Home Kültür Sanat Edebiyat Kitap Oggito'nun Aralık Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap
Oggito'nun Aralık Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap

Oggito'nun Aralık Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap

412
0

Hayvanların Ne Kadar Zeki Olduğunu Anlayacak Kadar Zeki Miyiz?

Frans De Waal

“İnsan­lar neden hay­van zekâ­sını küçüm­se­meye bu kadar hevesli? Ken­di­miz söz konu­suy­ken hiç sor­gu­la­ma­dan kabul etti­ği­miz bece­ri­leri hay­van­lar söz konusu oldu­ğunda sürekli red­de­di­yo­ruz. Bunun ardında ne var? Diğer tür­le­rin hangi zihin­sel sevi­yede işle­di­ğini bul­maya çalı­şır­ken, esas zor­luk sadece hay­van­lar­dan değil aynı zamanda bizim ken­di­miz­den de kay­nak­la­nı­yor. Hay­van­la­rın belli bir tür zekâya, özel­likle de ken­di­mizde tak­dir etti­ği­miz tür­den bir zekâya sahip olup olma­dık­la­rını sor­ma­dan önce üste­sin­den gel­me­miz gere­ken, bu ola­sı­lığı düşün­me­mize bile karşı çıkan içsel diren­ci­miz­dir.”

Son yıl­larda hay­van­la­rın bilme yetisi konu­sunda yapı­lan araş­tır­ma­lar, insan zih­nini hay­van zih­nin­den çok ayrı, “özel” bir yere koyma eği­li­mi­mizi göz­den geçir­me­mize neden olu­yor. Ahta­pot­la­rın alet kul­lan­dı­ğını, daha iyi bir yiye­cek gele­ce­ğini bil­dik­le­rinde karga ve kuz­gun­la­rın önle­rin­deki yiye­ceği yeme­den daki­ka­larca bek­le­ye­bil­di­ğini, şem­pan­ze­le­rin ola­ğa­nüstü hafı­za­la­rıyla insan­lara par­mak ısırt­tı­ğını gös­te­ren bu araş­tır­ma­lar hay­van­la­rın san­dı­ğı­mız­dan çok daha zeki, yara­tıcı ve kav­ra­yışlı oldu­ğuna işa­ret edi­yor. Hay­van­larla ilgili çalış­ma­larda insan mer­kezci yak­la­şı­mın değiş­me­sinde önemli bir rol oyna­yan Hol­lan­dalı pri­ma­to­log Frans de Waal kar­ga­lar, yunus­lar, papa­ğan­lar, koyun­lar, eşe­ka­rı­ları, yara­sa­lar, bali­na­lar ve elbette pri­mat­larla ilgili son araş­tır­ma­lar­dan fay­da­la­na­rak hay­van zekâ­sı­nın ger­çek boyut­la­rını keşfe çıkı­yor. İnsan­la­rın en tepede olduğu bir biliş­sel hiye­rar­şiyi red­de­den de Waal, onun yerine insan dâhil her hay­va­nın ken­dine özgü zekâ, yeti ve yete­nek­le­riyle değer­len­di­ri­lip tak­dir edil­diği daha objek­tif bir model öne­ri­yor.

Çevi­ren: Ahmet Burak Kaya, Yayına Hazır­la­yan: Özde Duygu Gür­kan, Kapak: Emine Bora, Metis, Kasım 2017

Edebiyat Heveslisi Gençlere Tavsiyeler

Charles Baudelaire

Fran­sız ede­bi­ya­tı­nın dev­rimci kalemi Baude­la­ire, ede­bi­yat bah­çe­sin­deki tec­rübe mey­ve­le­rini heves­kâr genç­lerle pay­la­şı­yor. Esin kay­nak­la­rını, çalışma yön­tem­le­rini, şöh­re­tin getir­diği engel­leri, eleş­ti­ri­lerle göğüs göğüse çar­pış­mak ve başa­rılı bir kalem­şor olmak için uygu­lan­ması gere­ken yön­tem­leri adım adım, sami­mi­yetle akta­rı­yor.

Oku­ya­ca­ğı­nız tav­si­ye­ler tec­rü­be­nin mey­ve­si­dir; dene­yim denen şey belli bir mik­tar hatayı içinde barın­dı­rır; bu hata­la­rın hepsi (veya nere­deyse hepsi) zama­nında işlen­miş oldu­ğun­dan, umu­yo­rum ki benim tec­rü­bem de hata­la­rın her biriyle doğ­ru­la­na­cak­tır.”

Çevi­ren: Alper Turan, Sel, Kasım 2017

Balıkçıl

Giorgio Bassani

Hayat kar­şı­sın­daki sağır kor­ku­nun ve iğren­me­nin yavaş ve engel tanı­maz yük­se­li­şi­nin romanı…

Balık­çıl roma­nında Bas­sani, 1947 yılı­nın kışında, sisli bir günde Edgardo Limentani’nin uya­nı­şıyla baş­la­yan bir günü, sine­ma­tog­ra­fik bir dille, en küçük ayrın­tıya varın­caya kadar betim­le­ye­rek, her hare­ke­tini takip ettiği kah­ra­ma­nını bir an olsun yal­nız bırak­ma­dan anla­tır.

Ferrara’dan Codigoro’ya, ora­dan Po Nehri’nin bir koluyla yıka­nan Volano ken­ti­nin eşsiz coğ­raf­ya­sına kadar uza­nan, köy­le­rin ve kent­le­rin dışında sula­rın üze­rinde de yaşam süren bir dünya tas­viri belki de Bassani’nin en varo­luşçu çalış­ma­sı­dır.

Bıçak gibi sap­la­nan bir san­cı­nın, yaşa­mın içinde var olan her şeyi: Bireyi, duy­duğu sev­giyi, doğayı ve sahip olduğu şey­leri içine hap­se­den varo­luş­sal bir hoş­nut­suz­lu­ğun romanı olan Balık­çıl, aynı zamanda yaza­rın son roma­nı­dır ve Gior­gio Bassani’ye 1969’da Yılın Kitabı, Cam­pi­ello Ödülü’nü getir­miş­tir.

Çevi­ren: Yelda Gür­lek, YYK, Kasım 2017

Kesik Baş-Utanmaz Adam

Hüseyin Rahmi Gürpınar

“Hüse­yin Rahmi Gür­pı­nar, Tan­zi­mat, Ser­vet-i Fünun, Meş­ru­ti­yet ve Cum­hu­ri­yet dönem­le­rinde eser ver­miş bir yaza­rı­mız­dır. Gürpınar’ın roman­la­rın­daki karak­ter­ler top­lu­mun her kesi­min­den, her yaş gru­bun­dan seçil­miş­tir: İstan­bul hanı­me­fen­di­leri, İstan­bul beye­fen­di­leri, evlat­lık­lar, öksüz ve yetim­ler, yok­sul­lar, dadı­lar, kal­fa­lar, kah­ya­lar, bürok­rat­lar, küçük memur­lar, polis­ler, yazar­lar, Mül­ki­ye­li­ler, hukuk­çu­lar, asker­ler, dok­tor­lar, ecza­cı­lar, tüc­car­lar, öğret­men­ler, din adam­ları, poli­ti­ka­cı­lar, şair­ler, müzik­se­ver­ler, res­sam­lar, tiyat­ro­cu­lar, spor­cu­lar, harp zen­gin­leri, vur­gun­cu­lar, miras­ye­di­ler, içgü­ve­yi­ler, dul­lar, gay­ri­meşru çocuk­lar, dolan­dı­rı­cı­lar, dilen­ci­ler, eşkı­ya­lar, fahi­şe­ler, met­res­ler, muhab­bet tel­lal­ları, hovar­da­lar, şıp­sev­di­ler, feda­kâr­lar, iffet­siz­ler, namus­suz­lar, alaf­ranga tip­ler, yoz­laş­mış tip­ler, züppe tip­ler, dedi­ko­du­cu­lar, fet­tan­lar, Fran­sız­lar, Rum­lar, Erme­ni­ler, Yahu­di­ler, Rus­lar, vb. Roman­larda bu karak­ter­ler ger­çek hayat­taki gibi konuş­tu­ru­lur­lar. Eği­tim­le­rine uygun söz dağar­cık­ları, ağız özel­lik­leri, şive­leri, ifade biçim­leri, kul­lan­dık­ları argo söz­ler yazıya geçi­ril­miş­tir…” (Emine Gür­soy Nas­kali)

Ayrıntı, Kasım 2017

Desen: David Levine

Edebiyat Nedir

Jean Paul Sartre

Var­lık ve Hiç­lik adlı fel­sefe dene­me­siyle, zama­nında pek çok tar­tış­maya yol açan Jean Paul Sartre, yayın­lan­dığı dönemde Var­lık ve Hiç­lik kadar yankı uyan­dı­ran ve en çok tanı­nan ede­bi­yat eleş­ti­risi kitabı olan Ede­bi­yat Nedir?de şiir, ede­bi­yat, resim, hey­kel ve müziği aynı sınıfa koyu­yor. Öte yan­dan da gazete, dergi ve film­leri ima ede­rek ede­bi­ya­tın ölmekte oldu­ğunu savu­nu­yor. Edebi nes­neye hayat vere­nin okur oldu­ğuna da dik­kat çeken Sartre’ın bu eleş­tiri kitabı, 1940’ların kült­leş­miş kitap­la­rın­dan. Yazarı çağı­nın dün­ya­sına sırt çevir­me­yen, yaşa­dığı döne­min ger­çek­le­rin­den, çık­maz­la­rın­dan esin­le­ne­rek tav­rını ve eyle­mini belir­le­yen bir aydın ola­rak görü­yor. Sartre, ede­bi­yata da ‘bağ­lanma’ kav­ramı açı­sın­dan yak­la­şı­yor. Sartre’ın ede­bi­yatı olduğu kadar yazarı da sor­gu­la­yan bu kült metni, “her insan her­kes kar­şı­sında her şey­den sorum­lu­dur” diyen Dostoyevski’nin söz­le­rini de doğ­ru­lu­yor.

Çevi­ren: Ber­tan Ona­ran, Can, Ağus­tos 2017

Sarayın Son Başressamı: Fausto Zonaro

İkbalden İdbara

Fatma Ürekli

Osmanlı İmparatorluğu’nda köklü deği­şik­lik­le­rin yaşan­dığı 19. yüz­yılda, kül­tür ve sanat oldukça önemli yer tutar. Resim sanatı, en büyük iti­barı görür ve Avrupa’dan geti­ri­len res­sam­lar sarayda istih­dam edi­lir. Bu yüz­yı­lın son­la­rına doğru sarayda görev­len­di­ri­len res­sam­lar­dan biri de İtal­yan asıllı Fausto Zonaro’dur. 1891’de İstanbul’a gelen Zonaro, 1896’da II. Abdül­ha­mid tara­fın­dan Yıl­dız Sarayı’nın baş res­sam­lı­ğına geti­ri­lir ve bu görevi on dört yıl sür­dü­rür. Sana­tı­nın zir­ve­sini yaşa­dığı bu yıl­larda pek çok esere imza atar, ser­gi­ler açar ve aynı zamanda resim ders­leri verir. Padi­şa­hın ira­de­siyle kuru­lan silah müze­si­nin komis­yo­nunda yer alan Zonaro, Osmanlı asker­le­rini res­me­de­rek bir albüm halinde saraya sunar.

27 ayrı sulu­boya res­min yer aldığı “Osmanlı Asker­leri Albümü” bu kitapta ilk defa yayım­la­nı­yor. II. Abdülhamid’in taht­tan indi­ril­me­siyle İtalya’ya dön­mek zorunda kalan Zonaro’nun sanat yaşamı, aile­siyle bir­likte İstanbul’da bulun­duğu on dokuz yıl, burada geçir­diği son zaman­la­rına dair bilin­me­yen­ler ve İtalya’ya dön­dük­ten sonra yaşa­dığı hayal kırık­lık­ları… Bugüne dek yayım­lan­ma­mış arşiv bel­ge­leri ile res­sa­mın pek çok çalış­ma­sı­nın yer aldığı Sara­yın Son Baş­res­samı Fausto Zonaro, döne­min idari kad­ro­su­nun sanata ve sanat­çıya yak­la­şı­mına da ışık tutu­yor.

İş Ban­kası, Kasım 2017

G.H’ye Göre Çile

Clarice Lispector

Elimi bir baş­ka­sı­nın avu­cuna koy­mak hep mut­lu­lu­ğun tanımı olmuş­tur benim için. Pek çok kez uyu­ma­dan önce -bilinci kay­bet­me­mek ve daha büyük olan ülkeye git­me­mek için veri­len o küçük müca­de­lede- pek çok kez, uyku­nun büyük­lü­ğüne doğru gitme cesa­re­tin sahip olma­dan, biri benim elimi tutu­yor­muş gibi yapa­rım ve uyku deni­len o muaz­zam şekil­siz­liğe doğru gide­rim. O zaman da cesa­re­timi top­la­ya­ma­yınca düşe dala­rım.

Şimdi uykuya git­mek özgür­lü­ğüme git­mem gere­ken yola o kadar ben­zi­yor ki. Ken­dimi anla­ma­dı­ğım bir şeye ver­mek, ken­dimi hiç­li­ğin kıyı­sına bırak­mak demek. Sadece git­mek, tar­lada kay­bol­muş kör bir kadın gibi. O yaşam denen doğa­üstü şey. Tanı­dık olsun diye evcil­leş­tir­di­ğim yaşam. Ken­din­den geç­mek denen o cesur şey, Tanrı’nın tekin olma­yan eline uzan­mak ve cen­net denen o şekil­siz şeye gir­mek gibi. İste­me­di­ğim bir cen­net! Yazar­ken ve konu­şur­ken biri elimi tutu­yor­muş gibi yap­mak zorunda kala­ca­ğım…

Çevi­ren: Başak Bin­göl Yüce, Monokl, Kasım 2017

Katedraller Beyazken

Le Corbusier

Le Cor­bu­sier New York ile ilk kez 1934 yılında, ken­tin bele­diye baş­ka­nın­dan aldığı davet üze­rine, boş bir yük gemi­siyle yapı­lan bir deniz yol­cu­lu­ğu­nun sonunda tanı­şır. Sonra, bu kez biri kon­forlu Nor­man­die gemi­siyle olmak üzere iki yol­cu­luk daha yapı­lır. En uzun geli­şinde ABD’de iki ay kadar kalır. Kated­ral­ler Beyaz­ken: Utan­gaç­lar Ülke­sine Seya­hat (Quand les cat­h­éd­ra­les éta­i­ent blanc­hes, Voyage au pays des timi­des) bu uzun yol­cu­lu­ğun ardın­dan yazı­lır ve ilk kez 1937 yılında yayım­la­nır. Kitap Le Corbusier’in bu yol­cu­luk­lar sonunda olu­şan ABD izle­nim­le­rini, yorum­la­rını, yap­tığı kro­ki­leri ve aldığı not­ları içer­mekte olup, ABD’de iken yap­tığı kimi konuşma ve söy­le­şi­ler ya da bun­la­rın içe­ri­ğinde bulu­nan kimi tema ve alın­tı­lar da metne katıl­mış­tır. – Atilla Yücel

Çevi­ren: Yusuf Alp Tümer­te­kin, Daimon, Kasım 2017

Halit Ziya Uşaklıgil- Siyah Bir Adam

Selim İleri

Bende Kalan “Sanata Dair”ler

Türk ede­bi­ya­tı­nın yaşa­yan bel­leği Selim İleri’den yep­yeni bir Uşak­lı­gil kıla­vuzu!

Dört cilt halinde yayım­la­nan Sanata Dair yayım­lan­dığı dönem de çok ilgi çek­mişti. Bu dört ciltte Uşaklıgil’in ente­lek­tüel ilgi­leri, Türk ve dünya ede­bi­ya­tına dair fikir­leri, o büyük üslup­çu­lu­ğuyla açtığı tar­tış­ma­lar, dil ve ede­bi­yat mese­le­le­rine yak­la­şım­ları bir ara­daydı. Siyah Bir Adam, dört cil­din için­den Selim İleri’nin seç­tik­leri ve not­lan­dır­ma­sıyla oku­yu­cu­nun kar­şı­sına çıkı­yor.
Selim İleri bizi bu defa Uşak­lı­gil yol­cu­lu­ğuna davet edi­yor.

Halid Ziya, Ede­bi­yat-ı Cedide’nin en ünlü şairini önce Kırk Yıl’da anla­tır. Bu hatır­la­yış yazı­sıyla Fikret’e bir kez daha geri dön­mek ihti­ya­cını duy­muş. Kırk Yıl’daki Fikret’le Sanata Dair ’deki “Sis” şairi, ikisi de “siyah bir adam” diye nite­len­di­ril­miş­tir.

Fik­ret “Sis” şairi ola­rak yaşa­ya­cak­tır diyor Halid Ziya. Lise sonda oku­du­ğum, dilini sök­mekte zor­lan­dı­ğım “Sis”, ezgi­siyle beni büyü­le­mişti. Bu şiiri yerle bir edici ilenç­leri sebe­biyle Yahya Kemal yanıt­la­mış: “Siste Söy­le­niş“ “O bed­dua.” diyor. Aşk-ı Memnu roman­cı­sıyla “Siste Söy­le­niş” şairi­nin kar­şıt yak­la­şım­ları gün­cel­li­ğini bence hala koru­yor.

Eve­rest, Kasım 2017

Korku ve Titreme

Soren Kierkegaard

Kier­ke­ga­ard, 1849 yılında gün­lü­ğüne şöyle yaz­mıştı: “Öldü­ğümde Korku ve Tit­reme bana ölüm­süz yazar olma şanını kazan­dır­maya yete­cek­tir: O ben­den sonra oku­na­cak ve yabancı dil­lere çev­ri­le­cek­tir. Oku­yucu kitap­taki coş­kulu anla­tımla ken­din­den geçe­cek­tir.”
Bu özel öngörü büyük oranda doğ­ru­landı, Kierkegaard’ın 1843 yılında Johan­nes de Silen­tio takma adıyla yayım­la­dığı Korku ve Tit­reme, en çok oku­nan ve en çok bili­nen kitap­la­rın­dan biri oldu.
Kier­ke­ga­ard, İbrahim’e oğlu İshak’ı kur­ban etme emri veril­di­ğinde, onun emrin doğ­ru­lu­ğunu ve kendi aklı­nın yerinde olup olma­dı­ğını sor­gu­la­mak yerine hemen emre uyması öykü­sün­den yola çıka­rak iman ve akıl ara­sın­daki iliş­kiyi ince­le­mek ve Hegel’in din­sel imanı akılcı bir sis­teme yer­leş­tirme çaba­sı­nın nafile oldu­ğunu gös­ter­mek ister. Bu nedenle İbrahim’in kuv­vetli ima­nı­nın derin­lik­le­rine dala­rak onun hikâ­ye­si­nin ürkü­tücü ve akıl almaz yön­le­rini ortaya koyar.
Korku ve Tit­reme aynı zamanda, aşkın ve acı çek­me­nin insani dene­yim­leri üze­rine derin yorum­lar yapar, din­dar bir insa­nın bun­lara nasıl cevap vere­bi­le­ce­ğini tar­tı­şır.

Çevi­ren: İsmail Yer­guz, Say, Kasım 2017

(412)

tags:

Yorumlar