Home Öykü Kısa Öykü Murat Aslan • Muzlu Pasta
Murat Aslan • Muzlu Pasta

Murat Aslan • Muzlu Pasta

112
0

 

Ailemi işin içine sok­ma­ya­rak, bir banka gişe­sin­den ödünç aldı­ğım parayı iade etmek için çalış­tı­ğım kafe­de­yim. Sadece hiç parası olma­yan­lara fazla gele­bi­le­cek bir mik­tardı. Haya­tımda hiç gar­son­luk yap­ma­mış­tım. ‘Yap­tım,’ dedim. Hiç refe­ran­sım yoktu. ‘Var,’ dedim. Her çay­lak pat­ronu gibi anla­mıştı tec­rü­be­siz­li­ğimi, maaş sonra belli ola­caktı, per­for­mansa göre. Her gün yüz­lerce kişi sanki bizim kafeye uğra­mak için geli­yor­lardı bu sem­tin en kala­ba­lık kav­şa­ğına. Buzlu bar­dak, iki ham­bur­ger, yarım ekmek, tavuk ket­çap mayo­nez ola­cak.

Sabah on akşam on çalı­şı­yo­rum. İşe gelip tişör­tümü giy­di­ğimde, içer­deki masa­lar­dan birine dönü­şü­yo­rum sanki. Ora­nın bir cis­mine… Henüz vakit öğle arası oldu­ğunda, saç dip­le­rim­den yor­gun­luk değil de daha çok kız­gın­lık belir­ti­leri akmaya baş­lı­yor sura­tım­dan aşağı. Eğre­ti­li­ğimi örtü­nü­yo­rum. Bir insan ken­dini haya­tına daha ne kadar yaban­cı­laş­tı­ra­bi­lir ki? İşye­rin­deki her gün bu sefer istifa ede­ce­ğim diyo­rum. Evdeyse, bu sefer yapa­ca­ğıma ina­nı­yo­rum, neyi kime ispat­la­dı­ğımı umur­sa­ma­ya­rak.

Her gün soka­ğın başın­dan kafeye doğru iler­ler­ken yavaş yavaş deni­zin boyumu aşan sevi­ye­sine doğru git­ti­ğimi his­se­di­yo­rum. Beni gören­ler ora­nın ne kadar güzel oldu­ğuna ikna edip beni de çağı­rı­yor­lar yan­la­rına. Ayak­la­rı­mın yerle teması kesi­li­yor. Sipa­riş­ler, adis­yon­lar, yarım por­si­yon­lar boyumu aşı­yor. Anlık bir hare­ketle kafamı kal­dı­rıp derin bir nefes alı­yo­rum. Her­kes benim gibi öğrenci. Yaz ayla­rına ken­di­le­rine birer hikâye yazı­yor­lar. Gar­son bir çocuk diğe­rin­den hoş­la­nı­yor, anlı­yo­rum.

Sema adında bir gar­son var, adını çok son­ra­dan öğren­di­ğim. Kafe­deki her şey­den biraz anla­dığı için Ortam diyor­lar. Başka bir şekilde ses­le­nil­me­sine kızı­yor Ortam. Kısa boylu, sürekli ters bir şapka takı­yor saç­ları da görün­me­ye­cek şekilde. En çok ona ısın­dım galiba. İnsan­ları hepi­miz­den daha iyi gör­dü­ğünü düşün­dür­tü­yor bana. Bazen benimle ilgili daha önce hiç fark etme­di­ğim bir şey söy­lü­yor, şaşı­rı­yo­rum. Biraz da kıs­ka­nı­yo­rum bu yönünü. Anlı­yor bazen, üzülme der gibi elini uza­tı­yor omzuma. Bana güve­ni­yor o da. Bir gün kız arka­da­şını tanış­tı­rı­yor benle aya­küstü ace­leyle.

Yine bir gün orta­lı­ğın sakin olduğu bir zamanda, elimde nemli bezimle en sık kul­la­nıl­ma­sına anlam vere­me­di­ğim küçük, kare şek­linde olan masa­daki kırın­tı­la­rın ara­sına karı­şı­yo­rum. Anne­min bir şeyi bece­re­me­ye­ce­ğimi içinde barın­dı­ran nasi­hat­leri geli­yor aklıma. Daha bir güzel sili­yo­rum masayı. Biraz dışa­rıya bak­mak için kafe­nin camla çev­rili, önün­den insan­la­rın geç­tiği ön tara­fına geçi­yo­rum. İçe­risi sakin. Zama­nı­dır diyo­rum içim­den. Esas pat­ron yok­ken kafe­nin sahibi olan, her daim sinek­kaydı tıraşı ve beyaz göm­le­ğiyle Mus­tafa Bey kasada duru­yordu. Ona yakın masa­nın dağı­lan san­dal­ye­le­rini düzeltme baha­ne­siyle ilk zaman­la­rımda üç tane dolu çay bar­da­ğını düşü­re­rek hare­ket­len­dir­di­ğim, kasa­nın önüne yavaşça yak­la­şı­yo­rum.

Mus­tafa Bey şu ön taraf­taki muzlu pas­tayı bana ayı­ra­bi­lir misi­niz? Bugün yeğe­ni­min doğum günü de,” dedim sabah sil­di­ğim camın içinde duran küçük, yuvar­lak pas­tayı gös­te­re­rek. “Tamam, sen işine devam et ayar­la­rız,” dedi.

Ya satı­lırsa, ayar­lar­mış. Daha para­mızla iste­di­ği­miz pas­tayı bile ala­mı­yo­ruz burada dedim kendi ken­dime dert­le­şe­rek. Müş­te­ri­ler gel­meye baş­la­mıştı. Dolap­tan soğuk bir gazoz alıp sipa­riş etmiş­ler gibi üst kata çık­tım. Bir masa doluydu. Masa­nın, kame­ra­nın ve gele­cek biri­nin gör­me­ye­ceği bir kenarda hırsla kafama dik­tim gazozu. İlk kolamı on yaşımda içe­bil­miş­tim hal­buki. Şişeyi bir masaya bırak­tım geçer­ken. İnti­ka­mımı almış­tım.

Pay­dos saatim gel­mişti. Her zamanki sıkıntı çöktü omuz­la­rıma yor­gun­lukla bera­ber. Aslında daha iyi his­se­di­yor olmam lazımdı, sonuçta yak­la­şık on saat evde ola­cak­tım. Çalı­şır­ken ger­çek hayat­tan soyut­lan­dı­ğımı fark edi­yo­rum. Bu sebeple, iş bitip de o kala­ba­lığa karı­şınca, her­ke­sin ben­den daha hızlı yürü­mesi benim yor­gun olmamla değil de, onla­rın daha anlamlı şey­lere doğru git­me­le­riyle ilgili gibi geli­yordu.

Mus­tafa Bey, ben çıkı­yo­rum pas­tayı ala­bi­lir miyim?” Küçük boyutlu yuvar­lak pas­ta­lar­dan birini kutuya koyup uzattı. “Al baka­lım.” Tam parayı çıka­ra­cak­tım ki, “Tamam, hadi git evine,” dedi. Şaşır­dım. Hak­sız­lık etti­ğimi düşün­düm bugün boş yere.

Sanki ilk defa bana birisi iyi­lik yap­mıştı. Mini­büs dura­ğına doğru yürür­ken ada­mın bütün huy­suz­luk­la­rını unut­tum res­men. Vay be, helal olsun bana diye­rek gülüm­se­dim. Mini­büste ken­dime cam kena­rında tutu­na­cak bir yer kapıp her gün geç­ti­ğim yol­ları bir kez daha sey­ret­tim hayal­ler kura­rak.

Eve gir­di­ğim­deki bu karan­lığı sev­mi­yo­rum. Işığı yak­tım. İşye­rinde atış­tır­dı­ğım şey­ler tıkadı gibi, aç deği­lim. Mut­fağa uğra­dık­tan sonra oturma oda­sına geçi­yo­rum. Ev aha­lisi bir haf­ta­lı­ğına amca­mın yaz­lı­ğına git­tiği için, baba­mın daima akşam­ları uzan­dığı kol­tuk bana kaldı. Rahat­sız edici yay­la­rın üze­rine otu­ru­yo­rum. Küs­kün bir ses­siz­liği poşe­tin hışır­tı­la­rıyla yır­tıp pas­tayı çıkar­dım. Çata­lımla pas­taya doku­nu­yo­rum. Muzlu.

(112)

Yorumlar