Home Hayat İnsan Ortaçağ’ın Görgü Kuralları
Ortaçağ’ın Görgü Kuralları

Ortaçağ’ın Görgü Kuralları

542
0

Etin kaynağı olan hayvanlar bütün halinde pişirilerek sofraya getirilir ve konuklar tarafından hemen oracıkta parçalanarak yenir. Çatal henüz yaygınlaşmadığı için herkes eliyle yer.

Murat Erdin

Ortaçağ daima ilgi çekmiştir. Sadece siyasi olaylarıyla değil, karanlık tabuları, cadıları ve skolastik âdetleriyle. İnsanlık tarihinin önemli bir dönemidir bu dönem. Rönesans’a hazırlanan Avrupa’nın döl yatağıdır. Kilise’nin Avrupa’daki hâkimiyeti doruktayken, insanlar arasındaki ilişkiler de dinin belirlediği metrelerle ölçülür. Yeme-içme âdetleri, yatak odası adabı ve genel görgü kuralları da buna dahildir.

Hollandalı filozof Erasmus’un 1530’da yayımlanan De Civilitate Morum Puerilium’u kıta Avrupası’nın ilk görgü kitabı sayılır. Çocuklarda Geleneklerin Nazikleşmesi Üzerine diye çevrilebilecek bu Latince kitap Avrupa’da hızla yaygınlaşır ve baskı üzerine baskı yapar. Erasmus’un ölümüne kadarki süreçte, yani yayımlandıktan sonraki 6 yıl içinde en az 30 baskı yapar. Çevirileri, taklitleri ve ekleri yayımlanır. İki yıl sonra İngilizce çevirisi çıkar. Bir ders kitabı haline gelir ve kiliselerde erkek çocukların eğitiminde kullanılır. 1537, 1559, 1569 ve 1613 yıllarında Fransızca basılır.

Yapıt, soylu bir çocuğa, bir prensin oğluna ithaf edilmiş ve onun eğitimi için kaleme alınmıştır. Büyük bir ciddiyetle ama zaman zaman alaycı bir üslupla, oldukça anlaşılır ve yalın bir dille aktarılan basit düşünceler içerir.

Erasmus ilk kural olarak bakışlardan söz eder. “Bakışlar rahat, saygılı ve bir noktaya yönelik olmalıdır” der. “Öfkeli, güvenilmez ve sinirli bakışlar kabalık işaretidir. İnsanın kendine hakim olmadığını gösterir. Sürekli sağa-sola kaymamalıdır, bunlar şüpheci insanlara ait bakışlardır” diye devam eder.*

Rotterdamlı Erasmus’un görgü kitabında en önemli bölüm masa ve yemek adabına ayrılmıştır. Ortaçağ’da hâkim olan yemek yeme alışkanlığına Erasmus savaş açar.

Yemek yiyen bir insanın burun deliklerinde akıntı olmaması gerektiğinden söz eder. Köylüler yemek yerken şapkasına ya da eteğine sümkürür, kasap burnunu koluna siler. Erasmus’a göre temizlik mendille yapılır. “İki parmakla sümkürüldüğünde yere düşen şeyler hemen ayakla silinmelidir. Aynı şey tükürük için de geçerlidir. Yere tükürülmesi ayıptır. Ama tükürmek zorunda kalındığında yerdeki iz hemen ayakla ezilmelidir” der. Eğer yere tükürmek mümkün değilse mendile tükürülmelidir.

O dönemde görgü diye anlatılan bu kurallar günümüz insanına iğrenç gelecektir ki bu doğaldır. Ortaçağ’dan bugüne görgü kurallarının değiştiği gibi ayıp ve utanma duygusu da değişmiştir.

Erasmus sofra adabından da söz eder:

“Masaya tabak içinde et getirildiğinde bazıları hemen yemeğe saldırır. Kurtlar ya da oburlar böyle yapar. Getirilen tepsiye asla ilk uzanan olma. Bırak köylüler daldırsın elini etin yağına.

Tepsidekileri didikleme, önündeki parçayı al. En iyi parçayı alabilmek için bütün tepsiyi altüst etmek görgüsüzlüktür.”

Ortaçağ’da Kral ve Kraliçe dahil herkes eliyle yer. Henüz çatal yoktur. Erasmus yemekten önce eller yıkanmalıdır der ama henüz sabun da yoktur. Konuk ellerini uzatır, uşaklardan birisi üzerine su döker. Sofrada herkes için ayrı tabak da yoktur. Böyle bir alışkanlığın ortaya çıkması için iki yüzyıl daha beklemek gerekecektir. Masada bazen örtü vardır bazen yoktur. Üzerinde olanlar daima azdır: Bardak, bıçak, tahta kaşık, biraz tuz ve bazen şarap.

Yemekte üç parmak kullanılır ve parmaklar yağlanır. Erasmus “yağlı parmakların yalanması yahut giysilere silinmesi doğru değildir” der kitabında.

Ortaçağ’da herkese ayrı tabak olmadığı gibi ayrı bardaklar da yoktur çoğu kez. Konuklar kendi bardağını başkasıyla paylaşır. Bu durumda “önce ağzını sil” uyarısında bulunur Erasmus. Çünkü yağlı ağzınla içtiğin bardağı başkasına verirken onu iğrendirmemelisin. Sadece bardağını değil yemeğini paylaşanlar da çıkacaktır. Erasmus, “böyle yapmayın, yarısı yenmiş yemeği başkasına ikram etmek doğru değildir” diye uyarır. Ayrıca “ısırılmış ekmeği yeniden yemeğin suyuna batırmak ancak köylülere yakışan bir davranıştır” der ciddiyetle, “yiyemeyeceğiniz yemeği arkanızı dönerek görülmeyecek bir yere atınız” diye tamamlar.

Peki ya yemek sonrasında ortaya çıkan “gaz çıkarma” ihtiyacı?

Erasmus nettir: “Bazıları gençlerin arkalarını elle tutmaları ve gaz kaçmasını önlemeleri gerekir” der. “Ama böyle yapılırsa hastalanma ihtimali vardır. Doğanın yarattığı sesi engellemek sağlıktan çok görgü kurallarına önem veren aptalların işidir. Eğer yapmak zorunda kalırsan rahatça çıkart. İstifra etmek istiyorsan geri çekil ve kimsenin görmedeği, duymadığı bir yerde yap.”

Erasmus

Erasmus’un elealdığı konulardan söz edilmesinin ya da onların duyulmasının bugün bize utanma duygusu vermesi, uygarlık sürecinin açık bir belirtisidir.

Sadece Erasmus değil, Ortaçağ ve sonrasında başka yazarlar da görgü üzerine kitaplar yazmıştır. Tannhauser’in Hofzucht, Castiglione’nin Hoffmann ve Della Casa’nın Galateo adlı eserleri iyi örneklerdir. Bunların hepsi Erasmus’un kitabını temel alır ve bazı yeni kurallarla onunkini geliştirir.

Hangi yeni kural gelirse gelsin Avrupa’da yemek 1800’lü yıllara kadar elle yenmiştir. Dişler bıçakla veya bir dal parçasıyla temizlenmiştir ve tuvalet ihtiyacı insanların bulunduğu yerlerde mesela sokak aralarında, duvar kenarlarında ve hatta sokaklarda giderilmiştir. Bir düşesin 1694 tarihinde yazdığı mektupta, Paris’in dayanılamayacak kadar kötü koktuğu açıkça dile getirilir. Nedeni bellidir: Sokaklardaki insan pislikleri.

Ortaçağ’da et, üst sınıfın, yani soyluların, din adamlarının ve şövalyelerin en önemli tüketimidir. Etin kaynağı olan hayvanlar bütün halinde pişirilerek sofraya getirilir ve konuklar tarafından hemen oracıkta parçalanarak yenir. Çatal henüz yaygınlaşmadığı için herkes eliyle yer. Köylüler ise sebze ve patates gibi toprak ürünleriyle yetinirler.

Ortaçağ’da beslenme alışkanlığı ve görgü kuralları işte böyleydi.

Sözünü ettiğimiz kitabıyla Erasmus zamanla oluşmaya başlayan bir utanma ve sıkılma standardının ve görgü kurallarının kurucusu olmuştur.

Onun belirlediği standartlardan günümüze neredeyse 500 yıl geçti.

Görgüsüzler, edepsizler ve ahlaksızlar azalmış değil.

*Norbert Elias, Uygarlık Süreci, Cilt 1, Çeviren: Ender Ateşman, İletişim,9.Baskı. İstanbul 2016

(542)

Yorum yaz