Home Kültür Sanat Edebiyat Sait, Arkadaşımız…
Sait, Arkadaşımız…

Sait, Arkadaşımız…

669
0

Sait Faik tam şair olacak adam! Aslında şair adam. Ama hep hikayeci olarak bildiğimiz, okuduğumuz, kaydettiğimiz için, tabii Türk hikayesindeki iki ‘ada’dan biri olarak değerlendiriyoruz, diğeri Sabahattin Ali. Yanlış anlaşılmasın, kurucu, öncü anlamında kullanıyorum bu iki ‘ada’yı ya da iki ‘adam’ı. Yoksa dağ da var, nehir de, ada da…

Şair olacak adam dedim ama, zaten yaşayışı şairce. Yaşayış, yani varlık. Varlığı şairce Sait Faik’in. Bundan meramım biraz bohemlik, ama fazla değil, fazla bohem şiirden uzaklaştırır. Memlekette de bilhassa eskiden bohem deyince ressamlar gelir akla. Sanırım edebiyatçılara, özellikle de şairlere göre daha çok para kazandıklarından. Şairlerin para kazandığını kim söylemiş? Fakat benim sözünü ettiğim bohemlik farklı, bohem deyince bizim aklımıza gelenle, bohemin çıkışı, kaynağı, kişileri hayli farklı.

Sait Faik’in şairliğine dair düşüncem asıl olarak arkadaşlık duygusundan geliyor. Bilindiği gibi, şairler için vakit en ucuz ve en bol şeylerin başında gelir. Şairlik adeta zamanı su gibi harcamak, har vurup harman savurma işidir. Bunu hangi dönemler için söylüyorum, genellikle şiirin ilk ortaya çıktığı, yazıldığı, heyecan taşıdığı ve uyandırdığı ve pek çok genç şairin kendini, küçük İskender’in nitelemesiyle “Rimbaud” sandığı, sayıkladığı dönemler, kısacası rüya zamanları. Rüyadan güzel ne var? Uyku. Genç şair olmak, uyuyunca görülen değil, uykusuz görülen rüyaların içinde olmaktır, o rüyaları görmektir.

Sait Faik de, hem döneminde hem de sonrasında örneklerine rastladığımız kimi şairler gibi zamanın dışındadır. Kendi zamanını yaşar ve orada yazar. Zaman kaygısı yok mudur, vardır, ama bu bildiğimiz, gündelik zamandan çok farklı, yazdıklarıyla paylaştığı zamandır, bu zamana elbette daha çok da yazamadıkları ve yazamayacakları dahildir. Murathan Mungan’ın şiir ve şair üzerine düşüncelerini topladığı Küre kitabında şairin zamanıyla ilgili çok ilginç ve çok katıldığım saptamalar, görüşler var. Şairin çünkü özel bir zamanı var, daha doğrusu zamanın akışı var, bir de şairin bakışı var. Mungan bu düşündürücü “yaman zaman”ın neliğini anlatırken, akılna Sait Faik geldi.

Dedim ki, edebiyat tarihlerine, tariflerine ve ders kitaplarına göre o Sait Faik Abasıyanık’tır, okura ve romancılara, öykücülere göre Sait Faik’tir, ailesine, yakınlarına ve yakınları olarak (biz) şairlere göreyse Sait’tir. Bunlar böyle birden aklıma gelip de yazınca doğrusu sevinçten şapkam uçtu diyecektim, baktım şapkam yaz kadar uzakta, o zaman buralarda bir yerde bir harfin şapkası sevinçten uçmuştur diyelim, sevinçle uçalım ve sevinçle geçelim. Onu daha da yakın hisseden şairlere, örneğin Ece Ayhan’a göreyse ne Sait ne Faik, düpedüz Çakır’dır. Biz önadıyla yetinelim, Sait diyelim, Sait, arkadaşımız.

Arkadaşlık duygusunun hangi cümleyle başladığı bilinir, “Bir insanı sevmekle başlar her şey”. Sevmekle de sürer. Sevgisiz, arkadaşsız yaşamak zordur hiç kuşkusuz, ama bu bazıları için daha da zordur, neredeyse imkansız. Sait bu hususta tipik değil, atipik bir yazar. Yazdıklarına ve anlatılanlara bakılırsa, pek sabırlı biri değil. Ve biraz da geçimsiz, arkadaşlarını, dostlarını kızdırmaktan da hoşlanan biriymiş. Ve aslında hayli içedönük bir yapısı var. Bu yapıyla, sokağı, geceyi, mahalleyi, şehri, özellikle de yoksulları, yoksunları, kıyıdakileri, düşkünleri, hayatı kaymışları anlatmak başka bir mucize!

Sait’e ilişkin tanıklıklar çoktur, bunlardan biri de Semaver-Kumpanya adıyla ikisi  bir arada Nisan 1965’de “Bütün Eserleri:1” ibaresiyle Varlık’tan yayımlanan kitabın başında durur. Ünlü çevirmen ve şair Sabri Esat Siyavuşgil’in yazdığı tatlı, arkadaşca bir önsözdür, çok da objektif bir yazıdır: “Ben Sait Faik’i, onu türlü yerlerde sık sık gören bazı arkadaşları gibi tanımadım…/…Bu sebeple onun ansızın patlak veren öfke buhranları, küfür krizleri, kenar sokaklardaki süfli meyhane alemleri, hatta Burgaz’daki balıkçı maceraları, sevgileri veya günahları hakkında görgüye dayanan şahitliğim olmayacaktır…/…Ona ancak kibar salonlarında, moda mesirelerde, pahalı eğlence yerlerinde, etikete düşkün çevrelerde rastgelemezdiniz. O, balıkçılarla, esnafla, hayatlarını sokakta yaşayan nasipsizlerle ahbaplık etmeyi, içli dışlı olmayı, çaylı veya kokteylli toplantılarda boy gösterip gülücükler yapmaya tercih ederdi.”(agy, s.9)

Sabri Esat Siyavuşgil’in yazının devamında söyledikleri, Sait Faik ile Edip Cansever’in öykü ve şiir kişileri arasında da bir yakınlık kurmamıza yol açıyor. Tabii burada Edip Cansever’in şiir kişileriyle kurduğu bir dostluk ya da arkadaşlık bağından söz etmiyoruz, oysa Sait’in öykü ya da roman kişileri, ki ‘kişileri’ demek bile burada fazla kurmaca kalıyor, onun gerçekte en yakınları, sevdikleri, arkadaşları, dostları. “Sait’in bohemi” diyelim onlar için de.

Ahmet Oktay’ın Edip Cansever’e dair bir yazısında rastlamıştım bohemin kaynağına. Bildiğimizden, düşündüğümüzden çok farklı bir bohemden söz ediyordu. Oktay’ın yazısının başlığı, “Kimsenin İlgilenmediği Olayların Tarihçisi”dir. Ben de Oktay’ın yazısını “Şiir Coğrafyaları” başlıklı bir yazımda anarak şöyle demiştim: Edip Cansever’in şiir kişileri ‘bohemler’ ve ‘antikahramanlar’dır. ‘Bohem’ burada Karl Marx’ın Louis Bonaparte’ın Darbesi kitabında söz ettiği türden bir bohemdir. Yani Paris’in alt proleter sınıfı ve bohemler arasında ciddi bir benzerlik bulur Marx: “Geçimini nereden sağladığı belli olmayan, kökü bile karanlık züğürt kibarların, maceraperestlerin, kokmuş burjuva döküntülerinin yanı sıra serseriler, başıboş askerler, sürgünden dönmüş forsalar, kaçak kürek mahkumları, dolandırıcılar, şarlatanlar, ayaktakımı, yankesiciler, kumarbazlar, muhabbet tellalları, genelev patronları, hamallar, kötü yazarlar, orgcular, eskiciler, kalaycılar, dilenciler, kısacası Fransızların bohem adını verdikleri, karışık, bozuk, avare kütle.”

Ahmet Oktay da, Edip Cansever’in şiir kişilerinin, Marx’ın bu saptamasından hareketle ‘boheme dahil’ olduğunu belirtir. Oktay’a göre Cansever “şiirine mekan olarak seçtiği meyhanelerde ve lümpenlerin çoğunlukta olduğu han, pasaj, atölye ve benzeri yerlerde, emekçi kesimlerin iyice yoksul, yoksun ve düşkün üyelerinin gündelik dramlarını anlatmayı, duyumsatmayı ister.”

Oktay’ın saptayabildiği kadarıyla Cansever’in bohemi de şu kişilerden oluşur: Kürk tamircisi, cenaze kaldırıcısı, genelev kadını, otel katibi, çiçek sergicisi, garson, dökümcü, fener bekçisi, öğretmen, hizmetçi… Bu dökümün ardından “Gündelik dramların bu kişileri, tam da Baudelaire’in sözünü ettiği bağlamda anti –kahramanlardır” der. Baudelaire, modern kahramanın, eski tragedyalarda karşılaşılan kahramanlardan olamayacağını belirtir. Modern kahraman “devasa kentin yeraltına musallat olmuş binlerce köksüz hayatta caniler, fahişeler” arasında durmaktadır. Baudelaire bu modern kahramanlara “İlyada’nın kahramanları sizlerin tırnağı bile olamaz” diye seslenir.

Sait’i yalnız mı bıraktık? Sanmam, o da kendi boheminin arasına dalmış, onlarla sohbeti koyultmuştur bile. Sabri Esat’ın önsözüne dönelim yeniden ve Marx’ın işaret ettiği, Ahmet Oktay’ın Edip Cansever şiirinde tespit ettiği bohemin Sait Faik için kimlerden oluştuğunu görelim. Onun bohemi keşfi, Fransızcasını ‘kuvvetlendirmek’ için gittiği ve üç yıl kaldığı Grenoble’da başlar. “İhtiyar Talebe” hikayesinin kahramanı olan, yolu Grenoble’a düşmüş bir Yugoslav, “Gauthar Cambazhanesi” hikayesinin kahramanı olan genç bir Yunan, İtalyan Mahallesi, Marsilya Limanı…Sonra bu arayışlar ve keşifler İstanbul’a taşınır. Balıkçı kahveleri, tava kokan dumanlı meyhaneler ve onun “birbirinden çok farklı insanlara karşı duyduğu derin alaka ve tecessüs”, Sait’i “edebiyat tarihimizde pek az meraklının yaklaştığı, fakat bahsini pek etmediği insanoğullarına iter.”(agy, s.13) Sadece ‘insanoğulları’ değil ‘insankızları’ da vardır bu kimselerin ilgilenmediği, merak etmediği kişiler arasında: “Sait, Beyoğlu’nda, Galata’da, Kasımpaşa’da, Samatya’da ve nihayet karargahını kurduğu Burgaz’da, papaz efendinin, ermeni balıkçının, duvarcı Barba Antimos’un, falcı matmazel Todori’nin, Mercan ustanın ahbabıdır, kestanecinin, projektörcünün, Sakarya balıkçısının, Melahat’in dostu olduğu gibi.”(s.13)

Sait’in hikaye kişileri onun ‘bohem’idir, arkadaşlarıdır. Hepimiz Sait’in arkadaşıyız.

(669)

Yorum yaz