Home Öykü Kısa Kısa Öykü

Kısa Kısa Öykü

Gülendam Noyan Kurhan • Orman Yangınları

Nehirle aynı renk gon­do­lun için­de­yim. Daha önce gon­dola hiç bin­me­dim. Tek kürekle nasıl iler­le­ye­ce­ğimi aklım almı­yor. Yanım­dan balık­lar geçip gidi­yor. Az ötemde yaz­dan kalan orman yan­gını. Bran­dayla örtül­müş kayığı görü­yo­rum. Nehir dal­galı olduğu halde duvara sap­lan­mış, kıpır­da­mı­yor. Bili­yo­rum ki kıpır­tılı dal­ga­lar suyun yüzünde bir olu­yor. Bir­bi­rine geçiş­leri fişek gibi sap­la­nı­yor aklıma.  Ötede duvar­lar yok, yıkıl­dı­lar. […]

Özcan Doğan • Koynunda İp Besleyen

Koynunda İp Besleyen Zey­nep güzel mi güzel bir bebekti. İki kilo yedi yüz gram yükle dün­yaya geldi. Kara göz­leri, kara saç­ları vardı. Zey­nep süründü, emek­ledi, yürüdü. Pem­be­ler, sarı­lar, yeşil­ler giydi. Boy­nunda ince­cik bir ip filiz­lendi. Annesi bakıp, ne güzel, dedi. Dört yaşına girdi Zey­nep. Sokak­larda çocuk­larla oynar­ken, biri kolun­dan tutup itti. Düştü, ağladı Zey­nep. Annesi hemen […]

Mesut Barış Övün • Kısa Kısa Öyküler

Soğuk En son ne zaman görüş­müş­tük, diye soru­yor bana. Gaze­tesi diz­le­ri­nin üstünde, göz­lük­le­rini çıka­rıp masaya bıra­kı­yor. Cena­zeye gel­miş­tim, diye yanıt­lı­yo­rum onu, en son o zaman görüş­müş­tük. Hatta yeni bir kita­bı­nız çık­mıştı o gün­lerde. Ah, evet, diye mırıl­da­nı­yor. Cenaze. Öyle fazla zaman da geç­me­miş. Geç­medi, hayır, diyo­rum hemen. Ve ekli­yo­rum: Ne kadar çok kar vardı o […]

Şeyda Koç • Bastırılmış Duygular

Küçü­cük bir çocuk oldu­ğum içindi belki de, boyu­mun ancak yarı­sına gelen o gri soba­nın öyle koca­man bir cana­var gibi görün­mesi. Ya da elimi sobaya dokun­ma­mayı o soba bana öğret­tiği için. Bas­tı­rıl­mış duy­gu­la­rımı bas­tır­mış da, bir kib­rit çöpüyle tutuş­tur­muş sonra ver­miş­tim ateşe. Hayır kib­ritle oyna­ma­dım… Hayır kar­de­şimi kıs­kan­mı­yo­rum… Hayır annem has­ta­neye yat­tığı için üzül­mü­yo­rum.. Hayır beni o soba­nın […]

Onur Çalı • İki Dost

gel­di­ğin gece kar yağ­mıştı ken­tin üstüne gök­yü­zün­den soru­lar düşü­yordu hiç dur­ma­dan Dev­rim Dir­lik­ya­pan, Karla Gelen Ses­siz­lik uza­dıkça tütün çan­ta­sına uza­nı­yordu Ozan. Önce orga­nik kâğıt­tan bir tane çekip çan­ta­nın küçük tah­ta­sına yatı­rı­yor, sonra par­mak­la­rını sarıya boya­yan Old Hol­born pake­tin­den bir tutam tütün alıp kâğıda koyu­yor, en sonunda da filt­reyi yer­leş­ti­rip sarı­yordu. İlk nefesi çek­tiği an her şey […]

Özcan Yılmaz • Karanlık Oda – Bana Göre Bir İş

Karanlık Oda Damadı pat­ro­numu dolan­dırdı. Onun yerine beni işe aldı­lar. Sen de beni kan­dı­ra­cak mısın, dedi pat­ro­num. Ben kim­seyi dolan­dır­mam, dedim, Dama­dın deği­lim zaten. Odama bir kamera koy­du­lar. Benim için sorun değil. Bana sor­ma­dı­lar zaten. Bir zaman sonra oğluma gös­ter­mek için kayıt­ları iste­dim. Sorup duru­yor, Baba ne iş yapı­yor­sun, diye. Kendi göz­le­riyle gör­sün Meğer yan­lış kur­muş­lar kame­rayı. […]

Hüseyin Bul • Huysuz

Efen­dim iyi gün­ler, milen­yum araş­tırma şir­ke­tin­den arı­yo­rum, zama­nı­nız varsa bir­kaç daki­ka­nızı ala­cam. Size de iyi gün­ler, sağ olun, nere­den dedi­niz? Milen­yum araş­tırma şir­keti efen­dim. Kusura bak­ma­yın, ina­nın ki hiç zama­nım yok. Efen­dim çok kısa süre­cek, beş dakika. Beş dakika çok uzun bir süre. Tamam, efen­dim, kısalt­maya çalı­şa­ca­ğım. Zaman­dan mı çala­cak­sı­nız yoksa soru­lar­dan mı? Efen­dim? Diyo­rum ki beş dakika […]

Haden Öz • Tokat

Yıl­lar önce, baba­sın­dan nef­ret eden bir gençle soh­bet etmiş­tim. Uzun uzun baba­sına olan nef­re­tini anlat­mıştı. Onun dün­yaya bakı­şın­dan, etra­fın­daki insan­lara karşı tavır­la­rın­dan, konuş­ma­la­rın­dan, şaka­la­rın­dan, öfke­sin­den hatta jest ve mimik­le­rin­den bile nef­ret edi­yordu. Ama bu nef­ret­ten hiç kim­seye bah­set­me­mişti. O gece belki bir daha asla göre­me­ye­ceği bir yabancı olan bana anlat­mak gel­mişti için­den. Böy­le­likle belki nef­reti […]

Diego Tatián • Ölülerin Kırılgan Hafızası

Ölü­ler her zaman çocuk­luk­la­rı­nın geç­tiği evi anım­sar­lar, ama asla tama­mını değil. Bazen, bir kış akşamı, yemek­le­rin pişi­ril­diği oca­ğın yanında, karar­sız bir şaş­kın­lıkla, ora­dan çık­mak ve anı­la­rında yatak oda­sına git­mek iste­se­ler de bunu yapa­maz­lar. Ya da yal­nızca yatak­tan görü­le­bil­diği kada­rıyla yatak oda­sını anım­sar, mut­fağı, yeme­ğin tabak­lara koyul­duğu masayı, evin kar­şı­sını, ağaç­ları anım­sa­ya­maz­lar. Ölü­ler yaşa­yan­lar­dan daha az […]

Remzi Karabulut • Tepeyi Aşınca – Kontörsüz Pezevenk

Tepeyi Aşınca Kır­mızı top­rak­lar üstünde yürüye yürüye bir hal olmuş­tuk. Top­rakta yürü­mek iyi gelir diyor­lar bir de. Meca­li­miz kal­madı, öldük yor­gun­luk­tan. Bir­den yağ­mura ben­zer bir çise­le­me­nin altında bul­duk ken­di­mizi. Bu tepe­nin ara­sında devasa bir şelale var dedi­ler. Tepeyi aşınca gör­dü­ğü­müze ina­na­ma­dık. Anla­tı­lan­dan daha büyük bir su çok yük­sek­ler­den bir göle akı­yordu. Bu göl neden kır­mızı, […]