Home Hayat İnsan Ortaçağ’ın Görgü Kuralları
Ortaçağ’ın Görgü Kuralları

Ortaçağ’ın Görgü Kuralları

369
0

Etin kay­nağı olan hay­van­lar bütün halinde pişi­ri­le­rek sof­raya geti­ri­lir ve konuk­lar tara­fın­dan hemen ora­cıkta par­ça­la­na­rak yenir. Çatal henüz yay­gın­laş­ma­dığı için her­kes eliyle yer.

Murat Erdin

Orta­çağ daima ilgi çek­miş­tir. Sadece siyasi olay­la­rıyla değil, karan­lık tabu­ları, cadı­ları ve sko­las­tik âdet­le­riyle. İnsan­lık tari­hi­nin önemli bir döne­mi­dir bu dönem. Rönesans’a hazır­la­nan Avrupa’nın döl yata­ğı­dır. Kilise’nin Avrupa’daki hâki­mi­yeti doruk­tay­ken, insan­lar ara­sın­daki iliş­ki­ler de dinin belir­le­diği met­re­lerle ölçü­lür. Yeme-içme âdet­leri, yatak odası adabı ve genel görgü kural­ları da buna dahil­dir.

Hol­lan­dalı filo­zof Erasmus’un 1530’da yayım­la­nan De Civi­li­tate Morum Pueri­lium’u kıta Avrupası’nın ilk görgü kitabı sayı­lır. Çocuk­larda Gele­nek­le­rin Nazik­leş­mesi Üze­rine diye çev­ri­le­bi­le­cek bu Latince kitap Avrupa’da hızla yay­gın­la­şır ve baskı üze­rine baskı yapar. Erasmus’un ölü­müne kadarki süreçte, yani yayım­lan­dık­tan son­raki 6 yıl içinde en az 30 baskı yapar. Çevi­ri­leri, tak­lit­leri ve ekleri yayım­la­nır. İki yıl sonra İngi­lizce çevi­risi çıkar. Bir ders kitabı haline gelir ve kili­se­lerde erkek çocuk­la­rın eği­ti­minde kul­la­nı­lır. 1537, 1559, 1569 ve 1613 yıl­la­rında Fran­sızca bası­lır.

Yapıt, soylu bir çocuğa, bir pren­sin oğluna ithaf edil­miş ve onun eği­timi için kaleme alın­mış­tır. Büyük bir cid­di­yetle ama zaman zaman alaycı bir üslupla, oldukça anla­şı­lır ve yalın bir dille akta­rı­lan basit düşün­ce­ler içe­rir.

Eras­mus ilk kural ola­rak bakış­lar­dan söz eder. “Bakış­lar rahat, say­gılı ve bir nok­taya yöne­lik olma­lı­dır” der. “Öfkeli, güve­nil­mez ve sinirli bakış­lar kaba­lık işa­re­ti­dir. İnsa­nın ken­dine hakim olma­dı­ğını gös­te­rir. Sürekli sağa-sola kay­ma­ma­lı­dır, bun­lar şüp­heci insan­lara ait bakış­lar­dır” diye devam eder.*

Rot­ter­damlı Erasmus’un görgü kita­bında en önemli bölüm masa ve yemek ada­bına ayrıl­mış­tır. Ortaçağ’da hâkim olan yemek yeme alış­kan­lı­ğına Eras­mus savaş açar.

Yemek yiyen bir insa­nın burun delik­le­rinde akıntı olma­ması gerek­ti­ğin­den söz eder. Köy­lü­ler yemek yer­ken şap­ka­sına ya da ete­ğine süm­kü­rür, kasap bur­nunu koluna siler. Erasmus’a göre temiz­lik men­dille yapı­lır. “İki par­makla süm­kü­rül­dü­ğünde yere düşen şey­ler hemen ayakla silin­me­li­dir. Aynı şey tükü­rük için de geçer­li­dir. Yere tükü­rül­mesi ayıp­tır. Ama tükür­mek zorunda kalın­dı­ğında yer­deki iz hemen ayakla ezil­me­li­dir” der. Eğer yere tükür­mek müm­kün değilse men­dile tükü­rül­me­li­dir.

O dönemde görgü diye anla­tı­lan bu kural­lar günü­müz insa­nına iğrenç gele­cek­tir ki bu doğal­dır. Ortaçağ’dan bugüne görgü kural­la­rı­nın değiş­tiği gibi ayıp ve utanma duy­gusu da değiş­miş­tir.

Eras­mus sofra ada­bın­dan da söz eder:

Masaya tabak içinde et geti­ril­di­ğinde bazı­ları hemen yemeğe sal­dı­rır. Kurt­lar ya da obur­lar böyle yapar. Geti­ri­len tep­siye asla ilk uza­nan olma. Bırak köy­lü­ler dal­dır­sın elini etin yağına.

Tep­si­de­ki­leri didik­leme, önün­deki par­çayı al. En iyi par­çayı ala­bil­mek için bütün tep­siyi altüst etmek gör­gü­süz­lük­tür.”

Ortaçağ’da Kral ve Kra­liçe dahil her­kes eliyle yer. Henüz çatal yok­tur. Eras­mus yemek­ten önce eller yıkan­ma­lı­dır der ama henüz sabun da yok­tur. Konuk elle­rini uza­tır, uşak­lar­dan birisi üze­rine su döker. Sof­rada her­kes için ayrı tabak da yok­tur. Böyle bir alış­kan­lı­ğın ortaya çık­ması için iki yüz­yıl daha bek­le­mek gere­ke­cek­tir. Masada bazen örtü var­dır bazen yok­tur. Üze­rinde olan­lar daima azdır: Bar­dak, bıçak, tahta kaşık, biraz tuz ve bazen şarap.

Yemekte üç par­mak kul­la­nı­lır ve par­mak­lar yağ­la­nır. Eras­mus “yağlı par­mak­la­rın yalan­ması yahut giy­si­lere silin­mesi doğru değil­dir” der kita­bında.

Ortaçağ’da her­kese ayrı tabak olma­dığı gibi ayrı bar­dak­lar da yok­tur çoğu kez. Konuk­lar kendi bar­da­ğını baş­ka­sıyla pay­la­şır. Bu durumda “önce ağzını sil” uya­rı­sında bulu­nur Eras­mus. Çünkü yağlı ağzınla içti­ğin bar­dağı baş­ka­sına verir­ken onu iğren­dir­me­me­li­sin. Sadece bar­da­ğını değil yeme­ğini pay­la­şan­lar da çıka­cak­tır. Eras­mus, “böyle yap­ma­yın, yarısı yen­miş yemeği baş­ka­sına ikram etmek doğru değil­dir” diye uya­rır. Ayrıca “ısı­rıl­mış ekmeği yeni­den yeme­ğin suyuna batır­mak ancak köy­lü­lere yakı­şan bir dav­ra­nış­tır” der cid­di­yetle, “yiye­me­ye­ce­ği­niz yemeği arka­nızı döne­rek görül­me­ye­cek bir yere atı­nız” diye tamam­lar.

Peki ya yemek son­ra­sında ortaya çıkan “gaz çıkarma” ihti­yacı?

Eras­mus net­tir: “Bazı­ları genç­le­rin arka­la­rını elle tut­ma­ları ve gaz kaç­ma­sını önle­me­leri gere­kir” der. “Ama böyle yapı­lırsa has­ta­lanma ihti­mali var­dır. Doğa­nın yarat­tığı sesi engel­le­mek sağ­lık­tan çok görgü kural­la­rına önem veren aptal­la­rın işi­dir. Eğer yap­mak zorunda kalır­san rahatça çıkart. İstifra etmek isti­yor­san geri çekil ve kim­se­nin gör­me­deği, duy­ma­dığı bir yerde yap.”

Eras­mus

Erasmus’un ele­al­dığı konu­lar­dan söz edil­me­si­nin ya da onla­rın duyul­ma­sı­nın bugün bize utanma duy­gusu ver­mesi, uygar­lık süre­ci­nin açık bir belir­ti­si­dir.

Sadece Eras­mus değil, Orta­çağ ve son­ra­sında başka yazar­lar da görgü üze­rine kitap­lar yaz­mış­tır. Tannhauser’in Hof­zucht, Castiglione’nin Hoff­mann ve Della Casa’nın Gala­teo adlı eser­leri iyi örnek­ler­dir. Bun­la­rın hepsi Erasmus’un kita­bını temel alır ve bazı yeni kural­larla onun­kini geliş­ti­rir.

Hangi yeni kural gelirse gel­sin Avrupa’da yemek 1800’lü yıl­lara kadar elle yen­miş­tir. Diş­ler bıçakla veya bir dal par­ça­sıyla temiz­len­miş­tir ve tuva­let ihti­yacı insan­la­rın bulun­duğu yer­lerde mesela sokak ara­la­rında, duvar kenar­la­rında ve hatta sokak­larda gide­ril­miş­tir. Bir düşe­sin 1694 tari­hinde yaz­dığı mek­tupta, Paris’in daya­nı­la­ma­ya­cak kadar kötü kok­tuğu açıkça dile geti­ri­lir. Nedeni bel­li­dir: Sokak­lar­daki insan pis­lik­leri.

Ortaçağ’da et, üst sını­fın, yani soy­lu­la­rın, din adam­la­rı­nın ve şöval­ye­le­rin en önemli tüke­ti­mi­dir. Etin kay­nağı olan hay­van­lar bütün halinde pişi­ri­le­rek sof­raya geti­ri­lir ve konuk­lar tara­fın­dan hemen ora­cıkta par­ça­la­na­rak yenir. Çatal henüz yay­gın­laş­ma­dığı için her­kes eliyle yer. Köy­lü­ler ise sebze ve pata­tes gibi top­rak ürün­le­riyle yeti­nir­ler.

Ortaçağ’da bes­lenme alış­kan­lığı ve görgü kural­ları işte böy­leydi.

Sözünü etti­ği­miz kita­bıyla Eras­mus zamanla oluş­maya baş­la­yan bir utanma ve sıkılma stan­dar­dı­nın ve görgü kural­la­rı­nın kuru­cusu olmuş­tur.

Onun belir­le­diği stan­dart­lar­dan günü­müze nere­deyse 500 yıl geçti.

Gör­gü­süz­ler, edep­siz­ler ve ahlak­sız­lar azal­mış değil.

*Nor­bert Elias, Uygar­lık Süreci, Cilt 1, Çevi­ren: Ender Ateş­man, İletişim,9.Baskı. İstan­bul 2016

(369)

Yorumlar