Home Söyleşi Nilay Örnek: "Bu ülkede baya bir süredir gazetecilik yapılamıyor, iyi ve nadir örnekler kayboluyor."
Nilay Örnek: "Bu ülkede baya bir süredir gazetecilik yapılamıyor, iyi ve nadir örnekler kayboluyor."

Nilay Örnek: "Bu ülkede baya bir süredir gazetecilik yapılamıyor, iyi ve nadir örnekler kayboluyor."

392
0

Nilay Örnek gaze­teci, edi­tör ve yazar. Ne yazık ki iyi gaze­te­ci­lik yap­maya ve doğ­ru­ları dile getir­meye çalış­tığı için gaze­te­ci­li­ğin dışına sürüldü. Bütün İyi­ler Biraz Küs­kün­dür adıyla yayım­la­nan ve geniş bir çev­rede hemen ilgiyle kar­şı­la­nan kita­bın­daki yazı­lar günü­mü­zün bir aynası gibi. İyi bir gaze­te­ci­nin elden bıra­kıl­ma­dan oku­na­cak bir dille yazıl­mış kita­bın­dan çıka­rak pek çok şey hak­kında konuş­tuk. 

Ger­çek iyi­leri, müte­vazı olan­ları küs­tü­rü­yo­ruz. Hep ver­di­ğim örnek, biz kovu­lur­ken her­kes, “Helal size kira­nızı öde­ye­ce­ğiz” diyordu. Bunun olma­ya­ca­ğını hepi­miz bili­yo­ruz; kiramı ödeme ama yazımı oku, beğe­ni­yor­san pay­laş. Bu bile bir çaba.

Semih Gümüş: Bütün İyi­ler Biraz Küs­kün­dür’ün 7. bas­kısı elimde. Oku­run ilgisi var elbette ama der­gi­le­rin, gaze­te­le­rin, en azın­dan sizin ala­nı­nız­daki yazar­la­rın yete­rince ilgi­si­nin olma­dı­ğını gör­düm. Yanı­lı­yor muyum acaba?

Nilay Örnek: Kitap ilk 40 gününde 13 baskı yaptı… İnsa­nın kitabı oku­yu­cu­dan ilgi görünce daha az takı­yor bu durumu. Ben çok ile­ti­şim kuran da biri­yim, özel­likle Ins­tag­ram ara­cı­lı­ğıyla her gün onlarca kişi­den kita­bımla ilgili geri dönüş alı­yo­rum. Beğe­ni­le­ri­nin yanı sıra kendi küs­kün­lük hikâ­ye­le­rini anla­tı­yor insan­lar. Bun­lar zaten bir hayli tat­min edici. Ancak yine de insan bir ehil gözün, iyi bir kitap eleş­tir­meni ya da oku­ru­nun yoru­munu oku­mak isti­yor.

Bir gaze­teci ola­rak, en azın­dan “Mil­let neyi beğeniyor?“u merak eder baka­rım ben olsam. Üste­lik ben yayı­ne­vine ezbere kitap da gön­dert­me­dim. Bir liste yap­tım. İnsan­la­rın köşe­le­rini, haber­le­rini oku­rum. Yakın tanı­dı­ğım gaze­te­ci­lere zaten kolaydı, yazı­la­rıyla tanı­dık­la­rıma da bölüm bölüm post-it’ler koya­rak gön­der­dim kitabı. Bir maga­zin ekinde yazan kişiye mesela, Bülent Ortaçgil’in “Bu İş Çok Zor Yonca“sını ya da “Yüzüne Dökme Küçük Kız“ı kime yaz­dı­ğını anla­tan yeri işa­ret­le­yip gön­der­dim. Siya­set yazana ise başka bir yeri… Kim­seyi ara­ma­dım ama baya da ince çalış­mış­tım yani:)

SG: Siz gaze­te­ci­si­niz. Çeşitli gaze­te­lerde ve der­gi­lerde yaz­dı­ğı­nız yazı­lar da olmakla bir­likte, son­ra­dan kitap için yaz­dı­ğı­nız yazı­larla bir bütün­lük oluş­tur­maya çalış­mış­sı­nız…

: Türkiye’de işini ger­çek­ten iyi yap­maya çaba­la­yan, iyi, dürüst ve ada­letli olmaya çalı­şan her­ke­sin çok zor­lan­dı­ğını, küs­tü­rül­dü­ğünü düşü­nü­yo­rum. Bir tezim var yani; o tezin etra­fında dolaş­tım sanı­rım.

SG: Kita­bı­nıza doğu­mu­nuz­dan söz ede­rek baş­lı­yor­su­nuz. Aynı zamanda bir hayat hikâ­yesi gibi okun­ma­sını da düşün­dü­nüz mü?

: Yok aslında düşün­me­dim, hatta doğu­mum­dan söz etti­ğim önsözü de en son yaz­dım; yani planlı değil. Ancak bugün Türkiye’de hangi konu­dan bah­set­sen, doğa­nın yok edil­me­sin­den, beton­laş­ma­dan, sami­mi­yet­siz­lik­ten, acı­ma­sız­lık­tan söz açsan, bir şekilde ‘oncu’ ya da ‘buncu’ olu­yor­sun. Ben kendi üze­rim­den örnek­ler vere­rek bun­dan kaç­maya çalış­tım sanı­rım. Benim ya da aile­min bazı yazı­larda yer bul­ması da bun­dan. Sami­mi­ye­tin çok değerli oldu­ğunu düşü­nü­yo­rum; ger­çek­ten samimi bir şey yaz­mak iste­dim ki, en samimi his­set­ti­ğim yer ailem ve çocuk­lu­ğum.

Ben Gezi süre­cinde işin­den olan ilk beş gaze­te­ci­den biri­yim; İsmail Küçük­kaya ve ardın­dan biz kovul­duk. Ben sonra çalış­tım da yine. Ben gaze­te­ci­liğe baya baya âşı­ğım­dır.

SG: Siz ken­dine özgü yazı­lar yazan bir gaze­teci-yazar­dı­nız. Yazı­la­rı­nızı ara sıra okur­dum. Çok hoş bir tav­rı­nız ve üslu­bu­nuz var. Sonra fiili gaze­te­ci­lik­ten ayrıl­mak zorunda kal­dı­nız. Ne kadar iste­se­niz de eskisi gibi gaze­te­ci­lik yapa­maz oldu­nuz. Şimdi geriye dönüp bak­tı­ğı­nızda, o süreci nasıl değer­len­di­ri­yor­su­nuz?

: Ne değerli böyle gör­me­niz ve her şey bir yana gör­me­niz… Sadece ben değil, gaze­te­ci­liği seven, iyi yetiş­miş, ken­dini geliş­tir­miş kimse ger­çek gaze­te­ci­lik yapa­mı­yor bu dönemde. Birey­sel ola­rak bana bakar­sak, ben 17 yaşım­dan beri gaze­te­ler­de­yim ve muha­bir­lik­ten yazar­lığa, çok uzun yıl­lar yazı­iş­leri edi­tör­lü­ğün­den yöne­ti­ci­liğe hemen her şeyi yap­tım. Çok şey öğren­dim de. Hafta sonu ekleri yapar­ken özel­likle çok iyi işler yap­tı­ğımı düşü­nü­rüm, hep bir­likte, ekipçe yap­tık. Yine olsa, öyle bir hafta sonu eki ya da dergi yap­mayı çok iste­rim. Ama şu ortamda müm­kün değil. Ben Gezi süre­cinde işin­den olan ilk beş gaze­te­ci­den biri­yim; İsmail Küçük­kaya ve ardın­dan biz kovul­duk. Ben sonra çalış­tım da yine. Ben gaze­te­ci­liğe baya baya âşı­ğım­dır. İlk zaman­lar baya duy­gu­sal­dım, göz­le­rim dolu­yordu iki de bir. Bugünse imkân­sız­lığı görü­yo­rum. Bir de haya­tım baş­ka­la­rı­nın adına yazı­lar yaza­rak, yazı düzel­te­rek geçti. Sadece geç­ti­ği­miz iki sene, edi­tör­lük ve yöne­ti­ci­lik gibi ek görev­le­rim olma­dan yazar­lık yap­tım; “Vay be, ne güzel­miş” dedim açık­çası. Bu kitapsa sadece kendi adıma yap­tı­ğım ilk şey.

SG: Bu ülkede gaze­te­ci­lik bitti mi?

: “Bu ülkede baya bir süre­dir gaze­te­ci­lik yapı­la­mı­yor, iyi ve nadir örnek­ler kay­bo­lu­yor” diye­bi­li­rim. İyi gaze­te­ci­ler hâlâ var ama faali­yet yok, yayın­la­na­mı­yor, ola­mı­yor. Ben esas yeni kuşağı merak edi­yo­rum. Okullu da olmama rağ­men ben her şeyi büyük­le­rim­den öğren­dim. Yirmi iki sene önce, Sabah gaze­te­sin­de­yiz; Nec­det Doğan, “Nilay senin say­fana göre bir haber var,” dedi. Ben de her­kese iyi akşam­lar dil­le­miş çıkı­yo­rum, “Benim say­fam gitti ama..” dedim. “Yani habe­rin ne oldu­ğunu sor­ma­ya­cak mısın?” dedi. O gün o haberi merak etme­me­nin utancı hâlâ üze­rim­de­dir. Asla “Bir haber var” den­di­ğinde “Ne olmuş?” deme­den başın­dan ayrıl­mam. Ne kadar küçük bir şey gibi değil mi? Bir de bugünü düşü­nün; yeni nes­lin işi öğre­ne­ceği kaç gazete var. Gaze­te­ler gaze­teci olma­yan insan dolu. Ya da kalan­lar başka model­lere dönüş­mek zorunda.

Ben baya güleç biri­yim­dir, hayatı da öyle yaşa­maya gay­ret ede­rim. Buna kar­şın kitap pesi­mist gel­mişti yazar­ken. Yani ilk defa şikâ­yet edi­yo­rum gibi geldi, “Kar­de­şim benim de başına bir şey­ler geldi” dedim.

SG: Bütün İyi­ler Biraz Küs­kün­dür şöyle oku­na­bi­lir sanı­rım: Mut­suz­luğu mut­lu­luk aşı­la­yan bir dille yazıl­mış yazı­lar bun­lar…

: İşte bu! Buna ihti­yaç duyu­yo­rum. Sonuçta bugün unvan sahip­len­mek kolay ama ben ken­dimi ede­bi­yatçı ya da pro­fes­yo­nel bir kitap yazarı ola­rak gör­mü­yo­rum doğal ola­rak. Ve baş­kası gözüyle tanım­lan­maya ihti­yaç duyu­yo­rum. Bu, bugüne kadar duy­du­ğum en güzel yorum­lar­dan biri ola­bi­lir. Kafamda otur­ta­ma­dı­ğım şeyi açık­la­ya­bi­lir. Şöyle ki… Ben baya güleç biri­yim­dir, hayatı da öyle yaşa­maya gay­ret ede­rim. Buna kar­şın kitap pesi­mist gel­mişti yazar­ken. Yani ilk defa şikâ­yet edi­yo­rum gibi geldi, “Kar­de­şim benim de başına bir şey­ler geldi” dedim. Sami­mi­yet­siz­lik­le­ri­miz­den, vasat sever­li­ği­miz­den, kötü­lü­ğü­müz­den, sah­te­lik­le­ri­miz­den, kötü adam sev­da­mız­dan, dik duran­lara sahip çıka­ma­yış­la­rı­mız­dan, kendi işsiz kal­dı­ğım dönem­den ya da baba­mın has­ta­lı­ğın­dan söz ettim. Ger­çek iyi­lik­leri, iyi insan­ları, iyiyi yap­mak için uğra­şan­ları küs­tür­me­miz­den şikâ­yet ettim. İlk defa… Karam­sar gibi geldi bana. Ama kitap, oku­ya­nın his­set­tik­le­riyle de bir ya bir taraf­tan da… Oku­yan­lar “Bize çok iyi geldi”, “Ne kadar içten, ne kadar sıcak”, “Arka­daş­la­rıma hediye edi­yo­rum”, “Bu bir iyi his­setme kitabı” gibi yorum­lar yapınca önce biraz şaşır­dım, şimdi iyice alış­tım… Her­kes kitap­tan mut­lu­lukla ayrıl­dı­ğını tek­rar tek­rar oku­du­ğunu söy­lü­yor. “Mut­suz­luğu mut­lu­luk aşı­la­yan bir dille yazıl­mış yazı­lar bun­lar…” cüm­lesi ne güzel.

SG: Bir edi­tör­lük tutu­mu­nuz ve tav­rı­nız var. Ben de bir edi­tör ola­rak diye­bi­li­rim ki, işte bunun için çok güzel bir Türk­çe­niz var. Nedir sizin anla­tım dili­ni­zin ve dün­ya­nı­zın kay­nak­ları?

: İşte yine yoruma o kadar açım ki. Mesela biri­nin o edi­tör­lük tutu­munu gör­me­siyle parıl­dı­yo­rum. Çünkü ben kendi yazı­la­rımı da yazıp sonra üze­rinde edi­tör­lük yapa­rım. Türk­çem daha daha da zen­gin olsun iste­rim. Çok oku­yo­rum. Ve 21 hatta 22 yıl olmuş; 18 yılı ben masa başında çalış­tım, bugüne kadar çok fazla yazı yaz­dım, düzelt­tim bir fay­dası olmuş olmalı.

SG: Benim bil­di­ğim kadar, öykü de yazı­yor­du­nuz. Ne oldu öykü­le­ri­niz?

: Benim eski hafta sonu eki­bim­den, bir­likte kitap ekini de yap­tı­ğı­mız Eyüp Tat­lı­pı­nar ben­den haber­siz size o öykü­ler­den gön­der­miş olduğu için haber­dar­sı­nız sanı­rım:) Yoksa o öykü­leri oku­muş beş kişi, belki var­dır. Bir haberi, insan hikâ­ye­sini, olayı yazıp yayım­la­mak, oku­yu­cuya sun­mak benim için ola­ğan ve pek kolay­ken öykü söz konusu olunca durum deği­şi­yor. Beğen­me­yip dos­ya­larda bıra­kı­yo­rum. Kitabı yapar­ken İclal Aydın’ın ısra­rıyla birini koy­dum, gerisi öyle duru­yor.

Türkiye’de yemek prog­ram­la­rına, kitap ve yazı­la­rına ilgi artsa da, hâlâ küçüm­se­nen, hafif görü­len bir tarafı da var. Oysa yemeği, köke­nini bil­mek, coğ­raf­yayı, tarihi, kim­yayı, insan­ları, kül­tür­leri ve hatta gele­ceği de bil­mek demek.

SG: Belki sizin aklı­nıza gel­mez ama ben sizin yemek prog­ra­mı­nı­zın da sadık bir izle­yi­ci­si­yim. Yemek elbette yaşam kül­tü­rü­nün önemli bir par­çası. Bu işe ne kadar bağlı kala­cak­sı­nız?

: Bu beni baya şaşırttı açık­çası. Mutlu da oldum tabii… Ben bir tele­viz­yon karak­teri miyim o tar­tı­şı­lır ama Şehirli Sofralar’ı çok seve­rek, öze­ne­rek yap­tım. Prog­ram da bana çok şey öğretti, yeni insan­larla tanış­tırdı. Yemeğe, yemek kül­tü­rüne, yeme-içme ile öğre­ni­len mil­yon­larca şeye sanı­rım hep bağlı kala­ca­ğım. Zaten yemek yemeği de çok seve­rim. Türkiye’de yemek prog­ram­la­rına, kitap ve yazı­la­rına ilgi artsa da, hâlâ küçüm­se­nen, hafif görü­len bir tarafı da var. Oysa yemeği, köke­nini bil­mek, coğ­raf­yayı, tarihi, kim­yayı, insan­ları, kül­tür­leri ve hatta gele­ceği de bil­mek demek. Benim ailemde kadın erkek her­kes ben­den çok daha iyi yemek yapar. Benim evimde arka­daş­la­rı­mın yaz­dık­ları dışında yemek tarifi kitabı yok­tur ama yemek kül­tü­rünü anla­tan yerli yabancı onlarca kitap var. Ve onlar­dan kül­tü­rel anlamda çok şey öğre­ni­yo­rum. O başka bir zekâ ve biri­kim.

SG: Kitapta şöyle bir sözü­nüz var: “Bu ülkede mut­lu­luk, bedeli öden­mesi gere­ken bir şey­dir.” Ne zamana kadar?

: Maale­sef her zaman!

SG: Yazı­la­rı­nızda yer yer duy­gu­sal­lı­ğın çok yük­sel­di­ğini görü­yo­rum. Bana öyle geli­yor ki, bu duy­gu­sal­lığı biraz aşağı çek­mek gere­ke­bi­lir…

: Ola­bi­lir tabii… Kitap için seç­ti­ğim daha önce yayın­lan­mış olan yazı­lar, ağır­lıkla duy­gu­sal tepki yazı­ları. Baba­mın ya da Ankara Tren Garı’nda ölen­le­rin ardın­dan yazı­lan­lar mesela o döne­min sıcak­lı­ğında, haliyle duy­gu­sal. Gaze­te­ci­lik konu­sunda da ben duy­gu­sa­lım­dır. Diyo­rum ya, samimi olsun iste­dim demek ki duy­gu­sal­lık da onun bir par­çası oldu.

Unut­ma­dık” da ne mesela? Unu­tu­yo­ruz işte Soma faci­asını, kat­li­am­ları, dep­rem­leri yılın 364 ya da hadi 360 günü anma­dan yaşı­yo­ruz, bu bir ger­çek.

SG: Siz yazı­la­rı­nızla ente­lek­tüel bir insan tav­rına sahip­si­niz. Söy­le­ye­cek sözü­nüz var ve çeşitli konu­larda tav­rı­nızı gös­te­ri­yor­su­nuz. Bir başına bir insan ne kadar yapa­bi­lirse. Yaşa­dı­ğı­mız bu kötü­cül zaman içinde aydın bir insan nasıl dav­ran­ma­lı­dır?

: Tabii hep var. Ve bir şey söy­le­mez­sem ölü­rüm, hissi o. Tabii kitapla ilgili çok söz de söy­le­mek iste­mi­yo­rum ki, insan­lar iste­dik­le­rini anla­sın, oku­sun… Ama benim açım­dan biraz da mesaj kay­gılı bir kitap ve ‘nasıl dav­ran­malı’ soru­suna yanıtı da var. Bir­bi­ri­mize de iha­net etti­ği­mizi, bir ola­ma­dı­ğı­mızı düşü­nü­yo­rum ben. Biz yap­mayı değil, yap­tı­ğı­mızı gös­ter­meyi sevi­yo­ruz. “Tuva­lete git­me­yen ente­lek­tü­el­ler ülkesi” yazım da bir örnek… Tür­kiye, söy­le­di­ğin şeyin çok cid­diye alı­nıp, kim­se­nin yap­tı­ğına bak­ma­dığı bir ülke. Bir de bir tes­pit yap­tı­ğın an, ken­dini tes­pit yap­tı­ğın konuda başka bir konuma koyu­yor­sun. “Türkiye’de artık kimse gazete oku­mu­yor” dedi­ğimde ben ken­dimi oku­yor konu­muna koyu­yo­rum ya, kimse de bunu sına­mı­yor ya, çok güzel ve çok rahat! Ama ina­nın bak­ma­mız gere­ki­yor. Ben izli­yo­rum ve artık büyük konu­şul­ma­sın­dan, hatta sadece konu­şul­ma­sın­dan o kadar sıkı­lı­yo­rum ki… “Unut­ma­dık” da ne mesela? Unu­tu­yo­ruz işte Soma faci­asını, kat­li­am­ları, dep­rem­leri yılın 364 ya da hadi 360 günü anma­dan yaşı­yo­ruz, bu bir ger­çek. Ruh­sal ihti­ya­cı­mız unut­mak zaten. Ama unut­ma­dıy­sak da gös­ter­mek zorun­da­yız. Bu da büyük jest­lerle olmak zorunda değil. Benim ken­dime bul­du­ğum çözüm şu; işini iyi yapanı, ger­çek­ten bir şey­ler yap­maya çalı­şan­ları des­tek­le­mek. Ban­gır ban­gır olması da gerek­mi­yor. Elimde bir köşe varsa ora­dan, yoksa sos­yal med­ya­dan, o olmadı sözel, fizik­sel des­tek­le­mek. Arka­da­şıma ya da inan­dı­ğıma iş bulu­rum, biri­le­riyle tanış­tı­rı­rım. Bun­la­rın hepsi çaba. Bıra­kın bun­ları “Sev­diy­sen pay­laş bence” deyip duru­yo­rum. Biz o kadar popü­ler sever, beğe­nide o kadar cim­ri­yiz ki… Ger­çek iyi­leri, müte­vazı olan­ları küs­tü­rü­yo­ruz. Hep ver­di­ğim örnek, biz kovu­lur­ken her­kes, “Helal size kira­nızı öde­ye­ce­ğiz” diyordu. Bunun olma­ya­ca­ğını hepi­miz bili­yo­ruz; kiramı ödeme ama yazımı oku, beğe­ni­yor­san pay­laş. Bu bile bir çaba.

SG: Popü­ler kül­türü ve dün­yayı tanı­yor­su­nuz. Batı’da, söz­ge­limi ABD’de de popü­ler yıl­dız­lar bile hayata ve insana karşı sorum­lu­luk taşı­yor, dünya sorun­la­rıyla ilgili söz söy­lü­yor, tavır alı­yor. Oysa aynı dün­ya­nın bizim ülke­miz­deki insan­ları çok önemli olay­lar kar­şı­sında çıt çıkar­ma­dık­ları gibi hemen güç­lü­nün yanında yer alı­yor. Siz bunu nasıl görü­yor­su­nuz?

: Bence maale­sef o demok­ra­tik, insani sınır­ları Türkiye’de çok­tan geç­tik. ABD ya da Avrupa değil, biz başka bir yer­de­yiz… Bir ‘fight club’, yeraltı kural­ları ya da kural­sız­lık var. Nor­mal şart­lar işle­mi­yor ki, nor­mal tep­ki­ler veril­sin. Güç­lü­nün yanında olana daya­na­mı­yo­rum, o başka bir vaka, öfke­den çok üzüntü his­se­di­yo­rum. Ama ses­siz görü­neni de çok yadır­ga­mı­yo­rum artık. Artık ken­dini ön plana koya­rak bir şey söy­len­me­sini de çok man­tıklı bul­mu­yo­rum. Bence dönem sakin olup bir­bi­ri­mize des­tek ola­rak bir şey­ler yap­maya çalış­ma­nın zamanı. Bil­mem ne fir­ma­sı­nın sahi­bi­nin poli­tik bir söy­lemle muha­le­fet yap­ma­sın­dansa, zama­nında muha­lif olduğu için işsiz kal­mış gaze­te­ci­lere ya da başka sek­tör­ler­den olan­lara, 10 kişiye bile olsa iş imkanı sağ­la­ması bence daha sıkı bir iş. Gibi… Bir şey­le­rin söy­le­ne­ceği zaman vardı, söy­le­yen söy­ledi. Ama şu an o sınır –bence– geçildi. Şimdi artık bir­lik olma­nın, hoş­gö­rülü ve akıllı dav­ran­ma­nın zamanı.

Kimse kusura bak­ma­sın şu ülkede değme ağır abi, abla­la­rın yapa­ma­dı­ğını yap­mış bence. Çok imren­di­ğim bir yeni nesil eser. Eve Dön­me­nin Yol­ları benim için pır­lanta gibi.

SG: Hangi yazar­ları ya da kitap­ları sev­di­ği­nizi sora­bi­lir miyim?

: Offf çok fazla. Eski­den çok roman okur­dum, şimdi daha çok iyi bir dille yazıl­mış araş­tırma kitap­la­rına kayı­yo­rum. Vedat Ozan’ın üç cildi bulan Koku­lar Kitabı gibi işler… Her­kese göre olma­dı­ğını ve neden­le­rini anlı­yo­rum ama ‘sesli kitap’ işi bana çok uydu. Haf­tada bir kitap da öyle biti­ri­yo­rum; genel­likle roman din­le­meyi pek sevi­yo­rum. Tabii kimini basılı ola­rak yeni­den alma ihti­yacı duy­du­ğum da olu­yor.

Türkiye’den Murat­han Mungan’dan Hakan Günday’a, Barış Bıçakçı’dan Murat Uyurkulak’a, Seray Şahiner’den Şeb­nem İşigüzel’e ne bası­lırsa oku­yo­rum dene­bi­lir galiba. İhsan Oktay Anar­cı­yım biraz ben, Ste­fan Zweig’ı, Edu­ardo Galeano’yu pek bir seve­rim. Kla­sik­leri yeni­den yeni­den oku­mu­yo­rum artık. Bir alış­kan­lık­ça­sına Küçük Prens’i her sene bir kez oku­rum. Ken­dini çok önem­se­yen, üst perde hiç­bir metin hoşuma git­mi­yor. Son zaman­la­rı­mın en sev­di­ğim kitabı ki, tav­siye etmek bir yana onlarca kişiye de hediye etmi­şim­dir: Ale­jandro Zambra’nın Eve Dön­me­nin Yol­ları. Dar­be­ler, işken­ce­ler, faili meç­hul cina­yet­ler, kayıp­lar, yıl­lar süren hak­sız hapiste kal­ma­lar ya da bu kadar şey içinde ‘kayıp­sız’ olma­nın tuhaf hissi. Bu ‘ağır mev­zu­lar’, 1973 Şili Dar­besi, bu kadar naif, bu kadar güzel, bu kadar etkili ve kısa, hem yalın, hem kat­manlı, kimi zaman gülüm­se­te­rek, ‘100 biraz say­fayla’ anla­tı­la­bi­lir mi? Kimse kusura bak­ma­sın şu ülkede değme ağır abi, abla­la­rın yapa­ma­dı­ğını yap­mış bence. Çok imren­di­ğim bir yeni nesil eser. Eve Dön­me­nin Yol­ları benim için pır­lanta gibi.

SG: Nilay Örnek gele­cekte neler yap­mak isti­yor?

: Çok şey! Sev­diği işi yapan kut­san­mış­tır. Yine en sev­di­ğim işi, gaze­te­ci­liği yap­mak isti­yo­rum tabii ki. Aksi halde bu kadar yıl­lık biri­kimi de göm­müş olu­yo­rum. Fikirle, gaze­te­ci­likle, özel dos­ya­lar yapa­rak haya­tımı idame etti­re­bil­sem ne güzel olurdu. Belki yeni­den olur. Ama artık biraz daha seçi­ci­yim; çok uzun sene­ler baş­ka­la­rı­nın yazı­la­rını düzelt­tim, hatta biri­leri adına yazı­lar yaz­dım. Artık ken­dimi buna yap­ma­maya şart­lı­yo­rum.

Şimdi yeni­den arke­oloji ve tarih mera­kıma dön­düm, bir de Ana­dolu, dünya masal­la­rına merak sar­dım. Tarihi, antik kent­leri, seya­hat ve yemek mera­kımı bir araya geti­ren bir şey­ler yap­mak isti­yo­rum bugün­lerde. Yak­la­şık iki yıl­dır Kafa der­gisi için ‘Kolek­si­yon Kafası’ adlı bir köşe hazır­lı­yo­rum. Ente­re­san kolek­si­yon­ları olan ilginç insan­lar… Beni çok etki­le­yen, bana çok şey öğre­ten ve şaşır­tan insan­larla, hiç düşün­me­di­ğim kav­ram­larla kar­şı­la­şı­yo­rum. Yakın zamanda onlarla ilgili bir bel­ge­sel ya da kitap da düşü­nü­yo­rum bir taraf­tan. Bütün İyi­ler Biraz Küs­kün­dür’ü oku­mayı biti­ren “Yenisi gele­cek değil mi?” diyor ama hazır­lıklı değil­dim onu bile­mi­yo­rum.

(392)

Yorumlar