Home Kültür Sanat Edebiyat Pablo Neruda ile…
Pablo Neruda ile…

Pablo Neruda ile…

449
0
Gökhan Güvener

Şili seyahati sonrasında, bir de üstüne Başkasinema’da vizyon şansı bulan Neruda filmini izleyince üstadın şiirleri, yazıları ve hayatıyla ilgili şeyler okuyorum sürekli. Aklıma düşen bazı detayları sizlerle paylaşmak istedim.
Neruda’yı okurları dışındaki kitleye tanıtan eser, 1994 yapımı harika film, Postacı (Il Postino). En iyi film dahil birçok dalda Oscar’a aday gösterilmişti. Fransız oyuncu Philippe Noiret, şair Pablo Neruda’yı âdeta gerçekten canlandırmıştı. Senaryo yazarlarından da olan postacı rolündeki diğer başrol oyuncusu Massimo Troisi’nin çekimlerden hemen sonra kalp krizi geçirerek ölmesi de filmin iyice hafızalarımıza kazınmasına neden olmuştu.
Bu aslında önce tiyatro oyunu sonra roman olarak Şilili yazar Antonio Skarmeta tarafından yazılmış kurmaca bir eser. Oyun Şili’nin Isla Negra bölgesinde bir balıkçı kasabasında geçer.
İtalya’yı mekân edinen film ise kurmacanın da kurmacası durumundadır. Ama elbette tamamı gerçeklerden esinlenmiştir. Bütün hayatı sürgünlerde geçen Neruda, bir süre İtalya Capri adasında yaşamıştı. Neruda demiryolu işçisi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu. Yazdıklarından da anlaşılacağı üzere, bulunduğu her ülkede çevresindekilerle Postacı filmindeki gibi dostluklar kurmuştur.
Yaşadığımı İtiraf Ediyorum kitabında, Santiago’dan okyanus kenarındaki tepeler şehri Valparaiso’ya yaptıkları yolculukları şöyle anlatmaya başlar üstad:

“Gençliğimizin en ateşli zamanlarında daima sabaha karşı uykusuz, cebimizde birkaç kuruş, üçüncü mevki trenle Valparaiso’ya gitmeye karar verdiğimiz çok olmuştu. Şairdik, ressamdık, yirmi yaşında ya da daha gençtik, yanımıza aldığımız en değerli şey düşüncesiz bir çılgınlıktan başka bir şey değildi: Valparaiso’nun yıldızı çekiyordu, çağırıyordu bizi.”

Kendi gençliğimizin kişisel yolculuklarını da (gerçek ya da hayali) hatırlatmıyor mu biraz?

“O varken bizlere şair denebilir mi hiç” diye söz ettiği Nâzım Hikmet için yazdığı güzelim şiirle bitirelim yazıyı. Ataol Behramoğlu’nun şahane çevirisiyle:

NAZIM’A BİR GÜZ ÇELENGİ
Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız
şimdi?
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek
miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözü pek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın
bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta,
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa
Sana Şili’nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan …
Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım
sensiz
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden
yoksun
Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.
Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde
Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın.
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için! Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

Pablo Neruda’nın Santiago’daki evi.

 

(449)

Yorum yaz