Home Öykü Kısa Kısa Öykü

Kısa Kısa Öykü

Mesut Barış Övün • Kısa Kısa Öyküler

Soğuk En son ne zaman görüş­müş­tük, diye soru­yor bana. Gaze­tesi diz­le­ri­nin üstünde, göz­lük­le­rini çıka­rıp masaya bıra­kı­yor. Cena­zeye gel­miş­tim, diye yanıt­lı­yo­rum onu, en son o zaman görüş­müş­tük. Hatta yeni bir kita­bı­nız çık­mıştı o gün­lerde. Ah, evet, diye mırıl­da­nı­yor. Cenaze. Öyle fazla zaman da geç­me­miş. Geç­medi, hayır, diyo­rum hemen. Ve ekli­yo­rum: Ne kadar çok kar vardı o […]

Şeyda Koç • Bastırılmış Duygular

Küçü­cük bir çocuk oldu­ğum içindi belki de, boyu­mun ancak yarı­sına gelen o gri soba­nın öyle koca­man bir cana­var gibi görün­mesi. Ya da elimi sobaya dokun­ma­mayı o soba bana öğret­tiği için. Bas­tı­rıl­mış duy­gu­la­rımı bas­tır­mış da, bir kib­rit çöpüyle tutuş­tur­muş sonra ver­miş­tim ateşe. Hayır kib­ritle oyna­ma­dım… Hayır kar­de­şimi kıs­kan­mı­yo­rum… Hayır annem has­ta­neye yat­tığı için üzül­mü­yo­rum.. Hayır beni o soba­nın […]

Onur Çalı • İki Dost

gel­di­ğin gece kar yağ­mıştı ken­tin üstüne gök­yü­zün­den soru­lar düşü­yordu hiç dur­ma­dan Dev­rim Dir­lik­ya­pan, Karla Gelen Ses­siz­lik uza­dıkça tütün çan­ta­sına uza­nı­yordu Ozan. Önce orga­nik kâğıt­tan bir tane çekip çan­ta­nın küçük tah­ta­sına yatı­rı­yor, sonra par­mak­la­rını sarıya boya­yan Old Hol­born pake­tin­den bir tutam tütün alıp kâğıda koyu­yor, en sonunda da filt­reyi yer­leş­ti­rip sarı­yordu. İlk nefesi çek­tiği an her şey […]

Özcan Yılmaz • Karanlık Oda – Bana Göre Bir İş

Karanlık Oda Damadı pat­ro­numu dolan­dırdı. Onun yerine beni işe aldı­lar. Sen de beni kan­dı­ra­cak mısın, dedi pat­ro­num. Ben kim­seyi dolan­dır­mam, dedim, Dama­dın deği­lim zaten. Odama bir kamera koy­du­lar. Benim için sorun değil. Bana sor­ma­dı­lar zaten. Bir zaman sonra oğluma gös­ter­mek için kayıt­ları iste­dim. Sorup duru­yor, Baba ne iş yapı­yor­sun, diye. Kendi göz­le­riyle gör­sün Meğer yan­lış kur­muş­lar kame­rayı. […]

Hüseyin Bul • Huysuz

Efen­dim iyi gün­ler, milen­yum araş­tırma şir­ke­tin­den arı­yo­rum, zama­nı­nız varsa bir­kaç daki­ka­nızı ala­cam. Size de iyi gün­ler, sağ olun, nere­den dedi­niz? Milen­yum araş­tırma şir­keti efen­dim. Kusura bak­ma­yın, ina­nın ki hiç zama­nım yok. Efen­dim çok kısa süre­cek, beş dakika. Beş dakika çok uzun bir süre. Tamam, efen­dim, kısalt­maya çalı­şa­ca­ğım. Zaman­dan mı çala­cak­sı­nız yoksa soru­lar­dan mı? Efen­dim? Diyo­rum ki beş dakika […]

Haden Öz • Tokat

Yıl­lar önce, baba­sın­dan nef­ret eden bir gençle soh­bet etmiş­tim. Uzun uzun baba­sına olan nef­re­tini anlat­mıştı. Onun dün­yaya bakı­şın­dan, etra­fın­daki insan­lara karşı tavır­la­rın­dan, konuş­ma­la­rın­dan, şaka­la­rın­dan, öfke­sin­den hatta jest ve mimik­le­rin­den bile nef­ret edi­yordu. Ama bu nef­ret­ten hiç kim­seye bah­set­me­mişti. O gece belki bir daha asla göre­me­ye­ceği bir yabancı olan bana anlat­mak gel­mişti için­den. Böy­le­likle belki nef­reti […]

Diego Tatián • Ölülerin Kırılgan Hafızası

Ölü­ler her zaman çocuk­luk­la­rı­nın geç­tiği evi anım­sar­lar, ama asla tama­mını değil. Bazen, bir kış akşamı, yemek­le­rin pişi­ril­diği oca­ğın yanında, karar­sız bir şaş­kın­lıkla, ora­dan çık­mak ve anı­la­rında yatak oda­sına git­mek iste­se­ler de bunu yapa­maz­lar. Ya da yal­nızca yatak­tan görü­le­bil­diği kada­rıyla yatak oda­sını anım­sar, mut­fağı, yeme­ğin tabak­lara koyul­duğu masayı, evin kar­şı­sını, ağaç­ları anım­sa­ya­maz­lar. Ölü­ler yaşa­yan­lar­dan daha az […]

Remzi Karabulut • Tepeyi Aşınca – Kontörsüz Pezevenk

Tepeyi Aşınca Kır­mızı top­rak­lar üstünde yürüye yürüye bir hal olmuş­tuk. Top­rakta yürü­mek iyi gelir diyor­lar bir de. Meca­li­miz kal­madı, öldük yor­gun­luk­tan. Bir­den yağ­mura ben­zer bir çise­le­me­nin altında bul­duk ken­di­mizi. Bu tepe­nin ara­sında devasa bir şelale var dedi­ler. Tepeyi aşınca gör­dü­ğü­müze ina­na­ma­dık. Anla­tı­lan­dan daha büyük bir su çok yük­sek­ler­den bir göle akı­yordu. Bu göl neden kır­mızı, […]

Aydın Öztürk • İlham

“Tamam şu anda yoğu­num, yoğu­num işte, seni sonra ara­rım, oldu mu, hadi kapa­tı­yo­rum.” No tuşuna bas­mamla yeni­den çal­ması bir olu­yor tele­fo­nun. Canım. “Canım, beş dakika sonra sana döne­yim mi, tamam mı, hadi görü­şü­rüz.” Ne olu­yor bu insan­lara be, sıraya gir­miş beni arı­yor­lar. Tepem­deki martı top­lu­luğu müt­hiş bir gürültü kopa­rı­yor, han­diyse başımı gaga­la­ya­cak­lar. Bu kadar mı aç […]

Sadık Dipsiz • Dinozor

Gün­ler­den 13 Kasım, o gün bir deliyle kar­şı­laş­tım. Hiç ayrı­mına var­ma­dım ilkin. Öylece yürü­yor­dum kal­dı­rımda. İri göv­de­siyle can­hı­raş önüme atla­dı­ğında irki­le­rek fark ettim. Ters bir şey­ler ola­ca­ğını his­set­tim, kork­tum, küçüldü göv­dem. Kız­gın bir boğa­nınki gibi lav­lar boşa­lı­yordu burun delik­le­rin­den. Tütün­den sarar­mış diş­leri köpük köpüktü. Ne oldu­ğunu anla­ma­dan, tükü­rür gibi, “Pis­lik,” deyip geçti. Dönüp arka­sın­dan bak­tım, […]