Home Bilgi Bankası Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak…
Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak…

Osman Hamdi Bey’i Yeniden Yorumlamak…

463
0

Amerikalılar da Fransızların yöntemini uygulayarak, Pennsylvania Üniversitesi yoluyla Fahri doktora verdiler, Cami Kapısında adlı bir tablosunu 6000 franga satın alarak gönlünü aldılar. Gönlü alınan Osman Hamdi, Assos  eserlerinin  sahilde  bekletilen sandıklarının Boston’a doğru yola çıkmasına hemen izin vermişti.

Ülkemizde bilinen ilk arkeolog, müze kurucusu, figür ressamlarından birisi olan Osman Hamdi Bey’in kültürümüze yaptığı katkılar önemlidir. Ancak buz dağının görünmeyen yanı da var. Birçok tarihçi, sanat tarihçisi ve kültür tarihçisinin farklı yorumlamaları önünde masaya yatırılan Osman Hamdi Bey, tarihi eser kaçakçılığına göz yuman, ülkesine yabancılaşıp Avrupalı gözüyle “oryantalist” üslubu benimseyen kararsız biri olarak da nitelendiriliyor.

osman hamdi bey

1881 yılında Müze-i Hümayun’da müdür olan Osman Hamdi Bey’in bu vasfıyla giriştiği işlerde yabancı arkeologlarla çok samimi olduğu bilinir. Kızı Nazlı’nın küçükken tuttuğu defterden de anlaşıldığı gibi, İstanbul’daki evlerine sık sık yabancı arkeologlar konuk olurmuş.

Yaşar Yılmaz, Aktüel Arkeoloji dergisine verdiği röportajda bu yakın arkadaşlıklarla, Osman Hamdi Bey’in tarihi eser kaçakçılığına göz yumduğunu söylüyor ve bu savını ayrıntılı biçimde şöyle açıklıyor:

“Eserlerin götürülmesine karşı çıkması yasa gereğiydi. Efes eserleri, Bergama, Zincirli’nin Hitit eserleri, Gölbaşı’ndan Trysa  Anıtı  ve  lahitler,  Milet,  Priene tapınakları ve on binlerce eserimiz bu dönemde onun gözü önünde taşınmıştır. Hiçbir itirazını görmüyoruz. Ayrıca, bu gün sınırlarımız dışında olmasına karşın o günlerde birer Osmanlı vilayeti olan Irak ve Suriye’den götürülen binlerce eseri saymıyorum.

osmanhamdiic.jpgOsman Hamdi’nin ne arkeoloji, ne de sağlıklı tarih bilinci olduğunu düşünüyorum. İstanbul’da o zamanki lisenin ne kadar eğitim sunduğunu tahmin edebiliriz. Bugünkü başvekil (sadrazam) görevinde olan babası ve II. Abdülhamid’in kollaması altında, her üst bürokrat çocuğu gibi, Paris’e hukuk okuması için gönderilmişti. Orada geçirdiği ikinci yılında babasına hukuku sevmediğini, resim atölyesine devam etmek istediğini söyleyerek resme devam etti. O iki yıl içinde hukuka devam edip etmediğini, etmiş olsa bile ne öğrenebileceğini bilmiyoruz. Sonra bir Fransız hanımla evlenip döndüğünde kısa bir süre Bağdat’a memur olarak gittiğini, İstanbul’a dönüşünde  Müze Müdürü Alman Dr. Phillip Anton   Dethier’in   ölümüyle   Sultan’ın bu genç ‘Osmanlının en Parislisi(ni müze   müdürlüğüne   atadığını   biliyoruz.   Sadrazamın oğlu olması, üstelik Osmanlı sultanının yakın tanıdığı biri olması eserlerimizi koruması açısından bir şans olabilirdi. Ama olmadı… C. Humann eserlerimizi yıllarca Alman savaş gemilerinin eşliğinde taşırken, Osman Hamdi, atölyesinde onun portresini yapıyor, sık sık yalısında ağırlıyordu. Kızı Nazlı’nın hatıra defterinden, evlerine gelen yabancı soyguncu kazı heyeti başkanlarının Osman Hamdi’yle ilişkilerini sıcak tuttuklarını anlıyoruz. Hepsiyle dosttu. Onlar Osman Hamdi’yi pohpohluyor, ona emanet edilen tarihi eserleri ve kanunun yasaklayan hükümlerini uygulamayışını takdir ediyorlardı. Fransızlar damatlarının Irak’tan götürdükleri eserlere göz yuman bu genç müdüre, fahri doktora ünvanı vermenin yanında bir resmini de 4000 franga satın alarak ödüllendiriyorlardı. Osman Hamdi’yle bir türlü uygun diyalog kuramayan Amerikalılar da Fransızların yöntemini uygulayarak, Pennsylvania Üniversitesi yoluyla Fahri doktora verdiler, Cami Kapısında adlı bir tablosunu 6000 franga satın alarak gönlünü aldılar. Gönlü alınan Osman Hamdi, Assos  eserlerinin  sahilde  bekletilen sandıklarının Boston’a doğru yola çıkmasına hemen izin vermişti. Amerikalılar aldıkları tabloyu çerçevesinden çıkartıp depoya kaldırmışlardı. Bu konuyu kitabımda belgeleriyle aktardım. Üzgünüm, az kahraman yetiştiren bir toplum olarak yüz yıllık bir efsaneye dokunmak bana da üzüntü veriyor, ama her şeyi yerli yerine oturtmalıyız. Ne çekiyorsak söylencelere körü körüne inanmaktan çekiyoruz. Bu konuyu tartışmalıyız. Adlarının başlarında Abdül olan sultanlardan üç Abdül dönemiyle (Aziz, Mecid, Hamit II), Osman Hamdi’nin dönemi en çok eser kaybettiğimiz dönemlerdir.”

Edhem Eldem ise bu görüşleri doğrulayıp Osman Hamdi Bey’i aydın kisvesi altında hiçbir konuda tam uzmanlaşamayan “tipik bir 19. asır entelektüeli” olarak değerlendiriyor. Hatta Müze-i Hümayun’un başına liyakatle geldiğini, yaptığı en önemli kazı olan Nemrut Dağı’nın önceden Almanlar tarafından keşfedildiğini aktarır. Türk resim sanatının figür alanında gelişimine katkıda bulunan Osman Hamdi Bey, resimlerinde çok fazla tekrara kaçar. Oryantalist üslupta da olduğu gibi figürlerinde kullandığı sarıklar, doğulu giysiler, doğuyu anımsatan objeler, belli başlı mekânlarda kendini tekrar etmiş.

(463)

Yorum yaz