Home Bilgi Bankası Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak...
Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak...

Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak...

422
0

Ame­ri­ka­lı­lar da Fran­sız­la­rın yön­te­mini uygu­la­ya­rak, Pennsyl­va­nia Üni­ver­si­tesi yoluyla Fahri dok­tora ver­di­ler, Cami Kapı­sında adlı bir tab­lo­sunu 6000 franga satın ala­rak gön­lünü aldı­lar. Gönlü alı­nan Osman Hamdi, Assos  eser­le­ri­nin  sahilde  bek­le­ti­len san­dık­la­rı­nın Boston’a doğru yola çık­ma­sına hemen izin ver­mişti.

Ülke­mizde bili­nen ilk arke­olog, müze kuru­cusu, figür res­sam­la­rın­dan birisi olan Osman Hamdi Bey’in kül­tü­rü­müze yap­tığı kat­kı­lar önem­li­dir. Ancak buz dağı­nın görün­me­yen yanı da var. Bir­çok tarihçi, sanat tarih­çisi ve kül­tür tarih­çi­si­nin farklı yorum­la­ma­ları önünde masaya yatı­rı­lan Osman Hamdi Bey, tarihi eser kaçak­çı­lı­ğına göz yuman, ülke­sine yaban­cı­la­şıp Avru­palı gözüyle “oryan­ta­list” üslubu benim­se­yen karar­sız biri ola­rak da nite­len­di­ri­li­yor.

osman hamdi bey

1881 yılında Müze-i Hümayun’da müdür olan Osman Hamdi Bey’in bu vas­fıyla giriş­tiği işlerde yabancı arke­olog­larla çok samimi olduğu bili­nir. Kızı Nazlı’nın küçük­ken tut­tuğu def­ter­den de anla­şıl­dığı gibi, İstanbul’daki evle­rine sık sık yabancı arke­olog­lar konuk olur­muş.

Yaşar Yıl­maz, Aktüel Arke­oloji der­gi­sine ver­diği röpor­tajda bu yakın arka­daş­lık­larla, Osman Hamdi Bey’in tarihi eser kaçak­çı­lı­ğına göz yum­du­ğunu söy­lü­yor ve bu savını ayrın­tılı biçimde şöyle açık­lı­yor:

Eser­le­rin götü­rül­me­sine karşı çık­ması yasa gere­ğiydi. Efes eser­leri, Ber­gama, Zincirli’nin Hitit eser­leri, Gölbaşı’ndan Trysa  Anıtı  ve  lahit­ler,  Milet,  Pri­ene tapı­nak­ları ve on bin­lerce ese­ri­miz bu dönemde onun gözü önünde taşın­mış­tır. Hiç­bir iti­ra­zını gör­mü­yo­ruz. Ayrıca, bu gün sınır­la­rı­mız dışında olma­sına kar­şın o gün­lerde birer Osmanlı vila­yeti olan Irak ve Suriye’den götü­rü­len bin­lerce eseri say­mı­yo­rum.

osmanhamdiic.jpg

Osman Hamdi’nin ne arke­oloji, ne de sağ­lıklı tarih bilinci oldu­ğunu düşü­nü­yo­rum. İstanbul’da o zamanki lise­nin ne kadar eği­tim sun­du­ğunu tah­min ede­bi­li­riz. Bugünkü baş­ve­kil (sad­ra­zam) göre­vinde olan babası ve II. Abdülhamid’in kol­la­ması altında, her üst bürok­rat çocuğu gibi, Paris’e hukuk oku­ması için gön­de­ril­mişti. Orada geçir­diği ikinci yılında baba­sına hukuku sev­me­di­ğini, resim atöl­ye­sine devam etmek iste­di­ğini söy­le­ye­rek resme devam etti. O iki yıl içinde hukuka devam edip etme­di­ğini, etmiş olsa bile ne öğre­ne­bi­le­ce­ğini bil­mi­yo­ruz. Sonra bir Fran­sız hanımla evle­nip dön­dü­ğünde kısa bir süre Bağdat’a memur ola­rak git­ti­ğini, İstanbul’a dönü­şünde  Müze Müdürü Alman Dr. Phil­lip Anton   Dethier’in   ölü­müyle   Sultan’ın bu genç ‘Osman­lı­nın en Parislisi(ni müze   müdür­lü­ğüne   ata­dı­ğını   bili­yo­ruz.   Sad­ra­za­mın oğlu olması, üste­lik Osmanlı sul­ta­nı­nın yakın tanı­dığı biri olması eser­le­ri­mizi koru­ması açı­sın­dan bir şans ola­bi­lirdi. Ama olmadı… C. Humann eser­le­ri­mizi yıl­larca Alman savaş gemi­le­ri­nin eşli­ğinde taşır­ken, Osman Hamdi, atöl­ye­sinde onun port­re­sini yapı­yor, sık sık yalı­sında ağır­lı­yordu. Kızı Nazlı’nın hatıra def­te­rin­den, evle­rine gelen yabancı soy­guncu kazı heyeti baş­kan­la­rı­nın Osman Hamdi’yle iliş­ki­le­rini sıcak tut­tuk­la­rını anlı­yo­ruz. Hep­siyle dosttu. Onlar Osman Hamdi’yi poh­poh­lu­yor, ona ema­net edi­len tarihi eser­leri ve kanu­nun yasak­la­yan hüküm­le­rini uygu­la­ma­yı­şını tak­dir edi­yor­lardı. Fran­sız­lar damat­la­rı­nın Irak’tan götür­dük­leri eser­lere göz yuman bu genç müdüre, fahri dok­tora ünvanı ver­me­nin yanında bir res­mini de 4000 franga satın ala­rak ödül­len­di­ri­yor­lardı. Osman Hamdi’yle bir türlü uygun diya­log kura­ma­yan Ame­ri­ka­lı­lar da Fran­sız­la­rın yön­te­mini uygu­la­ya­rak, Pennsyl­va­nia Üni­ver­si­tesi yoluyla Fahri dok­tora ver­di­ler, Cami Kapı­sında adlı bir tab­lo­sunu 6000 franga satın ala­rak gön­lünü aldı­lar. Gönlü alı­nan Osman Hamdi, Assos  eser­le­ri­nin  sahilde  bek­le­ti­len san­dık­la­rı­nın Boston’a doğru yola çık­ma­sına hemen izin ver­mişti. Ame­ri­ka­lı­lar aldık­ları tab­loyu çer­çe­ve­sin­den çıkar­tıp depoya kal­dır­mış­lardı. Bu konuyu kita­bımda bel­ge­le­riyle aktar­dım. Üzgü­nüm, az kah­ra­man yetiş­ti­ren bir top­lum ola­rak yüz yıl­lık bir efsa­neye dokun­mak bana da üzüntü veri­yor, ama her şeyi yerli yerine oturt­ma­lı­yız. Ne çeki­yor­sak söy­len­ce­lere körü körüne inan­mak­tan çeki­yo­ruz. Bu konuyu tar­tış­ma­lı­yız. Adla­rı­nın baş­la­rında Abdül olan sul­tan­lar­dan üç Abdül döne­miyle (Aziz, Mecid, Hamit II), Osman Hamdi’nin dönemi en çok eser kay­bet­ti­ği­miz dönem­ler­dir.”

Edhem Eldem ise bu görüş­leri doğ­ru­la­yıp Osman Hamdi Bey’i aydın kis­vesi altında hiç­bir konuda tam uzman­la­şa­ma­yan “tipik bir 19. asır ente­lek­tü­eli” ola­rak değer­len­di­ri­yor. Hatta Müze-i Hümayun’un başına liya­katle gel­di­ğini, yap­tığı en önemli kazı olan Nem­rut Dağı’nın önce­den Alman­lar tara­fın­dan keş­fe­dil­di­ğini akta­rır. Türk resim sana­tı­nın figür ala­nında geli­şi­mine kat­kıda bulu­nan Osman Hamdi Bey, resim­le­rinde çok fazla tek­rara kaçar. Oryan­ta­list üslupta da olduğu gibi figür­le­rinde kul­lan­dığı sarık­lar, doğulu giy­si­ler, doğuyu anım­sa­tan obje­ler, belli başlı mekân­larda ken­dini tek­rar etmiş.

(422)

Yorumlar