Home Öykü Kısa Öykü

Kısa Öykü

Kazuo Ishiguro • Zehir

28 Tem­muz Bugün Eddie’nin ağa­be­yini gör­düm. Bel soğuk­luğu kap­mış. Zaten Eddie de bir­kaç hafta önce her şeyi anlat­mıştı. Onu kıyıda, bov­ling pis­ti­nin yakı­nında gör­dü­ğümde moto­sik­le­tini kul­lan­ma­sını öğre­ni­yordu. Gerçi has­ta­lı­ğın onda ne tarz bir etkisi oldu­ğunu fark ede­me­dim. Bronz­laş­mış teniyle gayet sağ­lıklı görü­nü­yordu. Her­halde zeh­rin tesi­rini gös­ter­meye baş­la­ması biraz zaman alı­yor. Eve dön­dü­ğümde benim mala­fatı özenle […]

Işıl Bayraktar • Kumdan Kuleler

Öbür çocuk­lara hiç ben­ze­mi­yordu. Hep huy­suzdu. Onlarla anla­şa­mazdı. Aslında kim­seyle anla­şa­mazdı. Annesi öpme­sini isterse kula­ğını ısı­rır, sonra kol­tukta tak­la­lar atardı. Dok­tora götür­meye karar ver­miş­lerdi. Ama hiç­bir dok­tor onda ne oldu­ğunu çöze­medi. Kimse kabul etmek iste­mi­yordu, maale­sef nor­mal bir çocuk­ları yoktu. Yoktu işte, olma­mıştı. Annesi baba­sına bunu söy­ler­ken duy­muştu bir gün ve şöyle demişti kendi ken­dine: Nor­mal […]

Sibel Ergül • Bulantı

“Ben öldür­me­dim.” “Niçin senin öldür­dü­ğünü düşü­nü­yor­lar?”   Etrafta dola­şan bakış­ları solun­daki duva­rın büyük bölü­münü kap­la­yan aynada takılı kalı­yor. Kuş­kuyla açı­lı­yor göz­leri. Çıt yok. Oda­nın içi harap. Açık yeşil­den beje dön­müş mar­ley­le­rin köşe­leri kırık. Duvar­la­rın boyası yer yer kabar­mış. Eşya­lara sin­miş ağır küf kokusu bur­nu­mun içinde asılı duru­yor. Bir bulantı midem­den boğa­zıma doğru yavaş yavaş yük­se­li­yor. […]

Hasan Ali Toptaş • Yatak

Bu sabah göz­le­rimi açtı­ğımda, her zamanki gibi yer yata­ğı­nın için­dey­dim. Yor­ganı tutup omuz­la­rıma doğru çeker­ken, bu yatak beni öldü­re­cek, diye düşün­düm bir an. Gerçi çok eski­den, tâ çocuk­lu­ğumda da bu tür yatak­larda yatar­dım ama o yıl­larda oda­la­rın taba­nına ya uzun uzun biçil­miş tah­ta­lar döşe­nir ya da sokak ara­la­rın­daki satı­cı­lar­dan alı­nan sap­sarı hasır­lar seri­lirdi. Tahta döşen­mişse, […]

Erdal Öz • Babamdı

Elim yüzüm kan­lar içinde bahçe kapı­sını açıp taş­lığa gir­di­ğimde annem salata yapı­yordu. Gev­rek, üstüne tuz dökü­lünce sula­nan, hıyır­tılı bir bıçak sesi içinde yem­ye­şil bir hıyar koku­su­nun taş­lığı dol­dur­du­ğunu bil­dim. İçe­riye, anne­min yanına gir­me­dim. Kırık camlı kapı­nın hemen dibin­deki kes­me­ta­şın üstüne çök­tüm. Yüzüm gözüm yapı­şık kanla sıcaktı, şişti, san­cı­lıydı. Kan için­dey­dim ve aylar­dan nisandı. Tek gözümle […]

Batuhan Aşıktoprak • White Chocolate Mocha

Buket’le tanış­tı­ğım gün, omuz­la­rını açıkta bıra­kan beyaz bir bluz ve diz­le­rine kadar uza­nan falu kır­mı­zısı bir etek vardı üze­rinde. Yüzü­nün iki yanın­dan boy­nuna doğru uza­nan sarı saç­la­rını, biraz aşa­ğıda, kar tane­sine ben­ze­yen pır­lanta bir kolye kar­şı­lı­yordu. Mavi göz­leri, var­lı­ğın­dan şüphe etti­ğim Tanrı’nın elinde bulun­dur­duğu bir çift koz gibiydi. En pahalı mar­ka­la­rın, en pahalı kıya­fet­leri vardı […]

Neslihan Karaalioğlu Alpagut • İncir Ağacı

Söy­le­miş­tim önce de.  Demiş­tim, vuru­yor demiş­tim. Hem de çok. Çıp­lağa çar­pan elin ses­le­rini duy­dum.  Sen karışma, dedi annem. Gör­dün mü? Yok, gör­me­dim. İncir ağacı görün­mü­yor ki ön taraf­tan.  Gitme sakın o yana dedi. Gider miyim, girer miyim o kapı­dan, hayatta olmaz. Çık­ma­zın sonun­da­yız biz. Sokak bitince bir bizim ev kalır kar­şında. Onla­rınki görün­mez ama bah­çe­le­rine bizim evin yanın­dan […]

Ayşe Aldemir • Sevgilim Nar

Adı­mın Selma olduğu söy­le­nir. Selma… Buğ­day başak­la­rı­nın, rüya­la­rın ve ölmüş kele­bek­le­rin rüz­gârla bir araya gelip katı­laş­tığı, sonra gide­rek sey­rel­diği bir karı­şım Selma… Ne zaman adım söy­lense rüz­gâr ıslığı duyar gibi olu­rum, başak­lar salı­nır ince ince. Düş zan­ne­de­rim, sonra bir­den ölmüş kele­bek yan­gı­nına tutu­lur aklım ve dilim. Ne söy­le­ye­ce­ğimi bil­mem, bile­mem asla! Yağ­mu­run biti­şik evle­rin saçak­la­rın­dan aşağı […]

Haden Öz • Karınca

“Kah­ret­sin demek bugün de yaşı­yo­rum.” Perso uya­nır uyan­maz bu söz­leri etti. Göz­leri yarı açık, çev­re­sini süz­meye baş­ladı. Bir san­dalye bir masa vardı odada, masa­nın üstünde bir­kaç kitap, kapı­nın arka­sına asıl­mış bir­kaç parça giysi, duvarda bir saat. Oda­nın tek pen­ce­re­sin­den dışarı baktı, çok­tan öğle olmuştu anla­şı­lan. Kaç saat­tir böyle uyu­yordu. Duvar­daki saate baktı, tik tak­ları sinir bozucu. […]

John Updike • Büyücü Anneye Vursun mu, Vurmasın mı?

Akşam­ları ve cumar­tesi öğle­den son­ra­ları Jack, kızı Jo’ya uyku saat­le­rinde kendi düş ürünü masal­lar anla­tırdı. Jo iki yaşına bas­tı­ğında baş­la­yan bu alış­kan­lık, yak­la­şık iki yıl­dır sürü­yordu ve Jack’in kafa­sı­nın içi boşal­mıştı artık. Anlat­tığı tüm masal­lar belli bir konu­nun çeşit­le­me­le­riydi: çoğun­lukla Roger (Balık Roger, Sin­cap Roger) dediği minik bir yara­tık, bir sorunla kar­şı­la­şır ve yaşlı bilge […]