Home Bilgi Bankası Edebiyat Poetik İmge Nedir? (Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur)
Poetik İmge Nedir? (Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur)

Poetik İmge Nedir? (Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur)

345
0

İmge­le­ri­niz, kolek­tif bilin­çal­tına, onun çekir­dek yapı­ları arke­tip­lere eri­şe­bil­meli ve izlek ola­rak, sizin biri­cik kişi­sel yaşan­tı­nı­zın öte­sinde başka başka birey ve top­lu­luk­la­rın ortak­laşa yaşa­dık­ları reali­te­leri imle­yen yapıda olma­lı­dır.

Serkan Engin

Fel­sefi anlamda imge­nin tanımı, “Nes­nel ger­çek­li­ğin insan zih­nin­deki yan­sı­ma­ları” şek­lin­de­dir. (Fel­sefe Söz­lüğü, Orhan Han­çer­li­oğlu) Yani “gece imgesi” dene­bi­lir fel­sefi anlamda, ama Şiir’de “gece” söz­cüğü tek başına imge olmaz, çünkü Şiir’de bah­se­di­len imge, bir başka deyişle “poetik imge” farklı bir anlam içer­mek­te­dir. Çünkü “gece” dedi­ği­miz zaman her­keste ben­zer çağ­rı­şım­lar olu­şur, ama gece + x söz­cük­leri ile yani “ilk kez kul­la­nı­lan” ve en az iki söz­cük­ten olu­şan kom­bi­nas­yon ile “poetik imge” oluş­tu­ru­lur. Şiir’deki “imge”den kas­tı­mız da budur.

Sıra­dan bir “doğal söz­cüğü”, yani gün­lük hayatta aynı dili konu­şan her­ke­sin ortak­laşa kul­lan­dığı bir söz­cüğü ele ala­lım, örne­ğin “ağaç”. Anlam­bi­li­min (seman­tik) alt kolu dil­bi­lim­sel açı­dan ifade eder­sek, somut bir söz­cük olan “ağaç” söz­cüğü bir gös­ter­ge­dir. İnsan­lar kav­ram­larla düşü­nür ve düşün­dük­le­rini ifade etmek için gös­ter­ge­leri kul­la­nır­lar.  Bu gös­ter­ge­le­rin realite içinde imle­dik­leri nes­ne­lere, durum­lara, olgu­lara, kav­ram­lara ve eylem­lere gön­derge denir. Dilin temel işlevi olan “bil­di­ri­şi­min” olu­şa­bil­mesi için bir gös­ter­ge­nin diğer insan­lar için de aynı gön­der­geyi imle­mesi gere­kir. Bu demek­tir ki bir söz­cüğü yazılı ve/veya  işit­sel ola­rak alım­la­yan tüm birey­le­rin zih­ninde olu­şan izle­nim, görüntü (imaj/ image) gös­ter­ge­nin genel özel­lik­le­ri­nin top­la­mı­dır. Yani,  somut bir söz­cüğü örnek ola­rak ele alır­sak, “ağaç” dedi­ği­mizde (veya “ağaç” yaz­dı­ğı­mızda) işi­ten (veya oku­yan) kim­se­nin zih­ninde bir zep­lin ya da asan­sör görün­tüsü oluş­maz.  Keza aynı şekilde, “ağaç” dedi­ği­mizde kim­se­nin zih­ninde, örne­ğin cim­ri­lik veya bela gibi soyut kav­ram­la­rın izdü­şümü de oluşmaz.“Ağaç” söz­cü­ğünü alım­la­yan her bire­yin zih­ninde farklı ağaç tür­le­ri­nin görün­tü­leri oluşsa da sonuçta ağaç­la­rın ortak özel­lik­leri algı­la­nır. Soyut bir söz­cük olan “gece” söz­cü­ğünü ele aldı­ğı­mızda ise,  gene ben­zer bir sonuç ortaya çıkar. “Gece” dedi­ği­mizde veya “gece” diye yaz­dı­ğı­mızda, işi­ten veya oku­yan her bireyde, ortak izdü­şüm­le­rin top­lamı olu­şur. Yani “gece” denince alım­la­yan birey­lerde ölüm, ses­siz­lik, eğlence hayatı, sokak lam­bası, uyku, bar tabu­resi, yal­nız­lık, kar­yola, hır­sız, seks, vs. gibi çeşitli soyut kav­ram­lara ve somut nes­ne­lere dair ortak izdü­şüm­ler olu­şur, ama “gece” söz­cü­ğünü duyunca ya da oku­yunca hiç kim­se­nin zih­ninde “rüş­vet” gibi soyut bir kav­ram veya “ok” gibi somut bir nes­neye dair izdü­şüm oluş­maz.

Burada bah­se­di­len imaj/image/ imge, bizim ele aldı­ğı­mız poetik imge değil­dir, çünkü dil içinde ortak kul­la­nıma dahil olan gös­ter­ge­le­rin (söz­cük­le­rin) imle­diği gön­der­ge­ler, her birey için “aynı” ortak görün­tü­ler (imaj­lar) top­la­mını oluş­tu­rur. Poetik imge ise ara­la­rında ana­lo­jik ilinti kuru­lan anlamca bir­bi­rine uzak iki söz­cü­ğün (gös­ter­ge­nin) yazılı ve/veya işit­sel ola­rak alım­lan­dı­ğında, her bir alım­la­yıcı bire­yin zih­ninde farklı şekilde, “kendi öznel algı­la­rına koşut” izdü­şüm­deki bir gön­der­geyi veya gön­der­ge­leri oluş­tu­rur. Bu gön­derge, poetik imge­nin eylem öznesi olan şairin kendi zih­ninde, kav­ram­sal (con­cep­ti­onal) ve düş­lem­sel (ima­gi­na­ti­onal) açı­dan olu­şan “yaratı”nın içkin ola­rak taşı­dığı hedef ile bire­bir örtüş­mez, her bireyde aynı ve sabit izdü­şüm oluş­tur­maz. Bu “yaratı” diye tanım­la­dı­ğı­mız zihin­sel ürü­nün olu­şum meka­niz­ması, şair özne­nin etken ve/veya edil­gen konumu gibi pek çok konu, ayrı bir maka­lede işlen­mesi gere­ken çok kat­manlı bir sorun­sal­dır (prob­le­ma­tik). Keza, daha önceki cüm­lede “kendi öznel algı­la­rına koşut” diye ifade etti­ği­miz durum, alım­la­yıcı birey­le­rin her biri­nin kendi özgün algı­lama düz­lem­le­ri­nin olu­şum ve ayrı­şım süreç­le­rin­den, bu süreç­lere yol açan birey­sel ve top­lum­sal neden­ler­den yola çıkı­la­rak şair-şiir-okur saca­ya­ğına dair derin bir çözüm­le­me­nin yapı­la­cağı apayrı bir maka­leye kapı ara­lar.

Evet, dön­dük başa. Eli­mizde ne var, “gece” söz­cüğü. Nedir? Bir soyut isim.

Bir diğer söz­cü­ğü­müz nedir? “Göm­lek” söz­cüğü. Bir somut isim.

Bu iki söz­cük ara­sında örnek­seme (ana­loji) yoluyla ilinti kurup bir “poetik imge” oluş­tu­ra­ca­ğız. Sadece bu örnek­teki gibi soyut-somut söz­cük kom­bi­nas­yo­nuyla değil, somut-somut, somut-soyut, soyut-soyut, soyut-somut kom­bi­nas­yon­la­rıyla da iki (en az iki) söz­cük ara­sında örnek­seme yapı­la­rak “poetik imge” kuru­la­bi­lir.

İlk örne­ği­mizde isim + isim kom­bi­nas­yonu üze­rin­den bir poetik imge kura­ca­ğız. Ayrıca isim + fiil veya fiil + isim kom­bi­nas­yonu ile de poetik imge kura­bi­li­riz. Bunu da ikinci örne­ği­mizde ele ala­ca­ğız.

Şema­tik ola­rak ifade eder­sek,

gece .…. doğal söz­cük

gece + x= gece­nin göm­leği .….… bir­bi­rin­den anlamca uzak iki söz­cük ara­sında örnek­seme (ana­loji) yoluyla kuru­lan poetik imge

yz + gece +x = Aşk’a yır­tıldı gece­nin göm­leği .…… zin­cir­leme poetik imge­ler ile oluş­tu­rul­muş bütün dize.

Dizeyi, zin­cir­leme etkiyi oluş­tu­ran alt birim­lere ayı­rır­sak:

1- gece­nin göm­leği

2- yır­tıldı gece­nin göm­leği

3- Aşk’a yır­tıldı gece­nin göm­leği

gece + x = “gece­nin göm­leği” = poetik imge (doğal dilin yapı­taş­la­rın­dan iki söz­cük ara­sında örnek­seme yoluyla, kon­van­si­yo­nel man­tı­ğın öte­sinde, kendi içsel man­tık para­dig­ması şair özne­nin bilinç ve bilin­çal­tı­nın bileş­ke­sine dayalı olan ve şiir / sanat tari­hinde ilk kez kul­la­nı­lan özgün ilinti, poetik imgeyi ortaya çıka­rır. Doğal dil içinde “gece­nin göm­leği” diye bir ifade yok­tur. Gece, göm­lek giy­mez elbette, soyut bir kav­rama somut bir özel­lik atfet­tik burada, ama ilk kez yapı­lan, sadece bize ait, özgün bir atıf ve bu atıfla olu­şan poetik imge, sözlü veya yazılı ola­rak ken­di­sini alım­la­yan her bir bireyde farklı ve yep­yeni izdü­şüm­lere yol aça­cak­tır. Her bir alım­la­yıcı özne­deki nihai izdü­şüm­ler, poetik imge­nin şair özne­nin zih­nin­deki yara­tılma süre­cinde ve daha önem­lisi şair özne­nin poetik imgeye birikme süre­cinde, şairin zih­ni­nin içkin ola­rak hedef­le­diği izdü­şüme yakın veya uzak ola­cak­tır. )

z + gece + x =“yır­tıldı gece­nin göm­leği” = zin­cir­leme poetik imge (Poetik imge, kon­van­si­yo­nel man­tı­ğın sınır­la­rını aşan yeni bir söy­le­yiş ortaya koy­muştu, “gece­nin göm­leği”, buna bir fiil söz­cüğü olan “yır­tıl­mak” söz­cü­ğünü ekle­dik, ortaya “zin­cir­leme poetik” imge çıktı. Doğal dil içinde elbette “gece­nin göm­leği” diye bir ifade yok­tur, hele ki bunun “yır­tıl­ması” diye bir ifade hiç yok­tur.  Somut bir nes­neye, yani “göm­leğe” dair fizik­sel bir durumu, “yır­tıl­mak” edil­gen fiilini, soyut bir kav­rama dair söz­cüğe, yani “gece”ye atfet­ti­ği­mizde, zin­cir­leme poetik imgeyi kur­muş olduk.

yz + gece +x = “Aşk’a yır­tıldı gece­nin göm­leği”… zin­cir­leme poetik imge­ler ile oluş­tu­rul­muş bütün dize (bir önceki poetik imge zin­ci­rine, bu sefer de “Aşk’a yır­tıl­mak” ifa­de­sini kata­rak yeni bir poetik imge daha elde edi­yo­ruz). Doğal dil içinde, “aşka yır­tıl­mak” diye bir tabir yok­tur elbette, kon­van­si­yo­nel man­tığa dahil değil­dir, bizim kur­du­ğu­muz ken­di­mize özgü üst dil (meta­lan­gu­age) içinde realize olmuş ve poetik imgeyi oluş­tur­muş­tur.

Nihai Sonuç: “Aşk’a yır­tıldı gece­nin göm­leği”. Sol­dan sağa, sağ­dan sola top­la­san topu topu dört kelime, ama ne çok kat­man var içinde, zin­cir­leme kaç iç içe imge.

Bir başka örnek üze­rin­den devam ede­lim. Bu seferki isim + fiil kom­bi­nas­yonu olsun:

İsim söz­cü­ğü­müz: sokak

Fiil söz­cü­ğü­müz: ağla­mak

ağla­mak ….. doğal söz­cük

 x + ağla­mak = sokağa ağla­dım ….. poetik imge. (Bu sefer, önceki örnek­ten farklı ola­rak, bir somut isim ile bir fiil ara­sında örnek­seme yoluyla ilinti kur­duk. Doğal dil içinde “sokağa ağla­mak” diye bir tabir yok­tur. Doğal dilin sıra­dan yapı­taş­la­rını, yani her­kes için aynı izdü­şüme sahip olan iki söz­cüğü alıp doğal dilin dışında ve üstünde, kon­van­si­yo­nel man­tı­ğın dışında ve öte­sinde bir kom­bi­nas­yonla bize özgü yeni bir dilin yapı­taş­la­rına dönüş­tür­dük.)

x + ağla­mak + z = sokağa ağla­dım heves­le­rimi .…… zin­cir­leme poetik imge

x + ağla­mak + y + z = sokağa ağla­dım mor heves­le­rimi .…… zin­cir­leme poetik imge­ler bütünü dize.

Tam da burada “Kral çıp­lakkk!” diye sami­mi­yet ve cesa­retle hay­kı­ran çocuk gibi şu soru soru­la­bi­lir: “E, iyi madem, biz de bir­bir­le­riyle ala­ka­sız ne kadar söz­cük varsa, yan yana koya­lım, biraz üstünde kafa­mıza göre düzen­le­me­ler yapa­lım, ne de olsa man­tık ve gra­mer kural­la­rıyla da sınırlı deği­liz, uydur babam uydur, Şiir bu mudur yani?”

Onu da yapan­lar var günü­müzde şiir niye­tine, “post­mo­dern” şair­ler. Bu nok­tada, daha önce­den yaz­dı­ğım maka­le­le­rim­den birin­den alıntı yapa­ca­ğım:

Post-moder­nist şiir, şiirde anlam’ı ve anlak’ı hiç­le­ye­rek, şiiri sadece söz­cük ve harf oyun­la­rına indir­ge­yen ve şair özne­nin bilin­çal­tını dışa­vu­ru­mun­dan öteye geç­me­yen şiir türü­dür. Eklek­tik ola­rak sür­re­alizm, dada­izm, let­rizm gibi akım­la­rın etki­le­rini içinde barın­dı­ran post-moder­nist şiir, öteki’lerle empati kur­mayı ve bunu yan­sıt­mayı önem­se­me­yen ve dola­yı­sıyla da okur tara­fın­dan özdeş­lik kurul(a)mayan, haya­tın şair özne­nin bilin­cin­den dönüş­tü­rü­le­rek yan­sı­tıl­ma­dığı, ancak şairin içsel buna­lım­la­rı­nın şıma­rıkça dışa­vu­ru­mun­dan öteye geç­me­yen ben­cil ve şıma­rık bir metin­sel oyun­dur. Bu şiir­ler­deki insan, sadece bir plas­tik mal­ze­me­dir. Yaşa­yan, umut­ları, kay­gı­ları, dert­leri, sevinç­leri olan insan yok­tur bu şiir­lerde. Sadece şair özne­nin ken­disi ağır­lık mer­ke­zi­dir, sadece kendi yara­sını yan­sıt­mak kay­gı­sın­da­dır, sadece ken­disi anlamlı ve önem­li­dir çünkü ken­disi için. Temel çelişki ise, bunca ben­cil­li­ğin içinde şiir­le­rini “okun­mak” üzere yayım­la­ma­la­rı­dır. Okuru umur­sa­ma­yan bir şiir anla­yı­şında yazan­la­rın, “okun­mak” tale­biyle, yaz­dık­la­rını matbu ya da sanal ortamda pay­laş­ması, der­gi­lerde ya da kitap halinde yayım­la­ması ise, ken­di­le­riyle çeliş­kiye düş­me­le­rine neden olan gülünç bir durum­dur.”

Son yıl­larda kimi der­gi­le­rin ağır­lık mer­ke­zini oluş­tur­duğu “gör­sel şiir” anla­yışı da, gene insanı mer­kez alma­yan, okur tara­fın­dan özdeş­lik kurul­ma­sını önem­se­me­yen, şiir­den anlam’ı ve anlak’ı dış­la­yan yapı­sıyla, post-moder­nist şiir algı­sına dahil­dir. Ne var ki, harf kom­bi­nas­yon­la­rı­nın ve şekil­le­rin, sadece bil­gi­sa­yar ara­cı­lı­ğıyla üre­til­mesi üze­rine kurulu, aslen tipog­ra­fik bir oyun olan bu şiir (!) anla­yışı, temelde, şair özne tara­fın­dan üre­til­miş yazılı met­nin okur tara­fın­dan metin üze­rin­den okun­ması para­dig­ması üze­rine kurulu şair-şiir-okur iliş­ki­si­nin dışında olduğu, şiir­den çok gör­sel sanat­la­rın ilgi ala­nında değer­len­di­ril­mesi gerek­tiği, nes­nel ger­çek­li­ğin hayat­tan yan­sı­tıl­ması ile okur tara­fın­dan empati ve özdeş­lik kuru­la­bi­le­cek yazın­sal ürün­ler olmak­tan çok uzak olduk­ları, ancak geçici bir moda olmak­tan öte var­lık­la­rını sür­dü­re­me­ye­cek­leri çok aşi­kar oldu­ğun­dan dolayı, kanımca üze­rinde çok fazla durul­ması gere­ken bir yapı­lanma olma­mak­ta­dır.”

Ser­kan Engin, Post Moder­nist Şiir­ler(!) Sirki / Bir­Gün Kitap, Sayı 100, 2011 / Afro­dis­yas Sanat, Sayı 27-28, 2011 / İnsan­cıl, Sayı 263-264,  2012

Zur­na­nın zırt dediği nokta, “denge” mese­le­si­dir. Ne düz­yazı man­tı­ğıyla yazıl­mış cüm­le­leri kırıp kırıp alt alta yaza­rak, az biraz uyak, redif düşü­re­rek yaz­dı­ğı­nız metin şiir olur ne de bilin­çaltı kus­muk­la­rı­nızı kâğıda döküp zır­va­la­ya­rak şiire ula­şa­bi­lir­si­niz.

İmge­le­ri­niz, kolek­tif bilin­çal­tına, onun çekir­dek yapı­ları arke­tip­lere eri­şe­bil­meli ve izlek ola­rak, sizin biri­cik kişi­sel yaşan­tı­nı­zın öte­sinde başka başka birey ve top­lu­luk­la­rın ortak­laşa yaşa­dık­ları reali­te­leri imle­yen yapıda olma­lı­dır. Ancak o zaman, yani kendi birey­sel varo­lu­şu­nuzda sıkı­şıp kal­ma­yıp ötekiler’in de şiir düz­le­minde dili ola­bi­li­yor­sa­nız, yaşa­yan ve devi­nen “sahici” şiir­ler yaza­bi­lir­si­niz.

(345)

Yorumlar