Home Öykü Kısa Kısa Öykü

Kısa Kısa Öykü

Refik Durbaş • Kısa Kısa Öyküler

Balkon Kentte ağaç kal­ma­mıştı, bal­konu kuşa­tan çına­rın dışında. Güne­şin şadır­va­nında yıka­dığı bedeni beyaz men­dil misali ası­lıydı çına­rın göl­ge­sinde. Meme­leri serindi, kal­çası alev­ler içinde bir yanar­dağ: Bir avuç kül ola­rak kal­dım yana­ğında sak­la­dığı akrep döv­me­sinde. Serin­li­ğini emdim: Teni­nin bütün zer­re­sini… Aynada iki kır­mızı kiraz, iki körpe meme, iki şifası bulun­ma­yan has­ret, asla varı­la­ma­yan bir sıla…  Deh­şet ve […]

Tarık Şimşek • Like American Honey

Cam­dan tek tük köpek­ler görü­nü­yordu. Işığı görünce, bir­den­bire geriye dönüp git­ti­ler. Gövde gövde ağaç­la­rın çıkar­dığı yap­rak hışır­tı­ları. Hafif esen rüz­gâr. Boz­kırda uzun yol. Gece. Far­ları kapadı. Her yer karan­lık oldu. Tavan­daki sarı ışığı açtı. Köpek­ler git­mişti. “Müzik açsana,” dedi dışarı baka­rak. “Ne ister­sin fıs­tık?” Pis sırıttı. Yüzünü döndü. Aya­ğı­nın ucun­daki bira şişe­sine uza­nıp yudum­ladı. Geri koydu. […]

Aslı Uluşahin • Öykücükler

*** tanrı var diye tut­turdu. narmanlı’nın önünde otu­ru­yor­duk. gece boyu beyoğlu’nda sürt­müş­tük. ses­siz­lik isti­yor­dum. cihad da artık sus­sundu. tanrı var, dedi yine. nere­den anla­dın? onca içki­den sonra her­halde sana göründü. bana değil, kediye. yanı­mız­daki alaca kedi, başını çevir­miş, avlu­daki karal­tıya dik­katle bakı­yordu. oraya bir tanrı çiz­dim gözümde. erkekti, şef­kat­liydi. az sonra kediyi öldü­re­cekti. zaval­lı­cık, aklım­dan geçeni […]

Cineti Kırgın • Karanlık

Gratel’e Şarkı söy­le­yen kuş­ları ara­mak­tan yor­gun düş­tüm. Sır­tımı beton bir duvara daya­yıp öylece diki­li­yo­rum. Kar­şımda şehir, soluk renk­leri, yük­se­lip alça­lan apart­man­ları, dar cad­de­leri ve parke döşeli sokak­la­rıyla uza­yıp gidi­yor. Bir­den rüz­gâr esi­yor, sır­tımı daya­dı­ğım duva­rın arka­sın­daki ağaç­la­rın hışır­tı­sın­dan anlı­yo­rum. Hışır­tı­nın art­ma­sıyla rüz­gâr duvarı aşıp omuz­la­rıma, boy­nu­mun arka­sına dökü­lü­yor. Esin­ti­nin vücu­duma yayı­lı­şıyla acık­tı­ğımı his­se­di­yo­rum. Bulun­du­ğum yerde […]

Mehmet Fırat Sarı • Kırmızı Işık

“Anla­mak için dur­mak zorun­da­sın! Unders­tan­ding (ing.) Vers­te­hen (alm.) Epis­teme (yun.) Vakafe (ar.) gibi… ‘anlama’nın kökü hep ‘durmak’tır.” Dücane Cün­di­oğlu Şeh­rin karan­lık bir kav­şa­ğında dilen­ci­lik yapan yaşlı bir kadına rast­la­dım. Göz­le­rine bak­tım, bak­maya çalış­tım. Ama göre­me­dim göz­le­rini. Göz­le­ri­nin yerinde bir boş­luk vardı. Kim­se­siz­li­ğin derin, kas­vetli ve soğuk boş­luğu. Kadim zaman­lar­dan kalma, çok­tan kuru­muş derin ve karan­lık bir […]

Gülendam Noyan Kurhan • Orman Yangınları

Nehirle aynı renk gon­do­lun için­de­yim. Daha önce gon­dola hiç bin­me­dim. Tek kürekle nasıl iler­le­ye­ce­ğimi aklım almı­yor. Yanım­dan balık­lar geçip gidi­yor. Az ötemde yaz­dan kalan orman yan­gını. Bran­dayla örtül­müş kayığı görü­yo­rum. Nehir dal­galı olduğu halde duvara sap­lan­mış, kıpır­da­mı­yor. Bili­yo­rum ki kıpır­tılı dal­ga­lar suyun yüzünde bir olu­yor. Bir­bi­rine geçiş­leri fişek gibi sap­la­nı­yor aklıma.  Ötede duvar­lar yok, yıkıl­dı­lar. […]

Özcan Doğan • Koynunda İp Besleyen

Koynunda İp Besleyen Zey­nep güzel mi güzel bir bebekti. İki kilo yedi yüz gram yükle dün­yaya geldi. Kara göz­leri, kara saç­ları vardı. Zey­nep süründü, emek­ledi, yürüdü. Pem­be­ler, sarı­lar, yeşil­ler giydi. Boy­nunda ince­cik bir ip filiz­lendi. Annesi bakıp, ne güzel, dedi. Dört yaşına girdi Zey­nep. Sokak­larda çocuk­larla oynar­ken, biri kolun­dan tutup itti. Düştü, ağladı Zey­nep. Annesi hemen […]

Mesut Barış Övün • Kısa Kısa Öyküler

Soğuk En son ne zaman görüş­müş­tük, diye soru­yor bana. Gaze­tesi diz­le­ri­nin üstünde, göz­lük­le­rini çıka­rıp masaya bıra­kı­yor. Cena­zeye gel­miş­tim, diye yanıt­lı­yo­rum onu, en son o zaman görüş­müş­tük. Hatta yeni bir kita­bı­nız çık­mıştı o gün­lerde. Ah, evet, diye mırıl­da­nı­yor. Cenaze. Öyle fazla zaman da geç­me­miş. Geç­medi, hayır, diyo­rum hemen. Ve ekli­yo­rum: Ne kadar çok kar vardı o […]

Şeyda Koç • Bastırılmış Duygular

Küçü­cük bir çocuk oldu­ğum içindi belki de, boyu­mun ancak yarı­sına gelen o gri soba­nın öyle koca­man bir cana­var gibi görün­mesi. Ya da elimi sobaya dokun­ma­mayı o soba bana öğret­tiği için. Bas­tı­rıl­mış duy­gu­la­rımı bas­tır­mış da, bir kib­rit çöpüyle tutuş­tur­muş sonra ver­miş­tim ateşe. Hayır kib­ritle oyna­ma­dım… Hayır kar­de­şimi kıs­kan­mı­yo­rum… Hayır annem has­ta­neye yat­tığı için üzül­mü­yo­rum.. Hayır beni o soba­nın […]

Onur Çalı • İki Dost

gel­di­ğin gece kar yağ­mıştı ken­tin üstüne gök­yü­zün­den soru­lar düşü­yordu hiç dur­ma­dan Dev­rim Dir­lik­ya­pan, Karla Gelen Ses­siz­lik uza­dıkça tütün çan­ta­sına uza­nı­yordu Ozan. Önce orga­nik kâğıt­tan bir tane çekip çan­ta­nın küçük tah­ta­sına yatı­rı­yor, sonra par­mak­la­rını sarıya boya­yan Old Hol­born pake­tin­den bir tutam tütün alıp kâğıda koyu­yor, en sonunda da filt­reyi yer­leş­ti­rip sarı­yordu. İlk nefesi çek­tiği an her şey […]