Home Bilgi Bankası Edebiyat Rus Postmodern Edebiyatı Üzerine
Rus Postmodern Edebiyatı Üzerine

Rus Postmodern Edebiyatı Üzerine

448
0

Ger­çek­li­ğin eski anla­mını yitir­diği bu dün­yada artık her şey hiper­ger­çek­lik­tir. Bu öyle bir dünya ki, burda neyin tak­lit, neyin ger­çek olma­sını bil­mek ola­nak­sız, kop­ya­lar ger­çe­ğin yerini işgal etmiş.

Kısmet Rüstemov

Rus ede­bi­yatı üze­rine düşü­nür­ken, aklım nedense hep uzak 17., 18. yüz­yıl­lara gidi­yor. Düel­lo­ları düşü­nü­yo­rum, önce bir­bi­rine sır­tını çevi­ren, sonra bir­bi­ri­nin yüzüne ateş eden­leri. Lorca’nın ünlü “İgna­sio Sanc­hes Mejias İçin Ağıt” şiirin­deki dize ile söy­ler­sem: “yumur­ta­sını yaraya bıra­kan ölüm­leri”. Bence, Rus kül­tü­rü­nün şif­re­le­rini çöz­mek, o kül­türü anla­mak için unu­tul­ma­malı: önemli olay­lar­dan biri de düel­lo­dur. Fran­sız­lar­dan benim­se­dik­leri düel­lo­nun taban­cası Roland Barthes’tan çok çok önce “yaza­rın ölü­münü” ilan etmişti: Puşkin’in, Lermontov’un ölü­münü…

Rus teoris­yen Vik­tor Şklovski edebi metni tek­rar­dan, mono­ton­luk­tan kur­tar­mak için iki yol öne­ri­yor. Ben mito­lo­ji­den ödünç aldı­ğım isim­lerle bu yol­lar­dan birin­ci­sine “The­tis metodu”, ikin­ci­sine “Pho­enix metodu” demeyi sevi­yo­rum. Birinci metod par­mak­la­rı­mı­zın ara­sın­dan su dam­la­ları, kum tane­leri gibi akıp giden gün­lük hayat­taki sıra­dan anlara yoğun­laş­mayı, yani bir anlamda kral Peleus’un kol­la­rı­nın kıs­ka­cına düşene dek bin bir biçime giren Thetis’i hatır­la­tı­yor. İkinci metod ise bize edebi gele­ne­ğin daima yeni­den üre­ti­mini, yeni­len­me­sini tek­lif edi­yor, yani bir anlamda kül­le­rin­den doğan Phoenix’in tec­rü­be­sini.

İşte burda Nabokov’un Tols­toy üze­rini söy­le­diği bir şey aklıma geli­yor. Nabokov’un yaz­dı­ğına göre, Tols­toy ömrü­nün son­la­rında hiç­bir şey oku­mu­yor­muş, yal­nızca bir kitaba ara sıra şöyle bir göz atıp keyif­le­ni­yor­muş: Anna Kare­nina. Bu Nabokov’un edebi bir uydur­ması mıdır bile­mem, ama burada ilginç olan, Diri­liş yaza­rı­nın bir tren istas­yo­nunda haya­tı­nın son düdü­ğünü duy­ma­dan önce, eski yaz­dık­la­rına göz atıp, sanki ken­di­sini ken­disi için yeni­den yaratma, hatır­latma, “diriltme” isteği.

Vik­tor Pele­vin yan yana gel­mesi akıl almaz görü­nen farklı şey­leri bir­bi­rine yapış­tı­rı­yor.

Çağ­daş Rus ede­bi­ya­tı­nın yıl­dız­la­rın­dan olan Vik­tor Pele­vin de bana göre bu “diriltme” ope­ras­yo­nunu icra edi­yor, tabii ki farklı anlamda. Yal­nızca bir cüm­le­sini alın­tı­la­mak bile yeter ki, Pelevin’in yeni­den değer­len­dirme dün­ya­sına vize ala­lım. Nietzsche’nin “Tanrı öldü!” fikri gün­deme geli­yor, Pele­vin hemen lafa dalı­yor: “Öldüyse, demek Tanrı değil­miş.”

Pele­vin hem Çapa­yev ve Boş­luk, Omon Ra gibi roman­la­rında, hem de son roman­la­rın­dan biri olan 3ZB’de her defa­sında bir şeyi yeni­den değer­len­di­ri­yor, “diril­ti­yor”, önce­leri yan yana gel­mesi akıl almaz görü­nen farklı şey­leri bir­bi­rine yapış­tı­rı­yor. Pele­vin roman­la­rında Sov­yet­ler döne­mini düel­loya çağı­rı­yor, ama taban­ca­sını yal­nızca geç­mişe doğ­rult­mu­yor. Mesela, 3ZB roma­nında sos­yal med­ya­nın insan haya­tına etki­sin­den, sanal ger­çek­liğe zin­cir­len­miş “neo-Promoteus”lardan söz edi­yor. Sanal dün­yada ken­dini pen­cere pen­cere çoğaltsa da, insa­nın yal­nız­laş­ma­sın­dan, bin­lerce dostu olsa da, top­luma yaban­cı­laş­ma­sın­dan doğan ve doğa­bi­le­cek sorun­ları gös­te­ri­yor, tah­min edi­yor. Boşa kur­şun sık­mı­yor, ironi şar­jö­rünü tam hedefe boşal­tı­yor. Bu sanal dünya bir zaman­lar Baudrillard’ın söy­le­diyi simü­la­tif dün­ya­dır. Bu dün­yada ger­çek­li­ğin son­suz sayıda yeni­den üre­timi ger­çek­le­şi­yor. Ger­çek­li­ğin eski anla­mını yitir­diği bu dün­yada artık her şey hiper­ger­çek­lik­tir. Bu öyle bir dünya ki, burda neyin tak­lit, neyin ger­çek olma­sını bil­mek ola­nak­sız, kop­ya­lar ger­çe­ğin yerini işgal etmiş. “Fokur fokur kay­na­yan enfor­mas­yon kazanı içinde” (Baud­ril­lard) gör­düğü her şeyi haki­kat, oku­duğu her şeyi bilgi sayan­la­rın dün­yası bu dünya.

Pelevin’in roma­nı­nın adı da çok­kat­manlı: 3ZB. Bu ad Pelevin’in bir­kaç söz­den türet­tiği, ken­din­den icat ettiği bir para birimi, Zükerb­rin. 3 sadece bir rakam, Z harfi fFacebook’un kuru­cusu Zuckerberg’ün, B harfi ise Google arama moto­ru­nun kuru­cusu Brin’in baş harf­le­rin­den olu­şu­yor.
Çağ­daş rus post­mo­dern yazar­la­rı­nın –Pele­vin, Soro­kin, Limo­nov, Pri­gov, Pri­le­pin– iğne­le­yici tarz­la­rını Goggle’a dek götür­mek müm­kün, fakat bence 20. yüz­yılda iki önemli yazar var ki, onla­rın yaz­dık­la­rını benim­se­me­yen bir tek bile Rus post­mo­der­nisti yok­tur. Onlar And­rey Beliy ve Vla­di­mir Nabo­kov. Beliy ve Vla­di­mir parag­ra­fına geç­me­den önce söy­le­me­li­yim ki, başta Pele­vin olmak üzere Rus post­mo­der­nist­le­rini bir­leş­ti­ren ortak yön, bana göre, her­ke­sin olan­lara seyirci kal­ma­sına karşı duyu­lan agre­sif tavır­dır. Onlar hepsi, Face­book diliyle söy­ler­sek, şöyle düşü­nü­yor: roman­lar okuru “dürt­me­li­dir”.
Rus eleş­ti­ri­si­nin “ikinci dalga” adlan­dır­dığı, Rus ede­bi­ya­tı­nın gümüş dev­ri­nin en önemli isim­le­rin­den sayı­lan sem­bo­list And­rey Beliy, ilk şiir kita­bın­dan ünlü romanı Petersburg’a kadar eşi ben­zeri olma­yan biçim, söz ve ritm oyun­ları, müzik­teki, resim­deki, mate­ma­tik­teki yeni­lik­leri yazıda dene­me­siyle kısa zamanda üne kavuştu. O, teorik yazı­la­rıyla da kendi kuşa­ğına yön verdi. Küçük bir ilave: başka büyük bir Rus yaza­rı­nın – Yev­ge­niy Zamyatin’in Beliy için dedik­le­rine baka­lım:

Onun yaz­dık­la­rı­nın Rusça olup olma­dı­ğını söy­le­mek çok zor: onun sen­taksı çok farklı, kelime dağar­cığı yeni söz­lerle dop­dolu. Kitap­la­rı­nın dili Beliy dili­dir, Ulys­ses’in dili­nin İngi­lizce değil, Joyce’ca olduğu gibi.”

Yaşa­dığı dönem “altın”dan değil “gümüş­ten” olsa da, soya­dı­nın yüz aklı­ğına (Beliy, Rusça beyaz demek) güve­nip en cesur, aynı zamanda, başa­rılı deney­lerle radi­kal yeni­lik­lere imza ata And­rey Beliy, bana göre Rus edebi düşün­ce­si­nin sınır­la­rını büyü­ten­le­rin başında geli­yor.

Cesur, başa­rılı deney­lerle radi­kal yeni­lik­lere imza ata And­rey Beliy.

***

Post­mo­dern şaka­nın babası” (Orhan Pamuk) Vla­di­mir Nabo­kov yeni Rus düz­ya­zı­sına en büyük etkiyi yapan­lar­dan. Onun yal­nızca Ame­ri­kada yaşa­dığı dönemde İngi­lizce yaz­dığı roman­lar değil, aynı zamanda üni­ver­si­te­lerde Rus ve dünya ede­bi­yatı üze­rine ver­diği ders­ler de kitap­laş­tık­tan sonra büyük sonuç­lar verdi. Bugün Nabokov’u Ame­ri­kan ede­bi­yat tari­hi­nin bir par­çası say­mak­tan mem­nu­ni­yet duyan Ame­ri­kalı eleş­tir­men­ler bile, onun yal­nızca büyük üslupçu, estet değil, aynı zamanda edebi metni en ince ayrın­tı­sına kadar bilen büyük bir eleş­tir­men oldu­ğunda hem­fi­kir.
Nabokov’un Gogol’ün eser­le­rine yeni bakış açısı getir­diği ünlü kitabı Niko­lay Gogol, Post-Sov­yet Rusyası’ndakı entel­lek­tüel çev­re­lerde çok popü­ler oldu ve onun etki­siyle farklı bakış açı­la­rın­dan yazıl­mış yüz­lerce alter­na­tif kitap doğdu.

And­rey Beliy’den biçim, ritm, ses, söz oyun­la­rını, Nabokov’dan kame­rayı farklı köşe­ler­den kur­mayı ve bütün dünya kül­tü­rünü kendi kül­tü­rü­nün bir par­çası gibi özüm­se­yip fay­da­lan­ma­sını öğre­nen çağ­daş Rus yazar­ları, ken­di­le­rine has iro­nik dil, paro­dik tema­lar ve kari­ka­tü­rize etme bece­ri­le­riyle bir­bi­rin­den ilginç ve başa­rılı roman­lar yazdı.

Eski Sov­yet roman­la­rını ve sos­ya­list ger­çekçi ede­bi­yatı paro­di­leş­ti­ren, mito­lo­ji­den, ezo­te­rizm­den, okül­tizm­den bol bol fay­da­la­nan Vik­tor Pele­vin, radi­kal avan­gartçı Soro­kin, Pri­gov ve kadın­la­rın dün­ya­sını hem katı, hem de açık ton­larla dil­len­di­ren Lud­mila Ulitskayan’ın eser­leri Rus post­mo­der­nist ede­bi­ya­tı­nın günü­müz­deki en par­lak örnek­le­ri­dir.

(448)

Yorumlar