Oyunun Dışında

Oyunun Dışında

351
0

“Her ailenin bir yaşam tarzı oluyor. Dışarıdan baksan hep aynı tarzmış gibi. Ama aileyi aile yapan onun trajik nüanslarıymış. Öğrendim, alıştım.”

Özkan Ali Bozdemir

Ahmet Tulgar yeni öykü toplamı Trajik Nüans’ta, bir önceki kitabı Duygusal Anatomi’nin izlerini sürüyor ve yalnızlığın, yabancılaşmanın, ötekileştirilmenin sancılarını anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Yazarın daha önceki kitaplarında da ele aldığı yalnızlık durumu bu kez farklı bir bakışla sunuluyor okura. Yaşamın kaygı ve korkularla dolu ayrıntılarını çoğunlukla bireyin çaresizliğinde yakalayan Tulgar, bu defa meselenin derinine inerek gerçek trajedinin kodlarını ailede arıyor; böylece saklanmış, yıpranmış ve görmezlikten gelinmiş tüm ilişkileri yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Ahmet Tulgar’ın öyküleri çoğunlukla bireyin iç hesaplaşmaları ve sıkıntılarından doğar, bir bütün hâlinde toplumun, ülkenin gerçek gündemiyle koşut ilerler. Birey ve toplum, toplum ve ülke her zaman iç içedir öykülerde; ancak böylesi bir ortaklığı kurarken herhangi bir alegorinin ya da bir göndermenin peşinde değildir Tulgar. Ucu açık bırakılan hikâyelerde, silik hatıralarda ve tesadüf gibi gösterilen hemen her olayda benzersiz bir gerçeklik ve duygu yoğunluğu yakalarız. Ahmet Tulgar’ın öykülerindeki duygu ve düşünce dengesi tam da bu gerçekliği işaret eder aslında. Bir cümlenin veya betimlemenin okurda bıraktığı iz, anlatılan olaydan daha fazlası olabiliyor bazen.

Bütünün Parçaları

Ahmet Tulgar öykücülüğü denince aklımıza ilk gelen konu elbette erkekler arasındaki cinsellik ve bu cinselliğin hem birey hem toplum üzerindeki yansımalarıdır. Tedirginlikler ve tehlikeler, imkânsız aşklar, tarifsiz duygular ve çoğunlukla felaketle sonlanan olaylar yer alır Tulgar’ın öykülerinde. Trajik Nüans’ta ise aile ve aile içindeki tekinsiz ilişkiler öne çıkıyor çoğunlukla. Burada kitaba adını veren iki sözcüğü ayrı ayrı ve birlikte ele aldığımızda, yazarın dikkat çekmek istediği tehlikeyi de açıklıkla görebiliriz. Çünkü trajedi, yalnızca bireyin yaşadığı bir felaket şeklinde değil, aile içindeki sıradan bir gerçeklik ya da ortak bir yazgı olarak da karşımıza çıkabiliyor. Taşınan Aile adlı öyküde bu meseleyi etraflıca dile getiriyor yazar. Kurgusal olarak da farklılığıyla öne çıkan bu öykü, iç bölümlerle ilerleyen ve çoklu bir bakış sonucunda birden fazla gerçekliğe uzanan olaylara yer veriyor. Taşınan Aile’de, toplum içindeki sıradan bir ailenin yaşantısına dahil ediyor bizi yazar. Taşındıkları her yeni evde yeni bir baskı, yeni bir şiddetle karşılaşan bu aile, huzurlu bir ortam kurabilmek için her defasında sıfırdan başlıyor ve çevresindekilerin tepkilerini umursamadan yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor, ancak her defasında etrafındaki öteki ailelerin şiddetine maruz kalıyor. İlk bakışta birbirine tahammül edemeyen ailelerin çatışması şeklinde yorumlanabilecek bu öykü, gittikçe derinleşen hikâyesiyle başka bir meseleye doğru evriliyor. Aile bireyleri arasında saklı kalan hatıralar öykünün sonundaki yüzleşmeyle açığa çıkıyor. Öykünün temelinde yer alan düşünce, büyük tablonun bazen yetersiz ve noksan olabileceği fikrini öne çıkarıyor burada. Dolayısıyla hikâyeyi güçlendiren ayrıntılara, saklı kalmış ya da bastırılmış gerçeklere odaklanmanın önemi vurgulanıyor. Benzer gibi görünen durumları birbirinden ayırmak için bütünü parçalara bölmek ve her parçayı en ince ayrıntısına kadar irdelemek… Şöyle diyor Ahmet Tulgar: “Her ailenin bir yaşam tarzı oluyor. Dışarıdan baksan hep aynı tarzmış gibi. Ama aileyi aile yapan onun trajik nüanslarıymış. Öğrendim, alıştım.”

“Bence her ülke içinde yaşayanlar için bir ölüm cezasıdır. Potansiyellerini, umutlarını, diğerkâmlıklarını öldürür onların.”

 

Bernhard’ın İzinde

Kitabın öne çıkan bir başka öyküsü Oyundan Sonra’da ise varoluş ve aidiyet duygusunu bütün gerçekliğiyle tartışmaya açıyor Ahmet Tulgar. Bu öyküde Thomas Bernhard’ın Auslöschung adlı piyesinin dünya prömiyerini izleyen iki karakter, oyundan sonra büyük bir tartışmanın eşiğine gelerek varoluş sorunları etrafında geziniyor ve kendilerini büyük bir hesaplaşmanın içinde buluyor. Türkçe’de “Yok Etme, Bir Parçalanma” (Çev. Sezer Duru, Yapı Kredi Yayınları, 2005) adıyla yayımlanan roman, Oyundan Sonra adlı bu öykünün temel izleğini oluşturuyor aynı zamanda. Bernhard’ın varoluş sıkıntısını, huzursuz olma hâlini ve tüm bunlardan doğan öfkesini neredeyse aynı kurgu ve yorum dahilinde bu öyküyle birlikte tekrar dile getiriyor Ahmet Tulgar. Ustalıkla tasarlanmış bu öykü kendi iç dinamiğini ortaya koyarken, Bernhard’ın ele aldığı mutsuzluk, iktidar, suç ve ceza gibi kavramları da yeniden yoruma açıyor. Bireyin toplum içindeki konumuyla, devletin işlediği veya teşvik ettiği suçlar arasında dolaysız bir ortaklık kuruyor Tulgar ve şöyle diyor öykünün bir yerinde: “Bence her ülke içinde yaşayanlar için bir ölüm cezasıdır. Potansiyellerini, umutlarını, diğerkâmlıklarını öldürür onların. İçlerindeki zenginliği, arzuyu tüketir, ufuklarını karartır. Bir ülkesi olmak hüküm giymiş olmak olarak algılanamaz mı bir yandan da? Vatandaş kimlik kartlarımız da birer mahkeme ilamı ya da suçumuzun ve cezamızın yaftası. Devlet için ülke bir suç mahallinden ibarettir sadece.”

Thomas Bernhard nasıl ki Nazilerin buyruğuna girmeye heves etmiş Avusturyalıları büyük bir öfkeyle anlatıyorsa, Ahmet Tulgar da Türkiye gerçeğiyle birebir örtüşen bu durumu tüm çıplaklığıyla dile getiriyor Oyundan Sonra adlı öyküsünde. Böyle bir tablo karşısında “akıldışı” davranışlar sergileyen çoğunluğun düşüncelerini sorgulamaya başladıklarında ise karakterler arasındaki çatışma iyice alevleniyor. “Gündelik hayat, sokaklar, meydanlar, stadyumlar, siyaset, her yer bir sahne olmuş işte. Büyük bir tiyatro oynanıyor orada. Ve biz bütün o yü­zeysel eleştirilerimizle, güdük muhalefetimizle, dönemsel isyanlarımızla filan sadece oyun dışı kalıyoruz. Buna yarıyor hepsi. Halk bugünkü bu irrasyonalizmden pek memnun. Bunu arzu ediyor.”

Ahmet Tulgar, bireyden yola çıkarak önce aileye, sonra topluma ve tüm ülkeye kadar sıçrayan bir tehlikenin izlerini sürüyor öykülerinde. Yalnızca kendimizle değil, yaşadığımız ülkeyle de yüzleşmemiz gerektiğinin altını çiziyor ve büyük bir oyunun ortasında olduğumuzu, üstelik oyunun bir süre daha devam edeceğini belirtiyor aynı zamanda. Yazarın, Oyundan Sonra öyküsünde de dediği gibi: “Nerede olduğumuz fark etmiyor. Orada da, burada da oyun dışındayız.”

*Trajik Nüans, Ahmet Tulgar, Can Yayınları, 2016

(351)

Yorum yaz