la­cak çok kişi ve olay var. Fakat imkan olma­sı­na kar­şın cesa­ret ile istek yok. Haki­ka­ten ne diyor­du Zeki Müren ‘Menek­şe göz­ler­de hiç vefa yok­muş’… Sahi yok muy­muş?

(72)

Yorumlar