Oyunun Dışında

Oyunun Dışında

289
0

Her aile­nin bir yaşam tarzı olu­yor. Dışa­rı­dan bak­san hep aynı tarz­mış gibi. Ama aileyi aile yapan onun tra­jik nüans­la­rıy­mış. Öğren­dim, alış­tım.”

Özkan Ali Bozdemir

Ahmet Tul­gar yeni öykü top­lamı Tra­jik Nüans’ta, bir önceki kitabı Duy­gu­sal Ana­tomi’nin izle­rini sürü­yor ve yal­nız­lı­ğın, yaban­cı­laş­ma­nın, öte­ki­leş­ti­ril­me­nin san­cı­la­rını anlat­maya kal­dığı yer­den devam edi­yor. Yaza­rın daha önceki kitap­la­rında da ele aldığı yal­nız­lık durumu bu kez farklı bir bakışla sunu­lu­yor okura. Yaşa­mın kaygı ve kor­ku­larla dolu ayrın­tı­la­rını çoğun­lukla bire­yin çare­siz­li­ğinde yaka­la­yan Tul­gar, bu defa mese­le­nin deri­nine ine­rek ger­çek tra­je­di­nin kod­la­rını ailede arı­yor; böy­lece sak­lan­mış, yıp­ran­mış ve gör­mez­lik­ten gelin­miş tüm iliş­ki­leri yeni­den gün yüzüne çıka­rı­yor. Ahmet Tulgar’ın öykü­leri çoğun­lukla bire­yin iç hesap­laş­ma­ları ve sıkın­tı­la­rın­dan doğar, bir bütün hâlinde top­lu­mun, ülke­nin ger­çek gün­de­miyle koşut iler­ler. Birey ve top­lum, top­lum ve ülke her zaman iç içe­dir öykü­lerde; ancak böy­lesi bir ortak­lığı kurar­ken her­hangi bir ale­go­ri­nin ya da bir gön­der­me­nin peşinde değil­dir Tul­gar. Ucu açık bıra­kı­lan hikâ­ye­lerde, silik hatı­ra­larda ve tesa­düf gibi gös­te­ri­len hemen her olayda ben­zer­siz bir ger­çek­lik ve duygu yoğun­luğu yaka­la­rız. Ahmet Tulgar’ın öykü­le­rin­deki duygu ve düşünce den­gesi tam da bu ger­çek­liği işa­ret eder aslında. Bir cüm­le­nin veya betim­le­me­nin okurda bırak­tığı iz, anla­tı­lan olay­dan daha faz­lası ola­bi­li­yor bazen.

Bütü­nün Par­ça­ları

Ahmet Tul­gar öykü­cü­lüğü denince aklı­mıza ilk gelen konu elbette erkek­ler ara­sın­daki cin­sel­lik ve bu cin­sel­li­ğin hem birey hem top­lum üze­rin­deki yan­sı­ma­la­rı­dır. Tedir­gin­lik­ler ve teh­li­ke­ler, imkân­sız aşk­lar, tarif­siz duy­gu­lar ve çoğun­lukla fela­ketle son­la­nan olay­lar yer alır Tulgar’ın öykü­le­rinde. Tra­jik Nüans’ta ise aile ve aile için­deki tekin­siz iliş­ki­ler öne çıkı­yor çoğun­lukla. Burada kitaba adını veren iki söz­cüğü ayrı ayrı ve bir­likte ele aldı­ğı­mızda, yaza­rın dik­kat çek­mek iste­diği teh­li­keyi de açık­lıkla göre­bi­li­riz. Çünkü tra­jedi, yal­nızca bire­yin yaşa­dığı bir fela­ket şek­linde değil, aile için­deki sıra­dan bir ger­çek­lik ya da ortak bir yazgı ola­rak da kar­şı­mıza çıka­bi­li­yor. Taşı­nan Aile adlı öyküde bu mese­leyi etraf­lıca dile geti­ri­yor yazar. Kur­gu­sal ola­rak da fark­lı­lı­ğıyla öne çıkan bu öykü, iç bölüm­lerle iler­le­yen ve çoklu bir bakış sonu­cunda bir­den fazla ger­çek­liğe uza­nan olay­lara yer veri­yor. Taşı­nan Aile’de, top­lum için­deki sıra­dan bir aile­nin yaşan­tı­sına dahil edi­yor bizi yazar. Taşın­dık­ları her yeni evde yeni bir baskı, yeni bir şid­detle kar­şı­la­şan bu aile, huzurlu bir ortam kura­bil­mek için her defa­sında sıfır­dan baş­lı­yor ve çev­re­sin­de­ki­le­rin tep­ki­le­rini umur­sa­ma­dan yaşam­la­rını sür­dür­meye çalı­şı­yor, ancak her defa­sında etra­fın­daki öteki aile­le­rin şid­de­tine maruz kalı­yor. İlk bakışta bir­bi­rine taham­mül ede­me­yen aile­le­rin çatış­ması şek­linde yorum­la­na­bi­le­cek bu öykü, git­tikçe derin­le­şen hikâ­ye­siyle başka bir mese­leye doğru evri­li­yor. Aile birey­leri ara­sında saklı kalan hatı­ra­lar öykü­nün sonun­daki yüz­leş­meyle açığa çıkı­yor. Öykü­nün teme­linde yer alan düşünce, büyük tab­lo­nun bazen yeter­siz ve nok­san ola­bi­le­ceği fik­rini öne çıka­rı­yor burada. Dola­yı­sıyla hikâ­yeyi güç­len­di­ren ayrın­tı­lara, saklı kal­mış ya da bas­tı­rıl­mış ger­çek­lere odak­lan­ma­nın önemi vur­gu­la­nı­yor. Ben­zer gibi görü­nen durum­ları bir­bi­rin­den ayır­mak için bütünü par­ça­lara böl­mek ve her par­çayı en ince ayrın­tı­sına kadar irde­le­mek… Şöyle diyor Ahmet Tul­gar: “Her aile­nin bir yaşam tarzı olu­yor. Dışa­rı­dan bak­san hep aynı tarz­mış gibi. Ama aileyi aile yapan onun tra­jik nüans­la­rıy­mış. Öğren­dim, alış­tım.”

Bence her ülke içinde yaşa­yan­lar için bir ölüm ceza­sı­dır. Potan­si­yel­le­rini, umut­la­rını, diğer­kâm­lık­la­rını öldü­rür onla­rın.”

 

Bernhard’ın İzinde

Kita­bın öne çıkan bir başka öyküsü Oyun­dan Sonra’da ise varo­luş ve aidi­yet duy­gu­sunu bütün ger­çek­li­ğiyle tar­tış­maya açı­yor Ahmet Tul­gar. Bu öyküde Tho­mas Bernhard’ın Aus­lösc­hung adlı piye­si­nin dünya prö­mi­ye­rini izle­yen iki karak­ter, oyun­dan sonra büyük bir tar­tış­ma­nın eşi­ğine gele­rek varo­luş sorun­ları etra­fında gezi­ni­yor ve ken­di­le­rini büyük bir hesap­laş­ma­nın içinde bulu­yor. Türkçe’de “Yok Etme, Bir Par­ça­lanma” (Çev. Sezer Duru, Yapı Kredi Yayın­ları, 2005) adıyla yayım­la­nan roman, Oyun­dan Sonra adlı bu öykü­nün temel izle­ğini oluş­tu­ru­yor aynı zamanda. Bernhard’ın varo­luş sıkın­tı­sını, huzur­suz olma hâlini ve tüm bun­lar­dan doğan öfke­sini nere­deyse aynı kurgu ve yorum dahi­linde bu öyküyle bir­likte tek­rar dile geti­ri­yor Ahmet Tul­gar. Usta­lıkla tasar­lan­mış bu öykü kendi iç dina­mi­ğini ortaya koyar­ken, Bernhard’ın ele aldığı mut­suz­luk, ikti­dar, suç ve ceza gibi kav­ram­ları da yeni­den yoruma açı­yor. Bire­yin top­lum için­deki konu­muyla, dev­le­tin işle­diği veya teş­vik ettiği suç­lar ara­sında dolay­sız bir ortak­lık kuru­yor Tul­gar ve şöyle diyor öykü­nün bir yerinde: “Bence her ülke içinde yaşa­yan­lar için bir ölüm ceza­sı­dır. Potan­si­yel­le­rini, umut­la­rını, diğer­kâm­lık­la­rını öldü­rür onla­rın. İçle­rin­deki zen­gin­liği, arzuyu tüke­tir, ufuk­la­rını karar­tır. Bir ülkesi olmak hüküm giy­miş olmak ola­rak algı­la­na­maz mı bir yan­dan da? Vatan­daş kim­lik kart­la­rı­mız da birer mah­keme ilamı ya da suçu­mu­zun ve ceza­mı­zın yaf­tası. Dev­let için ülke bir suç mahal­lin­den iba­ret­tir sadece.”

Tho­mas Bern­hard nasıl ki Nazi­le­rin buy­ru­ğuna gir­meye heves etmiş Avus­tur­ya­lı­ları büyük bir öfkeyle anla­tı­yorsa, Ahmet Tul­gar da Tür­kiye ger­çe­ğiyle bire­bir örtü­şen bu durumu tüm çıp­lak­lı­ğıyla dile geti­ri­yor Oyun­dan Sonra adlı öykü­sünde. Böyle bir tablo kar­şı­sında “akıl­dışı” dav­ra­nış­lar ser­gi­le­yen çoğun­lu­ğun düşün­ce­le­rini sor­gu­la­maya baş­la­dık­la­rında ise karak­ter­ler ara­sın­daki çatışma iyice alev­le­ni­yor. “Gün­de­lik hayat, sokak­lar, mey­dan­lar, stad­yum­lar, siya­set, her yer bir sahne olmuş işte. Büyük bir tiyatro oyna­nı­yor orada. Ve biz bütün o yü­zeysel eleş­ti­ri­le­ri­mizle, güdük muha­le­fe­ti­mizle, dönem­sel isyan­la­rı­mızla filan sadece oyun dışı kalı­yo­ruz. Buna yarı­yor hepsi. Halk bugünkü bu irras­yo­na­lizm­den pek mem­nun. Bunu arzu edi­yor.”

Ahmet Tul­gar, birey­den yola çıka­rak önce aileye, sonra top­luma ve tüm ülkeye kadar sıç­ra­yan bir teh­li­ke­nin izle­rini sürü­yor öykü­le­rinde. Yal­nızca ken­di­mizle değil, yaşa­dı­ğı­mız ülkeyle de yüz­leş­me­miz gerek­ti­ği­nin altını çizi­yor ve büyük bir oyu­nun orta­sında oldu­ğu­muzu, üste­lik oyu­nun bir süre daha devam ede­ce­ğini belir­ti­yor aynı zamanda. Yaza­rın, Oyun­dan Sonra öykü­sünde de dediği gibi: “Nerede oldu­ğu­muz fark etmi­yor. Orada da, burada da oyun dışın­da­yız.”

*Tra­jik Nüans, Ahmet Tul­gar, Can Yayın­ları, 2016

(289)

Yorumlar