Home Öykü Kısa Kısa Öykü

Kısa Kısa Öykü

Deniz Moralıgil • Kısa Kısa Öyküler

Bahşiş Adam kafe­ter­ya­dan ayrıl­dı­ğında masa­sında zarif el yazı­sıyla dolu, minik bir peçete yığını bıraktı. Gar­son bu not­ları giz­lice önlü­ğü­nün cebine attı, evin­deki eski bir kutu­nun içinde birik­ti­ri­yor. Peçe­te­ler dolusu karak­ter, uydurma ya da ger­çek bir sürü anı ve bir yer­lere var­ma­yan diya­log­larla dolu bir kutusu vardı artık genç ada­mın.   Bir Daha Hiç Ayrılmadık Annem biraz […]

Mehmet Fırat Sarı • Renklerin Öğretisi

Uyum Renk­ler diya­rında renk­ler yaşardı. Hepsi bir­bi­rin­den ayrı ve kopuk. Her renk kendi çev­re­sine yük­sek ve kalın duvar­lar örmüştü. Ve bu duvar­la­rın arka­sın­dan bir­bir­le­rine bağı­rıp durur­lardı. Ben daha güze­lim, ben daha iyi­yim, diye. Her ren­gin kendi taraf­tar­ları vardı. Bu taraf­tar­lar, diğer renk­leri hiç gör­me­dik­leri halde kendi duvar­la­rı­nın için­deki ren­gin en güzel renk oldu­ğunu söy­le­yip diğer […]

Deniz Çölgeçen • Kısa Kısa Öyküler

Bir Bahar Günü... O güzel bahar gününü, deniz kıyı­sın­daki iyot koku­sunu nasıl cehen­neme çevir­din? Nasıl yapa­bil­din bunu? Ara­dan beş koca yıl geçti. Göz­le­rimi kapa­tıp seni düşün­dü­ğümde sanki dün­müş gibi ürpe­rir içim, sız­lar kal­bim. Bura­lar kış, hava buz gibi tıpkı o bahar günü benim için olduğu gibi. Bahar­lar benim buraya gel­mi­yor artık, hatta tek mev­sim yaşı­yo­rum ben, kış. Her […]

Zeynep Sönmez • Ölü Doğan Aşk

Geçen gün ömür­den­dir, diye sayık­lı­yordu, onu denize nazır bir çay bah­çe­sinde yal­nız bırak­tı­ğım­dan beri. Nice zaman bek­ledi orada. Öpü­şür­ken kok­la­maya doya­ma­dı­ğım tar­çın kızılı sakalı uzadı denize doğru, avuç­la­dı­ğım gür saç­ları da. Yüzü­nün kırı­şık­lık­la­rına kum doldu. Bana uza­tır­ken alev alev yanan elleri kav­ruldu. Ilık bakışlı kah­ve­rengi göz­leri karardı ve içimde yeşe­ren bütün sev­giyi ver­di­ğim kalbi kurudu. […]

Pınarnaz Eren • Dokunaç

Masa­da­yız. İrem, Edibe, Ekin, ben. Yemek yiyo­ruz. Kare masa. Ekin kar­şımda, İrem yanımda, Edibe çap­ra­zımda. Konuş­mu­yo­ruz. Bili­yo­rum, her­ke­sin aklı ses­siz­liği boza­cak giriş cüm­le­sini arı­yor. Oysaki kaç yıl­lık arka­daş­la­rız. Eski­den bir­likte ses­siz de kala­bi­lir­dik. Artık çok yal­nı­zım. Bir an bir çıtırtı. Ekin’in kafa­tası çat­ladı. Göz göze­yiz. Çat­lak­lar­dan doku­naç­lar çıkı­yor. Üç tane. Ahta­pot­la­rın­kine ben­zi­yor. Benek benek, yapış […]

Refik Durbaş • Kısa Kısa Öyküler

Balkon Kentte ağaç kal­ma­mıştı, bal­konu kuşa­tan çına­rın dışında. Güne­şin şadır­va­nında yıka­dığı bedeni beyaz men­dil misali ası­lıydı çına­rın göl­ge­sinde. Meme­leri serindi, kal­çası alev­ler içinde bir yanar­dağ: Bir avuç kül ola­rak kal­dım yana­ğında sak­la­dığı akrep döv­me­sinde. Serin­li­ğini emdim: Teni­nin bütün zer­re­sini… Aynada iki kır­mızı kiraz, iki körpe meme, iki şifası bulun­ma­yan has­ret, asla varı­la­ma­yan bir sıla…  Deh­şet ve […]

Tarık Şimşek • Like American Honey

Cam­dan tek tük köpek­ler görü­nü­yordu. Işığı görünce, bir­den­bire geriye dönüp git­ti­ler. Gövde gövde ağaç­la­rın çıkar­dığı yap­rak hışır­tı­ları. Hafif esen rüz­gâr. Boz­kırda uzun yol. Gece. Far­ları kapadı. Her yer karan­lık oldu. Tavan­daki sarı ışığı açtı. Köpek­ler git­mişti. “Müzik açsana,” dedi dışarı baka­rak. “Ne ister­sin fıs­tık?” Pis sırıttı. Yüzünü döndü. Aya­ğı­nın ucun­daki bira şişe­sine uza­nıp yudum­ladı. Geri koydu. […]

Aslı Uluşahin • Öykücükler

*** tanrı var diye tut­turdu. narmanlı’nın önünde otu­ru­yor­duk. gece boyu beyoğlu’nda sürt­müş­tük. ses­siz­lik isti­yor­dum. cihad da artık sus­sundu. tanrı var, dedi yine. nere­den anla­dın? onca içki­den sonra her­halde sana göründü. bana değil, kediye. yanı­mız­daki alaca kedi, başını çevir­miş, avlu­daki karal­tıya dik­katle bakı­yordu. oraya bir tanrı çiz­dim gözümde. erkekti, şef­kat­liydi. az sonra kediyi öldü­re­cekti. zaval­lı­cık, aklım­dan geçeni […]

Cineti Kırgın • Karanlık

Gratel’e Şarkı söy­le­yen kuş­ları ara­mak­tan yor­gun düş­tüm. Sır­tımı beton bir duvara daya­yıp öylece diki­li­yo­rum. Kar­şımda şehir, soluk renk­leri, yük­se­lip alça­lan apart­man­ları, dar cad­de­leri ve parke döşeli sokak­la­rıyla uza­yıp gidi­yor. Bir­den rüz­gâr esi­yor, sır­tımı daya­dı­ğım duva­rın arka­sın­daki ağaç­la­rın hışır­tı­sın­dan anlı­yo­rum. Hışır­tı­nın art­ma­sıyla rüz­gâr duvarı aşıp omuz­la­rıma, boy­nu­mun arka­sına dökü­lü­yor. Esin­ti­nin vücu­duma yayı­lı­şıyla acık­tı­ğımı his­se­di­yo­rum. Bulun­du­ğum yerde […]

Mehmet Fırat Sarı • Kırmızı Işık

“Anla­mak için dur­mak zorun­da­sın! Unders­tan­ding (ing.) Vers­te­hen (alm.) Epis­teme (yun.) Vakafe (ar.) gibi… ‘anlama’nın kökü hep ‘durmak’tır.” Dücane Cün­di­oğlu Şeh­rin karan­lık bir kav­şa­ğında dilen­ci­lik yapan yaşlı bir kadına rast­la­dım. Göz­le­rine bak­tım, bak­maya çalış­tım. Ama göre­me­dim göz­le­rini. Göz­le­ri­nin yerinde bir boş­luk vardı. Kim­se­siz­li­ğin derin, kas­vetli ve soğuk boş­luğu. Kadim zaman­lar­dan kalma, çok­tan kuru­muş derin ve karan­lık bir […]