Home Bilgi Bankası Salinger’ın Askerlik Anıları
Salinger’ın Askerlik Anıları

Salinger’ın Askerlik Anıları

205
0

“Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, yanan insan etinin kokusunu burnundan hiçbir zaman tamamen atamazsın.”

İkinci Dünya Savaşı’nın ağır gölgesinin Amerikan yaşamının her yanını sardığı 1941 yılında Salinger anne ve babasıyla birlikte zor aile hayatını sürdürüyordu. Henüz 23 yaşında olan Salinger yaşamının en tutkulu yıllarında kendini yazmaya adamak için özel bir alan arıyordu. Ailesiyle birlikteyken yazmanın güçlüğünü bildiği için uzaklaşabileceği her yer ona çekici gelmiş. Orduya katılmak bile.

Amerika Birleşik Devletleri savaşı uzaktan izlerken 7 Aralık 1941’de Japonya’nın Pearl Harbor’u bombalamasıyla savaşa dahil oldu. Savaşın etkisi gözle görülür bir şekilde hissedilince Salinger’da ister istemez savaşa katılma arzusu baş göstermiş. Yirmi üç yıl önce orduya katılan Scott Fitzgerald’a öykünen Salinger’ın içinde yurtseverlik duyguları kabarmış. Geçmişte yurtseverlik duygularının net bir şekilde açığa vurmadığı için orduya gitmek istemesi çoğu eleştirmeni yanıltmış. Salinger’ın yurtseverlik duygusuyla değil sırf ailesinden uzaklaşıp kendini eserlerine vermek için orduya katılmak istediğini söyleyen eleştirmenler, ordudaki boş zamanı roman yazmak için kullanacağını düşünmüşler. Haklılık payları var. Çünkü Salinger orduya katılmak için askere alınma merkezine başvurunca geri çevrilmişti. Daha önce hiç bilmediği orta şiddette bir kalp rahatsızlığı ortaya çıkınca, Salinger bu kadar basit bir neden yüzünden askere alınmadığı için öfkelenmiş. Orduya katılmak için bir anlamda “kendini yerden yere vuran” Salinger, askerlik için sağlıksız görülmüş, buna çok içerlemişti.

Yazmaya devam eden Salinger “Eskimolarla Savaştan Hemen Önce” adlı öyküsünde bu döneminde yaşadığı sıkıntıları anlatır. Franklin karakteri ve öbür öykülerindeki kalp rahatsızlığı yaşayan karakterlerle içindeki sıkıntısını dökmüştür.

Salinger orduya alınmasa da “Alışmak” adlı öyküsü askerlere savaş alanında eşlik eden Karacılar ve Denizciler için hazırlanan öykü ve karikatürlerden oluşan asker el kitabında (The Kit Book for Soldiers, Sailors & Marines) yer almış. Çalışmasının ilk kez bir kitapta basılması Salinger’ı mutlu etmiş, sonraki yazıları için umutlandırmıştı.

salinger-foto

Öykü yazmaya bir süre daha devam eden Salinger, çevredeki savaş havasına kayıtsız kalamamış, orduya alınmamasının öfkesi her geçen gün biraz daha artmış. Tanıdığı bütün arkadaşları görevlerini yapmak için askere giderken Salinger anne ve babasının yanında uslu çocuklar gibi oturmayı sürdürüyordu. Bu durumun eziciliğinden sıkılan Salinger’a ordunun sınıflandırma standartlarını gevşetmesiyle 1942 yılında asker alma komisyonundan celp gelmiş. Uzun zamandır beklediği kararın gerçekliğiyle yüzleşen Salinger evde roman yazmak yerine orduya alınmayı tercih etti. Ailesinden uzaklaşmayı, yalnız kalıp kafasındaki romanı yazmayı çok istese de karşı karşıya bulunduğu durumun gerçekliğiyle yüzleşince ailesiyle arasındaki görünmez bağları fark etmiş. Savaşın korkunçluğu, bilinmezliğiyle geriye döndüğünde nelerle karşılaşacağı üzerine düşünmeye başlamış. Salinger dünyanın masumiyetini daha da fazla kaybedeceği bir savaşa katılacağını seziyordu.

Orduda farklı görevler verilen Salinger yaşam tecrübelerini, eserlerindeki gözlemleri buraya borçlu. Savaş Salinger üzerinde derin bir etki yaratmıştı.

Sivil yaşamında insanlardan köşe bucak kaçan Salinger, orduda dışarda ilişki kuramayacağı çoğu insanla arkadaş olmuş. Ordudaki rahat görevleri Salinger’ı yazarlıktan soğutsa da uzun süren askerlik döneminde çoğu eserinin iskeletini oluşturmuştu. Sabahları eğitimle, ordu işleriyle uğraşan Salinger gecelerini yazmaya ve okumaya ayırmış, edebiyatta ilgi alanlarını genişletmiş. İzin günlerinde Dostoyevski ve Tolstoy’un büyüklüğüne, ağırlığına sığınmış. Orduda karakterinin değiştiğini hisseden Salinger, arkadaşlarıyla birlikteyken işi şakaya vurup eğlense de yalnız kaldığında derin düşüncelere dalıp geleceğin belirsizliği üzerine düşünmüş. Savaş, askerlik, ordu Salinger’ı değiştirmiş, sert ve kaba biri olmuş. Normandiya Çıkarması’nda görev alan Salinger doğanın yıkıcılığını, savaşın ağırlığını, korumakla görevli olduğu askerleri yönetirken kendini bir cehennemin içinde hissetmiş. Bu cehennemden kurtulup bir an önce eski hayatına dönme isteğini kendine itiraf etmişti.

Salinger (solda) Normandiya Çıkarması'ndan sonra arkadaşlarıyla
Salinger (solda) Normandiya Çıkarması’ndan sonra arkadaşlarıyla

İkinci Dünya Savaşı 8 Mayıs 1945’te sona erdiğinde Salinger üç yıldan fazla görev almıştı. Can atarak gittiği orduda kaldığı bu üç yıl boyunca karşı karşıya kaldığı gerçekler Salinger’ı üzmüş, yormuştu. Geri kalan hayatının savaşın fiziksel ve psikolojik izlerinden sıyrılamayacağını düşünmüş. Çarpışmalardan birinde burnunu kırmış, düzeltmeyi reddetmişti. Art arda yaşanan bombalamalar, patlamalar bir süre sağırlık yaşamasına neden olmuş. Savaş zamanında görüştüğü Ernest Hemingway’e yazdığı mektuplarda, kendi isteğiyle hastaneye başvurduğunu, posttravmatik stres bozukluğu yaşadığını öğreniyoruz. Savaşın bitişiyle istediği huzuru yakalayamayan Salinger, hastaneden çıkınca inzivaya çekilerek asla unutamayacağını bildiği yaralarından yazarak kurtulmaya çalışmış. Ancak yıllar sonra kızına yaptığı bu itiraf savaşın yıkıcılığının Salinger üzerindeki etkisini anlatıyor:

“Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, yanan insan etinin kokusunu burnundan hiçbir zaman tamamen atamazsın.”

Kaynak: Kenneth Slawenski, Üzüntü, Muz Kabuğu ve Salinger, Sel Yayıncılık, 2011.

(205)

Yorum yaz