Home Kültür Sanat Sinema Polonya’dan Hayvan Haklarına Duyarlı Bir film: Pokot (İz)
Polonya’dan Hayvan Haklarına Duyarlı Bir film: Pokot (İz)

Polonya’dan Hayvan Haklarına Duyarlı Bir film: Pokot (İz)

117
1

Bu aslında yozlaşma üzerine yapılmış bir film. Kuralları canlarının istediği gibi uygulayabilen, gevşetebilen emniyet müdürü, av kuralarının kasabanın önde gelen isimlerince ihlal edilmesine göz yumuyor, zaten kendisi de bir avcı.

Deniz Moralıgil

Agnieszka Holland, sinemaya Andrzej Wajda’nın asistanı olarak başladı ve 70’lerden beri çok sayıda filme yönetmen olarak imzasını attı. Son yıllarda The Killing, The Affair, Treme, House of Cards, The Wire, Cold Case ve Rosemary’s Baby gibi fiyakalı diziler ile televizyona yöneldiğini görüyoruz, ancak sinemadan kopmuş değil. Zaman zaman ana akım sinema ile de dans ediyor ve tanınmış oyuncularla çalışma şansını yakalıyor, The Secret Garden – 1993, Total Eclipse – 1995, Washington Square – 1997, Copying Beethoven – 2006 bu filmlerine örnek.

Holland son filminde yardımcı yönetmen olarak kızı Kasia Adamik ile birlikte çalışmış. Pokot, “yeni ve farklı bir bakış açısı yakalamış” olduğu için 2017 yılında Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ödülüne layık görüldü. Ayrıca film, önümüzdeki yıl Amerika Sinema Akademisi Ödülleri’nde Polonya’yı temsil etmek üzere seçildi. Filmi pazarlamak için sarfedilen “Polonya usulü bir Fargo filmi” ifadesi bana hayli itici geldi, zira Fargo bizzat Coen kardeşler tarafından üç sezonluk bir TV dizisine dönüştürüldü ve şartların suç işlemeye yönelttiği sıradan, iyi insan hikâyesinin muhtelif versiyonları bu dizi filmde yeterince işlendi. Ancak deneyimli bir yönetmenin eli değmiş olduğu için Pokot‘u izlemeye karar verdim.

Pokot Lehçede, av anlamına geliyor, film uluslararası piyasaya İngilizce Spoor ismiyle sürüldü. Spoor, hayvanların bıraktığı iz veya avlanmak için hayvan izi sürmek anlamlarını karşılıyor.

Film, simsiyah bir boşluğun üzerine konuşan ana karakterin sesiyle açılıyor, insanların doğum tarihlerinin aslında onların nerede ve nasıl ölecekleri bilgisine işaret ettiğini söylüyor. Hemen ardından perdeye Polonya’nın güney batısında, Çek Cumhuriyeti sınırındaki ormanlık dağ görüntüleri düşüyor, sislerin arasında sihirli bir atmosfer bu. Güneş doğmak üzere, tepelerde etrafı gözleyen geyiklerin boynuzları var, geyiklerin üzerinde, ağaçların üzerinde yükselen gözetleme kulesi. Kamera yukarıya doğru hareket ederek ilerlediğinde çok sayıda avcının jipleriyle ormanın ortasındaki bir düzlükte toplanmakta olduğunu görüyoruz. Burası filmin baş karakteri Janina Duszejko’nun evine çok yakın bir nokta. Yaşlı kadın emekli bir mühendis olmasına rağmen İngilizce öğretmenliği yapmaya devam ediyor, soyismi ile anılmak istiyor, her olayı astrolojiyle bağdaştırmaya takıntılı, vejetaryen ve hayvanlara yapılan zulme karşı yaşadığı yörede sesini yükseltebilen tek kişi. Derme çatma bir evde “kızlarım” dediği, Bialka ve Lea adlarını verdiği iki köpeğiyle birlikte yaşıyor. Sabahları erken uyanıyor ve güneşin doğuşunu köpekleriyle karşılıyor, sakin bir hayatı var ya da öyle görünüyor. Köpekleri kaybolduğunda büyük keder duyuyor ve onları avcıların öldürdüğünden şüpheleniyor. Bu andan itibaren filmin tonu değişiyor ve yan karakterleri tanımaya başlıyoruz ve ardından cinayetler peş peşe gelmeye başlıyor. Köpeğini kulübeye zincirleyerek ölüme terkeden kaçak avcı; saralı, çocukluktan direkt olarak ihtiyarlığa geçecek olan bilgisayar dahisi; gündüzleri butikte, geceleri kumarhane/randevuevinde çalışan genç kadın; baş karakteri bir suçlu gibi görüp dediklerine asla aldırış etmeyen emniyet müdürü; gündüzleri tilki çiftliği ve butik sahibi geceleri yasadışı kumarhane/randevuevi işleten bir adam; sırf annesini sinir etmek için babasının telafuzu zor bir isim verdiği adam; bir böcek bilimci; içki içtiğinde eşini kalabalık içinde aşağılamaktan kaçınmayan belediye reisi; hayvanların ruhları olmadığı için öldürülmelerini doğal bulan bir rahip… Çocuk korosunun kilisede, hayvanların nasıl avlandığına dair bir şarkı söylediği bir ayin esnasında, rahibin mantıksız sözlerine daha fazla tahammül edemeyen Duszejko orada bulunan ahaliye, “Bu saçmalığı nasıl dinlersiniz!” diyerek feveran ediyor.

Köyün yerlileri aslında geyikler, yaban domuzları, tilkiler, porsuklar ve sülünler. Ormanda oradan raya koşturuyorlar. İnsanlardan kaçmaya çalışıyorlar ama başaramıyorlar, tilkilerin derileri canlı canlı yüzülüyor. Film, bir av takvimi üzerinden ilerler gibi olursa da bazı zaman atlamalarında takvim görmüyoruz. İçinde bulunulan ayda hangi hayvanı avlamanın serbest olduğu bu takvimde yazılı. Yasak olan hayvanlar avlandığında baş karakter sürekli olarak polise bildiriyor. Ama kimse kadının şikâyetlerini dikkate almıyor. İyi insan diye nitelendirebileceğimiz kişilerin çocukluklarındaki önemli bir âna birkaç saniyeliğine şahit oluyoruz, ancak bu anların filmin bütüne katkısı yok.

Pokot bir cinayet filmi, yöredeki avcılar birer birer öldürülüyor. Her suç mahallinde toynak izlerine rastlanıyor. Bunun üzerine izleyici ormandaki seri katilin kim olduğu sorusuna yanıt bulmak istiyor. “Yosuna dönüşen köpekler” öyküsünde yanıt erkenden açık edilse de, film finaline kadar önceliğini umursamaz bir akış izliyor. Sanki her ceset dikkati dağıtmak için filme dahil olmuş gibi. Katilin kim olduğuna dair tahminini söylese de, kimse Duszejko’ya inanmıyor. Film bağlantısız görünen parçalar halinde ilerliyor. Bütüne hâkim olan tek şey tekinsiz atmosfer. Çok sayıda yan öyküden oluşan filmde yan karakterlere derinlik kazandırılmaya çalışılmış. Yönetmen, ülkesine dair eleştirilerini rahip, polis karakterleri üzerinden yapıyor. Savcı karakteri zerinde sağlık sigortası meselesine dahi bir gönderme var.

Bu aslında yozlaşma üzerine yapılmış bir film. Kuralları canlarının istediği gibi uygulayabilen, gevşetebilen emniyet müdürü, av kuralarının kasabanın önde gelen isimlerince ihlal edilmesine göz yumuyor, zaten kendisi de bir avcı. Filmin çok parçalı yapısının gittiği iki yön var: “İnsanlar avcıdan başka bir şey değildir” ve “din Tanrı’nın yarattığı bütün canlılara sevecenlik göstermeyen bir yalandan ibarettir”. Ölü hayvan bedenlerine rastlayan Duszejko derin keder içimde gözyaşları döküyor. Ancak sadece yas tutmuyor yanlışlıkların karşısında tek başına mücadele etmekten yılmıyor. Aslında güvenilmez bir baş karakter Duszejko, tıpkı filmin yönetmeni gibi, yönetmen kendi içinde bütünlüğü olan, ancak birbirine bağlanmayan parçalarla öyküsünü anlatıyor. Filmin iyi yönleri, başroldeki Agnieszka Mandat’ın birinci sınıf oyunculuğu ve etkileyici doğa manzaraları ve hayvan haklarına göstermiş olduğu duyarlılık. Ancak öykünün aktarılması sorunlu. Fargo ile tek bağlantısı da –film değil, dizi filmle– yaylıların yükseldiği bol ritmli müziğe sahip olması. Hayvan haklarına duyarlılık gösteren öyküsü tek başına bu filmi iyi film yapmaya yetmiyor.

Pokot – 2017

Senaryo: Olga Tokarczuk’un “Drive Your Plough Over the Bones of the Dead,” (Pulluğu Ölmüşlerin Kemikleri üzerinden Sür” adlı romanından uyarlayan Agnieszka Holland.

Yönetmen: Agnieszka Holland

Yönetmen Yardımcısı: Kasia Adamik

Oyuncular: Agnieszka Mandat, Wiktor Zborowski, Miroslav Krobot, Jakub Gierszal, Patricia Volny

Görüntü Yönetmeni: Jolanta Dylewska, Rafal Paradowski

Kurgu: Pavel Hrdlick

Müzik: Antoni Lazarkiewicz

(117)

Comment(1)

  1. Bu bir film eleştrisi mi yani? Neredeyse bütün filmi anlatıp filme dair görüşlerin olduğu iki cümle yazmak mı? Fargoyla uzaktaan yakından alakası olmadığı doğru ama öykünün aktarılmasının neden sorunlu olduğunu anlamadım. Bene derdini gayet iyi anlatan ve burada yazılanlardan daha fazlasını olan bir film.

Yorum yaz