Home Liste Sabahattin Ali’nin Vazgeçemediğimiz Romanı Kürk Mantolu Madonna’dan Aşka ve İlişkilere Dair 10 Alıntı
Sabahattin Ali’nin Vazgeçemediğimiz Romanı Kürk Mantolu Madonna’dan Aşka ve İlişkilere Dair 10 Alıntı

Sabahattin Ali’nin Vazgeçemediğimiz Romanı Kürk Mantolu Madonna’dan Aşka ve İlişkilere Dair 10 Alıntı

102
0

Bun­dan tam yet­miş dört yıl önce yayım­landı Kürk Man­tolu Madonna. Beş yıl sonra da yazarı Saba­hat­tin Ali bu dün­ya­dan ayrıldı. Fakat arka­sında öyle bir eser bıraktı ki hâlâ yazar­ları ve okur­ları etki­li­yor, farklı dil­lere çev­ri­li­yor, tiyat­ro­lara, maka­le­lere, araş­tır­ma­lara konu olu­yor. Hâlâ çok satan­lar lis­te­si­nin baş­la­rında geli­yor. Yazar, kita­bını yazar­ken yet­miş yıl sonra böyle ola­ca­ğını tah­min etmiş miydi bilin­mez. Fakat aşk ve iliş­ki­lerle ilgili düşün­ce­le­ri­nin evren­sel ve zaman­sız oldu­ğu­nun far­kın­daydı belki de. İşte Saba­hat­tin Ali’nin büyük bir aşk hikâ­ye­sini konu eden roma­nın­dan 10 etki­le­yici alıntı:

1 “Tesa­düf seni önüme çıkar­ma­saydı, gene aynı şekilde, fakat her şey­den haber­siz, yaşa­yıp gide­cek­tim. Sen bana, dün­yada başka türlü bir haya­tın da mev­cut oldu­ğunu, benim bir de ruhum bulun­du­ğunu öğret­tin. Bunu sonuna kadar götü­re­me­diy­sen, kaba­hat senin değil… Bana haki­ka­ten yaşa­mak imkâ­nını ver­di­ğin bir­kaç ay için sana teşek­kür ede­rim. Böyle bir­kaç ay, bir­kaç ömür kıy­me­tinde değil midir?..”

2 “Artık Maria Puder, yaşa­mak için ken­di­sine kayıt­sız ve şart­sız muh­taç oldu­ğum bir insandı. Bu his ilk anlarda bana da garip geli­yordu. Bu yaşıma kadar mev­cu­di­ye­tin­den bile habe­rim olma­yan bir insa­nın vücudu bir­den­bire benim için nasıl bir ihti­yaç ola­bi­lirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Bir­çok şey­lere ihti­ya­cı­mızı ancak onları görüp tanı­dık­tan sonra keş­fet­mez miyiz?”

3 “Haya­tımda hiç bu kadar mesut oldu­ğumu, içi­min bu kadar geniş­le­di­ğini hatır­la­mı­yor­dum. Bir insa­nın diğer bir insanı, hemen hemen hiç­bir şey yap­ma­dan, bu kadar mesut etmesi nasıl müm­kün olu­yordu?”

4 “Ahbapça bir selam ve temiz bir gülüş… Ve ben bu anda başka hiç­bir şey iste­mi­yor­dum. Dün­ya­nın en zen­gin ada­mıy­dım.”

5 “Berlin’de yal­nız­sı­nız değil mi?” dedi.

Ne gibi?”

Yani… Yal­nız işte… Kim­se­siz… Ruhen yal­nız… Nasıl söy­le­ye­yim… Öyle bir hali­niz var ki…”

Anlı­yo­rum, anlı­yo­rum… Tama­men yal­nı­zım… Ama Berlin’de değil… Bütün dün­yada yal­nı­zım… Küçük­ten beri…”

Ben de yal­nı­zım…” dedi. Bu sefer benim elle­rimi kendi avuç­la­rı­nın içine ala­rak: “Boğu­la­cak kadar yal­nı­zım…” diye devam etti, “hasta bir köpek kadar yal­nız…”

6 “Dün­yada siz­den, yani bütün erkek­ler­den niçin bu kadar çok nef­ret edi­yo­rum bili­yor musu­nuz? Sırf böyle en tabii hak­la­rıy­mış gibi insan­dan bir­çok şey­ler iste­dik­leri için… Beni yan­lış anla­ma­yın, bu talep­le­rin muhak­kak söz haline gel­mesi şart değil… Erkek­le­rin öyle bir bakış­ları, öyle bir gülüş­leri, elle­rini kal­dı­rış­ları, hulasa kadın­lara öyle bir muamele ediş­leri var ki… Ken­di­le­rine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güven­dik­le­rini fark etme­mek için kör olmak lazım. Her­hangi bir şekilde talep­leri red­de­dil­diği zaman düş­tük­leri şaş­kın­lığı gör­mek, küs­tahça gurur­la­rını anla­mak için kâfi­dir. Ken­di­le­rini daima bir avcı, bizi zavallı birer av ola­rak düşün­mek­ten asla vaz­geç­mi­yor­lar. Bizim vazi­fe­miz sadece tabi olmak, itaat etmek, iste­ni­len şey­leri ver­mek… Biz iste­ye­me­yiz, ken­di­li­ği­miz­den bir şey ver­me­yiz… Ben bu ahmakça ve küs­tahça erkek guru­run­dan tik­si­ni­yo­rum. Anlı­yor musu­nuz?”

7 “Asıl mühim olan, iki insa­nın bir­bi­rini bul­ması bu derece güç olan şu dün­yada, bu nadir saadete ermekti. Öte tarafı hep tefer­ru­attı. Bun­la­rın ken­di­li­ğin­den düzel­mesi, asıl büyük nok­taya, bir­bi­ri­mizi bul­muş olmak haki­ka­tine uyması lazımdı.”

8 “Aşk hiç de sizin söy­le­di­ği­niz basit sem­pati veya bazen derin ola­bi­len sevgi değil­dir. O büs­bü­tün başka, bizim tah­lil ede­me­di­ği­miz öyle bir his­tir ki, nere­den gel­di­ğini bil­me­di­ği­miz gibi, günün birinde nereye kaçıp git­ti­ğini de bil­me­yiz. Hal­buki arka­daş­lık devam­lı­dır ve anlaş­maya bağ­lı­dır. Nasıl baş­la­dı­ğını gös­te­re­bi­lir ve bozu­lursa bunun sebep­le­rini tah­lil ede­bi­li­riz. Aşka gir­me­yen şey ise tah­lil­dir. Sonra düşü­nün, dün­yada hepi­mi­zin hoş­lan­dı­ğı­mız bir­çok kim­se­ler, mesela benim haki­ka­ten sev­di­ğim bir­çok dost­la­rım var­dır.”

9 “Ona kız­gın değil­dim. Ona kız­mama, darıl­mama, onun aley­hinde düşün­meme imkân olma­dı­ğını his­se­di­yor­dum. Ama bir kere kırıl­mış­tım. Hayatta en güven­di­ğim insana karşı duy­du­ğum bu kır­gın­lık, adeta bütün insan­lara dağıl­mıştı; çünkü o benim için bütün insan­lı­ğın tim­sa­liydi.”

10 “Şimdi ara­mızda nok­san olan şeyin ne oldu­ğunu bili­yo­rum!” dedi. “Bu eksik sana değil, bana ait… Bende inan­mak nok­san­mış… Beni bu kadar çok sev­di­ğine bir türlü ina­na­ma­dı­ğım için, sana âşık olma­dı­ğımı zan­ne­di­yor­mu­şum… Bunu şimdi anlı­yo­rum. Demek ki, insan­lar ben­den inan­mak kabi­li­ye­tini almış­lar… Ama şimdi ina­nı­yo­rum… Sen beni inan­dır­dın… Seni sevi­yo­rum… Deli gibi değil, gayet aklı başında ola­rak sevi­yo­rum…”

Yuka­rı­daki fotoğ­raf: Ethem Onur Bil­giç

Saba­hat­tin Ali, Kürk Man­tolu Madonna, Yapı Kredi Yayın­ları, 2015.

(102)

Yorumlar