Home Öykü Kısa Öykü Murat Aslan • Muzlu Pasta
Murat Aslan • Muzlu Pasta

Murat Aslan • Muzlu Pasta

179
0

Ailemi işin içine sokmayarak, bir banka gişesinden ödünç aldığım parayı iade etmek için çalıştığım kafedeyim. Sadece hiç parası olmayanlara fazla gelebilecek bir miktardı. Hayatımda hiç garsonluk yapmamıştım. ‘Yaptım,’ dedim. Hiç referansım yoktu. ‘Var,’ dedim. Her çaylak patronu gibi anlamıştı tecrübesizliğimi, maaş sonra belli olacaktı, performansa göre. Her gün yüzlerce kişi sanki bizim kafeye uğramak için geliyorlardı bu semtin en kalabalık kavşağına. Buzlu bardak, iki hamburger, yarım ekmek, tavuk ketçap mayonez olacak.

Sabah on akşam on çalışıyorum. İşe gelip tişörtümü giydiğimde, içerdeki masalardan birine dönüşüyorum sanki. Oranın bir cismine… Henüz vakit öğle arası olduğunda, saç diplerimden yorgunluk değil de daha çok kızgınlık belirtileri akmaya başlıyor suratımdan aşağı. Eğretiliğimi örtünüyorum. Bir insan kendini hayatına daha ne kadar yabancılaştırabilir ki? İşyerindeki her gün bu sefer istifa edeceğim diyorum. Evdeyse, bu sefer yapacağıma inanıyorum, neyi kime ispatladığımı umursamayarak.

Her gün sokağın başından kafeye doğru ilerlerken yavaş yavaş denizin boyumu aşan seviyesine doğru gittiğimi hissediyorum. Beni görenler oranın ne kadar güzel olduğuna ikna edip beni de çağırıyorlar yanlarına. Ayaklarımın yerle teması kesiliyor. Siparişler, adisyonlar, yarım porsiyonlar boyumu aşıyor. Anlık bir hareketle kafamı kaldırıp derin bir nefes alıyorum. Herkes benim gibi öğrenci. Yaz aylarına kendilerine birer hikâye yazıyorlar. Garson bir çocuk diğerinden hoşlanıyor, anlıyorum.

Sema adında bir garson var, adını çok sonradan öğrendiğim. Kafedeki her şeyden biraz anladığı için Ortam diyorlar. Başka bir şekilde seslenilmesine kızıyor Ortam. Kısa boylu, sürekli ters bir şapka takıyor saçları da görünmeyecek şekilde. En çok ona ısındım galiba. İnsanları hepimizden daha iyi gördüğünü düşündürtüyor bana. Bazen benimle ilgili daha önce hiç fark etmediğim bir şey söylüyor, şaşırıyorum. Biraz da kıskanıyorum bu yönünü. Anlıyor bazen, üzülme der gibi elini uzatıyor omzuma. Bana güveniyor o da. Bir gün kız arkadaşını tanıştırıyor benle ayaküstü aceleyle.

Yine bir gün ortalığın sakin olduğu bir zamanda, elimde nemli bezimle en sık kullanılmasına anlam veremediğim küçük, kare şeklinde olan masadaki kırıntıların arasına karışıyorum. Annemin bir şeyi beceremeyeceğimi içinde barındıran nasihatleri geliyor aklıma. Daha bir güzel siliyorum masayı. Biraz dışarıya bakmak için kafenin camla çevrili, önünden insanların geçtiği ön tarafına geçiyorum. İçerisi sakin. Zamanıdır diyorum içimden. Esas patron yokken kafenin sahibi olan, her daim sinekkaydı tıraşı ve beyaz gömleğiyle Mustafa Bey kasada duruyordu. Ona yakın masanın dağılan sandalyelerini düzeltme bahanesiyle ilk zamanlarımda üç tane dolu çay bardağını düşürerek hareketlendirdiğim, kasanın önüne yavaşça yaklaşıyorum.

“Mustafa Bey şu ön taraftaki muzlu pastayı bana ayırabilir misiniz? Bugün yeğenimin doğum günü de,” dedim sabah sildiğim camın içinde duran küçük, yuvarlak pastayı göstererek. “Tamam, sen işine devam et ayarlarız,” dedi.

Ya satılırsa, ayarlarmış. Daha paramızla istediğimiz pastayı bile alamıyoruz burada dedim kendi kendime dertleşerek. Müşteriler gelmeye başlamıştı. Dolaptan soğuk bir gazoz alıp sipariş etmişler gibi üst kata çıktım. Bir masa doluydu. Masanın, kameranın ve gelecek birinin görmeyeceği bir kenarda hırsla kafama diktim gazozu. İlk kolamı on yaşımda içebilmiştim halbuki. Şişeyi bir masaya bıraktım geçerken. İntikamımı almıştım.

Paydos saatim gelmişti. Her zamanki sıkıntı çöktü omuzlarıma yorgunlukla beraber. Aslında daha iyi hissediyor olmam lazımdı, sonuçta yaklaşık on saat evde olacaktım. Çalışırken gerçek hayattan soyutlandığımı fark ediyorum. Bu sebeple, iş bitip de o kalabalığa karışınca, herkesin benden daha hızlı yürümesi benim yorgun olmamla değil de, onların daha anlamlı şeylere doğru gitmeleriyle ilgili gibi geliyordu.

“Mustafa Bey, ben çıkıyorum pastayı alabilir miyim?” Küçük boyutlu yuvarlak pastalardan birini kutuya koyup uzattı. “Al bakalım.” Tam parayı çıkaracaktım ki, “Tamam, hadi git evine,” dedi. Şaşırdım. Haksızlık ettiğimi düşündüm bugün boş yere.

Sanki ilk defa bana birisi iyilik yapmıştı. Minibüs durağına doğru yürürken adamın bütün huysuzluklarını unuttum resmen. Vay be, helal olsun bana diyerek gülümsedim. Minibüste kendime cam kenarında tutunacak bir yer kapıp her gün geçtiğim yolları bir kez daha seyrettim hayaller kurarak.

Eve girdiğimdeki bu karanlığı sevmiyorum. Işığı yaktım. İşyerinde atıştırdığım şeyler tıkadı gibi, aç değilim. Mutfağa uğradıktan sonra oturma odasına geçiyorum. Ev ahalisi bir haftalığına amcamın yazlığına gittiği için, babamın daima akşamları uzandığı koltuk bana kaldı. Rahatsız edici yayların üzerine oturuyorum. Küskün bir sessizliği poşetin hışırtılarıyla yırtıp pastayı çıkardım. Çatalımla pastaya dokunuyorum. Muzlu.

(179)

Yorum yaz