Home Bilgi Bankası Edebiyat Noktalama İşaretleriyle Zorlu İlişkimiz
Noktalama İşaretleriyle Zorlu İlişkimiz

Noktalama İşaretleriyle Zorlu İlişkimiz

1.01K
0

“Noktalama iki üç kuraldan etkilenir ve bu üçünden biri kişisel zevktir.”

Yazmak insan için doğal bir eylem değil. Atalarımızın 2 milyon ila 50 bin yıl önceki zaman diliminde konuşmaya başladığı düşünülüyor. Ama yazıyla yalnızca 5 bin yıllık bir geçmişimiz var. Basit noktalamaların modern haline gelişiyse ancak 2 bin yıl öncesine dayanıyor, bu da insanlık tarihinde oldukça yakın bir döneme karşılık geliyor.

Noktalama işaretlerinin iki ayrı gelenekten geldiğini biliyoruz: Biri dilbilgisel anlamı inşa etmeyi, öbürü sesteki armoniyi yeniden üretmeyi amaçlıyor. Serveti Fünun döneminde çokça tartışılan, göz için kafiye ile kulak için kafiye örneği akla gelebilir. Günümüzde iki gelenek de varlığını sürdürüyor. Yazım sürecinde ifade biçiminin anlamlı ve yalın olmasının yanı sıra cümlelerin sesinde doğallığı da gözetiyoruz. Bunların arasına şahsi üslup da eklenince dengeyi korumak hayli güçleşiyor.

Bazen oldukça sinir bozucu olabilen bu küçük işaretlerin kimi büyük yazarları çıldırma eşiğine sürüklediği bile olmuştur. George Bernard Shaw kesme işaretini “kaba basil” diye nitelemişti, Pygmalion oyunundaki çoğu yerde kullanmamayı seçti. Shaw tirelere de pek saygı duymazdı, onları “miskinlerin en büyük noktalama sığınağı” ilan etmişti. Gertrude Stein daha da ileri giderek neredeyse bütün noktalamalardan feragat etti. Stein’e göre soru işareti sığırlar için iyi bir damga olabilir ama bir sorunun soru olup olmadığı anlaşıldığı için bu işarete metinde yer yoktur, ünlemle tırnak da gereksiz ve çirkindir, iki nokta üst üste ve noktalı virgülse temelde kendini beğenmiş virgülden başka bir şey değildir.

Günümüzde virgüle de eskisi kadar muhtaç değiliz. Çoğumuz noktalama işareti olmaksızın mesajlaşabiliyor, tweet atabiliyoruz. Dilbilimci John McWhorter mesajlaşmayı “parmaklarla konuşma” (fingered speech) olarak tanımlıyor. Kısa dijital mesajlar doğası gereği resmi yazışmalardan farklı olduğu için insanlar mesajlaşırken virgüle pek ihtiyaç duymuyor. Yaygın görüş, virgülün gündelik iletişime nispeten ciddi bir ifade kattığı yönünde. McWhorter resmi yazışmalar dahil bütün yazı dilimiz virgülsüz olsa dahi berraklığın yitirilmeyeceğini öne sürüyor.

Ünlem işareti içinse kimi yazar ve eleştirmenler fazla kullanıldığında üslup fiyaskosuna yol açtığı konusunda uyarıyor. Zevksizlik, hatta zayıf bir karakter göstergesi olduğunu belirtiyorlar. Scott Fitzgerald, “Ünlem işareti kendi şakana gülmek gibidir” der. The Guardian editörü David Marsh gazete manşetinde yer alan ünlem işaretinin aslında, “Bakın burada eğlenceli bir şeyler yazdık” anlamına geldiğini söylüyor. Doktor ve edebiyatçı Lewis Thomas da ünlem işareti görmeyi, başkasının çocuğunu odanın ortasında çığlık çığlığa zıplarken izlemek zorunda kalmaktan farksız bulur. Dijital mesajlarında bolca ünlem kullananlara şaşırtıcı gelebilir ama bugünkü klavyelerin atası olan daktiloda uzunca bir süre ünlem tuşu bulunmuyordu.

• Stein’a göre bir sorunun soru olup olmadığı anlaşıldığı için soru işaretine metinde yer yoktur, ünlemle tırnak da gereksiz ve çirkindir, iki nokta üst üste ve noktalı virgülse temelde kendini beğenmiş virgülden başka bir şey değildir.

• Scott Fitzgerald: Ünlem işareti kendi şakana gülmek gibidir.

• Kurt Vonnegut: Yaratıcı yazarlığın birinci kuralı noktalı virgül kullanmamaktır.

Noktalı virgül de kimi yazarları özellikle rahatsız eder. Kurt Vonnegut’a göre yaratıcı yazarlığın birinci kuralı noktalı virgül kullanmamaktır, noktalı virgül onun için “hiçbir şey ifade etmeyen bir erdişi”dir. James J. Kilpatrick de noktalı virgülü tiksinç, beş para etmez bulduğu gibi “şimdiye kadar keşfedilen en yüreksiz, muhallebi çocuğu kılıklı, tamamen kullanışsız noktalama işareti” ilan etmiştir.

Peki, tüm bunlara rağmen noktalama işaretlerini kullanmayı niçin tercih ederiz? Konuşurken kullandığımız sözsüz işaretlerin bunda etkisi büyüktür kuşkusuz. Mimiklerimiz, bakışlarımız, el kol hareketlerimiz söz içermez, duraklamalarımız, tonlamamız ya da açıklamalarımızdaki vurgular da öyle. Yazarken beden dilinin karşılık geldiği şeyleri ifade edemediğimizde yardımımıza koşan ilk şey noktalama işaretleri gibi görünüyor.

Noktalama ifadede berraklığı da sağlıyor. Cümle yapısıyla etkileşimleri gözden kaçırılmayacak mahiyette. Bunun yanında ritmi, duraklamaları, vurguyu düzenliyor. Muğlaklık, heyecan, beklenti, ivedilik, şüphe, dram, hatta güldürü zamanlamasını aktarmada önemli rolü var. Ayrıca sahne için vokal yönlendirmeler sağlayabiliyor: Soru işareti konuşmacının ses tonunu değiştirmesini işaret edebilir, ünlem şaşkınlığın ya da ses parlamasının komutu olabilir.

Dil uzmanı Robert Allen, noktalamaları yazının kumaşındaki dikişler olarak niteliyor. Dikişler parçaları bir arada tutar, kıyafetin bütününe şekil verir, noktalamalar da bu şekilde kelimeleri bir arada tutmaya ve yazıyı şekillendirmeye yarıyor. Bu analojiyle düşünürsek okur da iyi terziliğin farkına mutlaka varacaktır.

Gerçek şu ki, ifademizin yolunu açan da ifade etme sürecini karmaşıklaştıran da büyük oranda üslubumuza dair kişisel kanaatlerimiz. 1939 basımı bir dilbilgisi kitabında, “Noktalama iki üç kuraldan etkilenir ve bu üçünden biri kişisel zevktir” sözü göze çarpıyor. Kimi büyük yazarlar noktalama seçimlerine sanatlarının temel unsurlarına olduğu kadar özenle yaklaşır. Bütün bunlar, noktalamanın bilim olduğu kadar sanat da olduğunu ispatlar nitelikte. Noktalama konusunda tek bir formüle ulaşmak neredeyse imkânsızken herkesin kendi ses-anlam denklemlerini oluşturması da şaşırtıcı olmasa gerek.

Lithub.com’dan çevrilerek hazırlayan: Duygu Şentuna

(1007)

Yorum yaz