Home Öykü Kısa Öykü

Kısa Öykü

Veysi Erdoğan • Siyah

Benim onlara kötü­lük bor­cum var. Paul Nizan Lawê min wexta tû li derve bî, tele­fona xwe veneke. Bi min re neaxife, an wê te jî biku­jin,” diyor annesi. Ser­hat için endi­şe­le­ni­yor. Başına kötü bir şey gel­me­sin­den kor­ku­yor. Tele­viz­yonda gör­müş. Akşam haber­le­rinde. Kadıköy’deki olay­dan bah­se­di­yor. Hal­dun Taner’in orada. Tele­fonda Kürtçe konu­şan genç adam­dan. İki kişi­nin onu bıçak­la­dı­ğın­dan […]

Murat Özyaşar • Felç

  Annem arka­da­şımı çağır­mış geçende, Refik’i. “Sana bir şey sora­ca­ğım,” demiş. “Ekber’in evlen­me­sini çok isti­yo­rum, hem aldı yaşını başını artık. Ben uta­nı­yo­rum sor­maya ona, sen sorar mısın: Yapa­bi­li­yor mu, yapa­mı­yor mu?” Ben de bil­mi­yor­dum yapıp yapa­ma­ya­ca­ğımı. Teker­lekli san­dal­yede geçir­di­ğim yirmi beş yıl­lık ömür, çocuk­ken geçir­di­ğim o talih­siz felç; sadece ayak­la­rımı değil, bazı şey­leri bilip bil­me­memi de […]

Sinan Özdemir • Münzevi

İki ya da üç kişi ara­sında kal­mak. Nasıl bir yazgı bu? Olu­yor, hem de bal gibi olu­yor. Sonunda siz de derin bir sükû­net içinde çır­pı­nıp duru­yor­su­nuz. Ve bir cevap ver­mek zorun­da­sı­nız. İnce­likli olmak böyle bir şey. Söy­le­ye­ce­ği­niz söz­le­rin bir etkisi var. Bunun için her iki tarafla da konuş­mak bir görev. Biri öfke için­de­dir. Sizi de kuşat­mış­tır. […]

Celil Oker • Haliç Manzaralı Cinayet

Poli­sin elime tutuş­tur­duğu idari para cezası tuta­na­ğında suçum açıkça yazı­yordu: kır­mızı ışık ihlali. Kar­şı­lı­ğında yüce­ler yücesi dev­le­ti­mize öde­mem gere­ken para mik­tarı da. Mes­le­ği­min ne olduğu soru­suna emekli pilot diye cevap ver­miş­tim elbette ki. Özel detek­tif­li­ğin emni­yet teş­ki­la­tında nasıl kar­şı­lan­dı­ğına iliş­kin bir görüş alış­ve­ri­şine ihti­ya­cım yoktu. Cezamı on gün içinde öder­sem ala­ca­ğım indi­ri­min yüz­de­sini daha üçüncü vitese […]

Sena Çelik • Tanrım Ses Yarat

Ner­den gel­dik­le­rini bil­mi­yor­dum. Tek bil­di­ğim şey artık aynı evde yaşa­dı­ğı­mızdı. “Niçin sürekli ses çıka­rıp rahat­sız ediyorlar”diyemiyordum, çünkü Umut’un suç­la­yıcı tavır­la­rın­dan bık­mış­tım. Umut için her şey, ona olan sev­gim­den. Yoksa tek bir gün bile kat­lan­maz­dım bu kar­deş­lere. Küçük­leri usluydu, mut­fak masa­sın­dan ayrıl­dı­ğını pek gör­me­dim. Onu, par­mak­la­rını masaya sım­sıkı bas­tır­mış bir halde masayı yalar­ken yaka­lı­yor­dum. Beni görünce kor­kup […]

Hasan Cüneyt Bozkurt • Köprüde

Köp­rüde def­te­rimi karış­tı­rı­yor­dum. O sıra Faruk, çürü­meye baş­la­mış kari­des­ler­den birini çıkardı poşet­ten. Amma koku­yordu. Böyle olmasa balıkçı iki lira­dan verir miydi kilo­sunu? Usta­lıkla soydu kabu­ğunu. İçin­deki eti köp­rü­nün par­mak­lık­la­rı­nın üze­rine yatı­rıp kes­kin bıça­ğıyla üç par­çaya ayırdı. Sır­tını nemli soğuk rüz­gâra siper etmiş. Misi­na­nın sav­rul­ma­sını engel­le­meye çalı­şı­yor, par­ça­ları oltaya takar­ken zor­la­nı­yor. Sonra maka­rayı boşalttı denize. Bek­le­dik. […]

Kadire Bozkurt • Ne Yazmış ki?

Tır­na­ğına bak, geçer diyor annem. Bakı­yo­rum. Geç­mi­yor işte. Ağzıma bas­tır­dı­ğım eli­min altın­dan pırt­la­yan sesi bas­tır­mak için öksü­rü­yor­muş gibi yapı­yo­rum. Cevat Hoca tebe­şiri gıcır­da­ta­rak yaz­dığı for­mülü bıra­kıp bana bakı­yor, ben de tır­na­ğıma. Alla­hım yar­dım et. Geçen ders, neye gül­dü­ğünü anlat, diye tut­tur­muştu, anla­ta­cak bir şey yok ki. Pervin’in yüzün­den hep. Cevat Hoca’yı tak­lit edi­yor, fısıl­da­ya­rak, “Cucuk­lar […]

Osman Gür • Can

Çan çaldı. Han­tal tok­ma­ğı­nın vuruşu şeh­rin her köşe­sinde yan­kı­landı. Kim­se­ler aldır­madı. Güver­cin­ler bile ürk­me­den, saçı­lan yem­lere üşüştü. Benimse yüre­ğim yerin­den oynu­yor. İlk zaman­lar nasıl da gülerdi halime. Hâlâ alı­şa­ma­dım. Günün en çok bu vakit­le­rini sevi­yo­rum. Az sonra okul dağı­lır. Elleri yüz­leri, üst­leri baş­ları ter­te­miz çocuk­la­rın cıvıl cıvıl ses­leri sokağı dol­du­rur. İti­şip kakış­ma­dan, tıpkı yetiş­kin­ler gibi […]

V.S. Naipaul • Erkek Adam

Miguel Sokağı’ndaki her­kes Erkek Adam’ın deli oldu­ğunu söy­lerdi, bu yüz­den de ona hiç takıl­maz­lardı. Ama ben onun deli oldu­ğun­dan emin deği­lim, hatta ondan daha da deli insan­lar oldu­ğunu düşü­nü­yo­rum. Deliye ben­zer bir hali yoktu. Orta boylu, zayıf biriydi, çir­kin de değildi. Bir deli­nin bak­tığı gibi bak­mazdı sana, onunla konuş­san çok da man­tıklı yanıt­lar verirdi. Ama […]

Erdal Güreş • Taş

Gün­düz­leri güne­şin etki­siyle parıl­da­ya­rak ışık­lar saçan yeşil yap­rak­lar gece­nin bu saatinde sinsi bir ürperti saçı­yordu. Bal­konda ayakta duran adam elinde sigara, karan­lığa bakı­yordu. Ağa­cın tit­rek küçük dal­ları hem ada­mın karam­sar­lı­ğını, hem de yap­rak­la­rın ağır­lı­ğını çek­meye çalı­şı­yordu. Elle­rini göğ­sünde bir­leş­tir­mişti. Bir­den irkildi. Kula­ğına yakın­lar­dan bir yer­den kanat sesi çalındı. Karan­lıkta uçan kuş­lar ola­mazdı. Kuş­lar gece uçmaz, […]